İşin bu tarafını yeterince konuşmuyoruz.
Öyle ya da böyle SnErd için "winner" dendi hep. Bir şekilde tabanını ve ek birkaç kitleyi sandığa götürtüp kendisine oy verdirtiyor vs...
Ama ciddi ciddi bir Mançuryalı aday vakası yaşıyormuşuz.
Sorun gerçekten de iktidar değil, muhalefetmiş.
Rejimin geldiği nokta şu: Sadece kaba güçle ayakta kalabiliyor artık. Rıza üretme kapasitesini yitirdi. Ancak kendi kemik iliği tabanını konsolide edebilir (ki şimdilik yetiyor zaten).
Ama böyle ne kadar gider, orasını bilmek zor...
Butlan yönetiminin yanında olmanın ne kadar itibarsız ve utanılması gereken bir eylem olduğunu bilenler açıkça Kılıçdaroğlu'nun yanındayım diyemediklerinden "CHP'nin yanındayım" diyorlar. Ama artık gri bölge kalmadığının herkes farkında, bu kelime oyunları onları korumuyor.
Kayyum görevi kabul etmesydi, mahkeme başka birini atasaydı o kendisine genel başkan diyebilir miydi? İhraç kararları alabilir miydi? Grupta konusacam diye açıklama yapabilir miydi?
Bir kez daha söyleyeyim. Kayyum efendi, sarayın yargı darbesinin işbirlikçisi ve sinsi bir hainidir.
Tom Barrack'ın yeni paradigmasının destekçisi, sozde 'yerli ve milli' olarak CHP'ye atanmış - terfi etmis olan bir darbe savunucusudur..
Yeni parti kendi başına herhangi bir şeyin çözümü değil. CHP'ye yapılan başka partiye de yapılır. Hatta daha kolay yapılır.
Ancak yeni parti sadece bir tabela değişikliği olmaz, "Öz Hakiki CHP" olmaktan ziyade yeni bir şey olursa çok şey değişir. Siyaset yapma şeklinin ve siyasetçi profilinin büyük bir sarsıntıya ihtiyacı var. "Zübük"lerin istese de giremeyeceği; her şeyi bünyesine kabul etmeyen; bazı şeyleri eski genel merkezinde bırakmış; başka bazı şeyleri de yeni özellikler olarak kendisine katmış bir hareket yeni bir hikâye yazar.
O zaman kurulan parti Öz Hakiki CHP değil, muhalefetin birleşik partisi olur. Böyle bir durumda yeni yargı operasyonundan endişe etmeye de gerek kalmaz. Çünkü sadece yeni bir tabela yazılmamıştır, yeni bir kimlik kurulmuştur.
Kadıköy merkezden girip Suadiye’den çıktığın hatta bir delilik yaşanıyor. Koca semt sanki gizli bir tarikat toplantısında bir araya gelmiş de, "Arkadaşlar Kadıköy’ün acil, ama çok acil bir kahveciye daha ihtiyacı var, ben espresso makinesinin kolunu çekmezsem bu çark dönmez!" diye yemin etmiş.
Mahallede terzi vardı, pantolon paçası kısaltırdık. Gitti. Yerine ne geldi? kahveci. Ayakkabı tamircisi vardı, topuk çakardık. O da gitti. Yerine ne geldi? kahveci!
Kardeşim ben paçamı kahveye mi batırayım? Ayakkabımın topuğuna filtre kahve mi süreyim? Caddebostan'dan Suadiye'ye yürü, attığın her adımda bir barista sana latte art yapıyor. Kalp çiziyor köpüğe. Kalbime çiz onu, kira 80 bin TL!
Bir de dönerciler türedi. 100 gram döner 600 lira. Adam danayı kesmiş, şişe dizmiş, karşıma geçmiş gram hesabı yapıyor kuyumcu gibi. "Kaç gram olsun abi?" Kaç gram olsun ne demek, sarrafa mı geldim ben? Bir de işin komiği, Tatar Salim'de porselen tabakta yediğinle köşedeki Barış Büfe'de ayakta, kola kutusunu koyacak yer bulamadan yediğin tombik aynı para!
Dondurmacıları hiç sorma. Pardon, dondurmacı değil, Gelato. Çünkü dondurma dersen 50 lira, gelato dersen 250 lira oluyor, sistem bu. Dükkan limon sarısı, tabela el yazısı, isim İtalyanca, bir top 200 lira. Bir top, tek top!
O sırada Değirmendere'de Öz Serbesler amca üç topu 100 liraya veriyor, süt kokuyor ama olmaz, biz gidip limon yeşili dükkanda "fıstıklı gelato" yiyeceğiz, çünkü Instagram'a Öz Serbesler koyunca olmuyor :)
Yeter valla yeter. Bir tane de nalbur açın, bir tane. Vida lazım bana, vida.
Duruşmaya segbisle bağlanan İmamoğlu:
imamoğlu: söyleyeceklerimin kayda geçirilmesini istiyorum. mahkemenizin adil yargılama ile alakalı düzeni oluşturmak adına mahkemede fiili bulunmam yönündeki çağrınızı biliyorum. bu da gayet kurallara uygundur. ama durum bu sabah yaşadıklarımdan sonra artık teferruat haline dönüşmüştür. gardiyan arkadaşlar saat 06:30da beni uyandırdılar. 07:30da cezaevinden çıkarıldım. en az 60 kilometre yol yaptık. sözüm ona araba bozuldu, kaputu açtılar baktılar. bana bilgi bile verilmedi dönüş yoluna geçildi. sordum “araba arıza yaptı geri dönüyoruz” dediler.
“e araba bozuksa niye dönüyoruz” dedim.
“komutan bey bakın 60 km geldiniz kalan mesafe de zaten o kadar arıza yaptıysa niye döndürüyorsunuz” dedim.
bu türk yargı tarihine geçsin. “bakın yanlış yapıyorsunuz. bu bir talimat, aracın bozuk olduğuna inanmıyorum” dedim. “ayıptır, yazıktır, günahtır” dedim. zorla kapıyı kapattılar, beni oturttular, geri döndük. lavabo ihtiyacımı söyledim, 20 dakikamız var beklesin dendi. bunu karşılamaktan bile imtina eden bir hale gelmiştir komutan, asker. cezaevi kapısında ben tepkimi dile getirdim. 09:20 geçe buraya girdim ben, çoktan Kartal’da olurdum. içerdekiler dedi ki “segbis’e döndüğü için böyle alındınız”. o zaman benim askerim neden buna alet edildi? biz başsavcının egosu için, İmamoğlu Kartal’a gelmesin, yargıç karşısına çıkmasın diye bir tezgah kurulmuştur. ciddi anlamda psikolojik bir şiddete tabii tutuldum. bugün yaşanan tarihi bir zulümdür işkencedir. buna tabii tutanlarla ilgili işlem yapılmasını talep ediyorum.
ben huzurda savunma yapmak istiyorum.
sebebi şudur; yüce Türk yargısını yerle bir etmek isteyenlere karşı mücadele veriyorum ben onu söyleyeyim.
Gelir İdaresi Başkanlığının verilerine göre, geçtiğimiz yıl 2 trilyon 840 milyar liralık Gelir Vergisi tahsilatının 1 trilyon 377 milyar lirası sadece “ücretlilerden” kesilen gelir vergisidir. 2024 yılına göre bu tutar %60 artmıştır. Oysa ilgili dönemde enflasyon %30 civarındadır. İşte bu, yıllardır gelir vergisi tarifesi üzerinden yapılan gizli vergi zammının en net ve en somut göstergesidir.
Ortalama bir beyaz yakalı maaşının yarısını vergi ve prim için öderken, yabancılara %100 vergi imtiyazı veriliyor. Aynı Osmanlı'nın son döneminde halk ağır vergiler altında ezilirken, batılılara kapitülasyon verilmesi gibi. Gerçekten Osmanlı'yı canlandırdılar.
Sevgili gençler, zaman bir kurtarıcı bekleme zamanı değildir.
Sizin hür fikriniz, hür vicdanınız sizin için en doğru rehberdir. Bu ülkenin aydınlık yarınlarını kurmak hepimizin üzerine düşen bir vazifedir.
Sonunda hem kendi geleceğinizi kurtaracak hem de sizden sonrakilere gururla anlatacağınız bir özgürlük destanınız olacak.
Şimdi arkadaşlar çok basit bir bilgi. Türkiye'de vatandaşın aleyhine bir şey yaşanıyorsa bu iktidar ile ilgilidir. Vize randevusu alamıyorsanız bu Türkiye'yi yönetenler ile ilgilidir. Vize alamıyorsanız bu da Türkiye'yi yönetenlerle ilgilidir.
Bu fotoğraf bir törende yılın fotoğrafı seçilmişti yanlış hatırlamıyorsam. Bu fotoğraftan da nefret ediyorlar. Yıllar boyu kurdukları düzeni alaşağı eden anlardan biriydi çünkü. Ülkedeki çoğu kişinin siyasetçiye, siyasete ve Özgür Özel’e bakışını değiştirdi. Siyaseti toplumsallaştıran, halkla yakınlaştıran, berbat bir düzen kurduklarını hatırlatan en ufak şeyden bile nefret ediyorlar. En çok da halktan.
İBB iddianamesi çoktan çöktü. Etkin bir soruşturma yapılmadığı, insanların itirafçılığa zorlandığı anlaşılıyor. Somut delil ise hiç yok.
CHP hakkında yürüyen tüm ceza ve hukuk davaları böyle. Ama BUTLAN kararı ile artık tamamen halkın anlayacağı düzeyde bu davalarda asıl hedefin CHP’nin siyaseten bitirilmesi veya bölünmesinin hedeflendiği de anlaşılmış oldu.
#butlan #mutlakbutlan
Aziz milletim,
Siz darbeciyi de, yalancıyı da, fırsatçıyı da, korkakları da çok iyi tanırsınız.
Onları gözlerinden tanırsınız. Sözlerinden tanırsınız. Davranışlarından tanırsınız.
Ve en önemlisi, sandıktan kaçışlarından tanırsınız.
Onlar korkun istiyor, susun istiyor, rıza gösterin, demokrasiye sahip çıkmaktan vazgeçin istiyor.
Ama şimdi teslim olma değil; umutla, cesaretle, azimle ve kararlılıkla yürüme zamanıdır.
Güçlü olan sizsiniz, asıl olan sizin iradeniz.
Gelecek sizin ellerinizde.
Rehberimiz millettir.
26. Genelkurmay Başkanımız Sayın İlker Başbuğ’un kumpaslara karşı verdiği tarihi mücadeleye şahidim. Bugün gösterdiği incelik için de kendisine yürekten teşekkür ediyorum.
Ekrem İmamoğlu:
"Ne CHP’nin iç meselesi? Bu saray darbesidir!
Seçim yapıyorsun tanımıyor. Kurultay yapıyorsun tanımıyor. İstinaf Mahkemesi kararıyla bizim partimizin başına o kayyımı atıyor. YSK ise kendini inkâr ediyor. Bakınız YSK’nın bu tutumu çok büyük bir tehdittir. Tümüyle demokrasiyi yok edenlerin hazırladığı tabuta son çiviyi çakma girişimidir.
Bu çok ağır bir kırılmadır. 2017’de mühürsüz oylarla başlayan süreç, 2019’da İstanbul seçimlerinin iptaliyle devam etti. Bugün ise artık muhalefetin doğrudan devlet gücüyle yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı bir aşamaya geçildi. Her darbe daha ağır uygulamaları önümüze koymaktadır.
O yüzden ben bunun CHP içi bir tartışma olduğu fikrini reddediyorum. Bu mesele, Türkiye’de milletin sandık yoluyla iktidarı değiştirme hakkının korunup korunamayacağı meselesidir.
CHP içi tartışma yoktur. Saray darbesi ve sarayın kuklaları vardır."
Özgür Özel:
"Bu ülkeyi çok daha zor şartlarda kuran birisine, bu partinin kurucusuna yürüyoruz.
Bundan 100 yıl önce 'para yok' diyenlere 'bulunur', 'ordu yok' diyenlere 'kurulur' demişti.