babam iki gündür hastanede yatıyor.
annem dün akşam, "yokluğu nasıl da belli oluyor" dedi hüzünle. 60 yıla yaklaşan evlilikleri boyunca kavga ettikleri de, küstükleri de oldu. her şey güllük gülistanlık değildi. ama hiçbir zaman "ben senin bankamatik kartın mıyım?" veya "ben senin evinin hizmetçisi miyim?" demediler birbirlerine. her ikisi de ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştı. imrenilecek evlilik budur bence. instagram'da, tiktok'ta mutluluk storysi paylaşıp evde birbirini yemek değil.
Mesaj kutuma part time entelektüel analizler yapan bir kadın arkadaşın sitemli mesajı düştü. "Keşke Mem - Şivan tartışması yerine Cannes film festivalindeki Kürt modacı Lara Dizeyee'nin kıyafetini konuşsak" diyor.
Hadi biraz da Lara'yı ve su gibi güzelliğini konuşalım... Olmaz?
Sanırsın adama sadaka veriyorlar. Yahu Mem Ararat dahil yüzlerce sanatçının emeğine, sanatsal üretimine, geçmişine ve geleceğine el koymuş bir şebeke var ortada, o da yetmezmiş gibi hedef gösterip linç ettiriyor namussuzlar ve ailenin büyüklerinden birinin de üslubu bu: verin gitsin. He yaw; verin gitsin. Yıllarca yazmış, çizmiş birisin. Kültür işlerini herkesten iyi bilirsin. Kitaplarından bir kaçına el konulsa, bu kitapları okumana izin verilmese, üstelik ahaliye evini, o kitapları okumuyorsun diye taşlatsalar böyle mi yaparsın? Kimden yanasın? Senden olan zalimden. Yaşlılarının da ahlakının böyle mundar olduğu bir yerde @ararattmem’a tavsiyem: belgeni versinler ve git!
Yaprağından dalına, gövdesinden damarlarına kadar tahrib edilmiş bir kültürün varlık yokluk mücadelesinde kurulan parti ve parti kurumlarının başvurdukları doğru-yanlış yöntemlerin tümü araçsaldır ve geçicidir. Verilen bütün bedeller bilincin ve kültürün açığa çıkarılması içindir.
Bu cümleleri siyasi toplantılarda ve diyaloglarda sürekli duyarız.
Kürt-Zaza sanatını açığa çıkarmak amacıyla siyasal hareketin bünyesinde sanatsal kurumlar oluşturuldu. Sahipsiz kalan bu alanın meşruiyeti ve temsili için de büyük bedeller verildi. İlk başladığımız yıllarda bu kurumlar hep yanımızda oldular, sanatımızı icra etmek için bizlere yeni alanlar açtılar. Dükkanları, büroları, evleri basıldı, kol kanatları kırıldı, zulüm gördüler, hapis yattılar. Bahsedilen süreçte yanımızda duran Hunerkom, Mîr Muzîk, Kom Muzîk gibi kurumlara minnetdârız. Bu birlikteliği, omuz omuza mücadeleyi da her zaman ve her yerde gururla anlatırız. Ancak değerli sanatçı kardeşim Mem Ararat'ın bahsettiği tartışmayı birbirimizi kırmadan devam ettirmemiz, kendimiz, tarihimiz ve değerlerimize duyduğumuz saygının gereğidir.
Bir gerçek var ki sanatın yolu ile siyasetin yolu her zaman ve çağda tümüyle aynı değildir. Eğer bir yer ve çağda ikisi arasında sürekli ve tam bir uyum varsa ortada bir sorun var demektir. Siyaset bulunduğu zamana ve güne endekslidir, sanat ise toplumsal hafızaya hakim olan duygusal kodlarıyla zaman ve mekan ötesidir, en azından maksadı ve hedefi budur. Her ikisinin algısında farklılıklar vardır ve bu doğaldır. Bu gerçeği ve durumu anladığımızda iki alanın birbirlerini muazzam şekilde tamamladığını görebiliriz.
Bir çok sanatçı gibi benim de bu kurumlarla kavgam oldu. Kurumlara katılan, görev alan kişilerin beraberlerinde getirdikleri anlayışlar veya merkezden üretilen sanata yönelik yanlış yaklaşımlar vb.
Kürt-Zaza sanatının yeniden üretilmesiyle beraber siyasal hareketin bünyesi içinden ya da dışından yeni sanatkarlar, yeni anlayışlar ortaya çıktı ki amaç ve sonuç buydu zaten.
Şimdi hareketin bünyesindeki kurumlar, "daire" dışında kalan veya "kurum dışı" olan yeni isim ve oluşumlarla nasıl ilişkilenecekler? Huzursuzluğa ve gerginliğe sebep olan durum tam da budur. Yoksa "telif", "Kom Müzik" veya bazı şahıslar değildir. Durum yapısaldır. Tartışılması gereken budur.
Devrimci ve ulusal bilincin geniş halk kesimlerine aktarılmasıyla beraber oluşan yeni yapıda toplum takip edeceği, seveceği ya da sevmeyeceği sanatçıyı kendisi seçiyor artık. Şimdiye kadar öncülük misyonunu üstlenen emekdar kurumlara düşen yeni görev, kendi halkına güvenmeleri ve bu yolda halka eşlik etmeleridir. Çünkü partiler ve siyasetler seçenek sunabilir, ama halk seçer, seçimi yapan halktır. Halk kendi sihirli dinamiğiyle bunu seçiyor veya vazgeçiyor. Kalıcı olmak da sanatçının çabasına, kendini geliştirmesine kalıyor.
Bundan kastım örgütsüzlüğü öğütlemek ve savunmak değildir. Her sanatçı siyasal yapılar içinde de örgütlü olabilir, sanatçı örgütleri içinde de. Örgütsüz sanatçı bir süre sonra kendi gölgesine tapmaya başlayabilir. Bizi sanatçı olarak diğer insanlarla eşitleyen şey, sosyal varlıklar olmamızdır.
Atalarımızdan miras kalan bahçe elimizden alınmıştı. Bahçemizi yakmışlardı. Tarumar etmişlerdi. Verilen ve daha da verilecek olan bedellerin toplamında bir bilince ulaştık ve bize ait olan bahçemize sahip çıkmayı öğrendik. Siyaset veya parti "bahçeyi ben size geri kazandırdım, benim sözüm geçer" dememelidir. Çünkü halk artık bunun bilincindedir.
"Kurum içi-dışı" anlayışını sorgulayarak bahçemize renk katan, değer katan her bireyi ve çabayı yüceltmeliyiz.
Sonuç olarak bahçe hepimizindir, o kutsal emaneti ekip biçerken kimse üstten konuşmamalı. Emek veren, üreten her kimse, o bahçede hakkı vardır. Bize ait olan değerlere, kendimizden birine hor davranmadığımız sürece doğru yoldayız demektir.
Mem Ararat’a yönelik eleştirilere baktığımızda en fazla “Çok para kazanıyor” söylemi öne çıkıyor.
Avrupa’da sanatçılar sanatını özgürce yapabilsin, ekonomik zorluk yaşamasın diye belediyeler ve kültür kurumları özel fonlar ayırır, destek sağlar. Çünkü güçlü sanatın güçlü toplum demek olduğunu bilirler.
Bizde ise insanlar “Neden bedava konser vermiyor?” diye sanatçıyı linç ediyor. Yahu bir insan size malını bedava vermedi diye tepki gösterilir mi? Bu nasıl bir mantık?
Mem Ararat’a tepki göstereceğinize, oy verdiğiniz belediyelere tepki gösterin. Kürt sanatçılar için bütçe ayırsınlar. Sanatçı ekonomik olarak güçlensin ki daha iyi üretim yapabilsin. Kürt sanatı ve kültürü gelişsin, halk da bundan faydalansın.
Ama siz siyasilere hesap sormak yerine sanatçıya “neden bedava hizmet vermiyorsun” diye yükleniyorsunuz. Sonra da Newroz'larda Zeynep Casalini ve Emel Mathlouthi dinlerken, Kürt sanatçılar evlerinde ellerinde sazlarıyla çaresizce olanı biteni izliyor.
Önce sanatçınıza ve sanatınıza sahip çıkın. Ondan sonra yapılacak eleştiriler daha makul bir zemine oturabilir ancak.
Çalıştığı yerden 1 ay parasını geç alsa ortalığı ayağa kaldıracak insanlar, Mem Ararat’ı neden hakkını arıyorsun diye linçliyor. Bunu yapanlar da Kürt olduğu için kıyamıyorum kötü bir şey yazmaya ama insan biraz empati yapabilmeyi de bilmeli.
Neyse keko, diyeceğim o ki; birbirimizle uğraşmaya devam edersek bizden bir cacık olmaz. Dembaş.
Bir sanatçının emeğinin karşılığını alması onu paracı yapmaz. İnsanların duygularına tercüman olan birini sırf popüler diye değersizleştirmek çok yüzeysel geliyor.İnsanlar emek veriyor,üretiyor,yıllarca uğraşıyor.Popüler olunca da hemen samimiyetsiz damgası vurulur.@ararattmem 🫶
İlişkilerde zamanla tepkisel birine dönüşmemizin nedeni duygusal olarak güvende hissedemememizdir. İnsan kendini görülmüş, anlaşılmış ve güvende hissettiğinde sakinleşir. Ama sürekli belirsizlik mesafe ve duygusal ihmal yaşanıyorsa kişi kendini güvende hissedemez.