11 yaşındaki oğlum Mehmet ile "yolsuzluk" hakkında sohbet ettik. Onun için basitleştirip damıtayım diye çıktığım yolda, konunun zaten aslında ne kadar basit ve net olduğunu bir defa daha fark ettim. Sizlere de Mehmet elindeki o yolculuğumu, tecrübemi, emanet etmek isterim:
MG: Baba yolsuzluk nedir?
GG: Toplumlar için kanserdir. Insanlar para karşılığında başkasının hakkına geçerler ve devlet görevlisi de hakkı olmayan bir parayı aldığı için buna göz yumar.
MG: Bizde var mı?
GG: Var.
MG: Nerede yok?
GG: Iskandinavlarda ve Japonya'da artık epey az.
MG: Nerede çok?
GG: Kimi latin Amerika ülkelerinde, kimi Afrika ülkelerinde, Rusya'da, Türkiye'de, kimi Ortadoğu ülkelerinde.
MG: Bizde çok mu?
GG: Çok.
MG: Nereden anlaşılıyor?
GG: Kadim, genç ve girişken bir toplumun fakirinin çok çok fakir zenginlerinin çok çok zengin olmasından.
MG: Evet ama sen yolsuzluğun varlığını nereden anlayabiliyorsun?
GG: Her Türk vatandaşı anlayabilir. Ya kendisi ya tanıdığı karşılaşmıştır. Zaten her durumda herkesin yolsuzluğuyla meşhur olduğunu bildiği kamu görevlileri hala siyasettedir, belediye başkanı adayıdır, Türkiye'yi temsil edecek pozisyonlardadır. Vatandaş devletinin yolsuzluktan rahatsız olduğu ve bununla samimiyetle mücadele ettiği hissini duyamaz. Yolsuzluğu bir işin bedeli zanneder.
MG: Neden bizde çok da Iskandinavlarda ve Japonya'da mesela az?
GG: Bizde ahlak eğitimi zayıf. Aile içinde de okulda da iş dünyasında da günü kurtarmak esas. Hukuk güçlüye göre farklı sonuç verebiliyor. Güçlünün ahlaksızı da yakalanma kaygısı olmayanı da daha fazla.
MG: Japonya'da ve Iskandinavlarda eğitimle mi olmuş?
GG: Eğitimle ve kültürle. Japonlar utanmayı bilen bir toplum. Utanılacak durumları dışlamanın mekanizmalarını el birliği ile kurmaya çalışmışlar. Iskandinavlar sert iklim toplumu. Dayanışma işbirliği ve birbirine güven olmadan kışı çıkartamayacaklarından, şeffaflık kültürü daha gelişkin.
MG: Rusya'da çok demiştin. Orada da iklim sert.
GG: Evet ama orada otoriter yönetim var. Otoriter yönetim varsa güce yatkınlık var, şeffaflık az. Yolsuzluk da bunlardan beslenir.
MG: Bizim için çözümü ne?
GG: Tek kişi çözemez. Dayanışma lazım. Beraber hareket etmek lazım. En çok da iş insanlarının çoğunluğunun "herkes yapıyor, ben yapmasam başkası yapacak" demeyi bırakıp "bu benim içime sinmez" demeyi öğrenmeleri lazım.
MG: Peki, öğrenebilirler mi?
GG: Mevcut kuşakta çoğunluk bulunamaz, ama sizler başarabilirsiniz. Babaları "aptal olma, gerekeni yap" demek yerine seninle benim şu sohbetimiz gibi konuşmayı tercih ederse.
MG: Tercih ederler mi?
GG: Zannetmiyorum. Önce başkası kendi çocuğuyla konuşsun diye bekleyeceklerdir.
TÜBİTAK'ta görevli araştırmacı UNESCO ödüllü Doç. Dr. Dilek Dündar
"Chemtrail" denilen yüksek irtifadan atmosfere salınan zehirli gazların tespiti üzerinde çalışıyordu
Stratejik bir konuydu
2021 yılında evinde ölü bulundu. Vücudunda siyanüre rastlandi. Soruşturma sonucundan "intihar" çıksada geriye bir çok soru işareti bıraktı
Kendisi gibi TUBİTAK'da görevli bir grup bilim insanımız da şaibeli bir uçak kazasında ölmüştü
Arka arkaya bilim insanlarımızın ölümüyle ilgili soruşturmalar kapandı ve unutuldu gitti
Boykotu delen, siyonistlere para kazandırmaya devam eden devlet kurumu (?) @tarimk önce kaldırıp sonra tekrar satmaya devam ediyor. Siyonistler bombalarla ölmeyen kardeşlerimizi gıda girişini engelleyerek aç bırakırken sizin bu duyarsızlığınız utanç verici!
#GazaStarving
@CIJ_ICJ@UNWebTV People, children are starving to death in Gaza. Israel does not allow even the simplest humanitarian aid to enter. And it does not allow even the most seriously wounded to leave. This is never a war, this is a genocide!
@CIJ_ICJ@UNWebTV A horrible genocide has been taking place in front of our eyes for days. Either you will not ignore it or you will carry the shame of it throughout history. #GazaGenocide
Sait Faik babası tarafından hiç sevilmedi. Eski Adapazarı Belediye Başkanı Mehmet Faik, statüye ve titre verdiği önem konumuna onu bir türlü yerleştiremediği için bir süre sonra yok saydı oğlunu. Annesi ise çok üzerine titredi. Fakat onun da gerçekten oğlunun üzerine mi yoksa oğlunun tercih ettiği yolda bir konum kazanması üzerine mi titrediğini hiçbir zaman kestiremeyeceğiz. Tüm bunlara rağmen -belki de her şeyin farkında olarak hep umuttan bahsetti Sait Faik. Umutsuzluktan da bahsetti elbet ama bir 'çıkar yol tarifi' çabasını hiçbir zaman bırakmadı. İnsanlığa olan inancını, belki içten içe her zaman alt etmeyi vazife edindiği inançsızlığa rağmen daha da vurguladı. Adeta, 'bana sevgisizlik mi diyorsun, öyleyse ben daha çok sevgi diyeceğim' der gibi yazdı, yaşadı. Sevgisiz babasından, kendince, sevgi diretmesiyle intikam aldı.
Ona hayran olan, yakın arkadaşı Fikret Ürgüp, Sait Faik'in aksine ailesi tarafından çok sevildi. Kardeşi tüberkülozdan öldüğü için daha da üzerine titrendi. Galatasaray Lisesi yıllarından, çıkardığı Püvekar dergisine kadar ailesinin her zaman yanında olduğunu hissetti. Ama o Sait Faik gibi değildi. ''Başarılı olmak kolay, ben rahata kavuşunca bile rahatsız olmak istiyorum'' diye yazmıştı bir öyküsünde. Dahiliye uzmanı oldu. Enver Paşa'nın kızı Mahpeyker Hanımla evlendi. Mutlu bir yaşantı ve mutlu bir evlilik önünde öylece sonsuza uzanıyor gibi görünüyordu. Fakat olmadı. Her şey hayatında mükemmel göründüğü için o başka dünyaları aradı hep. Ona gösterilmeyen bir dümya varmış ve o da onun peşinden gitmeliymiş gibi düşündü. Yakın arkadaşı Ahmet Hamdi'den ve onunla sürekli muhabbetini yaptığı insan bilincini anlamak düşüncelerinden o kadar etkilendi ki; dahiliye uzmanlığını bıraktı ve geriye kalan tüm düzenini bozup Amerika'ya gitti. Psikiyatri uzmanı oldu. Bir daha da hiçbir zaman mutluluğu bulamadı. Muhtemelen aramadı da. Mahpeyker Hanım öylesine bıktı ki bu sürekli arayış sürüklenmesinden, en sonunda ayrıldılar. Dostları da bir bir ölünce, tamamen yalnız kaldı. Oğlu Hasan, uyuşturucu bağımlısı oldu. O
ise zihnine meydan okur gibi kulüp kulüp dolaştı her gece, alkolik oldu. Ve bir zamanlar çalıştığı Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesine hasta olarak yatırıldıktan sonra da orada öldü. Belki de tüm olumsuzluğa rağmen bir şekilde direnebildiğini gördüğü için Sait Faik'i o kadar çok sevmişti. Biri sevgiden yolunu kaybetti, diğeri ise sevgisizlikten yolunu buldu.
Şu dünyada hiçbir şeyin kesinliği yoktur. Hiçbir şey, ''sebep bu olduysa, sonuç da muhtemelen bu olacak'' denebilecek açıklıkta değildir. Hayat, biraz da bu yüzden hayattır.
Marmara Üniversitesi’nde çalıştığım dönemde Filistin’den getirilen 11 yaşında bir çocuk olmuştu. Bir bombalama olayına yakın şahitlik etmesi sonrasında, herhangi bir fiziksel etkilenmesi olmamasına karşın, konuşma, yürüme ve kollarını kullanma gibi temel işlevlerin tümünü yitirmişti.
6-7 ay doktor doktor gezmiş olan ve sonunda Sağlık Bakanlığı tarafından Türkiye’ye getirilip Marmara pediatrik nöroloji servisine yatırılan çocuk, tetkiklerinde herhangi bir nörolojik ya da biyolojik bir problem saptanmaması üzerine bana konsülte edilmişti. Değerlendirme ve görüşmelerin sonucunda çocukta “travma sonrası hayata küsme sendromu ( post-traumatic resignation syndrome)” tanısı koymuş uzun bir ilaç ve terapi tedavisi ile toparlamasını sağlamıştık. Her ne kadar savaş ve şiddetin sebep olduğu ölüm ve fiziksel yaralanmalara odaklansak da ruh ve duygusal sağlık üzerindeki etkisi çok daha fazla ve uzun süreli olabilmektedir.
Şehirleri bombalamak sadece bombalanan evlerde yaşayan çocukları öldürmez; şahit olan çocukları da öldürür
Depremde bizlere duyarsız kalan @starbucks şimdi masumları katletmesi için İsraile her bir kahvenizin %6’sını gönderiyor, bu soykırıma ortak olmayın #GenocideSupporters
İsrail kana doymuyor
Dünya İsrail terör devletini durdursun artık
#katilisrail ordusu, abluka altındaki #Gazze'liler şehri boşaltırken bile konvoyları bombalıyor
Allah belanızı versin
Her şeyi unutun ama bunu unutmayın!
#Gaza_Genocide#Gaza#فلسطين_الان
https://t.co/kEeTMBx6Va
Gazze’de soykırım devam ediyor. İşgalci İsrail'in yoğun hava saldırılarıyla hedef aldığı Gazze’de artık mezarlıklar yetmiyor, boş arazilere toplu mezarlar kazılıyor. Cansız bedenler yan yana defnediliyor. Dünya bu katliamı sadece izliyor.
#Gaza_Genocide#GazaUnderAttackk
@fatihsbayram@yalinalpay Hikayeyi başlatan İstiklal ama benim daha çok ilgimi çeken kitapla olan yakın ilişki oldu, bugün Yalın Alpay’i olduğu kişi yapan da bu ilişki gördüğüm kadariyla, kitabın, bilginin, özümsemenin ve bunların neticesinde kendini bulmanin bir karşılığı er ya da geç oluyor.
Harvard Üniversitesi, 11 alanda ücretsiz 138 adet online kurs açtı ve kurs bitimi sertifika alabiliyorsunuz. Alanlar:
Programlama
Bilim
Sosyal Bilimler
Matematik
Sanat tasarımı
İşletme
Bilgisayar Bilimi
Veri Bilimi
Eğitim ve Öğretim
Sağlık ve Tıp
Beşeri bilimler
Kurslar ücretsiz fakat sertifika ücretli. Lakin kurs bittikten sonra mail atıp bu sertifikayı almak için durumunuzun olmadığını anlattığınızda %90 sertifikayı size gönderiyorlar.
Ders/Kurs/Sertifika programlarına göz atmak isterseniz; https://t.co/DnDqECZVBs