“Sizden önceki milletlerin yok olmasına sebep, içlerinden soylu biri hırsızlık yapınca ona dokunmayıp, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca ona cezasını vermeleriydi. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim.”
Van'da 2024 yılında kaybolduktan sonra şüpheli şekilde ölü bulunan Rojin Kabaiş'in babası Nizamettin Kabaiş, Bilal Erdoğan'a seslenerek, kızının ölümünün aydınlatılması için destek talebinde bulundu.
🗣️ Bilal Erdoğan: "Ateş düştüğü yeri yakar. İnşallah yargı işini yapar, hiç merak etmeyin."
Rojin Kabaiş’in babası Nizamettin Kabaiş:
-Daha otopsi yapılmamıştı, Vali bana “senin kızın intihar etmiş, daha yapılacak bir şey yok” dedi. Ben itiraz ettim o bağırdı, ben itiraz ettim o bağırdı, sinirlendi çıktı gitti.
-Benim kızımın başına ne geldiğini sonuna kadar araştıracağım. Canıma da mal olsa mücadele edeceğim.
-En son büyük bir delil çıktı; 2 erkek DNA’sı tespit edildi Rojin’in vücudunda. Onda da 1 sene bizi oyaladılar, bu “bulaş olabilir” dediler. Taşıyan kişiler, doktorlar vs. En son 195 kişiye bakmışlar, DNA’lar kimseninkiyle eşleşmedi. Akrabalar, bizim çocuklar, bizimkilerin de hepsine baktık kimseyle eşleşmedi. Bu ne anlama geliyor? Bu bir cinayettir, belli. Katiller bu DNA’ların sahibi.
-Her iki köy ve üniversite içindeki DNA’lara, hatta rektör ve akrabalarına da baksınlar dedik. Düşünün ki bir iple makarası orada, ucunu aramıyorlar makarayı komple çöpe atıyorlar, diyorlar ucu bulamadık.
-Avukatlarla ricada bulunduk, Rojin’in telefonunu bıraktığı yerde o gece saat 7’yi beş geçe kim o gece oradaymış, kimin telefonu sinyal vermişse orada da bir ipucu elde edebilirler. Onu da yapmamışlar.
-Hem ben hem Gülistan’ın ailesi, ikimiz de fakir aileyiz. Ben amelelik yapıyorum. 21 yaşına kadar o çocuğu ne eziyetle büyüttüm.
#RojiniçinBirAdım #RojinİçinAdalet #RojinKabaişİçinAdalet #RojinKabaiş #rojinölümsüzdür🥀
Seni aslanla aynı kafese koysunlar da bakalım "aslan" mı diyorsun "canavar!" mı?
Kıtmir, Ashab-ı kehf'in nöbetini tuttu, onları parçalamadı. Hamza'yı diri diri yiyen köpekle seni aynı kafese koysunlar, çocuklarının dolaştığı sokaklara salsınlar bakalım, köpek mi it mi o zaman görüşünü söylersin.
İnsanlar saldırgan köpeklerin semtlerinde başıboş bırakılmalarına itiraz ediyorlar.
Avrupa hayranlığının o kadar ayyuka çıkmış ki, Kur'an ayetlerini de çarpıtıyorsunuz. Onları adım adım takip ediyorsunuz; kertenkele deliğine girseler "yok giremeyiz, bize dar gelir" demiyor onları karış karış taklit ediyorsunuz.
Siz Avrupa'yı değil Rasulü'nüzü taklid edin:
Yüce Kitabımızın kendisine indiği, Kur'an'ı Kerim'in ilk müfessiri Allah'ın Rasulü sav şöyle buyurur:
"Beş hayvan 'fâsık'tır (zararlıdır), bunlar ihramlıyken (harem bölgesinde) bile öldürülür: Yılan, alaca karga, fare, akrep ve el-kelbü’l-akūr (saldırgan/yırtıcı köpek)."
Kaynak: Buhârî, Bed’ü’l-Halk, 16; Müslim, Hac, 66-72.
İtlaf en rasyonel çözüm.
Ülke kaynaklarının heba edildiği akla izana sığmayan bir durumla karşı karşıyayız.
Milyonlarca hayvan her gün kesilirken merhamet yok ama ite gelince merhamet edebiyatı.
Vatandaşlarımızın can güvenliğine rağmen “Köpekçi lobileri” beslemek zorunda mıyız?
"16'ncı ameliyatına girmesi gerekiyordu, kafa derisi olmadığı için giremiyor!"
"2 yıldır aralıksız günde iki kere pansuman yapılıyor"
▪️Sahipsiz köpeklerin saldırısına uğrayan Tunahan Yılmaz'ın avukatı Aslıhan Ergün Ercan, Ankara Büyükşehir Belediyesinin tazminatı ödemediğini açıkladı.
🔴 Taha Kılınç:
Çeteleşmiş saldırgan sokak köpekleri konusunda çok yazdım.
Hatta "Yine mi" dedirtecek kadar yazdım.
Ses çıkarırsak, bu kadar net ve halkın en az yüzde 80'inin çözülmesi noktasında müttefik olduğu böylesine bariz bir problemin halledileceğini umdum.
Ama sonra baktım ki mesele düşündüğümden derin.
Bir yanda "mama lobisi" olarak tanımlanan milyar dolarlık vurguncular, bir yanda "hayvan barınağı" inşası adı altında kamu malını israfta yarışanlar, bir yanda kendi korunaklı rezidanslarından sıradan vatandaşın yaşadığı gerçek acıları gör(e)meyenler, bir yanda tamamen saf duygularla karşımızdaki "biyolojik terör" faaliyetini fark etmeden hayvanseverlik yapanlar, bir yanda meselenin altını sözde islâmi delillerle doldurmaya çalışanlar…
Bu noktaya bir günde gelmedik elbette. İlk adımda, çarpık bir hayvanseverlik anlayışıyla, saldırgan
köpeklerin itlafı kanunla yasaklandı.
Ardından, doğası gereği yırtıcı olan bu hayvanlar, yine kanunla "can" olarak tanımlanıp koruma altına alındı.
Eş zamanlı olarak, İslâmî camianın birçok ünlü ismi "patili dost", "can dostlarımız", "Allah'ın dilsiz kulları" güzellemeleri yaparak kamuoyunu meseleye alıştırıp ısındırdı.
Dini açıdan mahzurlarını hiçe sayarak, kucaklarında köpeklerle pozlar verdi.
Tüm bunlar olurken yaylalardan meralara, çocuk parklarından okullara, hastanelerden restoranlara, her yer köpekle doldu.
Böylesine büyük bir problemin tek çözümü, doğasında yırtıcılık ve çeteleşme bulunan köpeklerin sokaklardan toplanarak kısa süre içinde topluca itlaf edilmesidir.
Aklın, mantığın, modern dünya standartlarının ve İslâm'ın, artık hangisini bağlayıcı görüyorsanız, öngördüğü çözüm budur.
İnsan eşref ve mükerrem bir varlıktır. İnsana zarar veren her canlı, zararsız hale getirilir.
Sivrisineğe nasıl acımıyorsak, köpeğe de acıyamayız. Köpek, kutsal ve dokunulmaz bir canlı türü değildir.
Peki, çözüm olabilecek mi? Uzun uzun yazdım, ama doğrusu zannetmiyorum.
Zira, problemi çözme iradesini elinde bulunduranların kafası karmakarışık ve meseleye maalesef insanın kıymeti zaviyesinden bakmıyorlar.
Hal böyle olunca, 21. yüzyılda çocuklarımızın köpekler tarafından parçalanmasını acı acı seyrediyoruz.
Beş yıldır internette ilmî videolar çekiyorum. ilk kez benden bu kadar sert bir ifade duyacaksınız.
Çünkü gerçekten artık bu toplumu anlamakta zorlanıyorum.
Karıkoca evin içindeki her hâlini çekiyor. Hamilelik testini Kâbe’nin karşısında açıklıyor. İnsan kendi mahremini milyonlara servis eder mi? Türkiye’de açılan domuz çiftliklerinden midir, yediklerimizden içtiklerimizden midir bilmiyorum ama size ne oluyor kardeşim? Hiç mi arınız, namusunuz, hayânız kıskanmanız kalmadı?
İmam olanlar, din görevlisi olanlar bile eşini evin içinde çekip paylaşıyor. Yüzünü göstermiyor ama sırtından çekiyor; sanki çok takvalı bir iş yapıyormuş gibi… Siz ne yapıyorsunuz Allah aşkına? Bu nasıl bir şuursuzluk?
Geçen bir video gördüm. Birisi
Elli-altmış yaşındaki anne babasına “Birbirinize sarılın, video çekeyim” diyor. Siz ne yiyorsunuz, ne içiyorsunuz? Yatak odanızı, özelinizi, hamile kaldığınızı, çocuk doğurduğunuzu, yediğiniz yemeği, kavganızı, sarılmanızı… Her şeyi paylaşıyorsunuz. Sizin hiç özeliniz yok mu?
Bırakın Müslümanlığı, bu bir insana yakışır mı?
Az önce gördüğüm video yüzünden bu kadar sinirlendim. Kâbe’nin karşısındaki otelde namaz kılıyorlar. Üç tane kamera koymuş etrafa. Namazın ortasında hamilelik testini çıkarıp “Hamileyim” diye gösteriyor. Bu nasıl bir şuursuzluk, bu nasıl bir edepsizliktir? Kardeşim özelini özel yaşasana
Eskiden insanlar anne babasının yanında böyle meseleleri konuşmaya utanırdı. Siz şimdi milyonların önünde mi konuşuyorsunuz bunları?
Size yazıklar olsun.
Ama suç sadece onlarda değil. Asıl suç toplum da .
Neden biliyor musunuz? Çünkü bu insanları izliyorsunuz. Takip ediyorsunuz. Prim veriyorsunuz. Onlar da o primden şöhret ve para kazanıyor. Sonra sizin çocuklarınız da onlara özeniyor. Evlenen çocuklarınız da aynısını yapıyor.
Yazıklar olsun.
Başka hiçbir şey söylemiyorum.
Rabbim bu toplumu hayâsızlığın, teşhirin ve edepsizliğin şerrinden muhafaza eylesin.
Aslıhan Hanım haklıdır.
Hayvanlar Tanrı’nın güzel yaratıklarıdır; ancak hiçbir hayvanın hayatı, bir insanın, hele ki masum bir çocuğun canıyla eşdeğer tutulamaz.
Tanrı insanı tüm yaratılış üzerinde ontolojik olarak üstün kılmıştır.
Kutsal yaratılış hiyerarşisini (taxis) bozmak ancak kaos ve yıkım getirir.
Köpekler, insanın sadık dostu ve hizmetkârı olarak evcilleştirilmiştir.
Başıboş, sahipsiz köpek diye bir kavram, medeni alemde yoktur. Köpeğin yeri sokaklar, parklar veya çocukların oyun alanları değil; sahibi olan insanın yanıdır.
Başıboşluk, bir özgürlük değil, bir "düşmüşlük" (fallenness) belirtisidir. Kedilerin aksine köpekler başıboş kaldığında özellikle savunmasız insanların can güvenliği için tehdit oluşturabiliyorlar. Bu nedenle sokaklarda kontrolsüzce gezen köpekler olmamalıdır.
Ortodoks Hristiyan inancına göre her can kıymetlidir, ancak her şey kendi yerinde ve hiyerarşisinde güzeldir.
Köpekler kulübesinde, sahibinin yanında olmalıdır, başıboş olmamalıdır.
Bir toplum, köpeğin "yaşam hakkını" bir çocuğun yaşamından üstün tutuyorsa, o toplum yalnızca yasaları değil, Tanrı'nın koyduğu kutsal hiyerarşiyi de (Taxis) yıkmıştır.
Akşam kuzu eti yiyip sabah başıboş köpekleri savunan sözde hayvanseverlerin aksine, ömrünü bütün dünyevi zevklerden arındırarak oruçla geçiren, bu nedenle hayvansal gıda yemeyen münzevi Aziz Kilisr babalarımız bile bu konuda şöyle buyurmuştur;
"Merhamet, bir kurdun bir kuzuyu ya da bir insanı parçalamasını izlemek değil; mazlumu zalimden korumaktır."
"Tanrı'nın Ruhu, her canlıyı sevmeyi öğretir; öyle ki, ağaçtaki bir yaprağın solmasını bile istemez, ona acır. Tanrı’nın sevgisiyle dolan bir can, tüm dünyayı kucaklar ve hiçbir hayvanın, hiçbir canlının incinmesini istemez. Ancak bir hayvan, insanın can güvenliğini tehdit ediyorsa, onun ortadan kaldırılması dini bir ihlal değil, kaçınılmaz düzenin gereğidir. Bir çocuğun hayatı söz konusu olduğunda, hayvanın öldürülmesi def-i mefasedettir (kötülüğü durdurmaktır)."
Zamanında çalıştığım bir sektör olduğundan mütevellit 5 milyar dolardan aşağı değil Türkiye’deki pazar. Bu pazarı bu hale getiren iki büyük marka var; Pro Plan (Nestle) ve Royal Canin (Mars Group). Evet bu işin de arkasında israil var. Peki devlet ne yapıyor?
Çok sayıda insan evladının köpekler tarafından parçalanması karşısında kılını kıpırdatmayan idareciler:
"Kalpleriniz katılaştı, öyle ki taş gibi hatta daha katı oldu" (Bakara suresi 74).
Aksu Belediyesi olarak, ilçemizin “sessiz sakinleri” için hayata geçireceğimiz Sahipsiz Hayvan Bakımevi ve Doğal Yaşam Alanı projemizin temelini attık.
24,5 milyon lira yatırım bedeliyle, 19 bin metrekarelik alanda ve 1.800 hayvan kapasitesiyle inşa edilecek tesis; tam donanımlı ameliyathane, karantina ve bakım üniteleri, 8 bin metrekarelik doğal gezinti alanı, GES altyapısı ve modern idari bölümleriyle bölgenin örnek rehabilitasyon merkezlerinden biri olacak.
Törenimize katılımlarıyla bizleri onurlandıran AK Parti İl Başkanımız Sayın Ali Çetin, Aksu Kaymakamımız Sayın Ahmet Hikmet Şahin, AK Parti Antalya Milletvekilimiz Sayın Mustafa Köse, AK Parti Aksu İlçe Başkanımız Sayın Sinan Temirtaş, MHP Aksu İlçe Başkanımız Sayın Hasan Efe Üstün, ilçe protokolümüz ve çok tüm misafirlerimize teşekkür ediyoruz.
Bu projeyle, mevcut kapasite sorununu kalıcı olarak çözerken; sokak hayvanlarımıza modern, güvenli ve doğayla iç içe bir yaşam alanı kazandırmayı hedefliyoruz. Aksu'muza hayırlı ve uğurlu olsun.