Kim yazmış bilmiyorum ama doğru tespitler 👏🏻👏🏻👏🏻🇹🇷
Sen adamları etkilemek için bin odalı saraylar yapıyor, altın varaklı koltuklarla donatıyorsun, özel hava limanı inşa ediyor, gıcır asvaltlar dösüyorsun. İzlanda başbakanı kalkıp, metruk bıraktığın Ankara Kalesi'ni geziyor. Kafalar o kadar farklı ki...
Okuduğum yorumlardan birinde, "iyi ki sarayı yapmışız, bu toplantı çankaya köşkünde olsa rezil olurduk" yazmış malın teki.
Geçtim İzlanda'yı falan, Amerika başkanlık konutu bile iki yüz yıllık. Beyaz Saray 60 bin metrekare arazi üzerine kurulu, bizim külliye 750 bin metrekare. Beyaz Sarayın kapalı kullanım alanı 5100 metrekare, bizim külliyenin kapalı kullanım alanı 210 000 metrekare.
Burun kıvırdığın İzlanda başbakanlık konutu, hepi topu üç bin metrekare. Ama halkı senden beş kat zengin. Senin emeklin Ulus'un köhne otellerinde ölümü beklerken adamların emeklisi dünya turuna çıkıyor. Beyaz sarayın on katı kadar bina yapmışsın ama önünde atmadığın takla kalmamış iki uçak almak için.
Külliyeye gelen adamlar, kadınlar, Antalya'ya güneşlenmeye gelen turistler değil ki yapının ihtişamından etkilensin. Adam senin ekonomini, ithalatını ihracatını, tarımının halini, askeri kapasiteni, enerji bağımlılığını, rejimini, hukuk sistemini, ülkendeki insan hakları ihlallerini, ve daha da kim bilir nelerini ezbere biliyor. Altın varaklı koltuğa oturdu diye hafızaya reset atacak hâli yok. "Bu kadar müsrif, gösteriş budalası millete müstehaktır" diyordur içinden…
Deniz Zeyrek: "Siz istiyorsunuz ki 86 milyon Trump'ı sevsin, hayır arkadaş biz sevmiyoruz, O da bizi sevmiyor o çıkarlarına bakıyor
Onun Türkiye'ye hiçbir saygısı yok sadece kullanıyor
Trump olmasaydı Gazze'de 70.000 çocuk, kadın ölmezdi, İsrail'e silahı ve parayı veren o"
Tansu Çiller Datça’yı ziyaret eder ve “Can Yücel’i getirin bana” der.
Korumaları Can Yücel’in evine giderler;
“Başbakanımız sizi görmek istiyor” derler..
Can Yücel kalkar, Çiller’in kaldığı yere gider.
Çiller;
“Can Bey, siz çok güzel şiir yazıyormuşsunuz. Bana da bir şiir yazar mısınız?” der.
Can Yücel düşünür ve peki der.
Başlar o anda yazdığı şiiri okumaya;
Sarı saçlı güzel kadın!
Sarı saçlı güzel kadın!
Tansu Çiller şöyle keyifle süzülür, şiiri dinlemeye devam eder.
Sarı saçlı güzel kadın!
Sarı saçlı güzel kadın!
Anasını s*ktin vatanın!
Can Yücel derhal korumalar tarafından Çiller’in yanından uzaklaştırılır....
Can Yücel’e saygıyla ❤️🙏🏿
•
•
•
Yoldaşımız Deniz Göktaş'ın annesi ve babasıyla birlikteydik bugün, Kiraz abla da Kemal abi de fişek gibiler!
Deniz için gösterilen dayanışma ve bu dayanışmayla büyüyen cesaretin onlara da güç verdiğini, direnç verdiğini söylüyorlar.
Kemal abiyi Deniz'den dinlediniz, Deniz'i Kemal abiden dinlemek ise ayrı muhteşem. Kumaşı ana babadan aldığı apaçık :)
Deniz'e sahip çıkan herkes, bu büyük dayanışma bu aralar çok sıklıkla yazmak zorunda kaldığımız ".... yalnız değildir" sözünün öylesine edilmiş bir laf olmadığını gösteriyor.
Evet, elbette birbirimizi yalnız bırakmayacağız. Bu devran, ortak mücadelemiz ve dayanışmamız sayesinde dönecek.
Deniz Göktaş bir an önce serbest bırakılmalı.
Sanata, mizaha, halka özgürlük!
Deniz Baykal,
Cumhuriyet tarihinin en büyük kurgusu..B.e
Zülfü Livaneli'nin
19 yıl önce Deniz Baykal için yazdıkları..;
DENİZ BAYKAL gerçekte kim...?
Deniz Bey,
o fotoğrafı çıkarıp
bakmanın zamanı geldi! /
Seçimler öncesi
CHP'ye zarar vermemek için
bildiğim birçok konuyu
içime gömerek sustum,
bundan sonra da bu parti
ve liderine ilişkin hiçbir şey yazmayacağım.
Çünkü bir faydası olacağına inanmıyorum.
Ama bu konudaki son yazımda size bir tanıklığımı aktarmak zorundayım.
Bunu bir borç olarak görüyorum:
“İKİ AY DAYANAMAZ” DEMİŞTİNİZ
Deniz Bey lütfen hatırlayın:
19 Aralık 2002 tarihinde
karlı bir Ankara gününün akşamında Mehmet Sevigen'in evindeydik.
Ben Cumhurbaşkanı ile
görüşmeden geliyordum.
Abdullah Gül Başbakandı,
Tayyip Erdoğan'ın ise
Meclis'e girme umudu kalmamıştı.
Cumhurbaşkanı Sezer
bir gün önce, Tayyip Erdoğan'ın
milletvekili olmadan başbakan olma" önerisini reddetmişti.
Türkiye'nin kaderi
o akşam o evde değişti,
çünkü siz
"Tayyip Erdoğan başbakan olacak!" diye tutturdunuz.
Sizi "Çok tehlikeli
bir oyun bu!" diye uyaran
parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız,
"Hayır!" dediniz "İki ay dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz."
Sizin bu iddianıza karşılık
ben ne dedim: "
Erdoğan
herhangi bir kişi değil,
bütün tarikatların birleşerek
Erbakan'ın yerine seçtiği siyasetçi;
arkasında Amerika,
Ve Avrupa desteği de var.
Program Türkiye'yi
ılımlı İslam cumhuriyeti yapma programı.
Sizin dediğiniz gibi
iki ayda gitmeyecek;
tam tersine,
bu odada bulunan herkesin
siyasi hayatını bitirecek."
İki ay dayanamaz iddianızı,
görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar
ve dayanamazlar." tezine oturttunuz.
Ama bunların hepsi bahaneydi ....
ÇÜNKÜ siz iki partili rejimin
işinize yaradığını anlamış
ve seçim sonuçlarına sevinmiştiniz.
Çünkü size
ana muhalefet partisi lideri olmak
ve soldaki rakiplerinizi
yok etmek yetiyordu.
Bu iş birliğini
daha sonra da sürdürdünüz.
O zaman ben sizin
TAYYİP ERDOGANLA
seçim öncesinde Beylerbeyi'nde
GİZLİCE BULUŞTUGUNUZU
ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum.
TÜRKİYE” nin kaderiyle oynayacak
Böylesine bir hareketin içinde olacagınıza
İhtimal vermedim.
Bu gecenin tanıkları var:
ÖNDER SAV,
EÇREF ERDEM,
MEHMET SEVİGEN
BÜLEND TAN
VE YAŞAR NURİ ÖZTÜRK...
Belki bazıları
sizden korkar
ve tanıklık etmez ama
bir kısmı da
bu sözlerin doğru olduğunu açıklar.
Yani tanıklar var.
Ötekiler de söylemese bile
içten içe bunun doğru olduğunu bilir.
Siz de bilirsiniz.
Tartışmanın sonunda dediniz ki:
Bu gece birbirimizin fotoğrafını çektik.
İki ay sonra çıkarıp bakalım.
Ama rotuş yapmadan.
Hangimiz haklı çıkmışız?"
Evet
Yıllar geçti fakat
2007 seçimlerinden sonraki
o fotoğrafı cebinizden çıkarıp
bakın Deniz Bey.
Ve düşünün;
Meclis grubunda "
Erdoğan'ı başbakan yapıyor diyorlar.
Evet yapıyorum.
Var mı itirazı olan!" diye bas bas bağırmanıza değdi mi?
Söyle
DENİZ BAYKAL
DEGDİMİ...
Erdoğan'la
Beylerbeyi'nde
gizlice buluşmaya
ve size oy veren
milyonları hiçe sayarak
gizli anlaşmalar yapmanıza değdimi ...
(Deniz Bey, biliyorsunuz ki bu gizli buluşmanın da tanığı var.)
Başbakan olmak,
elbette Erdoğan'ın demokratik hakkıdır. Ama bunun için olağanüstü çaba harcamak CHP'nin birinci görevi değildir. Üstelik dokunulmazlık kaldırılmadan.
Bir milletvekilinin
mazbatasını iptal ettirip,
Anayasa'yı değiştirip,
grubu baskı altına alıp,
Siirt seçimlerini es geçip
Erdoğan'ı meclise sokmak
ve dokunulmazlık zırhına kavuşturmak için verdiğiniz canhıraş çabanın
yüzde birini partiniz için verseydiniz
sonuç bambaşka olurdu.
Size o gün söylediğim gibi,
O gün Türkiye'nin kaderini değiştirdiniz.
Deniz Bey;
sözlerimde en ufak bir çarpıtma varsa çıkıp söyleyin. "Öyle değildi. Böyle konuşmadık." deyin.
SIKIYSA
DEYİN....
Genel Sekreterinizin
ve en yakınlarınızın tanık olduğu
bu konuşmayı inkâr edin.
HODRİ MEYDAN..
Ya da başınızı önünüze eğin
ve tarihin hakkınızda vereceği
yargıyı düşünün.
Deniz Bey;
çok ağır şeyler yazdığımın
farkındayım.
O akşamki tartışmaya kadar bir dostluğumuz vardı,
bunları yazmak istemezdim.
Ama hem duruma doğru teşhis koyamamanız, hem de aşırı derecede inatçı olma huyunuz yüzünden
hepimizi tehlikeye attınız.
“YAKIN DOSTUNUZ MELİH GÖKÇEK”
Tayyip Erdoğan'ın yüzde 34 oyla
meclisin üçte ikisini ele geçirmesinin SEBEBİ sizsiniz
Daha önce
Refah Partisi'nin
belediyeleri ele geçirmesi de
sizin oyları bölmeniz sayesinde gerçekleşmişti..
Tayyip Erdoğan'ların
ve yine çok yakın dostunuz olan
Melih Gökçek'lerin en büyük
şansı sizdiniz.
CHP'nin ise
en büyük şanssızlığı oldunuz.
Bu ülkenin sola
şiddetle ihtiyaç duyduğu bir dönemde, bütün uyarılarımıza rağmen
partiyi sağa çekmekte, Kürtlerden, Alevilerden, solculardan
ayırmakta ısrarlı oldunuz.
Erdal İnönü,
Hikmet Çetin,
Murat Karayalçın,
Fikri Sağlar,
Ercan Karakaş,
Mehmet Moğultay,
Seyfi Oktay, Celal Doğan ve
daha birçok sosyal demokratla
el ele tutuşup
halkın karşısına çıkmanız gerekirken;
eski MHP'lileri, eski ANAP'lıları,
idamla yargılanmış sağcı militanları
parti vitrinine çıkarmakta ısrar ettiniz.
Size defalarca
Bir şeyin aslı varken
kopyasına kimse bakmaz!"
dememize rağmen,
sol politikaları değil,
MHP çizgisini tercih ettiniz.
Sağcıları ve sekreterinizi Meclis'e sokarken,
İsmet Paşa'nın Avrupa Konseyi'nde komisyon başkanı olma başarısını gösteren torunu Gülsün Bilgehan'ı
Meclis dışında bıraktınız.
NEDEN..
İnanın ki bunları yazarken
samimi olarak üzülüyorum.
Keşke haklı çıkmasaydım,
keşke sizin tahminleriniz doğrulansaydı....
Yazık oldu Deniz Bey,
hem size, hem partinize,
hem de size inanan
temiz yürekli sosyal demokratlara.
Artık bundan sonra
istifa etseniz de bir
etmeseniz de...
Tarih Unutmaz Arşiv Yalan Söylemez.
Saat sabahın dördü...
Kaybeden aday hışımla İlçe Seçim Kurulu’ndan içeri girdi. Kurul Başkanı hâkime döndü ve bağırdı: “Şu haline bak sarhoş adam. Şu adalete bak. Kimlere kalmış. Seni yakacağım. Hepinizi adli tıbba göndereceğim, seni süründüreceğim. Yakacağım.”
Tarih: 27 Mart 1989.
Yer: Beyoğlu İlçe Seçim Kurulu.
Hakaret eden ise Beyoğlu’nda başkanlık seçimini yüzde 21.7 oy alarak kaybeden Recep Tayyip Erdoğan. Hakaret ettiği kişi, İlçe Seçim Kurulu Başkanı 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi Nazmi Özcan.
Erdoğan oyların sayımında “kesin bir şey olduğunu” düşünüyordu. İtirazı reddedilince kurulu basmış ve ağzından hakaretler dökülmüştü. Bununla da kalmamış, hâkimin sarhoş olduğunu ispatlamak için onu adli tıbba götürmeye çalışmıştı.
Erdoğan yargıdan kaçtı
Nazmi Özcan, Anadolu’nun birçok yerinde görev yapmış bir hâkimdi. “Delikanlı” denilen bir duruşu vardı. Silah taşıyordu. Sinirlerine hâkim oldu. Hayatında kimseye dava açmamıştı. O gün Erdoğan’ı adalete teslim etmeye karar verdi.
Özcan’ın yanı sıra 7 sandık görevlisinin daha imzasıyla tutanak tutuldu. Erdoğan, 31 Mart 1989 tarihinde polis nezaretinde Beyoğlu Adliyesi’ne getirildi. Tutuklama talebiyle Beyoğlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi. Avukatı Erdoğan’ın tutuklanacağını anlayınca, “Reis! Hemen gitmemiz lazım buradan” dedi. Erdoğan kaşla göz arasında kayıplara karıştı. O gün Erdoğan’a “kaç” diyen avukat sonradan AKP’de milletvekili olacak Zeyid Aslan’dı. Evet, Meclis’te gazetecilere “Bacak aranızı çektirip gazeteye bastırsam”, milletvekiline “Terbiyesiz. Senin kıçını si..erim” diyen, Meclis Komisyonu’nda Yargıç Ömer Faruk Eminağaoğlu’na uçan tekme atan kişi.
Hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarılan Erdoğan, 27 Nisan tarihinde adliyeye geldi. Kardeşi Mustafa Erdoğan aracılığıyla “birahane sahibi ve kumar işleriyle ilgilenen” Kudret Bey’e haber göndermişti. Kudret Bey, adliye binasındaki “dostları”yla görüştükten sonra Erdoğan’a “gidebilirsin” demişti. Erdoğan, tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi’ne gönderildi. Sadece 4 Mayıs 1989 tarihine kadar, yani bir hafta cezaevinde kaldı. Tekrar hâkim karşısına çıkarıldı ve 500 bin TL kefaletle serbest bırakıldı. Yargılama sonunda 6 ay hapis ve 20 bin TL para cezasına çarptırıldı. Hapis cezası TCK’nin 72. maddesi gereğince 920 bin TL para cezasına çevrilerek tecil edildi. Yani Erdoğan hapse ilk kez “şiir okuduğu” için değil, seçimlere itiraz ederken ettiği hakaret nedeniyle girdi.
BU HABERI LÜTFEN YAYIN SARAYLININ KIM OLDUĞUNU HERKES IYI BILSIN
KEMAL TAŞDEMİR..
“Bu yorum cuk oturmuş!”
İsmail Saymaz:
“Çuvalla para kazanan AKP milletvekilinin karısı fakirlik belgesi alacak… Yakalanınca da ölü numarası yapacak.”
İbrahim Kahveci:
“Asıl ahlaksızlık bu işte… Bu bir bakıma hırsızlıktır.”
#EmekliMutlakAçlıkta
Resmen Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Gençliğe Hitabesinde bahsettiği tüm tehditler vücut buldu..! Bir insan ancak bu kadar ileri görüşlü olabilir…
O bir Deha!
Gökhan Günaydın'ın tamamen gerçek olan bu sözlerini dinleyip halâ Akp'ye oy veren varsa gitsin kanına baktırsın.
Vatanımızın nasıl yağmalandığını görün, bu hırsız yabancıların ortaklarının kimler olduğunu tahmin edin‼️