Bizden öncekiler vazgeçmediği için bugün konuşabiliyoruz. Şimdi sıra, bizden sonrakilere karşı üzerimizde olan borcu ödemekte. Gelip geçici olanın değil, kalıcı hakikatin peşinde; dünya siyaseti, yeni dünyanın meseleleri, gündem, belgeseller, kitaplar ve daha önce konuşulmayan konularla yeni bir yolculuğa başlıyoruz. Üstelik bu yolculuk yalnızca YouTube’la sınırlı kalmayacak.
https://t.co/iXWF8LR6qK
İyi hafta sonları dilerim ☕️
Uzun zamandan bu yana okuduğum en sarsıcı metin
Nureddin Topçu, Mehmed Akif'i anlatıyor
Bilen bilir, özellikle Fuat Sezgin başta olmak üzere bir çok isim üzerine farklı tarihlerde belgeseller yaptım, bazı panel ve yayınlara davat edildiğimde şunu söylemeye gayret ettim ilgili hâzirûna
Öncü isimleri anlatırken, adeta mitolojiye dönüştürüyor, hayattan, gerçeklikten kopuk, herhangi bir evren boşluğunda yaşamışlar ve hiç bir zaman o hayatlar bir daha olmayacak gibi dinliyor, anlıyor, anlatıyoruz
Halbuki, o insanların muadilleri, izcileri, emanet taşıyıcıları, bugün de var, her yerde var hem de, ki, sen, ben, o, biz, onlar gibi gayretle, muhabbetle.. devam etmiyorsak hayata, neden devam ediyoruz ki..
Bu bakış açısı, istisnasız, hayata, dünyaya, tarihe, insan karakterine katma değer üreten tüm şahsiyetler için, kendimiz için, çevremiz için, ayna kadar, telefon ekranı kadar, kendimiz kadar bizimle olmalı kanısındayım
İyi okumalar 🌼
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bugün ortak bir savunma anlaşması imzaladı.
🇹🇷🇸🇦🇵🇰
Anlaşma Cidde/Mekke temasları sırasında imzalandı.
Bu gelişme bana göre son yılların en önemli jeopolitik adımlarından biri olabilir.
Çünkü ilk kez;
Türkiye (NATO’nun ikinci büyük ordusu),
Pakistan (İslam dünyasının tek nükleer gücü),
Suudi Arabistan (Körfez’in ekonomik ve siyasi merkezi)
aynı güvenlik şemsiyesi altında buluşuyor.
Bu üç ülke birlikte;
Doğu Akdeniz,
Kızıldeniz,
Basra Körfezi,
Hint Okyanusu
hattında çok geniş bir stratejik alanı kapsıyor.
💢**Anlaşmada en dikkat çekici hüküm, üç ülkeden birine yapılacak silahlı saldırının üçünün ortak güvenliğini ilgilendireceği yönündeki karşılıklı savunma taahhüdü.**
Bunun yanında;
ortak askeri tatbikatlar,
istihbarat paylaşımı,
savunma sanayii iş birliği,
teknoloji transferi,
eğitim faaliyetleri öngörülüyor.
💢Arap kaynakları bunu büyük ölçüde İran kaynaklı güvenlik tehdidine verilen cevap olarak sunuyor. Ama gerçekten öyle mi!?
Ya İsrail? Böyle bir vurguya rastlamadım, görenler ekleyebilir.
Lakin, özellikle Suudi basınına yakın kaynaklarda şu vurgu yapılıyor:
İran’ın Körfez’e yönelik baskısı,
Husi saldırıları,
ABD’nin artık tek güvenlik garantörü olarak görülmemesi,
Bölgesel ülkelerin kendi güvenlik mimarisini kurma isteği.
Arap dünyasında bu anlaşma yalnızca üç ülke arasındaki askeri iş birliği değil, yeni bir bölgesel güvenlik sistemi olarak yorumlanıyor.
💢Pakistan medyası anlaşmayı üç nedenle öne çıkarıyor:
Pakistan’ın İslam dünyasındaki askeri rolünün güçlenmesi,
Türk savunma sanayii ile daha yakın entegrasyon,
Suudi Arabistan ile zaten var olan askeri ittifakın üçlü yapıya dönüşmesi.
İslamabad açısından bu, hem diplomatik hem askeri prestij sağlayan bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
💢Türkiye için anlaşma;
Körfez’deki nüfuzunu artırıyor,
Savunma sanayi ihracatına yeni alan açıyor,
Ankara-Riyad normalleşmesini stratejik seviyeye taşıyor,
Pakistan ile uzun süredir devam eden askeri ortaklığı kurumsallaştırıyor.
Anlaşma, Türkiye’nin NATO üyeliğini ortadan kaldıran veya ona alternatif oluşturan bir yapı değil; daha çok bölgesel kolektif güvenlik mekanizması niteliğinde görülüyor…
💢 Özü itibarıyla bu gelişme, sadece yeni bir savunma anlaşması değil; Ortadoğu’da güvenlik mimarisinin değişmeye başladığının işareti.
ABD’nin bölgedeki rolünün göreceli olarak azalmasıyla birlikte Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan kendi güvenlik eksenlerini oluşturuyor.
Eğer ilerleyen dönemde Katar, Azerbaycan, Ürdün veya bazı Körfez ülkeleri de benzer mekanizmalara katılırsa, bu yapı NATO benzeri olmasa bile İslam dünyasının en güçlü kolektif savunma platformlarından birine dönüşebilir.
Ancak bunun ne ölçüde işleyeceği, uygulanacak ortak askeri mekanizmalar ve siyasi iradenin sürekliliğine bağlı olacak.
Yasanın devreye girmesi için şart çok net. PKK/KCK ve bağlı tüm yapıların fiilen ortadan kalktığı, ellerindeki silah ve mühimmatın tamamen teslim edildiği güvenlik birimlerince tespit edilecek.
Bu tespit Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilecek ve Resmi Gazete'de yayımlanacak. "Önce silahlar sussun, sonra hukuk devreye girsin" prensibi işliyor.
Takip için de mekanizma kuruluyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında bir Kurul oluşturulacak. TBMM'de ise bir İzleme Komisyonu yer alacak.
Cinayet işleyenler, eski dönem ağır cezalılar ve silah bırakmayanlar dışarıda kalıyor.
Genel af yok, özel statü yok, "umut hakkı" tartışması da metinde yer almıyor.
Şimdilik görünen, işin bu kez sıkı tutulduğu.
https://t.co/aRt7gH4jwV
Menderes Belediye Başkanına ait olduğu iddia edilen ekran görüntüleri meğerse yapay zeka ve dijital montaj imiş.
Vatandaş nerdeyse zırh kuşanacaktı,
Deniz Yücel herkesin yüreğine su serpti..
Kim neresini, kaç liraya, kime gösterecek bilmem ama bunun sebebi ekonomik kriz olamaz.
Bu gerçek bir ahlaki çöküştür. Gençlere, özellikle kız çocuklarına sahip çıkın.
Vücudunu teşhir etmenin, bunu para karşılığı yapmanın makul gösterildiği bir zamanda yaşıyoruz.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum:
“Terörsüz Türkiye'ye geçiş süreci, artık geri dönüşü olmayan bir eşiği aşmıştır. Bundan sonraki temel mesele, sürecin hangi hızla ve hangi disiplin içinde tamamlanacağıdır. Devletin kararlılığı ile sürece samimiyetle katkı sunan aktörlerin iradesi, geçiş sürecinin başarıyla sonuçlanmasının en önemli güvencesidir. Buna karşılık, süreci geciktirmeye, şartlandırmaya, istismar etmeye veya sabote etmeye yönelik girişimler, hangi siyasi mecradan, hangi ideolojik çevreden ya da hangi yapıdan gelirse gelsin, yalnızca kendi meşruiyetini tüketmeye ve millet vicdanında karşılıksız kalmaya mahkum olacaktır”
Nedim Şener yalnızca bir isim değildir.
Nedim Şener, bu ülkenin yakın hafızasında hakikatin kayda geçmiş hâlidir.
Nedim Şener, FETÖ karanlığının en gürültülü zamanlarında susmayan bir cümlenin adıdır.
Nedim Şener, herkesin baktığı ama herkesin konuşamadığı yerde, dosyanın, delilin, kaydın ve vicdanın yanında duran adamdır.
Nedim Şener dediğimizde sadece bir gazeteciden bahsetmiyoruz.
Nedim Şener dediğimizde, kumpasın içinden geçmiş ama hakikat çizgisinden çıkmamış bir omurgadan bahsediyoruz.
Nedim Şener dediğimizde, kalemiyle nöbet tutan, kaydıyla direnç kuran, cümlesiyle karanlığın üstüne yürüyen bir hafıza muhafızından bahsediyoruz.
Çünkü Nedim Şener’in meselesi şahsi bir mesele değildir.
Nedim Şener’in meselesi, hakikatin meselesidir.
Nedim Şener’in meselesi, devletin hafızasıdır.
Nedim Şener’in meselesi, milletin vicdanıdır.
Nedim Şener’in meselesi, FETÖ’nün sahte mağduriyetlerine, örgütlü yalanlarına, kelime hırsızlığına, takiye düzenine karşı hakikatin adını koyma meselesidir.
Nedim Şener, “unutmayın” diyen kayıttır.
Nedim Şener, “sulandırmayın” diyen hafızadır.
Nedim Şener, “ihanetin adını değiştirerek aklayamazsınız” diyen cephe sesidir.
Nedim Şener, FETÖ’nün yalnızca silahla değil; yurtla, bursla, sohbetle, abiyle, ablayla, kod adıyla, mahrem imamla, sahte sadakatle geldiğini hatırlatan bir çizgidir.
Nedim Şener, bu ülkeye ihanetin önce kelimeleri çalarak başladığını gösteren adamlardandır.
Nedim Şener, “hizmet” denilerek kurulan örgüt sadakatini, “cemaat” denilerek gizlenen hücre düzenini, “mağduriyet” denilerek pazarlanan kirli geçmişi hafızanın önüne koyan isimdir.
Bu yüzden Nedim Şener’i anmak, sadece bir kişiyi anmak değildir.
Nedim Şener’i anmak, hakikatin arkasında durmaktır.
Nedim Şener’i anmak, kaydın namusuna sahip çıkmaktır.
Nedim Şener’i anmak, FETÖ meselesini zamanın tozuna bırakmama iradesidir.
Nedim Şener’i anmak, 15 Temmuz’u sadece bir geceye sıkıştırmama şuurudur.
Nedim Şener’i anmak, “bu dosya kapanmadı, bu hafıza teslim olmadı, bu millet unutmadı” demektir
@nedimsener2010
Pakistan İslam Cumhuriyeti Başbakanı, kardeşim Sayın Şahbaz Şerif’i ve kıymetli heyeti İstanbul’da ağırlamaktan büyük memnuniyet duydum. 🇹🇷🇵🇰
Bugün yaptığımız görüşmelerde ikili ilişkilerimiz başta olmak üzere bölgesel ve küresel meseleler hakkında görüş teatisinde bulunduk.
İslamabad Mutabakatı’yla sağlanan sükûnet sayesinde tüm dünya derin bir nefes almıştır.
Biz de bölgemizde gerilimin azaltılmasına ve sorunların diplomasi yoluyla çözülmesine katkı sağlayacak her adımı destekledik, destekliyoruz.
İsrail yönetiminin, mutabakatı dinamitlemeye yönelik tahriklerini dikkatle takip ediyoruz.
Savaş bağımlısı mevcut İsrail hükûmetinin coğrafyamızı tekrar barut ve kan kokusuna boğmasına fırsat verilmemelidir.
Türkiye, hangi inanca mensup olursa olsun bölge sakinlerinin tamamının huzur ve güven içinde yaşadığı bir iklimin hâkim olmasını istemektedir.
Böyle bir iklimin tesisi için de her türlü gayreti gösteriyoruz.
Bölgemizde barış, istikrar ve refahın güçlendirilmesi için Pakistan başta olmak üzere kardeş ülkelerle dayanışma halinde çalışmayı sürdüreceğiz.
Pakistan’la her alanda dayanışmamız sürüyor.
Ticaret hacmimizi evvelce belirlediğimiz 5 milyar dolar seviyesine çıkarma hedefimizi teyit ettik.
Pakistan’la enerji, ulaştırma, kritik mineraller ve bilgi teknolojileri alanında iş birliğimizi derinleştirmek istiyoruz.
Ekonomik ilişkilerimizin en önemli unsurlarından olan savunma sanayisi alanındaki iş birliğimiz yeni projelerle her geçen gün gelişiyor.
Aşama aşama hayata geçirdiğimiz bu projelerin, Pakistan’ın gücüne güç katacağına inanıyorum.
Her dönem sadece fiziken değil ruhen de teslim olmalarına rağmen hala ortalıkta muzaffer komutan edasında dolaşıp car car konuşan Ertuğrulgiller familyası sizi aldatmasın 12 Eylül hapishanelerinde Muhsin Yazıcıoğlu sadece kendi yada kendiler değil hepimiz adına verdi özeleştiriyi:
"...Bir zamanlar okullara sığmadık, mahallelere sığmadık, şehirlere sığmadık, Türkiye'ye sığmadık ama arkasından iki buçuk metrekarelik hücrelere sığdık. Dışarıda birlikte yaşayamayanlar hücrede birlikte yaşamaya mecbur oldular. Dışarıda yaşamanın yolunu bulamayanlar hücrede birlikte yaşamanın kültürünü geliştirdiler...
Kavgaları paylaşamayanlar bu defa işkenceleri paylaştı. Ben 2,5 yıl solcu arkadaşlarla aynı hücreyi paylaştım. Yeni gençliğe tavsiyem şudur. farklı olacağız ama bir arada yaşayacağız. Aykırı düşünüyor diye karşımızdakini yok etmeye çalışmayacağız..."
Zıt kutubların adamıydık bir dönem.
12 Eylül hapishanelerinde aynı kaderi paylaştık.
Araya yıllar girdi.
Dünyayı hep birlikte yeniden okuduk.
Biz O`nu herkesin Batı`ya yaranmak, Batı`dan icazet almak için sıraya girdiği bir dönemde İngiltere Parlamentosunda Türkiye`nin güvenliğiyle ilgili bir soruya "İngiltere Parlamentosu ülkemin bu türden iç sorunlarını değerlendirmeye uygun bir ortam değildir." diye cevap vermelerinden tanıdık.
Biz O`nu herkesin saklandığı 28 Şubat günlerinde `Namlusunu milletine çevirmiş tankı asla selamlamam!` demelerinden tanıdık.
Biz O`nu `Bizim tarlamızı bile sürmüşler` diyerek derin ve paralel yapıların her mahalle gibi milliyetçi harekette de ne kadar etkin olduğunu delikanlıca dile getirmelerinden tanıdık.
Şimdi Sağ’dan ve Sol’dan, vatanı emperyallere peşkeş çeken bu kadar soytarıyı, haini gördükçe daha büyük bir saygıyla anıyoruz kendisini 🙁
Vefatının 17. yılında rahmetle yâd ediyorum.
Mekânı cennet olsun. 🤲