''Binlerce kişi öldü. Yine de bu kayıpların hiçbiri, Dragonstone Prensi ve Demir Taht'ın varisi Jacaerys Velaryon'un ölümü kadar derinden hissedilmedi.''
Asgari ücretle nöbet tuttan adam sabaha karşı evine geldi, uyumadan sizi izledi.
Üniversite sınavına girecek çocuk 2 saat erken uyandı, sizi izledi.
Milyonlar erkenden kalktı, sizi izledi, size dua etti.
“Tweet atıyorlar, korkuyoruz” diye naz yaptığınız, trip attığınız milyonlar, sizin 1 golünüz için saç baş yoldu.
Gönlünüz eğlensin diye ananız, babanız, halanız, teyzeniz, yakın arkadaşınız kampa getirildi, yemekler yenildi.
Keyfiniz iyi olsun diye TFF başkanı dahil herkes millete racon kesti, sizi savundu.
Altın jenerasyon, en iyi kadro diye şişirilen balonlar. Sizin topunuz, 2002 Dünya Kupası’na tarih yazanların kramponlarının ayakkabı bağcığı olamaz!
Milyon dolarlık reziller.
Evine ekmek götürmek için 15 saat çalışan emekçinin, 3 kuruş zam için hak arayan emeklinin, ucuz peynir için market market gezen vatandaşın hakkı, parası, pulu, vergisi sizlere zehir zıkkım olsun!
Yan Diomande, 15 yaşında hayatını kaybeden kız kardeşi için Dünya Kupası'ndan önce bir mektup yazıyor…
"Birinin bana sahte bir United forması aldığı ve benim de arkasına siyah keçeli kalemle Ronaldo 7 yazdığım zamanı hatırlıyor musun?
Zengin mi yoksa fakir mi olduğumuzu bile bilmiyorduk, sadece mutluyduk.
Abidjan'da aynı evde 25 kişinin uyuduğu o zamanı hatırlıyor musun? Annem dizilerini izlemek isterdi. Geri kalan herkes film izlemek isterdi. Gece yarısından sonra televizyonun olduğu odaya gitmek için nasıl her zaman uyuyormuş gibi yaptığımı hatırlıyor musun? Televizyonun sesini çok kısardım, sadece iki diş ses. Karanlıkta hayaller kurarak futbol izlerdim.
Büyüklerin beni toprak sahada oynarken görüp de şutlarımın gücünden dolayı bana "Roberto Carlos" lakabını taktığı zamanı hatırlıyor musun? Peki CR7 benim idolüm olduğu için içten içe ne kadar sinirlendiğimi hatırlıyor musun?
İlk gerçek kramponumu aldığımda onunla uyuduğum zamanı hatırlıyor musun? Büyürken her zaman beyaz plastik sandaletlerle oynardım. Şimdi bile, eve döndüğümde hala onlarla oynuyorum. Bu bizim geleneğimiz.
Herkes gülerken, benim bir sonraki Cristiano olacağıma inanan tek kişi sendin.
15 yaşımda Amerika'ya liseye gittiğimde nasıl büyük bir memleket hasreti çektiğimi hatırlıyor musun? Aylarca insanların ne dediğinden hiçbir şey anlamadım. Beni Fransız bir öğrencinin yanına oturttular ve öğretmenin söylediği her şeyi çevirmeye çalıştı. Seni arayıp, "İnanamayacaksın ama buradaki çocuklar öğretmenlerle tartışıyor. Bizde büyüklerin karşısında gözünü bile kırpamazsın." dediğimi hatırlıyor musun?
Çocukların sigara içtiğine inanamadığım zamanı hatırlıyor musun?
Hep Amerikan dizilerindeymişim gibi hissettiğini söylerdin.
Bournemouth'ta beni denemeye aldıklarında ne olduğunu hatırlıyor musun? Chelsea'de, Rangers'ta, Olympiakos'ta, Crystal Palace'ta? Eze ve Olise bir antrenmandan sonra beni izlemeye gelip, "Hey ufaklık, gerçekten çok iyisin." demişlerdi.
Ama yine de beni takımda tutmadılar.
MLS'in rezerv takımları bile beni istemedi. Nedenini bile bilmiyordum. Bana hiçbir zaman bir sebep sunmadılar. Yetişkinler her şeyle ilgileniyordu. Beni sadece Avrupa'nın bir ucundan diğerine götürüyorlardı ve herkes her zaman 'hayır' diyordu.
Vizemin süresi doldu. Hayalim sona erdi. Beni Afrika'ya geri gönderdiler ve birlikte ağladık.
İnanmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyen tek kişi sendin. Birkaç hafta sonra Leganés'e imza attım ve bu sefer farklı gözyaşları döktük.
Bu, hala duygularımın olduğu zamanlardaydı. Bugün, hiçbir şey hissetmiyorum. Sanki artık insan bile değilmişim gibi. Sen öldüğünden beri içimde sadece koca bir boşluk var.
Senin gittiğini söyledikleri o gün tek bir gözyaşı bile döktüğümü sanmıyorum. Sadece şok içindeydim.
Leganés'teki ilk maçımın üzerinden henüz birkaç hafta geçmişti. 18 yaşında kim ilk profesyonel maçına Real Madrid'e karşı çıkar ki? Bu çılgıncaydı. Bir rüya gibiydi.
Ve sonra, bir kabusa dönüştü. Memleketten biri durmadan beni arıyordu. Sinirlenmiştim. Neden sürekli beni aradıklarını anlayamıyordum.
Telefonu açtım ve şoku hafifletmeye bile çalışmadılar. Orada işlerin nasıl yürüdüğünü bilirsin. Duygu yok. Sadece.....
"Kız kardeşin gitti."
"Ne?"
"O öldü."
"Sen neden bahsediyorsun?"
"Bir partide birisi içkisine bir şey koymuş ve bir daha asla uyanamamış. Gitti."
15 yaşındaydın. 15.
Hiçbir zaman bir cevap alamadım. Nedenini bilmek istiyor muyum onu da bilmiyorum. Belki kıskançlıktandır. Belki de ülkemizde yaşanıp giden şeylerden biridir sadece. Belki seni koruyabilirdim. Bilmiyorum.
Tanrı'nın planlarına güvenmeye çalışıyorum. Elimden gelen tek şey bu. Unutmaya çalışmıyorum çünkü unutamayacağımı biliyorum. Tek yapabileceğim acıyı daha çok çalışmak ve hayalini kurduğumuz her şeyi başarmak için kullanmak.
Bu yazıyı yazdım çünkü bunun hakkında konuşamıyorum. Yazmak, benim aracılığımla yaşamaya devam etmen için elimden gelen her şeyi yapacağımı sana bildirme şeklim. Herkesin senin adını bilmesini sağlayacağım. Tüm dünyanın.
Futbol sahasında yaptığım her şey, senin için.
Seni son gördüğümden beri o kadar çok şey yaşadım ki. İnanamazsın. Ben bile inandığımdan emin değilim.
Çılgınca olan ne biliyor musun? Real Madrid'e karşı ilk maçıma çıktıktan sonra Mbappé ile formamı bile değiştirdim. Onu oynarken izlediğimizi ve senin "Mbappé mi? Evet iyi oynuyor. Ama abim daha iyi." dediğin zamanı hatırlıyor musun?
Bir konuda yanılmışım. Zengin olmak istemiyorum. İnsanlar, hatta aile üzerinde bile yarattığı etkiyi görüyorum. Leganés'teyken kazandığım tüm parayı eve gönderirdim. Öyle bir noktaya geldik ki artık hiç para istememeye başladım. Sadece bir yüktü. Benden sürekli para istemeye devam ediyorlardı.
Sanırım benim çoktan milyoner olduğumu düşünüyorlardı. Oysa bir dairem bile yoktu. Antrenman tesislerinde, televizyonu bile olmayan bir odada kalıyordum. Sadece futbol ve uyku, futbol ve uyku.
Büyük bir ev istemiyordum. Arabalar istemiyordum. Sadece her şeyimi futbola vermek istiyordum. Tüm dünyaya kız kardeşimin haklı olduğunu göstermek için her şeyimi vermek...
Ah... bu sana komik gelecek.
RB Leipzig'e transfer olduğumda hep geç kalıyordum. Yani, geç değil aslında. Tam vaktinde geliyordum ama Almanya'da bu, çok geç kaldığın anlamına geliyor.
Sonrasında ne yaptığımı biliyorsundur. Bunu kendime dert edindim.
Çocuklar bana "Alman" demeye başladılar çünkü her şeye 90 dakika erkenden gitmeye başlamıştım.
Her şeyi her zaman abartarak yapmalıyım. Hiç frenim yok. Bunu hep söylerdin.
Artık kendimi evimde hissettiğim tek yer saha. Sakinleştiğim ve seninle konuşabildiğim o yer.
Sadece sana şunları söyleyebilmek için hala burada olmanı isterdim... Başardık. Söylediğin her şey gerçek oldu.
Yarın Dünya Kupası'na gidiyoruz. Gerçekten. Abin Fildişi Sahili için oynayacak, tıpkı Drogba gibi, Yaya gibi, Gervinho gibi.
Bunu bir maç olarak bile görmüyorum. Bir sahne olarak görüyorum. Bu, tüm dünyaya senin bende ne gördüğünü gösterme şansım. Her gol attığımda, herkesin senin adını bilmesini sağlayacağım. Seni unutmamalarını sağlayacağım.
Hep Cristiano'dan daha iyi olabileceğimi söylerdin. Eğer onu orada görürsem, ona senin adına selam söyleyeceğim.
Öngördüğün şeyi başaracağım, yemin ederim. Gerçek kramponlarım bile olmadan önce herkese şöyle derdin: "Abim dünyanın en iyisi olacak."
Haklı olduğunu kanıtlayacağım ya da bu uğurda öleceğim.
Abin,
Yan…"
(@PlayersTribune)