yaşadığım şehir beni deli ediyor. iş, ortam, kültürel etkinlik vs her konuda o kadar sığ ki herhangi bir şey yapmak istediğimde mecburen olduğum yerde sayıyorum öyle.
çalıştığım yerlerde lafı edilmemesi gereken şeylerin lafının edilmesi benim bütün dengemi bozuyor. bu mekan personelin yediği iki üç fındık fıstıktan ya da kullanılan havlu kağıttan batacaksa, batsın zaten.
işten güçten, kendimden, çevremden her şeyden çok sıkıldım. her güne bugün iyi geçecek diye başlayıp sonunda bitsin artık bugün diye söverek bitiriyorum. bu bıkkınlığın sonu nasıl gelecek, onu da bilmiyorum.
izin günümü yine daha çok yorularak geçirdim. dip köşe temizlikle başladığım günü, rakı sofrası kurarak bitiriyorum. en azından biraz makul olsaydım da yedi çeşit şey hazırlamasaydım diyorum ama olsun, yine de güzel oldu.
bir şeyi yoluna koyuyorum, diğeri bozuluyor, onu hallediyorum bu defa da başka bir sorun çıkıyor. yani tam olarak ne zaman bir düzene girecek hayatım, gerçekten merak ediyorum.
hepi topu saçımı kestireceğim ama düzgün bir kuaför bulamadım hâlâ. yine öyle ilk önüme çıkan yere gidip eve dönünce de gözüme çarpan yerleri kendim keseceğim gibi duruyor.
benim acilen bir şeyleri değiştirmem lazım yoksa sinir hastası olacağım. az önce bir tane sos için 500 derece sıcakta on beş tane satsuma rendelediğim için de böyle hissediyor olabilirim, bilmiyorum.
az önce kardeşim, bir aile evimiz bile yok, çok şey aldı götürdü babam bizden dedi. o an yumuşatmak için konuyu değiştirdim ama içime oturdu çünkü çok haklı.