Bugün verilen tutuklama kararıyla 4 yaşındaki bir çocuğu annesinden kopardınız.
Amine Cansu Çelik tutuklandı.
Bu zulmü hangi vicdana sığdırıyorsunuz? Bir çocuğun annesinden koparılmasını, bir ailenin parçalanmasını hangi adalet anlayışı ile açıklayabiliyorsunuz?
“Bu kadarı da olmaz” dediğimiz ne varsa birer birer gözlerimizin önünde gerçekleşiyor. Yazıktır, günahtır.
Tutuklama bir ceza değil, istisnai bir koruma tedbiriyken nasıl bu kadar kolay başvurulan bir yönteme dönüştürebiliyorsunuz?
Daha kaç aile parçalanacak?
Daha kaç çocuk annesinden, babasından koparılacak?
Vazgeçin artık. Bu ülkeye, bu millete daha fazla acı yaşatmayın.
Yerle bir edilen hukuk, bir gün herkese lazım olacak. Adalet de öyle.
Makamlar da koltuklar da geçicidir. Ama bugün verdiğiniz kararların insanların hayatında bıraktığı izler kalıcıdır.
Amine Cansu Çelik serbest bırakılsın.
Sözüm sizedir Sayın Başkan: Tuzla halkına özür borcunuz var, kul hakkı yediniz. Benim oy istediğim başkan bu başkan değildir. Ben burada sizin için oy istediğim Tuzlalı seçmenlerden özür diliyorum.
Üsküdar ve İBB Meclis Üyemiz Ekrem Baki, AK Parti’den istifa ederken muhalefete yönelik “ağır baskıların” giderek arttığını, bunun da “hukuk ve siyaset anlayışıyla bağdaşmadığını” söylemişti.
Bugün ise aynı Ekrem Baki, Üsküdar’da yenilenecek başkanvekilliği seçimi öncesinde yürütülen operasyon kapsamında tutuklandı.
Önce Belediye Başkanımız Sinem Dedetaş, ardından Başkan Yardımcımız Amine Cansu Çelik tutuklandı, şimdi de Meclis Üyemiz Ekrem Baki hakkında tutuklama kararı verildi. Oy kullanacak meclis üyelerinin art arda gözaltına alınıp tutuklanması, sürecin siyasi niteliğini açıkça ortaya koymaktadır.
Sandıkta ve belediye meclisinde elde edilemeyen siyasi sonuç, yargı süreçleri üzerinden oluşturulmaya çalışılıyor. Üsküdar’ın seçilmiş iradesi, meclis üyeleri tek tek tutuklanarak teslim alınamaz.
Ekrem Baki yalnız değildir. Üsküdar’ın iradesi yalnız değildir. Halkın iradesini hiçbir baskı, hiçbir operasyon, hiçbir siyasi hesap teslim alamaz.
Tayfun Kahraman hakkında, AYM’nin verdiği ikinci hak ihlali kararı, 5 ay geçmesine rağmen Resmi Gazete’de yayımlanmadı. Kahraman’ın hukuki sürecini takip eden avukatlardan İsmail Emre Telci, “Alınacak kararların uygulanmasını geciktiriyor” dedi.
AYM, “Somut bir bağ yok” diyerek Kahraman hakkında "hak ihlali" kararı vermişti. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, AYM’nin kararını uygulamayarak Kahraman'ın tahliye talebini reddetmişti.
https://t.co/GFRmhwfCNT
Gazeteci Oya Lale Arslan, Ali Çağatay ve Merdan Yanardağ hapiste.
Komedyen Deniz Göktaş hapiste.
AKUT kurucusu Nasuh Mahruki hapiste.
Emekli Amiral Türker Ertürk hapiste.
Seçilmiş belediye başkanları hapiste.
Seçilmiş Milletvekili Can Atalay hapiste.
Oya Lale Arslan, arkasında para babalarının olmadığı, kendi kanalında farklı görüşlerden birçok kişiyi konuk alarak gazetecilik yapan bir basın emekcisidir. Yalan haber ve terör örgütü Lale ile yan yana gelmez. @laleozanarslan gazetecidir. Ve gazetecilik suç değildir.
Deniz Göktaş hakkında “Cumhurbaşkanına Hakaret”, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “suçu ve suçluyu övme” suçlarından iddianame düzenlendi. 2 yıl 8 aydan 11 yıl 2 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
—
Bardağın dolu tarafından bakalım: Ne kadar zayıflıyorlarsa o kadar çok tutuklayıp o kadar çok ceza istiyorlar.
İktidar partisi devletleşirken elbette devletin gücüyle güçleniyor ama uygulamalarıyla halk içinde gün geçtikçe zayıflıyor.
Türkiye İşçi Partisi (TİP), komedyen #DenizGöktaş'a Özgürlük talebiyle Kadıköy'de yürüdü. Süreyya Operası önünde basın açıklaması yaptı.
TuzBiber ekibinden Deniz Göktaş'ın arkadaşı komedyen Akın Aslan, Deniz Göktaş'ın cezaevinden gönderdiği mesajı okudu.
🔺️Akın Aslan: Merhaba. İsmim Akın, Deniz'in komedyen arkadaşıyım, aynı zamanda normal arkadaşıyım.
Ama onu şahsen tanımıyor olsam da burada sizlerle birlikte olurdum çünkü ben de diğer 14 milyon insan gibi Deniz'in binbir zorlukla hazırlayıp sunduğu gösteriyi izledim.
Onun cesaretiyle, gerçekleri sunma becerisiyle ve zekasıyla gurur duyarak izledim. Ve güldüm.
Ama Deniz şimdi fazlasıyla hak ettiği başarının cezasını hiç hak etmediği şekilde çekiyor.
Başına gelenlere tepki göstermeyi, ses çıkarmayı bile riskli bulan konfor düşkünü meslektaşlarının aksine işini onurlu bir şekilde ve hakkını vererek yaptığı için tam 63 gündür 10 metrekare bir hücrede yatıyor.
Üstelik yan komşusu da Cem Küçük.
Ama tüm bu yaşananlar ne Deniz'i susturmaya yetecek ne onunla aynı yolu yürüyen sanatçı, komedyen arkadaşlarını.
Özgür düşünce tüm baskılara rağmen yaşamaya devam edecek.
Ben desteğiniz için çok teşekkür ediyorum. Çok uzatmayacağım, zaten her şey söylendi aşağı yukarı.
🔺️Ben bu sabah Deniz'in yanındaydım. Burada bulunan herkese çok selam söyledi.
🔺️Kısa bir notu var, onu da okuyup bırakacağım. Şöyle demiş:
"Sanki Süreyya Operası'nın önünden geçerken bir kalabalık görmüşüm, 'Ne eylemi acaba?' diye içlerine sokulmuşum ve eylem benim hakkımdaymış gibi bir gün.
N'aber?
Nasıl geçti haftanız?
Ben bu hafta üç defa tutuklandım, hem de cezaevindeyken.
Yani Karatepe'nin asi çocuğu, suç makinesi dehşet saçmaya devam ediyor. Onun dışında iyiyim. Siz de iyi olun. Hepinize sevgiler, iyi ki varsınız."
Deniz Göktaş
🔺️Komedyen Deniz Göktaş 63 gündür cezaevinde ve hakkında 12 yıla kadar hapis cezası isteniyor.
Deniz Göktaş dosyasında işler iyice tuhaf bir hal aldı.
Önce iki suçlamadan tahliye edildi.
Cezaevinden çıkamadan yaptığı başka bir şaka nedeniyle yeniden tutuklandı.
Şimdi savcılığın itirazı üzerine tahliye edildiği suçlamalardan da yeniden tutuklandı.
Sonuç: Bir stand-up gösterisi, üç ayrı tutuklama gerekçesi.
Komedi gösterisinin kendisi değil, sonrasında yaşananlar kara mizaha dönüştü.
Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan:
"Geçtiğimiz günlerde revire gittim, doktor şikayetlerimi sordu.
Doktorumuz beyefendi biri, şikayetlerimi sabırla dinledikten sonra stresli bir dönemde olup olmadığımı sordu.
Şok oldum. Hemen hemen yaşıtım bir doktor olduğu için şakalaşmak amacıyla mı soruyor diye tereddüt ettim ve hemen cevap vermedim.
'İlahi doktor, altı üstü haksız yere aylardır hapisteyim, kim bilir daha ne kadar hapiste olacağım bilmiyorum. Bunlar her insanın yaşadığı günlük stresler, majör bir şey yok!' dedim. Stresle mücadelede iyiyiz.
Türkiye’de pek çok cezaevinde halen yüzlerce hak ihlali yaşanmaya devam ediyor. Cezaevleri bir deneyim merkezi değildir. Romantize edilecek, kahramanlık hikâyeleri yazılacak yerler de değil.
Kuyruğu dik tuttuğumuza bakmayın, ben dahil birçok insanın cezaevi günleri ağır tecrit altında geçiyor.
Tecritin kırıldığı o görüş günlerinde de üç yaşındaki kızımın asla yanıt veremediğim sorularıyla boğuluyorum.
Henüz zaman kavramı olmayan bir çocuğa belirsiz bir başka zamanı nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum."
(Cumhuriyet)
Bugün Çorlu Cezaevi’nde komedyen Deniz Göktaş’ı ziyaret ettim; uzun ve keyifli sohbetin arasında aklıma Deniz’in KK ile olan diyaloğu geldi.
“Gerçekten, CHP’yi salın dedin mi, KK yalanladı sonra” diye sordum.
“Yok hocam, görüşmek istemediğimi söylememe rağmen geldi; ben de kendisine milyonlarca Türk genci adına sizden tek bir ricam var; lütfen CHP’yi salın dedim” dedi.
Ben elbette Deniz’e kesinlikle inanıyorum ve
@kilicdarogluk başta olmak üzere tüm butlancıları yalanlardan “arınmaya” davet ediyorum.
Allah kimseyi butlancıların durumuna düşürmesin. Amin.
Murat Ağırel, kendisini "FETÖ'cü" olmakla suçlayan Melih Gökçek'e yanıt verdi:
"Bu FETÖ mensubu hainleri siz iyi bilirsiniz. Oğlunuz bu hainlerin okulunda okudu, eşinizin adı bu hainlerin yetiştiği okulların tabelasında yer aldı.
FETÖ’ye 'parsel parsel' arazi veren, genel sekreteri FETÖ’cü olan, kapının önüne boş damacana gibi konulmuş belediye başkanı; FETÖ kumpasında yargılanmış bana 'Sana FETÖ’cüler destek veriyor' martavalına sığınıyor.
Daha önce argümanınız PKK’ydı, sanırım 'Terörsüz Türkiye' sürecinden mütevellit bugün DHKP-C olmuş. Yakında Guatemala’daki adı sanı bilinmeyen bir örgütün de beni gizliden desteklediğini iddia ederseniz…
Bırakın bu bıdı bıdıları.
Ben çok basit bir soru sordum:
Oğlunuzun ve onun eşinin 30 bin avro sermayeyle kurduğu şirket nasıl oldu da kısa sürede milyonlarca avroluk mal varlığına ulaştı?
Bu paranın kaynağı nedir?
Bu kadar basit. Hodri meydan. Bekliyorum."
Rejim Deniz Göktaş'tan neden korkuyor?
Çünkü Deniz iktidarın en büyük silahını elinden alıyor: otoritesini.
Yıllarca kurdukları korku ve dokunulmazlık imajını, sahnede söylediği iki üç cümleyle tuzla buz ediyor.
Deniz Göktaş'ı serbest bırakın...
Komedyen İmran Deniz Göktaş vakası hakkında hazırladığım 47 sayfalık bilimsel mütalaayı, bu vakada gündeme gelen hukuki meselelerin anayasa ve insan hakları hukuku bakımından kayda geçirilmesi ve kamusal tartışmaya katkı sunması ümidiyle buradan da paylaşıyorum.
Raporda; kelepçe uygulamasından gözaltı ve tutuklamaya, Cumhurbaşkanına hakaret ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçlarından “kuyu tipi” hapishane koşullarına kadar uzanan hukuki sorunları, ağırlıklı olarak AYM ve İHAM içtihatları çerçevesinde inceledim.
Mizaha, komikse gülüp geçilecek; beğenilmiyorsa gülmeyip geçilecek günler de gelecektir.
Rapora buradan ulaşabilirsiniz:
https://t.co/PRDxwYG3ZO
19 Mart 2025’ten beri alnımız ak, başımız dik, aynı çağrıyı yapıyoruz: Davalar TRT’de canlı yayınlansın! 86 milyon izlesin, görsün ve kendi vicdanıyla karar versin.
Hatta 9 Mart’tan bu yana görülen tüm davalar, SEGBİS kayıtlarıyla birlikte yayınlansın; hiçbir şey kapalı kapılar ardında, hiçbir gerçek karanlıkta kalmasın.
Madem bu davalar millet adına görülüyor, o halde milletten saklanmasın!
Tüm Türkiye Silivri’de yaşananlara şahit olsun. Gerçekler 86 milyonun gözü önünde ortaya çıksın.
Kamuoyuna,
CMK'nun 108. maddesi uyarınca, otuz günde bir, müvekkilimiz Deniz Göktaş'ın tutukluluk incelemesi yapılmaktadır. Son tutukluluk incelemesi 24.08.2026 tarihinde gerçekleştirilmiş ve müvekkilimizin tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. Söz konusu karara karşı yaptığımız itiraz, bugün saat 17.03 itibariyle İstanbul Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesi’nce kabul edilmiş ve müvekkilimizin tutuklu bulunduğu her iki suçtan da ( Cumhurbaşkanına Hakaret ve Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik) tahliyesine karar verilmiştir. Üzülerek ifade edelim ki, daha bu karara ilişkin olarak cezaevine tahliye müzekkeresi yazılmadan, müvekkilimiz “Ölü Deniz” adlı stand-up gösterisinde Daltonlar çetesini övdüğü iddiasıyla “Suçu ve Suçluyu Övme” suçunu işlediği gerekçesiyle tutuklama talebiyle İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği’ne ( ilk tutuklama kararı da bu hakimlik tarafımdan verilmiştir) sevk edilmiş, bu işlemler hakkında tarafımıza haber verilmeden Baro'dan bir avukat tayin edilmiş ve sonuç olarak müvekkilimiz tahliye edilmeden yeniden tutuklanmıştır. Savcılığın ikinci ayını tamamlayan soruşturmada, bu yeni suçlamayı tahliye kararından dakikalar sonra ve mesai saatleri dışında devreye sokması, 1970’li yıllarda ve 12 Eylül döneminde vücut bulan “Kişiyi ne olursa olsun cezaevinde tutma” anlayışının dirildiği kuşkusunu yaratmaktadır. Hiç kuşkusuz tüm itiraz haklarımızı sonuna kadar kullanacağız ve adaletin tecelli etmesi maksadıyla hukukun sınırları içinde azami mücadeleyi yapmaya devam edeceğiz.
Deniz Göktaş Vekilleri
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Bir iyi haber, bir kötü haberim var.
İyi haber: Tahliye oldum.
Kötü haber: Tutuklandım.
Ben de sizin okuduğunuz hızda öğrendim bu iki haberi. Bu sefer, Daltonlar hakkındaki şakadan, “suçu ve suçluyu övmek” suçundan tutuklandım.
Cezaevinde sıradan bir 58. gündü. Bir elimde Cici Bebe, diğer elimde İhsan Oktay. Konstantiniye’nin dehlizlerinde dolaşıyordum. “SEGBİS’in var” dediler. Bayram değil, seyran değil; bu neyin SEGBİS’i düşüncesiyle koridora çıktık. Hücre-SEGBİS arasındaki bir dakikalık koridor yolculuğunda özgürmüşüm, bilmiyordum. Bilsem hafiften dans ederdim.
Avukatlarıma haber verilmediğini, normalde salona gelmem gerektiğini ama acele bir durum olduğunu bildirdiler. Suçlamaya konu metni okudular. “Çocukları dövmemeliyiz.” demişim de “Neden çocukları dövmek gerektiğini düşünüyorsun?” diye sorulmuş gibi hissettim. Hayattan, Türkçemizden ve altı üstü komediden söz ettim. Tekrar tutuklanmama karar verdiler. Adli yılın açılışını burada kutlayacağım, başarılı bir sezon olsun.
90 dakikalık gösteriden iki ayda bir yeni suçlama çıkıyor. Reels yerine tam gösteri YouTube kanalımda, odaklanma problemi olan varsa da telefon detoksu öneririm. Bana iyi geldi.
Ben iyiyim; moralim, sağlığım yerinde. Bu ay çocukkenki ağustoslar gibi hızlı geçti. Allah’tan okul yok Eylül’de.
Bu mektubu yazarken cezaevinde 10 saniyeliğine elektrik gitti. Karanlıkta bütün mahkumlar hücrelerde ıslık çalıp bağırdılar. İlkokulda pikniğe giderken gezi otobüsü tünele girmiş gibi hissettim.
Karatepe 2026, efsane tayfa. Unutulmayacaksın.
Deniz Göktaş dosyası Türkiye'de muhaliflere uygulanan düşman hukukunun net bir örneği.
Bir hakim çıkıyor, tamam bu çocuk 2 aydır yatıyor, deliller toplanmıştır, yatacağının da çoğunu yattı artık kaçmaz zaten deyip tahliye kararı veriyor. Bu birçok dosyada yapılan bir uygulamadır. Hakim enteresan bir şey yapmıyor.
Ama Deniz Göktaş'ın dosyası hukuki değil, o muhalif olduğu için hapiste. O nedenle girmesi gibi çıkması da hukuki değil, siyasi kararla olacak. Bu yüzden hemen bir yedekleme yapıyorlar. Deniz Göktaş gibi sol gelenekten gelen bir adamı, Daltonlar diye bir mafyayı övmekten tekrar tutukluyorlar. Deniz Göktaş'ın gösteride ne söylediğinin önemi yok. Daltonlar ile ilgili lafı bulamasalardı, başka bir kulp takarlardı. Ne dediğinin önemi yok, muhalif olup olmamanın önemi var. Hatta tek kriter o.
Demokrasi yarışından korktu diplomamı iptal ettirdi.
Tutuklanıp hücreye atılmamı istedi.
Sesimi, yüzümü, fotoğrafımı yasaklattı.
Sosyal medya hesabımı defalarca kapattırdı.
Yetmedi, mahkemede savunma hakkımı dahi engelletti.
Sanıklara soru sormama bile tahammül gösteremedi.
Şimdi ise bana yaptırmadıkları savunmamın yer aldığı “Millet Şahidimdir” kitabımı daha yayınlanmadan yasaklattı.
Emniyet güçleri eliyle matbaalar basıldı ve kitaplar toplandı.
Yılmayacağım!
Susmayacağım!
Durmayacak ve teslim olmayacağım!
Milletle beraber bu kitabı milyonlar okuyacak.
Savunmamı herkes görecek. Yasakçılar dahil!