Bolu'nun Munduşlar köyünde bayram namazına gelmeyen bir genç, yatağından kaldırılarak su dolu oluğa atıldı.
Köy Muhtarı: Oluğa atma geleneği başladığından beri bayramlarda cami full çekiyor.
Şimdi size etimle kemiğimle insanlığımdan utandığım şeyler anlatacağım. Depremin 2. günü Hatay'a gittiğimde de tam olarak böyle utanmıştım. Çünkü Hatay'ı yıkan sadece deprem değildi. Kimsesizliği çaresizliği, sesini duyuramaması da yıktı Hatay'ı ve yıkmaya da devam ediyor.
Cumhuriyet Bayramı mesajında Atatürk'e yer vermeyip Mete Gazoz'un resmini kullanan @tvnet, Mete Gazoz'un alıntılayıp Atatürk'ü paylaşmasından sonra görselden onun da resmini çıkarmış... Bunlar iflah olmaz.
Dünyanın herhangi bir yerinde bir olay olduğunda bir tarafı tutacaksınız diye bir mecburiyet yok. İsrail'in yıllarca Filistinlilere yaptığına da, bugün Hamas'ın sivillere karşı yaptıklarına da karşı çıkabilirsiniz. Mecbur hissediyorsanız insanlıktan taraf olun.
Bu resimde gördüğünüz otel binası Sultanahmet’te.
Otel olmadan önce “Başbakanlık Osmanlı Arşivleri” binası idi. akp'lilerin aklına birden bu binanın çok eskidiği restore edilmesi gerektiği fikri geldi.
Restorasyona alındı. “Başbakanlık Osmanlı Arşivi restorasyon çalışması” diye bir koca tabela da asıldı.
Gel zaman git zaman bir de bakıldı ki koca Osmanlı Arşiv binası, abrakadabra “Otel” oluvermiş.
Resimdeki otel işte o otel. Sura Hagia Sophia Hotel.
Arşiv bahçesinde bulunan limon, defne ve asma ağaçları da kesilmiş. İnşaat sırasında asırlık çınarlar da zarar görüp kurumaya başlamış..
Arşivler ne mi oldu? 100 milyon belge ve 370 bin defter bulunan henüz tasnif edilmiş ama okunmamış koca arşiv Kağıthane'de dere yatağında bir binaya doldurulmuş. Sonra sel basmış, yarısı mahvolmuş kalanı da nemden küflenmeye ve silinmeye yüz tutmuş.
Atalarının mezar taşını okuyamamaktan yakınan, Osmanlıca zorunlu olsun diye yaygara koparan zevat’ın yediği halta bakılırsa, dertlerinin ne olduğu çok açık. Cumhuriyetle hesaplaşmak.
Kaynak: İ. Ertürk
Renkli Reçete Sistemine doktorlarımız için büyük bir inovasyon ile İngilizce, Almanca, Fransızca, Arapça dillerinde E-Reçete yazma imkanı getirildi.
1) Doktor tarafından yazılan reçetenin muhattabı hasta değil, Eczacıdır. Türkiye’de Eczacılık yapabilmek için Türkçe bilmek yabancı uyruklular için bile bir şarttır. (Denklik alamaz) Eczacının bilmediği bir dilde reçete yazmanın tam olarak mantığı nedir?
2) Doktorun Türkçe’ye hakim olmaması gibi bir şey tabiatın doğal akışına zaten aykırıdır. İletişim kuramadığınız birisine nasıl teşhis koyup, tedavi edebilirsiniz? Yurt dışına gitmek zorunda kalan göz bebeklerimizin yerini Türkçe bile bilmeyen insanlarla mı doldurma planınız var?
3) Doktor ve hastanın Türkçe dışında aynı dili konuştuğunu varsayalım. Gerçek muhatabın olan Eczacının bilmediği bir dilde reçete yazdırarak birde ülkemize İthal eczacı getirmek mi var düşüncenizde? 63 tane Eczacılık Fakültesi var bu ülkede. Daha bu işin yansıması bile olmamışken, şimdiden işsiz eczacılar varken bu memlekete birde dışarıdan eczacı mı getireceksiniz?
4) Bu ülkede sosyal hayatta ve aile yaşantısı içinde en çok kullanılan dil Kürtçe’dir. Milyonlar bu dili kullanırken bu müthiş inovasyonda belki de tek işe yarayacak dilin yer bulamama sebebi nedir?
Bu uygulamada ki amacınızı ve sorularımı lütfen cevaplayabilir misiniz?
@saglikbakanligi@sagliklicozum
Çocuklarını tedavi edecek doktoru demir çubuk ve kemerlerle yoğun bakımlık etmişler. Her an ölüm riskiyle nasıl çalışılır? Her hastaya olası saldırgan muamelesi mi yapacaklar? Dün tıp fakültesi kazandığını öğrenen öğrencilere de hızlı ön izleme oldu...
Yer: Gaziantep’te özel bir hastane
20 kişiyle hastane baskını!
Meslektaşımın kafasında 15 dikiş!
Kafa travması nedeniyle sevk edilip yoğun bakıma alınmış!
Hastane müdürü ve güvenlik görevlisi arkadaşımız da yaralı
“Yüksek ateş nedeniyle getirilen bir çocuğa müdahele edilirken yaşanan bir tartışma üzerine hasta yakını birkaç kişiyi arayıp hastaneye yaklaşık 3-4 araba adam çağırmış”
Kaynak: iha ve ensonhaber
Babasının kararıyla okuldan alınan bir kız çocuğuydum ben de.. Soran herkese "Ben göndersem, kendisi gitmez, değil mi kızım?" derdi..
"İsterim" deme şansım yoktu o baskının altında, henüz 13 yaşımda..
Bunun gibi bir "hocadan" akıl almıştı ömrü boyunca..
Şu olay önemli olanın şahıs değil de yasalar ve yaptırımlar olduğunu o kadar güzel kanıtlamış ki. Dağ ayısı bile olsan yaptığının yaptırımı olunca nasıl da sesin çıkmaz oluyor.
🛑Bugün Ayda ile önce Metro'ya sonra Migros'a gittik.
Marketlerin bir tanesindeki meyve reyonunda çalışan arkadaş elindeki Raid'i karpuz-kavunların üstüne sıkıyordu.
"Bunu neden sıkıyorsunuz?"
diye sordum.
"Karpuzlara sinekler konuyor, görmüyor musun?" diye cevap verdi.
Ayda
(1)
Aralık ayı, çocuk acilde hasta bakıyoruz. İnanılmaz yoğun, hastaları yetiştirebilmek için ekstra oda açmışız. 3 kişi çalışıyoruz hepimiz 200 küsür hasta bakmışız... Çocuklardan birinin sırtını dinlerken birden kapı açılıp içeri biri sinirle daldı. Sizin bu halka eziyet etmeye ne hakkınız var hainlerr diye bağırdı. Steteskopu kulağımdan çıkarıp adama baktım, bağırıp çağırıyor sürekli. "Ne oldu?" dedim.
Beni dinlemeden;
"Kaç saattir sırada bekliyoruz, siz ne biçim doktorsunuz. Bizim çocuğumuz hasta, saatlerdir bekletiyorsunuz hainsiniz, alçaklarr" diye bağırıyor. Önümde muayene ettiğim çocuğu gösterdim; "Boş mu oturuyoruz sizce? Çocuğu muayene etmeden reçete yazmamı mı istiyorsunuz?" dedim.
O sırada diğer arkadaşım yandaki bilgisayarda başka bir hastanın kan/idrar sonuçlarına bakıyordu. Sinirlenip ona bağırdı "sen ne yapıyorsun?" diye. Arkadaş da bilgisayarı biraz dönderip, "kan/idrar sonucuna bakıyorum. Gel bak" dedi.
Sinirli adam; "öteki odada tek doktor var o yetişemiyor" diye bağırdı.
"İyi de biz de burada hasta bakıyoruz. Demekki 3 doktor bu kadar hasta için yeterli değil. Hastaları muayene etmeden mi gönderelim, ne istiyorsunuz?" dedik.
Hala bize hain vs. söylene söylene dışarı çıktı. O sırada ortalıkta ne güvenlik vardı, ne bizi koruyan...
Sözün özü;
1- Şu anda; biz görevimizi yaparken ortalıkta bile olmayan güvenlik personeli, Hekim olan bizden yüksek maaş kazanıyor. @drfahrettinkoca
2- Hastaları muayene etmeye çalışınca hastalar beklemek zorunda kaldığı için "HAİN" ilan ediliyoruz, Hastaları bekletmemek için hızlı davrandığımızda da "iğneyi basıp yolladı" oluyor adımız.
Son Söz;
Ülkede kalıp hakkımızı ararsak; "Beğenmiyorsanız bırakın, zorla mı çalıştırıyoruz?"
Ülkeden gitmeye çalışınca;
"Bizim vergilerimizle okudunuz, hizmet etmeden gidemezsiniz"
-> KARAR VERİN, NE YAPMAMIZI İSTİYORSUNUZ?