Hani utanmaz arlanmaz bir tane milletvekili vardı ya kadınlığından utandığımız her söylediği ahlaksız çıkışlardan dolayı göğsünü gere gere yüzü kızarmadan utanmıyorum diyecek kadar kişiliksiz bir #milletvekili vardı ya, Siyasetin etik sınırlarını ve toplumsal sorumluluğu tamamen göz ardı eden, bir milletin kaderini yoksulluğa mahkûm etmeyi bir başarı gibi sunan o talihsiz itirafı unutmamalıyız. "Bu ülkenin garibanlarından oy alarak bugünlere geldik" cümlesi, sadece basit bir gaf değil, aslında yıllardır uygulanan bir yönetim anlayışının ve toplumu kutuplaştıran stratejinin acı bir dışa vurumudur.
Gerçek şu ki, #yoksulluk bu toprakların bir kaderi değil, bir tercih ve bir yönetim aracı haline getirilmiştir. Çünkü zenginleşen bir toplumun kendi haklarını daha güçlü bir şekilde arayacağını, özgürleşen bireylerin ise haksızlıklara karşı daha yüksek sesle itiraz edeceğini çok iyi biliyorlar. İktidarlarını korumak için halkın refahını değil, çaresizliğini ve #ekonomik bağımlılığını bir #sigorta gibi gören bu #zihniyet, maalesef #toplumsal kalkınmanın önündeki en büyük engeldir.
Bireyi #özgür ve güçlü kılmak yerine, onu her dönemde kendine muhtaç bırakmayı bir siyasi #strateji olarak benimseyen bu anlayış, ülkemizin gerçek potansiyelini de esir almaktadır. Bugün bu topraklarda uygulanan bu sistem, kökleri dışarıda olan ve sadece kendi iktidarını beslemeye odaklı bir "yoksulluk yönetimi" modelidir. Bu modelde tam da biz #Siyonizm modelidir .Kimlerin elinde nasıl bir stratejiyle yönetildiğimizin en somut kanıtı; halkın alın teriyle değil, halkın çaresizliği üzerinden kurulan bu düzendir. Unutulmamalıdır ki; #gerçek #devlet adamlığı halkını yoksullukla terbiye etmek değil, onu refah ve özgürlükle yüceltmektir.
Mehmet Şimşek’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ne grup toplantılarına ne de törenlerine katılmaması basit bir bürokratik mesafe değildir; bu, ulusal egemenliğe meydan okuyan dışsal bir dayatmanın açık kanıtıdır. Aralarındaki karşılıklı inançsızlık ve güvensizlik, Şimşek’in Ankara’ya yerel bir iradeyle değil, Siyonist emellere hizmet eden küresel finans baronlarının açık şartı olarak getirildiğini net bir şekilde gösteriyor.
Uluslararası tefeciler, Türkiye’ye açtıkları kredi ve sıcak para musluklarının karşılığında kendi çıkarlarını koruyacak bir sigorta, yani bir emanetçi talep etmiştir. Mehmet Şimşek, tam da bu noktada eski patronlarının ve küresel sömürü çarkının tahsildarlık misyonunu üstlenerek ekonominin başına yerleştirilmiştir. Siyasi törenlerdeki pervasız devamsızlığı, onun Türk milletine veya yerel iktidara değil, yalnızca kendisini oraya atayan küresel odaklara hesap verdiğinin ve sadece onların tahsilat planını yürütmekle görevli olduğunun en somut ilanıdır.
Esnaf için en büyük risk sizsiniz sayın bakan….
Aslında siz gelmeden önce Türkiye’yi uyaran olmuştu ama kimse akıl etmedi herkes size bir kurtarıcı olarak baktı ama gördük ki sizin tek göreviniz var halktan vergi adı altında sömürdüğünüz paraları ilr siyonizmin kasasına aktarmak..
#Türkiye, #ekonomi politikalarının ve siyasi mühendisliğin el ele verdiği, bedelini ise her zamanki gibi geniş halk kitlelerinin ödediği derin bir kriz sarmalından geçiyor. Yaklaşan seçimler öncesinde emekliye yapılması planlanan %80’lik zam ve en düşük emekli maaşının 36 bin liraya yükseltilmesi senaryosu, ilk bakışta bir refah müjdesi gibi sunulsa da madalyonun arkasındaki gerçek çok daha karanlıktır. Devletin henüz cebe girmemiş zamları açıklamasıyla birlikte, piyasa adeta bir fırsatçılık yarışına girmektedir. Kiraların %100, konut fiyatlarının %200 ve en temel ihtiyaç olan gıdanın %500 oranında zamlandığı bir ekonomik iklimde, devlet eliyle yapılan her artış, piyasadaki canavarı daha da beslemektedir. Ne yazık ki toplumsal ahlak da bu süreçte erozyona uğramış; "Müslüman" kimliğini dilinden düşürmeyen ancak kendi vatandaşının sırtından geçinmeyi mubah gören fırsatçı bir piyasa düzeni peydah olmuştur. Fakat bu durum halkın kendiliğinden var ettiği bir yozlaşma değildir; devlet vizyonu fırsatçılığa alan açar ve kendi çıkarı için kuralları esnetirse, halkın da aynı refleksle hareket etmesi kaçınılmaz bir doğal sonuçtur.
Bu illüzyon, seçimi kazanana kadar yapısal bir kural gibi tıkır tıkır işler. Sandıklar kapanıp iktidar perçinlendikten hemen sonra ise sağdan soldan yağacak ek vergiler, gizli zamlar ve kemer sıkma politikaları kaldığı yerden devam edecektir. Ne hazindir ki, birkaç aylık sahte bir rahatlama, bu asil milletin çektiği yılları, yapısal açlığı ve yoksulluğu unutturmaya yetmektedir. Hafızasını kaybeden kitleler, dönüp dolaşıp kendilerini bu sömürü düzenine mahkûm eden "celladına" yeniden aşık olmakta ve oy vermektedir. Elbette bu tabloda sadece seçmenin değil, alternatif üretemeyen siyaset mekanizmasının da günahı büyüktür. Karşısında iktidarın değirmenine su taşıyan, onun devamlılığı için örtülü ya da açık bir şekilde sisteme can simidi olan bir ana muhalefet ve küçük muhalefet partileri bloku varken, vatandaşın çaresizliği katmerlenmektedir.
Sistem tam olarak bu şekilde ilerler; çünkü arkasındaki akıl, tesadüflerle değil, küresel güçlerin uzun vadeli planlarıyla hareket eder. Yıllar öncesinden örülen Siyonizm ve kapitalist sistem ağları, Türkiye’yi 25 yıllık projelerle bugünkü kıskacın içine itmiştir. Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamızın yıllar önce meydanlarda, ekranlarda tane tane anlattığı tehlikeler, bugün birer birer gerçeğe dönüşmektedir. O dönemlerde birçoğumuz "Hoca abartıyor, onun tezgahından geçen öğrenciler bu ülkeyi küresel sermayeye sömürtmez, ülkeyi bu sisteme peşkeş çekmez" diye düşünürken, bugün geldiğimiz nokta Erbakan Hoca’nın haklılığını ve dehasını acı bir şekilde yüzümüze vurmaktadır. Türkiye bugün, tamamıyla küresel sermayeye teslim olmuş, üretmeden tüketen ve her gün iliğine kadar sömürülen bir pazar haline getirilmiştir.
Bu sömürü mekanizmasının içerdeki en büyük kaldıracı ise #AKP eliyle yürütülen devasa "servet transferi"dir. Ülkenin tüm kaynakları, üretken yatırımlara değil, iktidarın kendi eliyle besleyip büyüttüğü, her şartta rahatını koruyan mutlu bir azınlığın kasasına akmaktadır. Halk ezilirken, bu kaymak tabaka parasına para eklemeye devam etmektedir. Bu tek adam rejimini, başkanlık sistemini hileli ve meşruiyeti tartışmalı yöntemlerle inşa eden irade, ülkenin tüm kamu kurum ve kuruluşlarına kendi kadrolarını o kadar muazzam bir militanlıkla yerleştirmiştir ki, artık parlamenter sisteme geri dönmek veya bu çarkı tersine çevirmek uzak bir ütopya gibi görünmektedir.
Sonuç olarak Türkiye, yönünü kaybetmiş bir şekilde kaosa doğru sürüklenmektedir. Gelecek nesiller adına olumlu düşünmek, mevcut veriler ışığında neredeyse imkansızdır; zira öngörüler oldukça karanlıktır. #Küresel sömürgeciliğin, sinsi Siyonist planların ve içerdeki işbirlikçi cehaletin kıskacındaki bu ülkenin ve evlatlarımızın Allah yardımcısı olsun. Çünkü uyanış başlamadığı müddetçe, bu sistem sadece sömüreni değiştirecek, sömürülenin kaderini asla değiştirmeyecektir.
Zamanında bu ülkenin yarısından fazlası gibi büyük bir umutla yanıldık ve bize anlatılan, vaat edilen o "istikrar getirecek" başkanlık sistemine oy verdik.
Ancak bugün acı bir tecrübeyle görüyoruz ki, ülkenin anahtarını denetimsiz bir şekilde tek bir kişiye teslim ettiğimizde her sabah yeni bir kaosa, yeni bir belirsizliğe uyanıyoruz. Bize pazarlanan sistem bu değildi; mevcut iktidar başkanlık rejimini tamamen kendi emellerine, hukuksuzluklarına ve "ben yaptım oldu" tarzındaki dayatmalarına alet etti. Gelinen noktada, bir gece yarısı kararnamesiyle öğrencisi olduğun üniversitenin, bir fezlekeyle oy verdiğin belediye başkanının, bir iddianameyle de siyasi partinin yok edilebildiği, kuralların ve kurumların tamamen eridiği bir Yeni Türkiye tablosuyla karşı karşıyayız. Güçler ayrılığının ortadan kalktığı bu düzende adalet zedelendi, liyakat bitti ve devletin kurumsal hafızası yok oldu. Dün bu sisteme onay verenler de dahil olmak üzere bugün herkesin ortak aklı, denetimi ve şeffaflığı barındıran parlamenter sistemi mumla araması tam da bu yüzdendir. Çünkü bir ülkenin geleceği tek bir kişinin iki dudağı arasına sıkışamaz; gerçek güç tek adam duruşunda değil, adil ve hesap verebilir bir hukuk düzenindedir…
Zamanında bu ülkenin yarısından fazlası gibi büyük bir umutla yanıldık ve bize anlatılan, vaat edilen o "istikrar getirecek" başkanlık sistemine oy verdik.
Ancak bugün acı bir tecrübeyle görüyoruz ki, ülkenin anahtarını denetimsiz bir şekilde tek bir kişiye teslim ettiğimizde her sabah yeni bir kaosa, yeni bir belirsizliğe uyanıyoruz. Bize pazarlanan sistem bu değildi; mevcut iktidar başkanlık rejimini tamamen kendi emellerine, hukuksuzluklarına ve "ben yaptım oldu" tarzındaki dayatmalarına alet etti. Gelinen noktada, bir gece yarısı kararnamesiyle öğrencisi olduğun üniversitenin, bir fezlekeyle oy verdiğin belediye başkanının, bir iddianameyle de siyasi partinin yok edilebildiği, kuralların ve kurumların tamamen eridiği bir Yeni Türkiye tablosuyla karşı karşıyayız. Güçler ayrılığının ortadan kalktığı bu düzende adalet zedelendi, liyakat bitti ve devletin kurumsal hafızası yok oldu. Dün bu sisteme onay verenler de dahil olmak üzere bugün herkesin ortak aklı, denetimi ve şeffaflığı barındıran parlamenter sistemi mumla araması tam da bu yüzdendir. Çünkü bir ülkenin geleceği tek bir kişinin iki dudağı arasına sıkışamaz; gerçek güç tek adam duruşunda değil, adil ve hesap verebilir bir hukuk düzenindedir…
Bakanlığımızın vizyonuna göre; dar zaman kısıtında 2 No. lu KDV’yi yetiştirebilen bir meslek mensubu, zaten 1 No. lu KDV’yi de her halükarda yapabilirdi. Bu mantıkla, sağlanan KDV uzatması bizler için adeta lüks bir konfor alanı haline gelmiştir.
Ayrıca normalde 6 güne yayılması gereken iş yükünü, akıl sınırlarını zorlayan bir mühendislikle 3 güne sığdırmayı öngören bu planlama için teşekkür ederiz. Uyku gibi fuzuli aktiviteleri bir kenara bırakarak, biyolojik sınırlarımıza olan inancınızı boşa çıkarmayacak ve klavye başında mucizeler yaratmaya devam edeceğiz.
#VergiSGKYapılandırma #Beyanname #KDV #Muhtasar #SGK
Rize Mitingi ve İktidarın Halktan Kopuşu: Bir Uyanış Çağrısı;
Dün Rize’de Cumhuriyet Halk Partisi, son birkaç yıllardır iktidar partisinin bile başaramadığı bir kalabalıkla miting düzenledi. Ana muhalefet, iktidarın geleneksel kalesi sayılan Rize’de öyle bir katılım sağladı ki, Cumhurbaşkanı’nın son ziyaretinde valilik önünde yaptığı mitingin kalabalığı bunun ancak üçte biri kadardı. Bu tablo, sadece bir miting değil; halkın sesinin artık kulak tıkamayla bastırılamayacağını gösteren açık bir uyarıdır.
İktidarın iki elini başına koyup derin bir düşünceye dalması gereken an tam da bugündür. Çünkü Rize, yıllarca “kalemiz” diye anılan bir yerdi. Burada ana muhalefetin mitinginin iktidarınkinden daha kalabalık olması, tesadüf değildir. Halkın tepkisi doruktadır. İktidar, halkın düştüğü bu ağır durumu neden göremiyor? Aramızdaki mesafe eskiden bir adımdı; bugün binlerce kilometreye dönüştü. Halkla bağ kopmuş, siyasi parti kendi içine kapanmış bir yapıya evrilmiştir.
Etrafı yolsuzluklarla, adaletsizlikle, kayırmacılıkla, “adaleti kendi için çalıştıran” anlayışla ve her kuruma akraba yerleştirme alışkanlığıyla çevrili bir iktidar tablosu ortaya çıkmıştır. Bunları halk görüyor, hissediyor ve sandıkta da meydanda da tepkisini koyuyor. Evet, bu ülkede büyük hizmetler yapıldı; kimse inkar edemez. Altyapıdan ulaşıma, eğitimden sağlığa kadar birçok alanda kalıcı eserler bırakıldı. Ancak bugün o dualar bedduaya dönüşmüştür. Yıllarca “Allah razı olsun” diyen vatandaş, perişan bir ekonomik ve adaletsizlik tablosu karşısında artık “yeter” demektedir.
En acısı da şudur: İktidar, bu ülkede tarih boyunca “çivi çakmamış” denilen Cumhuriyet Halk Partisi’ne ülkeyi teslim etmek üzeredir. Recep Tayyip Erdoğan’ın o eski vizyonu ve halkla kurduğu samimi bağ bugün yok gibidir. Yaş mı, çevresi mi, yoksa başka bir şey mi bilinmez; ama eski Recep Tayyip Erdoğan olsaydı, Türkiye’nin bugünkü halini görmezden gelemezdi. Mehmet Şimşek’in vatandaşa reva gördüğü ekonomik zulmü, ne yazık ki bir Yahudi bakan ya da Siyonist bir bakan bile bu kadar ağır yapmazdı denilecek seviyededir. Dualarla o koltukta duran Erdoğan’ın, böylesi bir zulmün altında bir bakanı hâlâ görevde tutması, hem kendisi hem de partisi için en büyük sorgulamayı gerektirmektedir.
İktidar, hâlâ “halk bizi seviyor” diye kendini kandırıyorsa büyük yanılgı içindedir. Rize mitingi, aynanın ta kendisidir. Halk artık sadece “geçmiş hizmetleri” değil, bugünkü acıyı, adaletsizliği ve uzaklaşmayı konuşuyor. Eğer bu gerçek görülmez, mesafe kapanmazsa tarih, “halka rağmen halk için” iddiasıyla yola çıkan bir hareketin, halktan nasıl koptuğunun ibretlik bir örneği olarak yazacaktır.
Zaman, iki elini başına koyup düşünme zamanıdır. Halkın sesini duymak, eski samimiyete dönmek ve Türkiye’yi yeniden “hep birlikte” hissettirmek zamanıdır. Aksi takdirde, o büyük kalabalıklar sandıkta da meydanda da susmayacaktır…
@RTErdogan@Akparti
📌 Mehmet Şimşek “milletin yararı” diye diye milletin borcunu katlıyor!
Bakın şu görsele… Vergi ve kamu borçlarına 72 aya kadar taksit geliyor diye TBMM’ye kanun teklifi vermişler. Güya millete kolaylık!
Aslında ne yapıyor?
Eskiden yapılandırmada gecikme zamları silinir, ana paraya cüzi bir tutarla taksitlendirilirdi. Şimdi o da yok! Borcu uzatıyor, faizi katlıyor, milleti ömür boyu borçlu bırakıyor.
250 bin TL olan teminatsız limit 1 milyon TL’ye çıkarılmış, 1 milyon TL’ye kadar teminat şartı kalkmış… Yani daha çok insan daha uzun süre borç ödeyecek, daha çok faiz ödeyecek.
Bu “çözüm” değil, çökmüş ekonominin itirafı!
Borçlarını ödeyemeyen millete “72 ay taksit verelim de biraz daha ezilsin” diyorlar.
Mehmet Şimşek’in millete yaptığı tek şey adaletsizlik.
Milletin yararına değil, borç hanesini şişirmek için paket geçiriyor.
Bu teklif yasalaşırsa borçlular ömür boyu taksit ödeyecek.
Bu milletin sırtından geçinen asalak yönetim gidin artık.
@umitozdag@zaferpartisi Tamam, Zafer Partisi çatısı altında birleşelim diyoruz ama siz yarın CHP’ye gidip birlik olmayacağınız ne malum? Bu süreç zaten iktidar (AKP-MHP) ve ana muhalefet (CHP) tarafından da destekleniyor.
Hâlâ silmediniz mi?
Yeni antrenman paylaşımları yapıyorsunuz ama memleket meselesi olan o utanç verici Amedspor tebriğini kaldırmadınız.
Bu milli bir meseledir.
Amedspor’un tribünlerinde İstiklal Marşı defalarca ıslıklanmış, PFDK’dan ideolojik propaganda cezaları yağmış, eski oyuncusu Deniz Naki PKK propagandası yapmış, Çekdar Orhan gol sevincinde terör örgütü usulü saç örerek propaganda yapmıştır.
Rizeli’nin vatansever, devletine bağlı duruşuna bu yakışmıyor.
Bu tebrik Rizelileri ve Rizespor taraftarını temsil etmiyor.
Yanlıştan dönün, o paylaşımı silin.
Memleketimin spor kulübü terör sempatisini övmez!