Okur-yazarlığı kesin ama özellikle yazmak istiyor. Bu nedenle okuma aşamasnda. Lisans Gazi Ekonometri, Y. Lsns ve Dr. D.P. Ünv. Not: RT+FAV Onay Anlamına gelmez
🔴#SONDAKİKA
İsrail güçleri, Gazze’de uçurtma uçuran çocukları “tehdit” görerek hava saldırısı düzenledi.
Saldırıda en az 3 çocuk hayatını kaybetti.
— El Cezire
ABD'de 3 olay aynı haftaya denk geldi. Ray Dalio dün bir uyarı yayınladı.
Uyarıyı anlamak için önce o 3 olaya bakmak gerekiyor.
1. 30 yıllık ABD tahvil faizi %5.33 ile 19 yılın zirvesini gördü.
2. Japonya, elindeki ABD tahvillerinin bir bölümünü satıp parayı ülkesine çekti.
3. ABD Hazinesi kendi tahvillerini geri almaya başladı.
Herkes bu 3 haberi ayrı ayrı okudu.
Ray Dalio ise dün yayınladığı makalede 3'ünü tek bir sürecin parçaları olarak anlattı ve yatırımcıları uyardı.
Size o hikayeyi ve uyarının ne olduğunu göstereceğim.
Ray Dalio tarihteki büyük borç krizlerini inceledi.
Ülkelerin nasıl battığını anlatan kitabında bunların 35'ini tek tek gösterdi.
Bu hafta ona sürekli aynı soru soruldu. ABD'de olanlar kitabındaki sürece uyuyor mu?
Cevabı evet oldu.
Kitabın anlattığı süreç 3 adımda ilerliyor.
Önce devletin borç ödemeleri gelirinden daha hızlı büyür ve bütçeyi sıkıştırmaya başlar.
Sonra alacaklılar rahatsız olur. Tahvilini satanlar ve borcu yenilemek istemeyenler çoğalır.
Son adımda devletin önünde 2 yol kalır.
Ya faizin yükselmesine izin verilir, faturayı piyasalar ve ekonomi öder.
Ya da para basılır, faturayı paranın değeri öder.
Dalio'ya göre 2 yolda da kaybeden değişmiyor. Tahvili tutan kaybediyor.
Şimdi bu adımları ABD'nin bugünkü tablosuyla karşılaştıralım.
Rakamların hepsi Dalio'nun makalesinden geliyor.
Devletin geliri 5.5 trilyon dolar, gideri 7.5 trilyon dolar. Aradaki 2 trilyonluk açık borçla kapatılacak.
Yıllık faiz ödemesi 1 trilyon dolar, yani gelirin yaklaşık %20'si.
Üstelik bu yıl vadesi gelen yaklaşık 10 trilyon dolarlık anapara da çevrilmek zorunda.
Faiz ve anapara birlikte 11 trilyon dolar ediyor, yani devletin gelirinin 2 katı.
Borcun hane başına düşen kısmı ise yaklaşık 240 bin dolar.
Şimdi bu haftanın 3 olayına geri dönelim.
Faizin en çok uzun vadede yükselmesi, Dalio'ya göre talebin arza yetmediğinin işareti.
Japonya'nın satışı, en büyük alacaklının masadan kalkmaya başladığının işareti.
Hazine'nin kendi tahvilini alması ise en kritik olanı.
Alıcı azalınca devletin kendisinin alıcı olması, kitapta yolun sonuna doğru ortaya çıkan bir hamle.
Dalio buraya bir not da düşüyor. Hazine'nin bunu yapma kapasitesi sınırlı.
Makalede bir detay daha var.
Yolun bu noktasında devletler borçlanma vadelerini kısaltmaya başlar, çünkü uzun vadeye alıcı bulmak zorlaşır. ABD'nin bu hafta yaptığı tam olarak bu.
Uzun vadeli tahvilleri geri alıp yerine kısa vadeli borç koyuyor.
Dalio bu yolu tarihte 35 kez inceledi.
Rezerv para statüsünü kaybeden her para bu yoldan geçti.
Detaylar ülkeden ülkeye değişti ama sonunda hep aynı şey oldu.
Borç ya yeniden yapılandırıldı ya da paranın değeri düşürülerek eritildi.
Peki ABD için zaman var mı?
Dalio'ya göre var ama daralıyor.
Gidişat değişmezse krizin 3 yıl gibi bir sürede gelebileceğini, bunun 2 yıl erken ya da geç olabileceğini söylüyor.
Çıkışı da yazıyor.
Bütçe açığı milli gelirin %3'üne indirilirse risk ciddi biçimde azalır.
Bunun için harcamaları kısmanın, vergi gelirini artırmanın ve faizin zorlamayla değil kendiliğinden gerilemesinin birlikte gerçekleşmesi gerekiyor.
Yolun sonunda ne olduğunu merak edenler için Dalio bir örnek veriyor.
Japonya.
Japon devleti tahviline yeterli alıcı bulamayınca açığı yıllarca para basarak kapattı ve sonuç kayıtlı.
2013'ten beri Japon tahvili tutanlar dolara karşı %51, altına karşı %76 kaybetti. Japon işçisinin ücreti de aynı dönemde ABD'li işçiye göre %55 geriledi.
Dalio makaleyi yatırımcılara bir tavsiyeyle bitiriyor.
Borç varlıklarının ağırlığını azaltmayı, altına yer açmayı ve bir miktar Bitcoin bulundurmayı öneriyor.
Son sözü Dalio'nun makalesindeki cümleye bırakıyorum.
Para ve borç, serveti koruyabildiği sürece ayakta kalır.
Koruyamadığı gün önce değer kaybeder, sonra terk edilir.
Dalio çıkışın hâlâ mümkün olduğunu da yazıyor.
Önümüzdeki dönem hangi yolun seçildiğini gösterecek.
İsrail askerleri masum Filistinli çiftçiyi evini terketmediği, işgalci yerleşimci soysuzlara terketmediği için vuruyorlar.
Öldüğünden emin oluncaya kadar da etrafını çeviriyor ve başında nöbet tutuyorlar!
#FreePalestine#Palestine#HumanRights
Tıp fakültelerinin ilk 20 bindeki payı hep çok yüksekti. En düşük olduğu 2023'te bile %46,6'ydı; bugün %68,3'e çıktı.
SAY puan türünde ilk 20 bine giren öğrencilerin bu kadar büyük bölümünün tıp seçmesini ülkemiz açısından sağlıklı bulmuyorum.
Her şeyin dengesinde yarar var. Uçakları, füzeleri, çipleri ve teknolojiyi geliştirecek insanlara da ihtiyacımız var.
Robotik dünyasının kalbi Danimarka'da atıyor.
Dans eden sirk robotu üreten Çin'de değil.
6 milyonluk ülkenin robotik ihracatı 2,6 milyar euro. 400'den fazla robotik şirketi var.
Sadece 213.000 nüfuslu Odense şehrinde 160'dan fazla firma var.
Dünyada en çok satan cobot'u yapan firma buradan çıktı. Universal Robots. 2005'te üniversitenin bodrum katında üç öğrenci kurdu.
Robot programlamasını fabrika operatörü bile yapacak hale geldi, drag & drop sistemi diyoruz. Kod yazmak yok, CAD kullanmak yok.
Kutuyu açıyorsun, 1 saatte hazır. Arızalanan eklemi 6 dakikada sahada değiştiriyorsun.
Çinli Elite Robots firmanın yazılımını birebir kopyaladı. Almanya'da dava açıldı, Çinliler kaybetti.
Hannover Messe fuarının ortasında Çinli firmanın standı söktürüldü.
Çinliler yine şaşırtmadı.
Dans eden, takla atan robot'dan ancak viral sosyal medya malzemesi olur.
Bu arada insanlar farkında mı bilmiyorum ama Türkiye’de o kötü şöhretiyle nam salmış devasa data center’lar kurulmaya başlandı küresel Big Tech tarafından 2026’da. Google Cloud, Turkcell’le birlikte Ankara’da üç ayrı hyperscale data center kuruyor.
Amazon AWS İstanbul’da Local Zone’unu açtı. BAE merkezli Khazna da Ankara Başkent OSB’de 100 MW’a kadar çıkabilecek AI-ready bir data center planlıyor. Üstelik hükümet de bu dalgayı açıkça teşvik ediyor. Data center ve AI yatırımları için yaklaşık 3 milyar dolarlık kamu desteğiyle 10 milyar dolarlık özel yatırım çekme hedefi var.
Bunlar öyle birkaç sunucunun bulunduğu binalar değil. Devasa elektrik talebi, soğutma yöntemine bağlı ciddi su tüketimi, şebeke ve arazi üzerinde baskı, gürültü ve jeneratör kaynaklı çevre sorunları, buna karşılık nispeten sınırlı olacak bir istihdam demek. Eğer planlar gerçekleşirse, Ankara birkaç yıl içinde Türkiye’nin Northern Virginia’ya en çok benzeyen ve çok tartışma yaratan data-center cluster’ına dönüşebilir.
Bir de daha az konuşulan siyasi-ekonomik tarafı var. Verinin Türkiye’de tutulması teknolojik egemenlik anlamına gelmiyor. Aksine, kritik kamu ve özel sektör altyapısının Google, AWS gibi şirketlerin küresel sistemlerine bağımlılığını daha da artırabilir.
Nitekim Google’ın kendi Türkiye Cloud Region duyurusunda kamu sektörü açıkça hedeflenen müşteriler arasında. Yani kamu sektörü projenin gerekçelerinden biri. Ki Turkcell de proje anlatılırken bu bulut altyapısının kamu kurumlarından finans sektörüne kadar kullanılmasının hedeflendiği söylendi.
Bu yatırımlar kamu, bankacılık, sağlık ve kritik altyapı gibi veri yerelleştirme kurallarına tabi sektörlerin Google Cloud gibi altyapıları kullanmasının önündeki veri yerelleştirme engelini kaldırıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin kritik dijital altyapısını birkaç küresel teknoloji şirketine daha bağımlı hale getirme riski de taşıyor.
Dünyada bu tesisler yüzünden ciddi yerel ve siyasi tartışmalar yaşanıyor. Türkiye’de ise pek kimsenin haberi yok. Bunları haberlerde bizden uzak dünya meseleleri gibi görüyoruz ama değiller.
Leyla Alaton’un çok hoşuma giden bir sözü var:
“40 senedir evimde aynı koltukları kullanıyorum. Marka çantalara, lüks tüketime o kadar büyük paralar vermeyi abes buluyorum. 1 saatlik uçuşta business uçunca size ne veriyorlar, fazladan bir kahve mi? Statü insanın içinde olur; beyninde, görgüsünde ve bilgisinde.”
Bence gerçek zenginlik de tam olarak burada başlıyor.
Belirli bir servet seviyesinden sonra para, hayatınıza kattığı faydadan çok gösterişe harcanmaya başlıyor. 2 milyonluk araç da sizi aynı yere götürüyor, 20 milyonluk araç da. Kişi başı 1.000 TL’lik restoranda da midenizin kapasitesi belli, 10.000 TL’lik restoranda da. 20.000 TL’lik salonda da spor yapıyorsunuz, 100.000 TL’lik salonda da.
Üzerinde marka yazan bir tişörte, Saate, çantaya benzer kalitedeki ürünün 10-20 katını ödemek bana çok saçma geliyor. Fosil marka saatte aynı zamanı gösteriyor Roleks marka saatte.
Bence zenginlik algısı artık yavaş yavaş değişiyor.
Gerçek zenginlik; fit bir vücut, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, kaliteli zaman, sevdiğin insanlarla vakit geçirebilmek ve mesai kavramına bağlı kalmadan, stres altında olmadan çalışabilme özgürlüğüdür.
Zenginlik, sahip olduğun şeylerin çokluğu değil; ihtiyaç duyduğun şeylerin azlığıdır.
Çocuklar uyurken sessiz olunur, kaçırılırken değil !!!
K*atil israil, çocukları kaçırıyor ve muhtemelen bu çocuğun organları çalınacak !!!
Bütün dünya duymalı !!!
İsr*il, organ kaçakçılığı yapıyor !!!
İsr*il, organ kaçakçılığı yapıyor !!!
Çünkü #GazzedeZulümArşaDayandı
İngilizceyi anlıyor ama konuşamıyorsanız büyük ihtimalle yeni bir kursa ihtiyacınız yok. cümleyi yanlış kurarım, aksanım komik gelir diye daha ağzınızı açmadan kendinizi durduruyorsunuz.
bizde problem çoğu zaman İngilizce bilmemek değil hata yaparken görünmekten utanmak. İngilizce sizin ikinci diliniz, karşınızdaki insanın ana dili. onunla aynı aksanda konuşamadığınız için utanmanızın hiçbir mantığı yok. bir yabancı Türkçe konuşurken aksanıyla dalga geçmiyorsunuz, kendinizden neden kusursuz İngilizce bekliyorsunuz?
ChatGPTnin sesli modunu A2–B1 seviyesinde bu kilidi kıracak şekilde şöyle kurabilirsiniz:
YKS’de dikkat çeken iki kritik veri!
📉 Lise son sınıf öğrencilerinin yükseköğretime yerleşme oranı 2015’te %53 iken 2026’da %28’e geriledi.
📈 Aynı dönemde, sınava girip yerleştirme puanı hesaplanan lise son sınıf öğrencileri içinde tercih yapmama oranı 2022’de %40,62’den 2026’da %54,3’e yükseldi.
2026’da puanı hesaplanan 766.971 adayın yalnızca 350.354’ü tercih yaptı.
416.617 aday ise tercih yapmadı.
Bu tablo, gençlerin yükseköğretime geçişte neden giderek daha fazla tercih yapmadığını kapsamlı biçimde araştırmamız gerektiğini gösteriyor.
İşte İsrailli siyonist aşağılık kafalar Filistinlileri temiz suya erişememeleri ile alay ediyor
İnsanlık adına bir utanç vesikası daha
Bu ayıp herkese yazılmaz mı?
Çin’de karpuz satarak geçimini sağlayan bir seyyar satıcının, ek iş olarak çip tasarladığı ortaya çıktı.
Yanlış duymadınız: Gündüz karpuz satıyor, kalan zamanında çip tasarlıyor.
Eğer rekabet ettiğimiz insan profili buysa işimiz gerçekten çok zor.
Bu mobil evler Gazze'de evsiz kalan insanlar için değil,Batı Şeria'ya gelen siyonistler için getiriliyor, israil,yıktığı Filistin'li evlerin yerine siyonistleri yerleştiriyor, ilk etapta mobil evler,sonra kalıcı evler,bu insanlığa karşı işlenen bir suç
Bu iğrençlik seviyesini tarif edecek kelime yok.
Bu vahşet, cinayet, katliam, soykırım...
Bu tarihin en aşağılık görüntülerinden biri
Bunu unutma, paylaş, ifşa et
Bütün dünya bu suçun bir tanığı olsun
DAHA NE KADAR SUSACAĞIZ?
Çocuklarımızı öldürüyorlar bayım!
Çocuklarımızı çalıyorlar ve ürpertici bir meçhule fırlatıyorlar!
Daha ne kadar susacağız?
İlle de bizim çocuğumuz olması mı gerekiyor isyan etmemiz için?
Bu çocuklar bizim çocuklarımız değil mi?
Türkiye'de;
En çok pestisit kullanılan iller: Antalya, Manisa, Adana
En fazla kullanılan kimyasallar: Fungisit (%38,4), herbisit (%27,4), insektisit (%23)
Yasaklı maddeler hâlâ sahada: Fenbutatin Oxide, Aldicarb, Klorprifos, Propiconazole
https://t.co/4WMBNKKH8d