Bu haber gözden kaçmasın.
Son bir kaç yıldır artarak yaşanan ama nedense pek gündem olmayan bir mesele: uluslararası köle ticareti.
Üstelik bu mesele öyle savaş, yoksulluk vb sebeplerle göç etmiş Suriyeli, Afgan sığınmacıların uğradığı ırkçı ve ayrımcı uygulamaların yanı sıra ucuz iş gücü olarak kullanılmaları sorununun da ötesinde. Doğrudan patronların ucuz köle ihtiyacını karşılamak için, devletin de yol verdiği, açık bir köle ticareti.
Nepal’den, Hindistan’dan, Pakistan’dan, Mısır’dan… Etiyle, kemiğiyle, pasaportuyla patronlara teslim edilen kölelerden bahsediyoruz. Antep’ten Bursa’ya, Ankara’dan Adana’ya, ülkenin dört bir yanında, onlarca koca koca fabrika ve işletmede, yerli işçilere verdikleri sefalet ücretini bile vermemek için, asgari ücretin bile altında, fabrikadaki konteynerlarda yatıp kalkan, 12 saat köle gibi çalıştırılan ihraç ürünü köle işçiler…
Göçmen görünce kırmızı görmüş boğaya dönen ırkçı ve göçmen düşmanları ise bunu hiç gündem yapmıyor mesela. Çünkü bu kez doğrudan patronların ucuz köle ihtiyacı ve karları söz konusu.
@diclesezenoz’ün bu önemli haberini okumanızı öneririm
@kefalas77@OttomanTurk60@HouseFalconz@nurtenkurnaz@sefakarahasan His ancestors were cleaning toilets of the palace if they were lucky. There is no "we, ottomans". Some of idiots thinks that state history is only option to understand what happened. Yet, the idea of nation-state is not the solution for the imperialist barbarism.
🇳🇵🇹🇷 12 saat mesai, 2 yıl zorunlu çalışma, 24 saat görüntü kaydı: Nepal’den Türkiye’ye köle zinciri
İşçilere dayatılan sözleşme adeta modern kölelik belgesi:
🔴 Minimum iki yıl çalışma zorunluluğu
🔴 Hak aradıklarında veya işi yavaşlattıklarında sınır dışı edilmek
🔴 İşverene 7/24 sesli ve görüntülü kayıt izni
Dicle Sezen Öz'ün (@diclesezenoz) haberi
https://t.co/vTPudXKXB7
#GrupYorum emekçisi Can Kaba tutuklu bulunduğu Marmara 6 Nolu L Tipi Hapishanesindeki keyfi uygulamalara karşı süresiz açlık grevinde!
Süresiz açlık grevinin 57. günündeyken ailesi ile yaptığı telefon görüşmesinin elimize ulaşan kaydını sizlerle paylaşıyoruz.
@aycasoylemez
Fotoğrafı görünce kendimi tutamadım ve neden yazmayayım dedim.
Yıl 2018. Seçim yorgunluğu ve ağırlığından uzaklaşmak için Aydın’dan Dersim’e geçmiştim. Dersim’e vardığımda ormanlarımız yanıyordu.
Yangına müdahale edenler engelleniyordu. Biz de kurduğumuz gönüllü ekiplerle bölgeye varıp söndürmeye çalışıyorduk. Günlerce uyumadan, suyla, kürekle, çıplak ellerle çırpındık.
Aynı günlerde Ege’de, Akdeniz’de de ülke olarak üzüldüğümüz yangınlar vardı. Televizyonlar oradaydı. Haluk Levent oradaydı. Bağış kampanyaları, konserler, yardım tırları… Hepsi gündemdeydi.
Peki ya Dersim?
Dersim’de yanan ormanlar kimsenin umrunda değildi.
Sosyal medya üzerinden Haluk’a çağrılar yaptım. “Gel” dedim, “bu memleketin de dumanı var.” Yanıtsız kaldım. Duyarlı bazı gazeteciler “Haluk Levent’e ulaştık ama Dersim onun ilgi alanında değil” diye yazdı. Bende kayıtlı telefonundan aradım, dönüş yapmadı.
Günlerce süren müdahalemiz başarılı oldu ve yangınları söndürmeyi başardık. Bir gün sonra yaraya tuz basan bir paylaşımla karşılaştım. Vali Tuncay Sonel, gönüllü arkadaşlarımızın çabasıyla dalga geçercesine yapay bir ağacın ışıklandırılmış fotoğrafını paylaştı. Altına şunu yazmıştı: “Tunceli’nin ağaçları ışıl ışıl.”
Twitter’dan buna itiraz ettim. Bunun bir saygısızlık olduğunu söyledim. Cevabı ne oldu biliyor musunuz? “Terörle mücadele” üzerinden hedef gösterildim. Saatlerce sosyal medya üzerinden karşılıklı tartıştık.
https://t.co/4XOrPlzk63
İstanbul’a döndüm. Ardımdan dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, yanında Tuncay Sonel ile birlikte çıktı ve dedi ki: “Bazı sözüm ona şarkıcılar Tunceli’de terörle mücadelemizi sabote ediyor. Buna izin vermeyeceğiz.”
Bu açıklamanın ardından hakkımda Türkiye’nin farklı kentlerinden ihbarlar yağmaya başladı. Soruşturmalar, ifadeler, açılan davalar… Tam 8 yıldır sürgündeyim.
Fotoğrafta, Gülistan Doku cinayetinden tutuklu dönemin Tunceli Valisi Sonel ile aynı sofrada sırıtarak paylaşım yapan Haluk Levent var. Şimdi anlıyorum ki Haluk Levent’e çağrılarımız beyhudeymiş. Meğer Tuncay Sonel Haluk’a bizden önce ulaşmış!
Fotoğraf zaten her şeyi anlatıyor.
Bir yanda depremin kanayan yarası, diğer yanda rulet masası.
Bir yanda yangınlar, diğer yanda cinayetten tutuklu bir valinin sofrası.
Bu fotoğraf karesinde Vali ile Haluk’u aynı karede buluşturan şey memleket sevdası değil, menfaattir. Sorumluluk taşıyan herkesin bilmesi gereken bir şey var:
Etki sahibi olmak ayrıcalık değil, vebaldir.
Ferhat TUNÇ
@hulyakim@nojnest Açılımı Anadolu Halk ve Barış Partisi. Sosyal medyadaki gücünü farkedip, "hayır" işlerinin görünür olduğunda iyi para döndüğünü anlayınca etrafında topladığı kitleye anket yaptırıp seçtirmişti yıllar önce. Hatta önceleri bir iyilik partisi kuracağım falan diyordu, dernek kurdu.
Hücreler değil, özgürlük kazanacak!
Silivri 6 Nolu Hapishanesi’nin tecrit politikalarına karşı süresiz açlık grevinin 73. gününde olan İstanbul Üniversitesi öğrencisi Taceddin Erol Şahin'in yazmış olduğu mektubu paylaşıyoruz.
Merhabalar... Nasılsınız? İyi olmanızı umuyor ve diliyorum. Öncelikle kısaca kendimden bahsedeyim. Ben İstanbul Üniversitesi öğrencisiyim. Fakat öğrenciliği sadece derse girip, not bulup, diploma almaktan ibaret görmüyorum. Parasız - Bilimsel - Demokratik eğitimi tüm gençlerin hakkı olarak görüyor, herkesin bu hakka ulaşabilmesi için mücadele ediyorum.
Bu sebeple tutuklandım. Tabi böyle bir tutuklama sebebi olmayacağından bundan daha mantıklı olmayan sebepleri gerekçe olarak sundular. Grup Yorum emekçisi olmak, Berkin Elvan'ın yemeğine katılmak, önümü kesip tehdidine uğradığım polisleri teşhir etmek.
İlkine diyecek bir şeyim yok.
Severek dinlediğim, fikirlerini savunduğum bir müzik grubu. Ancak ortak sosyalist bir ufka inanmak dışında bağım yok. Berkin Elvan bugün bütün ülkenin bildiği, tanıdığı bir isim. Umudun çocuğu... Bizde Berkin'in arkadaşları olarak onu hiç unutmadık. O 16 kiloluk çocuk tabutu hâlâ yüreğimizin orta yerinde duruyor!
Bende Berkin'in anısına verilen, Sami amcanın, Gülsüm annenin ve sevenlerinin olduğu yemeğe katıldım, aynı sofraya kaşık salladım. Son gerekçe ise başta da söylediğim gibi esas tutuklanma nedenim. Yolumu kesip beni tehdit eden polislerin tehditlerine kulak asmadım ve onları teşhir ettim.
Çünkü bu sadece bana yönelik değil, tüm öğrenci gençliğe yapılan bir saldırı ve ancak bunun karşısında durarak kazanım elde edebiliriz. Anlattıklarımın sonucu olaraksa şuan Marmara 6 No'lu hapishanesinde tutsağım. Burada benim gibi uydurma gerekçelerle tutuklanmış 8 arkadaş birlikte kalıyoruz. Birlikte, ama nasıl? İdarenin tamamen keyfi ve yasadışı zorbalıklarına maruz kalarak.
Acımızın, sevincimizin, mahremiyetimizin yani özel hayatımızın 24 saat izlenmesini istemediğimizden "emirlere" aykırı davranmamız gerekçe gösterilerek hepimiz 8,2 M²'lik hücrelere ikişerli olarak kapattılar. Günümüzün 22 saatini dolap, ranza, masa 2 sandalye ve banyonun bulunduğu bu alanda geçiriyoruz. Sabahtam akşama her tutsağa hak olan havalandırmaysa günlük sadece 2 saat, 2 kişi olarak çıkıyoruz.
Bu ve benzeri uygulamalara karşı biz de bedenimizi açlığa yatırdık. Ben ve Cem Dursun 72, Can Kaba ve Basri Yıldız 53 gündür açlık grevindeler. Biz onurumuzu korumak için bu yola çıktık. Haklarımızı alana kadar yürüyeceğiz.
Söyleyeceklerim bu kadar. Dayanışma ezilenlerin inceliğidir. Sizden isteğimiz de sesimize ses olmanız, yaşadıklarımızı duyurmanızdır. Çalışmalarınızda başarılar dilerim kendinize iyi bakın. Umut ve dayanışmayla görüşmek üzere.
Taceddin Erol Şahin
Seda, Çorumlu-Alevi bir komünist. Yakalandığı yer ve istinat edilen eylemlerin Diyarbakır ile alakası olmamasına rağmen Diyarbakır zindanında ağırlaştırılmış tecritte tutuluyor.
Devlet, İbo’dan bugüne süren devrimci ısrarı cezalandırmak istiyor
Seda açlık grevinin 100. gününde.
🚨MSGSÜ Sosyoloji bölümünden sıra arkadaşımız Murat Can Kaya’ya Özgürlük!
Halkların katili NATO’ya karşı direndiği için günlerdir gözaltında tutulan sıra arkadaşımız Murat Can Kaya hukuksuzca tutuklandı.
Üniversitelileri gözaltılarla tutuklamalarla yıldıramazsınız.
68’lerden aldığımız mirasla antiemperyalist mücadelemizi kampüsten sokağa büyütmeye devam edeceğiz!
Taksim’deki gözaltı esnasında müvekkilimiz Azze Deniz Akşar’a elektro şok uygulandığını öğrendik.
Durumu kayıt altına aldık, gerekli şikayetleri müvekkilimizle birlikte yapacağız.
Gürkan Türkoğlu…
Aylardır bu fotoğrafı düşünüyorum.
Mahallede top oynadığımız, Erzincanlı Lütfiye ablanın küçük oğlu Gürkan’ın eriyen bedeni, ağaran sakalları, kararlı bakışları ve değişmeyen gözleri rüyalarıma giriyor.
Gürkan, kuyu tiplerine karşı direndi ve alenen katledildi..
Müvekkilimiz Gürkan Türkoğlu’nu kaybettik.
Kuyu tipi hapishaneler bu ülkede can aldı.
Zorla müdahale ile gelen bu süreçten Gürkan’ın katilleri Adalet Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığıdır, Kuyu Tipi Hapishaneleri inşa eden siyasal iktidardır.
Gürkan Türkoğlu Ölümsüzdür!
Dün gece Tokat Cumhuriyet Meydanı’nda Şık Makas işçilerinin zafer kutlaması vardı.
Ne demişti Deniz Göktaş:
Neşemizi çalamazlar!
Bizden çaldığınız her şeyi, İmran Deniz Göktaş da dahil, herkesi geri alacağız!
Antalya Döşemealtı Kuyu Tipi Hapishanesinde tutsak edilirken Kuyu tipi hapishanelerin kapatılması talebiyle 267 gündür süresiz açlık grevinde olan ve 3 aydır Antalya Şehir Hastanesi yoğun bakımında tedavi altında bulunan Gürkan Türkoğlu için ailesi hastane tarafından arandı.
Aileye, Türkoğlu’nun sağlık durumunun ağırlaştığı ve kendisini son kez görmeleri gerektiği bildirildi.
#KuyuTipiHapishanelerKapatılsın
Şık Makas işçileri kazanımını Tokat Cumhuriyet Meydanı'nda büyük bir coşkuyla kutladı!
260 gün süren onurlu direniş zaferle sonuçlandı.
Şık Makas işçileri alın terini, onurunu ve geleceğini savundu; örgütlü mücadelenin gücüyle kazandı.
Bu zafer, yalnızca Şık Makas işçilerinin değil; direniş boyunca omuz omuza yürüyen Tokat halkının, dayanışmayı büyüten emek dostlarının ve mücadeleden vazgeçmeyen tüm işçilerin ortak zaferidir.
Direne direne kazandık!
@toki_zoki9898@sevdakaraca Senin gibi ezik bi çapsıza yoldaş diyen mi oldu? Gezmişsin sağı solu bırakın diye. Solcular solculuğu bırakınca dertler bitecek sağcılar yaptıkları her türlü şerefsizliği bırakacaksa hemen bırakalım. Sorunu çok yanlış yerlerde arıyorsun zoki. Korkma da taşların altına bak biraz.