Göktürk'ün Babası, Ankaragüçlü, Takım ve Yönetici Koçu, Eğitimci, Yazar, Eski Bankacı, Tavla'nın Ulubal'ı. Mustafa Kemal'in askeri. Hem Ulusalcı hem Kemalist.
Sadece yöneticilere değil üniversite öğrencilerine de hitap eden kitabım "Orta ve Üst Düzey Yönetici Tuzakları" na https://t.co/v11lp7W3Ii adresinden ulaşabilirsiniz. https://t.co/zvawAyoyUH
Mersin’de pazar yerinden bir görüntü. Suriye iç savaşı bitince sığınmacılar gidecek demişlerdi. Aralık 2024’de Beşar Esad devrildi.
Haziran 2026’da Türkiye’nin Şam Büyükelçisi Türkiye’de 2 milyon 300 bin Suriyeli olduğunu, bunların Suriye’ye dönmeyeceğini, Türkiye’ye entegre edileceğini söyledi. Temmuz 2026’da İçişleri Bakanı Suriyelilerin geri dönmesi istenmiyor dedi. Bu arada 2025 yılında MEB verilerine göre ülkemizde 777 bin Suriyeli öğrenci vardı. Demek ki, Suriyeli sayısı 2.3 milyondan fazla.
Zafer Partisi bütün sığınmacı ve kaçakları ülkelerine geri yollayacak.Yasalara aykırı şekilde verilen vatandaşlıkları iptal edecek. @zaferpartisi@zpgencresmi@ZPKadinAile
Ekonomi, eğitim hatta adalet düzeltilebilir ancak ahlâk duygusunu kaybetmiş bir toplumun düzelmesi için en az 2 nesil geçmesi gerekir. Son 25 yılda yaşanan ahlaksızlığa bağlı toplumsal çürüme ülkeyi hızla felakete götürüyor. Bunu görüp, imkânı olanlar yurtdışına gidiyor. Yazık...
🚨 Eski Kayserisporlu futbolcu German Onugkha:
"Tüm Türkiye adına konuşamam ama Kayseri özelinde konuşacak olursak hayat berbat. Durumu hafifletmek için böyle söylüyorum. Son yıllarda toparlanmama yardımcı olduğu için hindistan cevizi suyu içiyorum, ancak şehirde bulmak imkansız. Yok denecek kadar az. Yemek kalitesi berbat. Restoranlar berbat. Düzgün taksi yok. Herkes sizi dolandırmaya çalışıyor. Futbolcu olduğunuzu öğrendiklerinde 5 kat fazla dolandırıyorlar. Mesela hurma almak için pazara gidiyoruz. Normalde fiyatı bellidir. Ancak futbolcu olduğunuzu görünce tartarken sizi kandırıyorlar. Her yerde aldatmaca var." (Sport 24)
PKK ve APO’cu DEM, AKP ve MHP'lilerin dikkatine!…
Bahçeli! Özellikle de senin dikkatine!
“Yıl 1987 Gatadan 1987/5 siciliyle mezun oldum. Tayin yerimizi kura ile çektik, elime tüküreyim, bi çektim Erzincan. "aileme çok uzak" diye haritaya bakıp bakıp höykürerek ağlıyorum. Bi baktım Nevin yanımda, o da ağlıyor. Nevin de Erzincan’ı çekmiş. Neyse ki en samimi arkadaşımla gidiyorum diye hafiften teselli buldum.
Biz Nevin’le el ele tutuşup gittik. İkimiz de yeni nişanlanmıştık. Nevinin nişanlısı Mehmet, öğretmen ve Ankara’da, benim nişanlım Murat üsteğmen, o da Ankara’da. Yolda plan yapıyoruz; Erzincan Asker Hastanesine katılış yaparız, en fazla 15 gün sonra dönüp düğün yapar Eş tayininde en fazla 1 ay içinde Ankara’ya döneriz.
Erzincan Asker Hastanesi 200 yataklı ufak, iş de azdır, en azından GATA gibi olmaz diyoruz.
Erzincan’a indik herkes bize yeni gelen hemşireler filan diyor valizi taşıyor, çok mutlular...
Neyse, başta bizi inanılmaz coşkuyla karşıladılar. Biz de nasıl seviniyoruz herkes çok cana yakın diye.
Meğer hastanede 6 hemşire varmış bizimle birlikte 8 olmuşuz. Ee olsun iş çok az ki bu kadar hemşire var diye iyimser olmaya çalışıyoruz.
Baş tabip bize "hastanenin üst katında hemşireler kalır, mutfak var istediğinizi pişirebilirsiniz ama çarşıya giderken benden izin alacaksınız, size araç tahsis edeceğim" dedi . Amanın biz bi sevindik özel araçla filan gezecegiz diye. Ertesi gün mesai bitince gidip alış veriş yapmamız lazım. Bizim ‘özel araç’ geldi. Arkası branda askerî jeep. Arkada iki koruma ellerinde G3, Nevin’le öne bindik hoplaya zıplaya alış veriş yapıp döndük. Yine iyimseriz, yine gülüyoruz filan. Akşam yatma vakti kıdemli hemşire abla bize dedi ki" üniformalarınızı yatağın ayak ucunda giymeye hazır bulundurun.
Acil durumda hızla giyinip acile ve ameliyathaneye gitmek gerekebilir". Ne sıklıkta acil durum olabilirdi ki?
Uykuya geçtik geçmedik kapı gümbür gümbür vuruldu. Nöbetçi subay bağırmaya başladı.
"Pülümür Karakolu vuruldu"
Fırlayıp giyindik, asansör filan beklemeden koşarak indik. Ambulanslar gelmeye başladı. Biz yaralıları indirdirip müdahale edeceğiz.
Bir yüzbaşı jeepten atlayıp kucağıma bir şey tutuşturdu; “şunu tut ve sahibini bul" diye verdigi şeye önce dört elle sarıldım. O kadar panik içindeyim ki algılayamadım önce, bana ne verdi, sahibi kim? Galiba aşırı terliyorum, tüm göğsüm ıslandı diye düşündüm.
Tuttuğum şeye baktım. Kalçaya yakın hizadan kopmuş bir bacak.
Sonrasını hatırlamıyorum kısa süreliğine bayılmışım.
Kendime geldiğimde yerdeyim ve hala kopmuş bacaga sıkı sıkıya sarılmışım. Göğsüm ter degil kan içindeydi.
O gece biz 30 şehit verdik!Ambulansta gelen Mehmetciklerden sadece bir yaralı çıktı. Diğerleri zaten olay anında şehit olmuşlardı.
2 gün sonra, gece 4 gibi bağırışlar,
"Alp karakolu basıldı"
Ve bu böyle devam etti. Biz aylarca bırakın gidip düğün yapmayı çarşıya yiyecek bile almaya gidemedik.
Ben ve benim tüm meslektaşlarımın böyle binlerce, anı diyemeyeceğim çünkü anılar güzeldir, travması var.
Yıllarca böyle çalıştık, sonra sanki normal insanlarmış gibi akşamları evimize gidip yemek pişirdik çocuklarımıza anne babalık yapmaya çalıştık. Benim çocuklarım ne zaman düşüp bir yerini incitse normal bir anne gibi üzülemedim. Çünkü biz başka annelerin öpmeye kıyamadığı evlatlarının kollarını bacaklarını topladık. Unutamıyorum. Bazılarının üzerinden kanlı aile fotoğrafları çıkardı. Bugün bile ben o fotoğrafları hatırlıyorum.
Bazen o kadar çok ağlardık ki bizim göz yaşlarımız Onların kanıyla karışırdı. Yıllarca eşim beni uykumdan uyandırırdı. “Zeyno uyan kabus görüyorsun sürekli çığlık atıyorsun ne gördün?" diye sorardı. Hep kopmuş kollar, parçalanmış kafalar, üzerime bulaşan beyin parçaları"
Ben bana bu dünyada cehennemi yaşatan hic kimseyi affetmiyorum. Kimseyle de barışmıyorum.”
Zeynep Uğur Cincioğlu.
Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin:
▪️Azerbaycan'da görev yapmış yüzlerce arkadaşımız var, generallerimiz var. Eğitimler verdik, hep onların yanında olduk.
▪️Kendi başımdan geçeni anlatayım; 1994'te Iğdır'da Hudut Alay Komutanlığı yaparken Nahçıvan'da bir kolordu vardı.
▪️Azerbaycan'ın durumu pek iyi değildi ve Nahçıvan'la doğrudan temas olmadığı için gereken yiyecek maddelerini gönderemiyorlardı.
▪️Oradaki askerlere bot dağıtıyorduk; bazen ayakları yara oluyordu. Günde 500 kalori ancak alabiliyorlardı, hiç unutmuyorum.
▪️500 kalori, ayaklarındaki yaraları iyileştirmeye yetmiyordu. Çevredeki birliklerden erzak toplatıp oraya yollamıştım.
▪️Bunu rapor etmemizden sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Nahçıvan'daki kolorduya kendi birliği gibi davrandı.
▪️Oraya yeni depolar yaptırdık; bizim askerlerimize ne alıyorsak aynı malzemeyi onlar için de tedarik etmeye başladık.
▪️Gelip malzemeyi bizden alırlardı, onlara erzak gönderirdik.
▪️Yardım yapan, getiren-götüren, bunlara eğitim yaptıran Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Bunu hiç kimse inkâr edemez.
Atatürkçü düşüncenin ve laik Cumhuriyet’in kararlı savunucusu Doç. Dr. Bahriye Üçok’u, katledilişinin 36. yıl dönümünde saygı ve rahmetle anıyoruz.
Fikirleri ve mücadelesi daima yaşayacak.
Srebrenitsa SoykırımiỊnda kasaba düştüğü an, Sırp bayrağının hemen yanına bir de Yunan bayrağı çekildi!
Peki, Yunanistan'ın Srebrenitsa'da ne işi vardı?
Temmuz 1995’te Srebrenica düştüğünde Sırp bayrağının yanında bir de Yunan bayrağı çekildi.
Mladić’in ordusuyla kasabaya ilk giren paramiliter gruplar arasında, Atina’nın o dönemde örtülü destek verdiği Yunan Gönüllü Muhafızları da vardı. Türk ve Müslüman düşmanlığıyla gelen bu gönüllüler, sivillerin katledildiği süreçte silah kullandı; ardından Karadžić tarafından üstün hizmet madalyasıyla ödüllendirildi.
Lahey ve Hollanda raporlarına da yansıyan bu isimlere ne oldu? Yunanistan’da açılan dosya, altı yıllık soruşturmanın ardından “yetersiz delil” denilerek yedi sayfalık kararla kapatıldı. Katiller Atina sokaklarında serbest kaldı.
Aliya İzzetbegoviç’in uyarısı hâlâ geçerli: Unutulan soykırım tekrarlanır. Unutturmamak hepimizin borcu. Güçlenen Yunanistan karşında zayıf düşerseniz ne olur dersiniz?
Enver Aysever: Milyonda bir bile olsa AKP'ye geçme ihtimaliniz var mı?
Cemil Tugay: Milyonda bir bile bir olasılık yok. CHP'den belediye başkanı olmuş birisinin 'Partimi değiştiriyorum' deme hakkı olduğunu düşünmüyorum. Bunu çok ayıp buluyorum. Ben böyle bir insan değilim.
(Ağustos 2025)
Yorumlara gelip Türkiye’nin parasıyla ekonomisiyle dalga geçen nankör Yunanlılar bilse de anlatmaz:
1941’de Yunanistan, Almanya’nın işgaline uğradığında tüm ülke açlıktan kırılıyordu.
Türkiye’den 🇬🇷’nın Pire limanına 2000 ton erzak ulaştığında Yunanlılar sevinçten ağlıyordu.
Bu yardım yaptığımızda savaş suçlusu Yunanistan’ın Anadolu’da 640 bin sivili katletmesinin üzerinden henüz 20 yıl bile geçmemişti. Ve Türkiye de zengin bir ülke değildi.
Dünyada Yunanistan’a yardım eli uzatan tek ülke Türkiye idi. 70 bin Yunan açlıktan ölmüş, tek umut Anadolu’dan gelen Kurtuluş Vapuruydu.
Savaşların yaralarını henüz saramamış Türkiye’de, tarım alanında çalışabilecek nüfusun önemli bir kısmı askere alınmıştı. Yiyecek stokları da yeni bir savaşa girme ihtimaline karşı ordu için ayrılmıştı.
İşte tüm bu olumsuz ortama rağmen Türkiye, yanı başında yaşanan drama seyirci kalmadı.
Yurt çapında Kızılay aracılığıyla yardım kampanyası başlatıldı. Halk elinden gelen yardımı yapmaktan çekinmedi.
19 yıl önce kendilerini diri diri yakan savaş suçlusu ülkeye, Türk halkı seferber olmuş, yardım gönderiyor.
Anadolu’nun en güzel şehirleri yakılmış yıkılmış, besi hayvanları telef edilmiş, tarlaları yakılmış ülke.. Türk halkı… Yunan halkını açlıktan ölmekten kurtarıyor..
Hem Türkçe hem de Yunanca sevinç nidaları arasında indirilen yardım paketleri tıpkı adı gibi, kurtuluşu müjdeliyordu.
Kurtuluş Vapuru seferine sonraki aylarda da devam etti. 4 seferde toplam 8 bin ton yardım malzemesini Yunan halkına ulaştırdı.
Kurtuluş, beşinci seferinde fırtınaya tutulup battı. Hala denizin dibinde duruyor.
Yunanlıların vefa duygusu da aynı şekilde denizin dibinde..
Kurtuluş Vapuru’nun başına gelen trajediye rağmen iyilik seferleri bitmedi. Altı ay sonra başka deniz araçları ile dümen yeniden Yunanistan’a kırıldı.
1946 yılına kadar Dumlupınar, Tunç, Konya, Güneysu ve Aksu gemileri sefer üstüne sefer yaptı. Toplamda 50 bin ton yardım malzemesini Yunanistan’a ulaştırdılar.
Düşmanca duygularını yenemedi Yunanistan.
2. Dünya savaşında uğradıkları katliamları ve tüm felaketleri unutup Türklere iftira ve hakaret etmeyi sürdürdüler. Geçmişte yaptıkları katliam ve mezalimi hala övüyor, yeni düşmanlıklar peşinde koşup haklarımızı gasp etmeye çalışıyor.
İki plaja bedava girmek, iki tabağı ucuza yemek uğruna bu kötülükleri ödüllendirmeye devam ediyoruz.
Adalarda yaptığımız tatillerde sadece bu tabakları değil, yarın bize doğrultacakları silahların da parasını ödeyip geri dönüyoruz.
Bu kadar kötü komşuya bu kadar duyarsızlık ve iltifat fazla değil mi?