Hüseyin Bey, bir taraftan Binali Yıldırım’ı eleştiriyorsunuz, öteki taraftan onunla aynı cümleleri kuruyorsunuz. O da Yazıcıoğlu suikastına “kaza” diyor, siz de “kaza” diyorsunuz.
Size tavsiyem; dava dosyalarını okumanız, mahkeme süreçlerini takip etmeniz, devam eden soruşturmalarla ilgili gelişmeler hakkında güncel bilgi sahibi olarak inceleme yapmanızdır.
Sadece DDK raporunu okusanız ufkunuz açılır; söylediklerinizden pişmanlık duyarsınız.
Biz 6328 gündür sizin “kaza” dediğiniz suikastın peşindeyiz.
Siz milletvekiliyken Muhsin Yazıcıoğlu davasıyla ilgili soru önergesi verdiniz mi?
Mahkemelere geldiniz mi?
Milletvekili olduğunuz partinizin genel başkanına, yöneticilerine "Bu kaza mı, suikast mı?" diyerek soru yönelttiniz mi?
Muhsin Yazıcıoğlu’na saygıdan söz ediyorsunuz. Peki hiç Muhsin Yazıcıoğlu’nun ailesini davayla alakalı aradınız mı?
Şehit Liderimizin mahdumu Furkan Yazıcıoğlu’nu aradınız mı? Hiç görüştünüz mü?
Görüşseydiniz davayla ilgili bilgi sahibi olurdunuz.
Şehit aileleriyle görüştünüz mü?
Davamızın avukatlarıyla görüşüp bilgi istediniz mi?
Maşallah, bakıyorum da siz de Muhsin Yazıcıoğlu uzmanlarından biri olmuşsunuz! Hemen de “kaza” diyerek kestirip atmışsınız...
Biz sizi Şehit Lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun davasının hiçbir yerinde göremedik.
Şehit Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun aziz ruhunu incitmek istemiyorsanız, bilgi sahibi olmadığınız konularda konuşmamanız daha hayırlıdır. Siz o talihsiz ve size yakışmayan paylaşımı yapmamalıydınız.
Şehit Lider Muhsin Yazıcıoğlu’nun aziz hatırasına saygınız varsa yapmanız gereken en büyük vazife; Yazıcıoğlu suikastının aydınlanması adına gayret göstermeniz, çaba sarf etmeniz, bunu kamuoyunda gündeme getirmenizdir.
40 yıllık siyasi yaşamı boyunca demokrasiyi ve millî iradeyi savunmuş; darbelerle, cuntalarla mücadele etmiş; hukukun üstünlüğünü savunmuş; millî, yerli, sivil, demokrat lider olarak Türkiye’yi 28 Şubat sürecinde Baasçı bir darbeden kurtarmış; “Namlusunu millete çeviren tanka selam durmam” diyerek küresel güçlerle ve sistemle mücadele eden; Keş Dağlarında küresel bir tertiple şehit edilen milletin adamı Muhsin Yazıcıoğlu’nun 17 yıldır kapatılmaya çalışılan, karartılmak ve örtbas edilmek istenen, görmezden gelinen bu suikast davasına sizin gibi demokrasiyi ve hukuku savunan bir kişi nasıl “kaza” der?
Muhsin Başkanımızı tanıyabilirsiniz ama bunun karşılığı suikasta “kaza” diyerek Binalileşmek olmamalıdır.
Biz ilk günkü gibi bu suikastın, ne pahasına olursa olsun peşindeyiz.
DESTEK TALEBİ
Arkadaşlar,
Hesaplara vahşice saldırıyorlar.
Bütün özellikleri zayıfladı.
Bazı fonksiyonları gitti.
RT yapamıyorum hiçbir paylaşımı, meselâ.
Yorum, RT, beğenilerinizle destek verirseniz hesaplar nefes alır:
@yenisafakyazari@yenisafakwriter
Teşekkür ediyorum.
NOT: Sosyal medya, sanıldığından da önemli. Susturmak istiyorlar. Hesaplar etkili çünkü. En son başörtüsünü sömüren, kirleten türedi tiplerle ilgili üç bakanlık da harekete geçti.
Başta değerli Aile Bakanımız @MahinurOzdemir olmak üzere @mustafaciftcitr ve @abakingurlek bakanlarıma da gereğini yaptıkları için teşekkür ediyorum.
@yenisafakyazari Cihat, kelime anlamı "gayret göstermek, çalışmak, mücadele etmek"tir. İnancımızda ise nefsin kötülüklerine karşı durmayı, iyiliği bildirmeyi, İslam’ı yaşamayı ve gerektiğinde inanç, mal ve can uğruna Cenk etmeyi kapsayan bir anlama sahiptir.Haklı mücadelenizde sizinleyiz.
@abakingurlek Sn Bakan, konuyu büyük bir ciddiyetle takip ediyoruz. Üstlendiginiz görevin mesuliyetinde olduğunuzu görüyor mucadelenizde muvaffakiyetler diliyoruz. Dahli olanların yargı önünde hesap vermesini Türk milletini derinden üzüntüye garkeden bu hain suikastin aydınlanmasıni diliyoruz
@sevdaturkusev Bunlar inancından ötürü tesettür giyenler değil günün fırsat ve avantajlarından yararlanmak birde bu kostüm ve aksesuar ile daha çekici göründükleri için uygulamada bulunan kişilerdir.
Akıl, edep, ilim ve fazilet yüklü bir din bu fikir ve zihin fukaralarına geçit vermez
@mustafamalo_@mustafaciftcitr@abakingurlek Kim ki iman eder, asla yalnız kalmaz. Nice Allah erleri vardır bir birinin ardini kollar. Görevi yalnızca muhafaza etmek olanlar kardeşleri üzerine kol kanat gererler...
@misvakcaps Kürtlerin derdi lgbt imiş gibi lanse etmek, Kürtleri aşağılamak tan başka bir şey değil dir. Dem parti asla Kürtlerin temsilcisi değildir. Kürtlerin tek temsilcisi vatandaşlık bağıyla bağlı oldukları Türkiye Cumhuriyeti Devleti dir. Kahrolsun lgbt ve destekçileri...
@GizliArsiv Kürtler örfüne, geleneklerine ve inançlarına sıkı sıkıya bağlı insanlardır. Kürt kimliğini bu adi ve aşağılık olaya alet etmeye kalkanlara karşı inançlı, ahlaklı töreli Kürtlerin tokadı suratlarinda şamar olup patlayacaktır...
Biz Tuğrul ve Çağrı Bey'in torunuyuz. Bunu hangi maksatla söylediğimiz bellidir.
Dün Büveyhioğulları sonrasında Safeviler bugün İran!
Aynı sapkın yolun müntesipleridir. Bizde Karahanlilar, Selçuklular, Osmanlılar dan , Alpaslan Han, Fatih Sultan Mehmet Han ve Yavuz Sultan Selim Han ile hangi yolun yolcusu olduğumuz bellidir.
@yenisafakwriter Değerli hocam bu olaya kınama asla yetmez! Bu ahlaksızlığın alenilesmesini savunanlar bu milletin düşmanıdır lar. Bugün buna söz etmeyenler karşıtlık göstermeyenler yarın bu şebekenin kendi çocuklarını aynı batağa nasıl ittiklerine sadece seyirci kalacak olanlardır...
@sarseven Uğruna kan döktüğümüz can verdiğimiz topraklarda mukaddesatimiza kufrederek gezenler varsa biz kahrolalim. Yasamamamizin anlamı kalmamış demektir...
İbnelik bir Lut kavminde birde, şehitlerin gazilerin kanlarıyla sulanmış bu tertemiz toprağı kirleterek yaşayan bunlarda bu kadar aleni. Bir fiili destekleyen taraftar o fiilin failidir aynı zamanda. Ülkemizde kirli batakliklarina çekmeye çalıştıkları bu vatan bizimdir.
Ülkemizde bu rezilligin devamına asla müsaade edilemez, kendi rezillikleri ile yaşamak derdinde olanlar bu rezilliğe müsaade edilen yerlere gitmeliler.
Bu topraklar ibneleri, lezbiyenleri asla bağrına basmaz...
Tasavvuf da dâhil olmak üzere hiçbir dinî yorum, Kur'an, sünnet ve icmâ ile çeliştiği takdirde bağlayıcılık kazanamaz. Nitekim klasik tasavvuf geleneğinin önde gelen isimleri de şeriata aykırı hiçbir manevî iddianın muteber olmayacağını açıkça ifade etmişlerdir.
Bu bakımdan mesele tasavvuf değil; din adına ortaya konulan her türlü görüşün İslam'ın temel kaynakları ve yerleşik ilmî usulleri karşısındaki durumudur.
5. Sonuç
İslam düşüncesinde dinî bilginin güvenilirliği, usule bağlılıkla mümkündür. Türk milletinin tarih boyunca benimsediği Mâtürîdî-Hanefî gelenek, akıl ile vahiy arasında kurduğu denge sayesinde hem katı lafızcılığa hem de ölçüsüz bâtınî yorumlara karşı güçlü bir koruma mekanizması geliştirmiştir.
Günümüzde dinî istismarların, hurafelerin ve usulsüz yorumların yaygınlaşması karşısında ihtiyaç duyulan şey yeni bir din anlayışı değil; Kur'an, sünnet, icmâ, kıyas ve kelâm geleneği üzerine kurulu sahih ilmî mirasın yeniden ihya edilmesidir.
Türk milletinin asırlar boyunca taşıdığı Mâtürîdî-Hanefî çizgi, yalnızca geçmişin bir hatırası değil; günümüzün fikrî ve dinî meselelerine çözüm üretebilecek güçlü bir medeniyet birikimidir.
Dipnotlar
[1] Taberânî, el-Mu'cemü'ş-Şâmiyyîn, nr. 588; İbn Asâkir, Târîhu Dımaşk. Hadis, muhaddisler tarafından hasen kabul edilmiştir. Metin: "Bu ilmi her nesilde adalet sahibi kimseler taşıyacaktır; aşırıların tahriflerini, bâtıl ehlinin uydurmalarını ve cahillerin tevillerini ondan uzaklaştıracaklardır."
[2] Ebû Dâvûd, İlim, 1 (3641); Tirmizî, İlim, 19; İbn Mâce, Mukaddime, 17. Hadis: "Âlimler peygamberlerin varisleridir."
Kaynakça
Ebû Hanîfe, el-Fıkhu'l-Ekber.
Ebû Hanîfe, el-Âlim ve'l-Müteallim.
Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Kitâbü't-Tevhîd.
Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Te'vîlâtü'l-Kur'ân.
Ebü'l-Muîn en-Nesefî, Tabsıratü'l-Edille.
Ebü'l-Muîn en-Nesefî, et-Temhîd li Kavâidi't-Tevhîd.
Necmeddin en-Nesefî, Akâid-i Nesefî.
Sa'deddin et-Teftâzânî, Şerhu'l-Akâid.
Fahrülislâm el-Pezdevî, Usûlü'l-Pezdevî.
Sadrüşşerîa, et-Tavdîh fî Halli Gavâmizi't-Tenkîh.
Abdülkerim el-Kuşeyrî, er-Risâletü'l-Kuşeyriyye.
el-Câmiu's-Sahîh (Sahih-i Buh
GELENEKSEL İSLAM DÜŞÜNCESİNDE AKIL VE USUL: MÂTÜRÎDÎ-HANEFÎ ÇİZGİSİ VE DİNÎ İSTİSMARA KARŞI İLMÎ DURUŞ
Ümit Ağkıran
Araştırmacı – Yazar
Özet
Bu çalışma, Türk milletinin tarih boyunca benimsediği Mâtürîdî itikadı ve Hanefî fıkhının, dinî bilginin elde edilmesi, yorumlanması ve korunması hususunda ortaya koyduğu ilmî yöntemi incelemektedir. Günümüzde din adına ortaya çıkan usulsüz yorumlar, hurafeler, bâtınî aşırılıklar ve çeşitli istismar biçimleri karşısında Mâtürîdî-Hanefî geleneğin sunduğu ilmî ve fikrî savunma imkânları ele alınmaktadır. Çalışmada Edille-i Şer'iyye, kelâm ilmi, akıl-vahiy dengesi ve ilmî otorite kavramları merkeze alınmıştır.
1. Giriş: Dinî Bilgide Usul ve Bilgi Buhranı
İslam medeniyetinde dinî bilgi, şahsî kanaatlerin veya gelişigüzel yorumların değil, belirli usullerin ve köklü ilmî geleneklerin ürünüdür. Kur'an-ı Kerim'in anlaşılması, sünnetin yorumlanması ve şer'î hükümlerin ortaya konulması, asırlar boyunca oluşan ilim mirası sayesinde mümkün olmuştur.
Bununla birlikte tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de dinî bilginin usulden koparılarak şahsî kanaatlere, karizmatik şahsiyetlere veya doğrulanamaz iddialara dayandırıldığı görülmektedir. Bu durum yalnızca ilmî bir problem değil, aynı zamanda ümmetin birlik ve istikrarını tehdit eden ciddi bir bilgi buhranıdır.
Nitekim Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
«"Bu ilmi her nesilde adalet sahibi kimseler taşıyacak; aşırıların tahriflerini, bâtıl ehlinin uydurmalarını ve cahillerin tevillerini ondan uzaklaştıracaklardır." [1]»
Bu hadis, İslam'ın korunmasının şahıslar üzerinden değil, ilim, ehliyet ve usul üzerinden gerçekleşeceğini açıkça ortaya koymaktadır.
2. Türk Milletinin Dinî Kimliği: Mâtürîdî-Hanefî Düşünce Sistemi
Türk milletinin büyük çoğunluğu tarih boyunca itikatta Mâtürîdîliği, amelde ise Hanefîliği benimsemiştir. Selçuklulardan Osmanlı Devleti'ne uzanan süreçte bu anlayış, devletin ve toplumun dinî omurgasını oluşturmuştur.
İmam Ebû Hanîfe (ö. 150/767), nassların maksatlarını ve hükümlerinin dayandığı sebepleri dikkate alan güçlü bir fıkıh yöntemi geliştirmiştir. Hanefî mezhebi, kıyas ve içtihadı sistemli şekilde kullanan ilk büyük hukuk ekollerinden biri olmuştur.
İmam Ebû Mansûr el-Mâtürîdî (ö. 333/944) ise aklı vahyin karşısında değil, vahyin anlaşılmasının vazgeçilmez bir aracı olarak değerlendirmiştir. Ona göre insan, aklı sayesinde Allah'ın varlığını ve temel ahlâkî sorumluluklarını kavrayabilecek kabiliyette yaratılmıştır.
Bu anlayış, körü körüne taklidi değil tahkiki; taassubu değil delili esas alır. İman ile bilgi arasında güçlü bir bağ kurar ve dinî düşünceyi sağlam temeller üzerine oturtur.
3. Dinî Hükümlerin Meşruiyet Zemini: Edille-i Şer'iyye
İslam hukukunun temel dayanakları şunlardır:
1. Kur'an-ı Kerim
2. Sünnet-i Seniyye
3. İcmâ
4. Kıyas
Hanefî usul geleneğinde bu deliller, dinî bilginin ve şer'î hükümlerin meşruiyet sınırlarını belirlemektedir.
Bir görüşün veya hükmün İslam'a nispet edilebilmesi için bu kaynaklardan birine veya bunlardan hareketle ortaya konulmuş sahih bir içtihada dayanması gerekir.
Bu sebeple rüyalar, şahsî ilhamlar, keşifler veya herhangi bir kişinin şahsî kanaatleri tek başına şer'î delil kabul edilemez.
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
«"Âlimler peygamberlerin varisleridir. Peygamberler dinar ve dirhem bırakmazlar; ilim bırakırlar." [2]»
Bu hadis, dinî otoritenin şahsî karizmadan değil, ilim ve ehliyetten kaynaklandığını göstermektedir.
4. Kelâm İlmi ve Dinî İstismara Karşı Savunma
Kelâm ilmi, İslam inanç esaslarını aklî ve naklî delillerle açıklayan ve savunan ilim dalıdır.
Mâtürîdî gelenekte akıl, vahyin alternatifi değil; vahyin doğru anlaşılmasının vasıtasıdır. Bu sebeple hurafeler, bâtıl yorumlar, mesnetsiz iddialar ve dinî istismarlar karşısında kelâm ilmi önemli bir koruma mekanizması vazifesi görmektedir.
Tarih boyunca Mâtürîdî âlimler, ortaya çıkan itikadî sapmaları ilmî yöntemlerle eleştirmiş ve ümmetin inanç dengesini muhafaza etmeye çalışmışlardır.