Bu söylem tipik bir antientellektüalizm örneği. Antientellektüalizm, karmaşık düşünceyi, teorik kavramları ve akademik birikimi şüpheyle karşılamak, onları pratikten kopuk, elitist ve gereksiz görmek, yerine sağduyu, duygusal sadakat ve basit açıklamalar koymaktır. Videoda tam da bu dinamik işliyor.
Kavramsal analizleri (post-Kemalizm, merkez-çevre, hegemonya, yapısal şiddet gibi) sıradan insanın mutlaka ve derhal anlamak zorunda olup olmadığı, antientellektüalizm tartışmasının tam kalbinde duran bir sorudur.
Cevap: Hayır, zorunda değildir.
Bir fizikçi “kuantum dolanıklık”tan bahsettiğinde, bunu bir marketçinin hemen anlaması beklenmez. Bir iktisatçı “efektif talep” veya “stagflasyon” dediğinde de aynı durum geçerlidir. Sosyal ve siyasal bilimlerde de böyledir.
“Post-Kemalizm”, Türkiye’nin modernleşme tecrübesini belirli bir teorik çerçeveden (merkez-çevre, laik elit eleştirisi vb.) okumak için geliştirilmiş bir araçtır. Bu aracı herkesin anında kavraması beklenemez, tıpkı bir mühendislik terimini beklemediğimiz gibi.
🔴 İlk kez T24'te...
💬 "Füsun'a âşık oldum"
🎬 Umberto Eco ve Orhan Pamuk'un 2014 yılında bir araya geldiği video söyleşi yayında👇🏻
https://t.co/7TBbaYDwQn
Hemingway bugün hala Amerikan edebiyatı için mücadele edilmesi gereken ve dahi öldürülmesi gereken en temel baba figürüdür. Kısa cümleleri, yinelemeli ritmi, gereksiz sıfatlardan arındırılmış nesriyle, metnin yüzeyini yalın tutan ve duygusal yükü okuyucunun tamamlamasını isteyen bir poetikası vardır.
Özellikle erkek Amerikan romancılarının onun erkeklik imgesi ile çatışmaya girmeden, onun yarattığı çerçeveyle münazara etmeden yazmaları çok zordur.
Kaybedeceğimi bildiğim bir seçime girmem diyor yani. Bugüne kadar hep girdim diyor, bundan sonra girmeyeceğim diyor. Siyasi hayattan bir şeyler öğreniyorum diyor.
Sosyal bilimler, olguları olduğu gibi çıplak halde açıklamaz. Hayat o kadar basit bir olay değildir. Keşke olsa. Olguları anlamlandırmak için kavramlar inşa etmek zorundadır sosyal bilimler. Tarih, siyaset, toplum gibi karmaşık alanlarda kavramsız açıklama mümkün değildir. Post-Kemalizm de, merkez-çevre de, hegemonya da… Bunlar rastgele uydurulmuş jargonlar değil, belli bir gerçekliği daha sistematik kavramaya yarayan araçlardır.
Onları eleştirmek, rafine etmek, gerekirse yenilerini üretmek entelektüel sorumluluğun parçasıdır. Ama “kavramsallaştırma yapıyorlar, o yüzden boş” demek, düşünme zahmetinden kaçmanın kibar yoludur. Gerçekçi bir eleştiri, kavramın kendisini değil, kötü kullanıldığı yerleri hedef almalıdır.
Onun için bu konuşma bu kesit ile değerlendirecek olursak ciddiyetsiz bir yaklaşım en hafifinden.
İhtiyarlık, gençliği ve yeniliği çekemediğimiz, yeniliklerin zevkine varamadığımız, kadın için artık enteresan olamadığımız ve fedakârlığı göze alamadığımız zaman başlar... Refik Halit Karay
O beğenilmeyen 70’ler, 80’ler, 90’lar Türkiye’si dahi o zaman üst düzey teknoloji sayılan otomobil fabrikası yatırımlarını ülkeye çekebilmişti. Şimdi üst düzey teknoloji yatırımı alamadığımız için -hatta neredeyse hiç doğrudan yabancı yatırım alamadığımız için- içeride kendi “babayiğit”lerimizi üretiyoruz. Yazık bu ülkenin potansiyeline.
Mümtaz'er Türköne, Devlet Aklı'nı şöyle tanımlıyor: "Hükümetin, siyasî çıkarları istikametinde bütün devlet erklerini seferber etmesine karşı duran daha esaslı ve kalıcı kuruma da devlet aklı veya refleksi denir." ... "Devlet Aklı söylemi, -artık bir kavramdan değil, bir ideolojik söylemden söz ediyoruz-, bir nevi derin devlet kutsiyetini, hatta derin devlet erotizmini besler. Bir yerlerde, devlet çıkarı adına, sıradan insanların sıradan zihinlerinin ermeyeceği yüksek menfaatleri gözeten devlet bilgelerinin varlığına inanmak, bu söylemi güdenlere kendini iyi hissettirir." https://t.co/cTHX0gnH4p
Carlos Fuentes'in, başyapıtı “Terra Nostra” adlı romanı labirentimsi bir destan adeta. Tarihsel bir belleği edebiyatın sonsuz oyun alanıyla birleştirme çabası. İktidarın her devirde yozlaşmasına ve aşkın zamansızlığına görkemli bir ağıt. Özel romanlardan...
İnsanın, iktidarın ve tarihin doğasını eşi görülmemiş bir edebi cüretle ele alan Carlos Fuentes, başyapıtı “Terra Nostra” ile okuru zamanlar ve kıtalararası devasa bir yüzleşmeye davet ediyor. II. Felipe dönemi İspanya’sının mutlak gücü ve El Escorial Sarayı'nın gölgesinden, Yeni Dünya’nın el değmemiş gizemlerine uzanan bu roman; Eski Dünya'nın kanlı sömürgeciliği, Yeni Dünya'nın büyüleyici fırsatları ve Öbür Dünya'nın umutları arasında salınırken "insan" olmanın sınırlarını sorguluyor.
Kalelerin kentlere, prenslerin burjuvalara dönüştüğü bir kırılma çağında, tarihi ve gücü edebiyatın sarsıcı diliyle yeniden inşa eden bu kült eser, okuru fetihlerin ve keşiflerin ardındaki o büyük felsefi derinlikle baş başa bırakıyor.
Carlos Fuentes'ten "Terra Nostra" kitap satılan her yerde!
Türkçesi: Bülent O. Doğan
#EverestYayınları #CarlosFuentes
It is an Englishman that is the ghost that must haunt the Nobel Prize-givers' consciences. That Englishman is Thomas Hardy. Thomas Hardy is too old now for the prize to do him any good. But he could do a great deal of good to the prize.
— Ernest Hemingway
Thomas Hardy
Refik Halit Karay'da cinsellik güç ilişkisinin en saf biçimidir. Kim arzular, arzulanır; kim kullanır, kullanılır gibi sorular, sınıfı, cinsiyeti, iktisadi konumu anlatmak için kurduğu ustalıklı sahnelerin en önemli parçalarıdır. Bunu hem cesaretle kurgular, hem zevkle anlatır. Bu yüzden bazen ondaki erotizm rahatsız edici olabilir. Ama çok gerçekçidir.
Žižek, bu konuşmasında -Adam Phillips’e referansla- psikanalizin amacını popüler kişisel gelişim ya da “kendini iyi hissetme” anlayışının tam karşısına yerleştiriyor.
Psikanaliz, insanı sürekli kendi duygularına kapanmış bir özne olmaktan çıkarmalıdır. Yani kişinin bütün enerjisini “Acı mı çekiyorum? Mutlu muyum? Haz alıyor muyum?” gibi narsistik iç gözleme harcamasını aşmasını sağlamalıdır.
Žižek’e göre iyi bir psikanalitik süreç, insanı kendi benliğiyle obsesif biçimde uğraşmaktan uzaklaştırıp daha büyük, “soylu” diyebileceğimiz uğraşlara yöneltir: aşk, bilim, sanat, siyasal dava, kolektif mücadele, yaratıcı üretim gibi.
Çeviri: @ilker_kocael
Dünyada TDK ile benzer amaçlarla kurulmuş, hatta geçmişi çok daha eskiye dayanan pek çok "dil akademisi" bulunmakta. Bu yapıların kültürel politik farkları var elbet. Yöntemsel sıkıntılardan bahsedebiliriz. Ancak hiçbir dönemde bu kadar şuursuz bir cehalet olmamıştır sanırım.
Türk edebiyatının önemli deneme ve eleştiri yazarlarından Nurullah Ataç’ın 17 Mayıs 2026’da 69’uncu ölüm yıl dönümüydü.
Türk Dil Kurumu, 17 Mayıs’ta Nurullah Ataç’ın ölüm yıl dönümü dolayısıyla bir anma videosu paylaştı.
✅ TDK'nın Nurullah Ataç yerine T.S. Eliot'ın fotoğrafını kullandığı doğru.
Videonun girişinde kullanılan görsel Nurullah Ataç’a değil, İngiliz şair ve oyun yazarı T.S. Eliot’a ait.
TDK, aynı görseli yalnızca 2026’da değil, 2024 ve 2025 yıllarındaki Nurullah Ataç anma paylaşımlarında da kullandı.
Tepkilerin ardından TDK, 2026’da yaptığı paylaşımı yaklaşık 10 gün sonra kaldırırken, Nurullah Ataç’a ilişkin önceki paylaşımlarını da kaldırdı.
"The real problem of humanity is the following: we have paleolithic emotions; medieval institutions; and god-like technology.
And it is terrifically dangerous, and it is now approaching a point of crisis overall."
- Edward O. Wilson