Özkan Yalım'ın son 'etkin pişmanlık' ifadesi:
➤ "Özel benden Bulgaristan’dan gelirken içki getirmemi istemişti"
➤ "Özel aracın yaşının büyüdüğünü, eskidiğini ve yeni bir araç almak istediğini söyledi."
➤ "Ben kendimi kurtarmak için yalan söylemiyorum."
https://t.co/OuAvf9FHKk
İklim, bir coğrafyanın kaderini belirleyen en önemli etkendir. Sıcak memleket insanları genelde asabi ve gevşek olur. Nem artınca tahammülsüzlük artar, kuru sıcak sinir yapar. Serinlik ise ferahlık verir, insanı dinç tutar. Belki de bunca zamanlık çalışkanlığın, medeni davranışların, icatların, sakinliğin, üretimin ardında Avrupa'nın güzel iklimi vardı.
En ufak bir sıcaklık artışında neye uğradıklarını şaşırdılar. Belki 50 yıl buna maruz kalsalar Ortadoğu bataklığından farkları kalmayacak. Belki de Ortadoğu yüzyıllardır bu iklime sahip olduğu için, kaynaklara ulaşmak ve sıcaklıkla mücadele etmek bu kadar zor olduğu için böyle korkunç bir girdaba dönmüştür. Kim bilir...
Bu söylediklerimin doğruluğundan emin değilim ama emin olduğum tek şey, coğrafyanın ana belirleyicisinin iklim olduğudur. Kültürü de, sosyoekonomik yapıyı da, bireysel davranışları da, yediğin yemeği içtiğib içeceği de yaşadığın evi de aile ilişkilerini de doğrudan iklim ve ona bağlı şekillenen coğrafya belirliyor.
Yakın gelecekte bu martılar başımıza büyük bela olacak, bu sözümü unutmayın. Son on yıldır, "kedi köpek besliyorum" diyerek her yere kontrolsüzce mama saçan kitle yüzünden mahalle içlerini keşfettiler ve buralarda resmen yerleşik hayata geçtiler. Deniz kuşu olmaktan çıkıp kolaya alıştılar ve bu sayede aşırı derecede çoğaldılar. Bu bilinçsiz kitle, doğanın dengesini ve doğal seçilimi bozarak sokağın tapusunu adeta martılara teslim etti.
Artık çıkardıkları gürültüden ve seslerden geceleri uyuyamaz hale geldik. Asidik özellik taşıyan pislikleriyle hem araçlara hem de taşınmaz mülklere ciddi zararlar veriyorlar. Binaların abuk sabuk yerlerine yuva yaparak çatıları ve yağmur oluklarını tıkıyorlar. Çöpleri her yere dağıtıp çevre kirliliğine sebebiyet vermeleri de cabası... Hatta geçen gün bir tanesinin uçarken ağzından sokakta oynayan bir çocuğun başına tavuk butu düştü.
Yahu sen bir hiçsin.
HiÇ.
Bu insanlar parayı hasbelkader bulunca kendilerini bir BOK zannediyor.
İstediğin kadar zenginliğini gözümüze sok.
Sen bir HİÇSİN.
ZAVALLlISIN..))
Deniz Göktaş isimli bu zıpır stand-up gösterisinde o tiz sesiyle Cumhurbaşkanımıza dil uzatıyor.
‘Diktatör’ diyor, ‘cahil’ diyor, vesaire vesaire.
Ağır eleştiriyi mizahta bir yere kadar kabul ediyorum.
Fakat.
Doğrudan hakaret edip ‘haha huhu’ diyerek densizliğin şaka ambalajıyla sunulmasının mizahla hiçbir ilgisi olamaz.
Mizahta zeka pırıltısı olur, gösterici izleyiciyle görünmez bir bağ oluşturur, ince dokundurmaları seyirci anlık süzer, hoşuna giderse gösterinin parçası haline gelir.
Ayrıca.
Bu zıpırların 24 yıl girdiği her seçimi kazanmış ve bu ülkenin tarihine geçmiş bir lideri aşağılarken, hiçbir hayat tecrübesi ve başarısı olmayan kendilerine özel paye vermelerini de anlayamıyorum.
Senin hikayen nedir?
Bir başarın var mı?
Kaç kitap okudun mesela?
Türkçeyi sonradan öğrenen Senegalli Musti de stand-up gösterisinde Cumhurbaşkanımızı eleştiriyordu ama kimse rahatsız olmadı.
İnce zekasıyla mizah üretiyordu çünkü.
Mizahla densizlik arasındaki ince çizgiyi koruyamazsan saçmalarsın, komik değil densiz olursun.
Instagramda sadece kucuk kizlarin kurdugu girlbandleri destekleyen bi hesap acmaya karar verdim. Seri like yapicam ve roportajlar da olucak. Temsil ettikleri renkler hakkinda falan konusucaz. Cok iyi bi fikir gibi geldi.