Gökçek ailesinin Avrupa’da yaptığı milyonlarca dolarlık yatırımlar…
Peki bu paranın kaynağı ne?
Bu servet nasıl oluştu?
Türkiye’den yurt dışına nasıl çıkarıldı?
Paralar hangi şirketler üzerinden taşındı?
Almanya’da neler satın alındı, hangi yatırımlar yapıldı?
Para trafiğini, şirket bağlantılarını ve satın alınan mal varlıklarını belgeleriyle ortaya koyacağız.
Bu akşam saat 21.00’de, Onlar DOSYA’da.
Süleymancılar’ın servetini üç yıldır anlatırken bize din düşmanı diyenler şimdi “Alihan Kuriş suç örgütü” diye yazıp çiziyor, demediğini bırakmıyor. Süleymancılar, Menzil, İsmailağa ve dahası… Hepsi birbirinin aynı, ne zaman anlayacaksınız? Tarikat, ticaret ve siyaset üçgeni
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Meclis kürsüsünde ettiğim Milletvekili yemininde;
"Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma" büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içmiştim.
Hayatım boyunca ödün vermediğim ve vermeyeceğim kişisel ilkelerim ve milletimizin bana verdiği temsil etme yetkisi doğrultusunda,
Pazartesi günü yapılacak olan çerçeve yasa oylamasında HAYIR oyu vereceğimi tüm kamuoyunun bilgisine sunarım 🇹🇷
Süreyya Öneş Derici
Yeni Parti Muğla Milletvekili
Bazen Özgür Özel’i ve arkadaşlarını anlamıyorum. Başınıza gelmeyen kalmadı, oturduğunuz koltuklardan sökülüp atıldınız…
Camınız, çerçeveniz kırıldı…
Sonra da “çabamız yok, yetmez ama evetimsi, evet” arasında gidip geleceksiniz öyle mi?
Evet diyeceksiniz belli ki…
Ne için?
Demokrasi, özgürlük, kardeşlik, barış…
Elbette… Elbette değerli kavramlar… Konuşulmalı…
Kim hayır diyebilir ki bunlara?
Hele de sahiciyse…
Peki size geldi mi, uğradı mı kardeşlik, özgürlük, barış?
Size gelmediyse bütüne sahiden gelecek mi?
Olanı, biteni anlamıyorum.
Niye kurdunuz abi o zaman Yeni Parti’yi?
Demokrasinin, barışın, özgürlüğün, kardeşliğin içinde Sinem Dedetaş var mı, yok mu?
Yaşlı annesi mahkeme koridorlarında, hastane önlerinde ağlayan, hasta Murat Çalık var mı, yok mu?
Yol arkadaşım dediğiniz İmamoğlu var mı, yok mu?
Neye evet abi, bir anlatsanıza iyice…
Buradan bakınca “nerden baksan tutarsızlık….” gibi görünüyor da…
Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Merdan Yanardağ, Nasuh Mahruki, Deniz Göktaş, Oğuzhan Uğur, Ekrem İmamoğlu, Resul Emrah Şahan, Murat Çalık, Sinem Dedetaş ve daha nice insan haksız hukuksuz hapsedilirken…
Siyasal iktidarın talimatı altına girmiş yargı, muhalif olan herkesi ezerken…
Yargı eliyle iktidar partilerinde yolsuzluklar örtülüp muhalefetin belediyelerine delilsiz, sadece gizli tanık ifadeleriyle bitmek bilmez operasyonlar yapılırken…
AKP’ye geçmeyen belediye başkanları tutuklanma tehdidi altındayken…
CHP’li ve DEM Partili belediyeler kayyumlara teslim edilmişken…
Türkiye, halkın kendisini yönetecek kişileri seçme hakkının elinde alındığı bir döneme sürüklenirken…
Ana muhalefet partisi fiilen kapatılıp binasına polislerce biber gazı ile baskın düzenlenmişken….
Ana muhalefet liderinin dokunulmazlığının kaldırılıp tutuklanmasından bahsedilirken…
İnsanlar düşüncelerini ifade etmekten korkar haline getirilmişken…
Yeni Parti, ‘Çerçeve Yasa’ya ‘Evet’ demek zorunda değil. Bu yasa için kurulan komisyonun, Anayasa Mahkemesi, AİHM kararlarının uygulanmasına, ülkenin demokratikleştirilmesine dair sözü var. Bu sözlerin yerine getirilmeyeceği bu kadar aşikarken Yeni Parti’nin ‘Hayır’ oyu meşrudur. Yeni Parti, Kürt sorununun bu otoriter, baskıcı iktidar tarafından demokrasiden uzak zihniyetle çözülemeyeceğini topluma anlatabilir. Kendi iktidarında demokratik bir cumhuriyet inşa ederek bu sorunu çözeceğine halkı ikna edebilir. Yeni Parti her gün hukuksuz uygulamalarla kendisini ezmeye çalışan iktidarın peşine takılmış bir görüntü verirse halkın güvenini kaybedecek.
Sinem Dedetaş'ı Şehir Hatları genel müdürlüğü sırasında tanıdım. AKP döneminde zarar üstüne zarar eden, kendi vapurlarının bakımını Haliç Tersanesi'ne sahip olmasına rağmen özel tersanelerde yaptıran şirketi tekrar kâra geçirdi. Deniz taksileri tasarladı ve Haliç Tersanesi'nde üretti. Atıl haldeki dünyanın en eski tersanesini gemilerin ve teknelerin bakım için kapısında sıra beklediği bir duruma getirdi. Sonra AKP'nin kalesi denilen Üsküdar'ın belediye başkanı oldu. Sorun tanıdığınız Üsküdarlılar'a. Memnunlar mı değiller mi hizmetlerinden. Yakından tanıdığım için en ufak bir yolsuzluğa bulaşmadığına kefil olabileceğim bir isimdir Sinem Dedetaş.
Ama mesele bu değil elbette.
Tek bir CHP'li veya Yeni Partili belediye başkanı kalmayıncaya kadar devam edecekler.
Bu arada AKP'li belediyelerde hiç bir şey olmuyor, her şey pırıl pırıl.
Varsa yoksa muhalif belediyeler.
Sorsan "millet iradesi" derler.
@sdedetas@uskudarbld
Ak partili arkadaşlarımla bir hususu paylaşmak istiyorum: bizler tam 70 sene “CHP’nin tek parti” dönemini eleştirdik durduk. Bu eleştiriler o kadar ağırdı ki CHP 70 sene doğru dürüst iktidar olamadı. Şimdi Ak Parti iktidarının ikinci yarısında öyle yanlış işler yapıyor ki, sanırım önümüzdeki 70 yıl “ AKP tek adam dönemi” diye anılacak ve muhafazakarlar bugün yapılanların ağırlığı altında ezilecek. Yani olanlar muhafazakarların çocuklarına olacak. Bizim hatalarımızın ceremesini çocuklarımız çekecek, bedelini onlar ödeyecek.
Bazı insanlar için siyaset bir dönemdir. Benim için ise nesilden nesile taşınan bir sorumluluktur.
Büyük dedem, Milli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Siverek Başkan Vekilliği görevini üstlenmiş, Cumhuriyetimizin ilk yıllarında 2., 3. ve 4. dönem milletvekili olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yapmıştır. Ailemizin farklı kuşaklarında belediye başkanlığı ve milletvekilliği görevlerinde bulunmuş isimler olmuştur. Ben de bu mirası, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkan Vekilliği ve İl Sekreterliği görevleriyle sürdürme onurunu yaşadım.
Bu yüzden bugün yaşananları yalnızca bugünün penceresinden değil, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının sorumluluğuyla değerlendiriyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi, yalnızca bir siyasi parti değildir. O; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere bıraktığı en büyük demokratik miraslardan biridir.
Ancak unutulmamalıdır ki Cumhuriyet Halk Partisi masa başında kurulmuş bir parti değildir. Kurtuluş Savaşı’nın en zorlu günlerinde, emperyalizme karşı verilen bağımsızlık mücadelesinin içinden doğmuş; savaş meydanlarında şekillenen milli iradenin ve Cumhuriyet idealinin siyasi çatısı olmuştur. CHP’si kuruluşa dair iki temel özelliği 103 yıl sonra bile Cumhuriyet Halk Partililer için en önemli övünç kaynağıdır. Bunlardan birincisi, Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye Cumhuriyetinden dahi önce kurulmuş ve Cumhuriyeti CHP’liler kurmuştur. İkincisi ise Cumhuriyet Halk Partisi’nin memleketi düşman işgalinden kurtaran örgütün, Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyetinin devamı olmasıdır.
Bu nedenle CHP’nin temelinde yalnızca siyaset değil; bağımsızlık, yurt sevgisi, millet egemenliği ve aydınlanma değerleri vardır. Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, özgürlüğü, sosyal adaleti ve toplumsal barışı savunma iddiası da bu tarihi mirasın doğal devamıdır.
Bugün farklı düşünebiliriz. Eleştirebiliriz. Tartışabiliriz. Bunların tamamı demokrasinin gereğidir. Ancak birbirimizi tüketmeye başladığımız yerde, hep birlikte kaybetmeye başlarız.
Hiçbir isim, hiçbir makam, hiçbir dönem; Cumhuriyet Halk Partisi’nden ve onun temsil ettiği değerlerden daha büyük değildir. Çünkü kişiler gelip geçer, ancak kurumlar ve ilkeler kalır.
Partimiz yüz yılı aşkın tarihinde darbeleri, yasakları, baskıları, seçim yenilgilerini ve nice zorlu sınavı geride bıraktı. Her defasında yeniden ayağa kalkmasını bildi. Kurtuluş Savaşı’nın içinden doğmuş bir siyasi geleneğin, bugün yaşanan tartışmalar karşısında da yoluna devam edecek güce ve köklü birikime sahip olduğuna inanıyorum. Bugün yaşanan süreç de geçecektir.
Bugün ihtiyacımız olan şey öfke değil akıl ve sağduyu; ayrışma değil birlik; kutuplaşma değil birbirimizi dinleyebilme iradesidir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin geleceği, bir kişinin değil; ona gönül veren milyonların ortak iradesiyle şekillenecektir.
Ben geçmişten aldığım sorumlulukla, geleceğe umutla bakıyorum.
Çünkü inanıyorum ki Cumhuriyet Halk Partisi; demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, özgürlüğün, sosyal adaletin ve toplumsal barışın sesi olmaya devam edecek, Türkiye Cumhuriyeti’nin aydınlık yarınları için mücadeleyi kararlılıkla sürdürecektir.
Bugün de, yarın da, önemli olan kişiler değil; Cumhuriyet Halk Partisi’nin temsil ettiği değerlerdir.
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında gerçekleştirilen milletvekilleri değerlendirme toplantısında, TBMM Grup Başkanlığı görevine seçilen Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Faik Öztrak ile Grup Başkanvekilliği görevlerine seçilen İzmir Milletvekillerimiz Sayın Sevda Erdan Kılıç ve Sayın Rahmi Aşkın Türeli’yi tebrik ediyorum.
Partimizin iktidar yürüyüşünde, ortak akıl ve dayanışmayla halkımızın umudunu büyütecek çalışmalara hep birlikte imza atacağımıza yürekten inanıyorum.
Haluk Levent ile hayatta hiç karşılaşmadım, depremde yaptıklarını öven bir yayın yaptığım için cuma günü ifade verdim. Şöyle bir fotoğrafım olsa kimbilir başıma neler gelirdi...