Tüm çalışma ve etkinliklerimize;
https://t.co/ODFiFx9kfC adresinden ulaşabilirsiniz.
Güncel duyurularımızdan haberdar olmak için; https://t.co/X2EQW2TiRi adresinden bulunduğunuz şehirdeki WhatsApp grubuna ücretsiz katılabilirsiniz.
Erkek, kadının bilgeliği ve zarafeti önünde eğilerek ruhsal bir olgunluğa erişir; kadın ise bu güven alanında erkeğe ilham verip ona hizmet ederek kendi yüceliğini tamamlar. Yücelmek, yukarıya bakmak değil; bazen en derindeki sevgiye eğilmektir. Erkek saygısıyla, kadın şefkatiyle
yolu aydınlatır. Hizmet etmek, kölelik değil; bir başkasının ışığını büyütme sanatıdır.
Anlaşılmak istiyorsun, biri seni anlasın diye bekliyorsun ama durup sor bakalım kendine: Sen kendini anlıyor musun, yaşadıklarını anlamlandırabiliyor musun? Dinleyebiliyor musun yoksa dinler gibi mi yapıyorsun?
Bugün sıradan bir nesneye veya hiç tanımadığın birine, sanki onda evrenin tüm sırrı saklıymış gibi derin bir sevgiyle bakmayı dene. Sen dünyaya aşkla baktığında, çevrendeki olayların ve insanların nasıl daha yumuşak ve sevgi dolu bir hale dönüştüğünü (yansıdığını) gözlemle.
Zamanı saçıp savuranın parası da saçılıp savrulur. Zamanı doğru yönetmenin adı, zenginliktir.
Zamanını saçan enerjisini de saçmıştır. Enerjisi saçılanın parası da tutunamaz. Zamanına sahip çıkan, hayatına da sahip çıkar.
Korkuların olduğunda, korktuklarını yaratmamak için
gücü almayı kabul edemezsin. Korkuyu bırak!
Korku, gücün yokluğu değildir. Korku, gücü yanlış yerde aramaktır. İnsan korktuğunda gücü almaktan kaçınır; çünkü güç aldığında sorumluluk da gelir.
Eğer korkum olmasaydı, hangi gücü kullanıyor olurdum? (Cesaret, netlik, sınır, ifade, üretim, liderlik, hareket...)
Düşünce bir ışık, ışık ise bir maddedir ve madde de ışığın yavaşlatılmış bir şeklidir. Öyleyse düşünebildiğin ya da oluşturabildiğin her şeyi maddeleştirebilme gücün vardır.
Aşk; iki tane bireyi bulundukları hâl içerisinde eriterek bir yapabilmek ve kendi benliklerinden vazgeçerek yeni bir oluşum meydana getirmek için tasarlanmış müthiş bir program, müthiş bir sistemdir.
Talep ettiğin anda Yaradan’a yaklaşırsın. Yarattıkça yaklaşır, sahiplendikçe uzaklaşırsın.
Talep ettiğinde, yani bir niyet açtığında, kendini akışa teslim edersin. Teslimiyet, insanın en güçlü halidir; çünkü orada kibir yoktur, kontrol çabası yoktur.
Yaratmaya başladığında, yani bir şey üretirken, Yaradan’ın yaratıcı kıvılcımına ortak olursun. Üretmek, zaten ilahi olanla ortaklık kurmaktır. Bu yüzden yaratım anı insanı yükseltir, güçlendirir, genişletir.
Ama sahiplenmeye başladığında, “Bu benim” dediğinde, akış kesilir. Sahiplenmek; yaratımın kaynağını unutmak, kendini merkeze koymak ve enerjiyi daraltmaktır.
Kişi “Ben yaptım” iddiasına kapıldıkça Yaradan’dan değil, kendi kısıtlı egosundan beslenmeye başlar. Bu yüzden uzaklaşma gerçekleşir.
Sevgi, kişinin kendi iç dünyasında başlayan ve oradan dışarıya taşan bir enerjidir. İnsanın kendi varlığını, kusurlarıyla ve erdemleriyle kabul edip sevmesi, başkalarına sunacağı sevginin de dürüstlük temelini oluşturur. Kendini sevilecek kadar değerli bulmayan bir zihin için “sevgi” kavramı yabancı bir dildir; bu yüzden dışarıdan gelen sevgiyi de, dışarıya yönelttiği sevgiyi de gerçek anlamda idrak edemez. Başkasını sevme kapasitemiz, kendimize verdiğimiz şefkat ve değerin öl-
çüsü kadardır. Bu yüzden iyileşme ve gerçek bağlar kurma yolu, sevmeye kendinden başlamaktan geçer.
Sistem sana senin inandığını vermek üzere kuruludur.
Hayat taraf tutmaz. Cezalandırmaz. Kayırmaz. Sadece yansıtır. İnanç, alışılmış bir kabuldür. “Ben böyleyim. Hayat zor. Bu bana gelmez. Zaten hep böyle olur...”
Bunlar şikâyet değil, sipariş cümleleridir. Ne sipariş ettiğine dikkat et.
Kendini tanımaya başladığında, dünyayı anlamaya başlarsın. Ruhsal tekâmülün en gizemli ve en aydınlık kuralı budur: Dışarıyı anlamanın yolu, içeriye bakmaktan geçer. Sen kendi derinliklerine inip, kendi labirentlerini
çözmeye ve ruhunun gerçek doğasını keşfetmeye başladığında; dış dünya bir bilmece olmaktan çıkar. Kendini tanıdıkça, hayatın içindeki ilahi akışı, insanların
davranışlarındaki nedenleri ve evrensel yasaları birer birer okumaya başlarsın.
Kendi hayatını yönetemeyen, başkalarını yönetmeye çalışır. Başkasına müdahale etmek bir kaçış, kendine dönmek ise bir cesarettir. Kendi bahçesini sulamayanın, komşusunun kuruyan çiçeğine söyleyecek sözü yoktur.
Sen kendi hayatını sevgi ve dengeyle yönettiğinde, başkalarına sadece varlığınla ilham olursun.
Hayatın ritmi, sabahın niyetinde ve akşamın şükründe saklıdır. Güne nasıl başladığın, o günün rotasını çizer; günü nasıl bitirdiğin ise bir sonraki günün tohumlarını eker. Niyet bir pusula, şükür ise bereketi çağıran bir mıknatıstır. Bu iki uç birleştiğinde, hayatın kendisi bir sanat eserine dönüşür.
İnsan, kendi içinde taşıdığı suçlulukla temas edemediğinde, bakışını dışarı çevirir. O anda sorun karşısındaki kişi, koşul ya da hayat değildir; içeride taşınan suçluluğun ağırlığıdır. İçeride kendini yargılayan, dışarıda yargılayacak bir hedef arar.
Niyet et: "Bugün dışarıyı suçladığım yerlerde, içimdeki suçluluğu fark etmeye ve kendime daha dürüst bakmaya niyet ediyorum."
Senin hayatın, senin en büyük sanat eserindir. Ressam fırçasını ne kadar çok severse, tuval o kadar parlar. Gerçek uyanış, dışarıdaki kaderi beklemek değil, içerideki yaratım gücünü büyük bir aşkla onaylamaktır. Hayat, sadece dışarıda akıp giden bir olaylar dizisi değil, senin kendi içsel gücünü ne kadar onurlandırdığının bir yansımasıdır. Sen kendi gücüne “evet” dediğinde, hayat da sana tüm güzelliğiyle “evet” der.
Bugün bildiğime tutunmak yerine öğrenmeye açık olmayı seçiyorum. Hayatın bana göstereceği her şeye izin veriyorum.
1. Bugün “Biliyorum” dediğim için kapattığım kapı ne olabilir?
2. Yeniden hayatın öğrencisi olsam, bu konuya nasıl bakardım?
3. Hayatın bana söylemeye çalıştığı ama kulak vermediğim şey ne olabilir?
Gerçekten büyüyor musun? Zamanın geçmesi, bedenin yaş alması veya zihnin bilgiyle dolması her zaman
“büyümek” anlamına gelmez. Gerçek büyüme; olaylar karşısındaki tepkilerinin değişmesi, sorumluluk alabilme yetinin gelişmesi ve kendi içsel karanlıklarınla yüzleşebilme cesaretindir. Eğer hâlâ aynı döngülerde dönüp duruyor, aynı hatalara farklı isimler veriyorsan, ruhun yerinde sayıyor olabilir. Ruhsal olgunluk, bilmekten ziyade, bildiğini hayatına ne kadar nakşettiğinle ölçülür.