9 Eyiüi İzmir’in düşman işgalinden kurtuluş günüdür. Türk ordusunun şehre törenle girdiği Albayrağımızı valilik binasına çektiği gündür. Bu günü kutlamayan İzmirli varsa kendisi O. çocuğudur.
🎙️ Prof. Dr. Hasan Ünal @hasanunaltr1919 ve emekli Tümamiral Dr. Deniz Kutluk @adenkut Harici Youtube kanalındaki Stratejik Pusula programında uluslararası gelişmeleri değerlendirdi:
▪️ 'ABD gemileri hasar almış olabilir'
▪️ 'İran artık eskalasyonu yöneten taraf konumunda'
▪️ 'ABD donanmasının Hürmüz’deki hareket alanı ciddi biçimde daraldı'
▪️ 'AfD’nin yükselişi Almanya ve Avrupa’daki dengeleri değiştirebilir'
▪️ 'Ukrayna savaşının sonu göründü. Bu savaş bitiyor'
İzlemek için 🔗https://t.co/fpkEkmPP3b
Dağlıca nerede bilir misiniz?
Orada Mehmetçiğin akmış kanı var. Saygıyla ve duayla anıyoruz onları
Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır
Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır
Vatan olsun diye kanla sulanmış toprak kutsaldır.
Hiç kimse aklından çıkarmasın ki;
Hakkari, Şırnak, Diyarbakır, Van, Bingöl toprağı da en az Çanakkale, Afyon, Kütahya, Uşak, İzmir, Şanlıurfa, Gaziantep, Adana toprağı gibi kutsaldır. Türk’e yurt olan vatan toprağının her karışı kutsaldır.
Kimse bölmeye ayırmaya kalkmasın. Bedelini ödemek zorunda kalır.
Şehidimin kanına sahip çıkacak yiğitler bitmez.
TUFAN ERHÜRMAN’A SORUYORUM: “ÖBÜRÜ” KİM? TÜRKİYE Mİ?
🇹🇷 Cihat Yaycı:
Tufan Erhürman çok ağır bir ifade kullandı.
Diyor ki:
“Halkımız biliyor ki bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ne birine teslim oluruz, ne de öbürüne!”
Şimdi Sayın Erhürman’a açıkça soruyorum:
Birisi Rum tarafı. Peki “öbürü” kim?
Siz hemen öncesinde “güneydekiler” ve “kuzeydekiler” diye iki taraf tarif ediyorsunuz. Güneydekilerin Kıbrıs Türklerini masadan uzaklaştırmak istediğini söylüyorsunuz. Ardından kuzeydekileri hedef alıp bu iki taraf için “ne birine teslim oluruz ne de öbürüne” diyorsunuz.
Kimdir bu “öbürü”?
Türkiye midir?
Türkiye ile birlikte KKTC’nin egemen eşitliğini ve iki devletli çözümü savunanlar mıdır?
Türkiye’nin garantörlüğünü ve Türk askerinin adadaki varlığını vazgeçilmez görenler midir?
Açıklayın.
Çünkü Türkiye, Kıbrıs Türkünün karşısındaki “öbürü” değildir.
Türkiye, Kıbrıs Türk halkının garantörüdür. Türkiye, Kıbrıs Türkünün en zor gününde yanında durmuş ülkedir. Kıbrıs Türkünün güvenliğinin, varlığının ve devletinin arkasındaki güçtür.
Bir tarafta Kıbrıs Türkünün devletini tanımayan, KKTC’deki uluslararası etkinlikleri engellemeye çalışan, mülkiyet meselesini cezai soruşturmalara taşıyan Rum yönetimini tarif edip; diğer tarafta “kuzeydekiler” diyerek bir başka cephe oluşturuyorsanız, kimi kastettiğinizi açıkça söylemek zorundasınız.
Bir başka nokta daha var.
Her hafta Rum lideriyle görüşeceğinizi söylüyorsunuz. Peki ne görüşüyorsunuz?
KKTC Dışişleri Bakanlığı bu görüşmelerin neresinde?
Hükümet ne ölçüde bilgilendiriliyor?
Meclise hangi müzakere çerçevesi sunuldu?
Hangi konularda görüşme yetkisiyle masaya oturuluyor?
Siz yıllarca demokrasi, Meclis iradesi ve şeffaflık dediniz.
O halde bu kadar önemli bir milli meselede de aynı ölçü geçerli olmalıdır.
Kıbrıs meselesi bir kişinin meselesi değildir. KKTC devletinin, Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye’nin milli meselesidir.
Bu nedenle sorumu tekrar ediyorum:
SAYIN TUFAN ERHÜRMAN, “NE BİRİNE TESLİM OLURUZ NE DE ÖBÜRÜNE” DERKEN “ÖBÜRÜ” DEDİĞİNİZ KİMDİR?
Türkiye ise açıkça söyleyin.
Türkiye değilse kimi kastettiğinizi açıklayın.
📺 Yayının tamamını izlemek için👇
https://t.co/fIe8Ad2nJ7
Türkiye’de S-400 sisteminden kurtulmak isteyen Atlantikçi/NATO’cu çevrelerin baskısı devam ediyor. Sistemin başka bir ülkeye satılması veya Türkiye dışına çıkarılması yönündeki tartışmaların yeniden gündeme getirilmesi de bu baskının bir parçasıdır.
Türkiye’nin S-400 tedariki yalnızca bir silah sistemi tercihi değil, stratejik özerklik ve hava savunma egemenliği meselesidir.
Geniş bir coğrafyaya sahip Türkiye’nin hava savunmasını yalnızca NATO ve ABD menşeli sistemlere bağlaması ciddi bir stratejik bağımlılık yaratır. Ayrıca, 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişimi NATO üyeleri tarafından desteklendiğini açıkça göstermiştir.
İncirlik’teki hava üssünün sözde komutanı darbe girişimi sonrasında resmen Amerikalılara sığınmıştır.
Türkiye için amaç tamamen milli bir hava savunma sistemine sahip olmaktır. Ancak bunun için zamana ihtiyaç vardır.
Çok yakıcı jeopolitik koşulların hüküm sürdüğü günümüzde S-400, Türkiye’ye uzun menzilli, bağımsız ve ilave bir hava savunma katmanı kazandırmaktadır.
Bugün TSK envanterinde, S-400 40N6 füzesiyle 350 km+ mesafeden yüksek irtifadaki AWACS, tanker, stand-off jammer ve silah bırakma hattına çıkan 4. nesil savaş uçaklarını tehdit edebilen başka bir hava savunma sistemine ait füze yoktur.
SİPER, Türkiye’nin geleceğidir. Daha modern AESA olan radar ve işlemci mimarisine sahiptir. Ancak bugün SİPER-1 100+ km sınıfındadır; SİPER-2’nin 200 km+ menzile ulaşması hedeflenmektedir. 350 km sınıfında bir milli önleme kabiliyeti henüz mevcut değildir.
Üstelik konu “bir uçağı 350 km’den vurmak” değildir. Modern hava savaşında düşmanın asıl kuvvet çarpanları AWACS, havadan yakıt ikmal uçakları ve elektronik harp/stand-off jammer platformlarıdır. Bunları bizim hava sahamıza erişemeden uzakta harekâta zorlamak, düşmanın hava harekâtının menzilini, kalış süresini, elektronik harp desteğini ve durumsal farkındalığını doğrudan etkiler.
Diğer yandan S-400 ile SİPER’i birbirinin rakibi gibi göstermek de yanlıştır. SİPER milli geleceğimizdir; S-400 ise bugün elimizde bulunan stratejik uzun menzil katmanıdır. Nitekim iki sistemin batarya mimarisinde de arama ve atış kontrol görevlerinin farklı radarlarla yürütülmesi gibi benzer yaklaşımlar bulunmaktadır.
Türkiye SİPER’i geliştirirken S-400’den vazgeçmemelidir. SİPER 350 km+ sınıfında milli bir önleme kabiliyetine ulaşıncaya kadar S-400’ü envanterden çıkarmak, hava savunmasında mevcut bir stratejik yeteneği kendi elimizle terk etmek demektir.
Suriye de seçmeli Türkçe dersleri kaldırılıp Fransızca eğitimi müfredata kondu, Kürtçe ulusal dil ilan edildi. Cumhur ittifakını ama özellikle Devlet Bahçeli'yi bu başarısından ötürü tebrik etmek gerekiyor. Türkmen beyi dedikleri Bahçeli, kürtmen beyi çıktı...
@Fenerbahce Evet evet plana sadık kalalim. Sanki pep, süper taktik kombinasyonları var da plana sadık kalın diyor
Bu takım sezonun ilk gününden itibaren bütün maçlara,
aziz yildırım, oğuz çetin ve ismail kartal üçlüsünün taktik ve 11 leri ile çıkti.
aziz yildırım ve 2 emir erinden bu kadar
Vatandaşın vergileriyle yapılan ve yıllardır KGM tarafından işletilen Boğaz köprüleri ile otoyolların 30 yıllık işletme ve gelir hakkı özel sektöre devrediliyor.
KGM’nin 2025 yılı verilerinden hareketle yol, köprü ve tünel ücret gelirlerinin yaklaşık 23,6 milyar TL seviyesinde olduğu görülüyor.
2025 fiyatlarıyla yıllık 23,6 milyar TL’lik gelirin 30 yıl boyunca hiç reel artmadığını varsaysanız bile toplam brüt gelir yaklaşık 708 milyar TL ediyor.
Trafik her yıl reel olarak yüzde 2 büyürse bu rakam 30 yılda yaklaşık 1 trilyon TL’ye yaklaşıyor.
2012’de 25 yıllık işletme hakkı için verilen 5,72 milyar dolarlık teklifin bulunduğu bir ülkede, 2026 yılında daha uzun süreli, daha yüksek trafikli ve daha geniş bir paket kaç paraya devredilecek?
SURİYE’DE TÜRKMEN VARLIĞINA SAHİP ÇIKILMALIDIR
Kuzey Suriye’de Türkçe seçmeli derslerin kaldırılarak yerine Fransızca eğitimin getirilmesini şiddetle kınıyoruz.
Suriye Türkmenlerinin dil, kültür ve kimlik haklarının korunması büyük önem taşımaktadır. Türkmenlerin👇
Ypg Suriye devletine ortak oldu. Türklerin haklarına sahip çıkılmıyor.
İstediğiniz Suriye bu muydu?
Mazlum Abdi kırmızı listeden çıktı kırmızı halı serilecekler arasına girdi.
Bugün bunlar oluyorsa yarın neler olur?
Endişeliyiz
SKANDAL!
Köprü ve otoyolların özelleştirileceği haberi kamuoyunda tepkilere neden olunca Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilileri açıklama yaptı. Bakanlık, söz konusu köprü ve otoyolların 2025 yılı gelirinin 600 milyon dolar, bakım ve onarım giderlerinin ise 300 milyon dolar olduğunu duyurdu. Ancak belgeler farklı bir tablo ortaya koydu.
Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, “Bakanlık, devletin yüksek kârla işlettiği köprü ve otoyolların gelirlerini olduğundan düşük, giderlerini ise olduğundan yüksek göstererek kamuoyunu yanıltmaya çalıştı.” diyerek Karayolları Genel Müdürlüğü’nün 2026 Yılı Mali Raporu’nu paylaştı.
Paylaşılan resmi belgelerde köprü ve otoyolların gelirinin 600 milyon dolar değil 804 milyon dolar, giderlerinin ise 300 milyon dolar değil yalnızca 126 milyon dolar olduğu görüldü.
BATI TRAKYA’DA CAMİLER YIKILIRKEN BODRUM’DA YENİDEN KİLİSE İNŞA EDİLİYOR!
🇹🇷 Cihat Yaycı:
“Tamamen ortadan kaldırılmış bir yapının, eski plan ve belgelere dayanılarak yeniden yapılmasından söz ediyoruz.
Bunun adı restorasyon değildir. Çünkü ortada restore edilecek bir kilise yoktur.
Bunun adı yeniden inşadır!
Batı Trakya’da camiler yıkılıyor, Türk mezarlıkları talan ediliyor, Türk-İslam eserleri yok ediliyor veya asli kimliklerinden uzaklaştırılıyor.
Selanik’te yüzlerce cami yakıldı, yıkıldı veya ortadan kaldırıldı. Yunan hükümetinin bunlardan birini yeniden inşa edeceğini düşünebilir misiniz?
Selanik Belediyesinin, ‘Burada bir Osmanlı-Türk camisi vardı, gelin bunu eski planlarına göre yeniden yapalım ve ibadete açalım.’ diyeceğine inanabilir misiniz?
Diyemezler!
Çünkü bu işler karşılıklılık esasına göre yürütülmelidir.
Siz Bodrum’da yok olmuş bir kiliseyi yeniden yapacaksanız Yunanistan’a da ‘Selanik’te yok ettiğiniz camilerden birini aslına uygun biçimde yeniden inşa edin.’ demelisiniz.
Aya Nikola Kilisesi’nin bulunduğu alan, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından iki yıllığına Bodrum Belediyesine tahsis edilmiş. Bodrum Belediyesi ve Belediye Başkanı Tamer Mandalinci de bu projeyi hayata geçirmek için büyük çaba gösteriyor.
Bodrum Belediye Başkanına sesleniyorum:
Başka işiniz mi kalmadı?
Ortada olmayan bir kiliseyi yeniden inşa etmek ne demektir?
Bodrum’un çözülmesi gereken başka sorunu mu yoktur?
Üstelik projede Kültür ve Turizm Bakanlığı, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü ve Bodrum Belediyesi birlikte yer alıyor.
Bakanlığın son dönemde kilise ve kilise kalıntılarına yönelik bu olağanüstü ilgisi de dikkat çekicidir. İznik’te, Sümela’da ve başka yerlerde benzer çalışmalar yapılıyor.
Elbette tarihi eserler korunmalıdır. Ancak Selçuklu ve Osmanlı eserleri yeterince öne çıkarılmazken, bunların altında veya çevresinde bulunduğu ileri sürülen kilise kalıntılarının öne çıkarılması kabul edilemez.
Selçuklu ve Osmanlı eserlerini geri plana iten, Anadolu’nun Türk-İslam kimliğini görünmez hale getiren bir kültür anlayışı olamaz.
Bodrum Belediyesinin açıkladığı hedef, yapıyı sözde özgün görünümüne uygun biçimde yeniden inşa ederek ‘Aya Nikola Müzesi’ adıyla ziyarete açmaktır. Demirören Haber Ajansının haberinde yer alan resmi açıklama budur.
Fakat tekrar soruyorum:
Ortada restore edilecek bir kilise yokken neden yeniden kilise inşa ediyorsunuz?
Bu talep kimden geldi?
Projenin giderlerini kim karşılıyor?
Bugün ‘müze’ denilen yapı yarın ayinlere ve sürekli ibadete açılacak mı?
Fener Rum Kilisesi bu projede hangi sıfatla yer alıyor?
Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci bu sorulara cevap vermelidir.
Bodrum’da yok olmuş bir kilise yeniden yapılacaksa Selanik’te yok edilmiş bir cami de yeniden yapılsın.
Bodrum’a kilise yapılacaksa Selanik’e cami yapılsın.
Karşılıklılık budur!
O zaman samimiyetlerini görelim.”
YAYININ TAMAMI👇
🔗 https://t.co/T2vj4tUSJS