BİZ BU BATAKLIKTAN ÇIKARIZ
Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelen ve artık fiziki bir boyut da kazanan saldırı, bu partinin iç meselesi olmadığı gibi, sadece ona yönelik de değildir. Bir mahkeme kalkmış, bir siyasi partinin son birkaç yıllık tarihini silmiştir!
Bu kararla, halk düşmanı siyasi iktidar hukuku bütünüyle araç haline getirmiş, siyasetin doğasında bulunan meşruiyet kaygısını terk etmiş, seçme ve seçilme hakkını feshetme ve siyasi parti kurumsallığını yok sayma noktasına gelmiştir.
Silinmek istenen şey CHP’nin birkaç yılından, yok sayılan şey siyasi parti ve seçim hukukundan ibaret değildir. Türkiye Cumhuriyet’ten arındırılmak istenmektedir.
Hukukun saltanat ve hilafetten kurtarılıp yurttaşlara teslim edilmesi bir Cumhuriyet kazanımıdır. Halkın siyasette asıl belirleyici güç olarak tanınması emekçi yurttaşların mücadelesinin ürünüdür. Seçme ve seçilme hakkı bunun simgesidir ve Türkiye toplumunca içselleştirilmiştir.
Bu tablonun AKP’nin gücünü yansıttığı sanılmasın. Siyasi iktidar yönetme gücünden ve meşruiyetinden yoksun düştükçe kuralsızlığa, keyfiliğe, kaba kuvvete mecbur kalmaktadır. Emperyalist temsilcilerin Türkiye’ye fazla gördüklerini açık açık dile getirdikleri Cumhuriyetimizin tasfiyesi, sonu batak bir yoldur.
Lakin Türkiye’nin ilerici, Cumhuriyetçi birikimi o yola sığmaz! Bu birikimi mevcut siyasi iktidar yok edemez. Yine bu birikim kimsenin, herhangi bir hizbin, herhangi bir partinin malı değildir. Sahibi emekçi halkımızdır.
THTM bütün emekçileri, yurtseverleri, cumhuriyetçileri birlikte mücadeleye, karşıdevrimi püskürtecek bir enerji biriktirmek için kol kola girmeye çağırmaktadır. Omuz omuza bir emekçi cumhuriyeti kuracağız. Ülkemizi sürükledikleri batak gericilerin, emperyalistlerin, sömürücülerin mezarı olacak. Cumhuriyetimizi yeniden ayağa kaldıracağız.
Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi Genel Yürütme Kurulu
Sömürüye karşı Cumhuriyet için 23 Nisan'da Ankara'da Birinci Meclis'e yürüyoruz!
📅 23 Nisan 2026 Perşembe 17.00
📍 Gençlik Parkı Girişi (Opera yanı) ANKARA
SÖMÜRÜYE KARŞI CUMHURİYET İÇİN AYAĞA!
23 Nisan bu topraklarda halkın kendi kaderine el koymak için attığı büyük bir tarihsel adımın yıl dönümüdür.
Bu büyük tarihsel atılımın yıl dönümünde haykırıyoruz:
Çocuklarımıza sömürünün son bulduğu, aydınlık ve refah içinde bir Türkiye bırakacağız.
Cumhuriyet düşmanları GELDİKLERİ GİBİ GİDECEKLER!
Emeğin ve Cumhuriyetin 1 Mayıs’ı için çağrımızdır: “Türkiye işçi sınıfının ülkesi için ortaya iddia koyduğu, muktedir olduğunu gösterdiği; bağımsızlığa, egemenliğe ve cumhuriyete sahip çıktığı 1 Mayıs’lar için adresimiz bellidir.
📍 İzmir – Karşıyaka Demokrasi Meydanı | 15.00
Okullarımızı piyasacılığa, gericiliğe ve şiddete teslim etmiyoruz.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar bir “kaza” değil, yıllardır sürdürülen politikaların sonucudur.
Çocuklarımızın yaşam hakkını savunuyoruz.
Bugün susmuyoruz.
📍 Mecidiyeköy
⏰ 19.00
#thtm
ABD ve İsrail’in İran’a saldırısını şiddetle protesto ediyoruz!
Emperyalizm içinde bulunduğu krizi aşmak için haydutluk çağına geri döndü. ABD geçen yüzyılda bağımsızlığını kazanan ulusları tek tek ekonomik ve askeri olarak kuşatarak sömürgeleştirmeyi amaçlıyor. Suriye’yi yıktılar. Venezuela’ya diz çöktürmeye çalışıyorlar. Küba’ya soykırım politikası uygulanıyor. Ve şimdi İran…
Güne iki haydut devlet, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı ile başladık. Bu barbarlığın ne İran’ın nükleer silah geliştirmesiyle ne mollalar iktidarıyla alakası var.
Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi olarak bir öfkeyi ve bir kaygıyı halkımızla paylaşmak istiyoruz.
ABD ve İsrail’in bütün halk düşmanlığına ve kudurganca saldırganlığına karşın Türkiye’nin her iki ülkenin müttefiki olmasını protesto ediyoruz. Şu anda İran’a dönük saldırıda Konya, İncirlik ve Kürecik gibi NATO ve ABD üslerinin kullanılıyor olmasını utanç verici buluyoruz. Bu durum sürdürülemez. Bütün yabancı üslere el konması, ülkemizin NATO’yu terk etmesi zorunludur.
Kaygımız ise bu sınır tanımaz haydutluğun geçen yüzyılda oluşan bütün ulus devletleri hedef alması ve önünde sonunda Türkiye’nin de şu veya bu şekilde hedef tahtasına konulacak olmasıdır. Konu İran halkıyla dayanışma görevinin ötesinde, Türkiye’nin öz sorunudur.
Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi olarak emekçi halkımızı ABD emperyalizmine ve İsrail siyonizmine karşı örgütlenmeye ve bu saldırıyı birlikte göğüslemeye çağırıyoruz.
Komşu İran halkını yalnız bırakmayacağız.
THTM Yürütme Kurulu
3 Mart Basın Açıklamasına Davet
“Halifeliğin Kaldırılması”, “Şer’iye ve Evkaf Vekâletinin Kaldırılması” ve “Eğitim ve Öğretimde Birlik” yasalarının kabul edildiği; Cumhuriyet’in temelini oluşturan Devrim Yasalarının yıl dönümünde, 3 Mart’ın devrimci mirasını savunmak için alanlardayız.
Laikliği aşındırmaya, eğitimi gericileştirmeye ve Cumhuriyet’in kazanımlarını tasfiye etmeye yönelik saldırılara karşı susmayacağız. 3 Mart’ın ruhuyla gericiliğe karşı mücadeleyi büyütmek, laikliği ve aydınlanmayı savunmak için Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi olarak yapacağımız basın açıklamamıza tüm yurttaşlarımızı çağırıyoruz.
Filistin'de, Lübnan'da, İran'da Öldürülen Çocukların Hesabını Soracağız!
ABD ve İsrail’in İran’da bir okulu hedef alarak gerçekleştirdiği saldırı, emperyalizmin sınır tanımayan barbarlığını bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Bombalamada en az 100 kız çocuğunun yaşamını yitirmesi, bu operasyonun doğrudan halkı ve geleceği hedef alan bir katliam olduğunu açıkça göstermektedir.
Emperyalist güçler, Ortadoğu’yu kendi çıkarları doğrultusunda dizayn etmek uğruna çocukları dahi hedef almaktan geri durmamaktadır. Bu vahşet, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve hiçbir gerekçeyle meşrulaştırılamaz.
ABD ve İsrail’in bu kanlı saldırganlığı ve haydutluğu derhal püskürtülmelidir. Emperyalizmin savaş politikalarına karşı halkların eşitliğini, barışı ve kardeşliğini savunuyor; bu zor günlerde İran halkının yanında olduğumuzu açıkça ilan ediyoruz.
Kahrolsun Emperyalizm!
Kahrolsun Siyonizm!
THTM Öğretmen İnisiyatifleri
3 Mart 1924, Türkiye Cumhuriyeti’nin yalnızca bir idari düzenleme değil, uygarlık yönünü belirleyen tarihsel bir kırılma noktasıdır. O gün kabul edilen devrim yasaları; halifeliğin kaldırılması, eğitim birliğinin sağlanması ve devletin laik karakterinin güçlendirilmesiyle Cumhuriyet’in özünü inşa etmiştir.
3 Mart’ta atılan adımlar, siyasal egemenliğin millete devredilmesinin ötesinde, toplumsal yaşamın akıl ve bilim temelinde yeniden kurulmasının yolunu açmıştır. Halifeliğin kaldırılmasıyla kutsallık zırhına bürünmüş siyasal otoriteye son verilmiş; Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitimde çok başlılık ortadan kaldırılmış, bilimsel ve kamusal eğitim anlayışı egemen kılınmıştır.
Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyet’in kurucu kadroları, bu devrim yasalarıyla Türkiye’nin yönünü dogmadan akla, ümmetten ve kulluktan yurttaşlığa çevirmiştir. Bu irade, Türkiye’nin çağdaşlaşma yürüyüşünün temel dayanağıdır.
Bu yasalar yalnızca dönemin koşullarına verilmiş bir yanıt değil; Cumhuriyet’in bütün aydınlanmacı dönüşümlerinin itici gücü olmuştur. Eğitim kurumlarının laikleşmesi, medreselerin kapatılması, karma eğitime geçiş, bilimsel eğitimin yaygınlaşması gibi köklü değişimlerin temelinde 3 Mart Devrim Yasaları yer almıştır.
3 Mart’ın anlamı, yalnızca geçmişte yaşanmış bir reform süreci değildir. Bu tarih, Cumhuriyet’i Cumhuriyet yapan değerlerin somutlaşmış halidir. Cumhuriyetin bilimsellik, laiklik ve yurttaşlık temelindeki kazanımlarına yönelen her müdahale, doğrudan doğruya devrimin ruhuna yönelmiş bir müdahaledir.
Bugün bu tarihsel miras açık bir kuşatma altındadır. Özellikle Milli Eğitim Bakanlığı eliyle yürütülen uygulamalar, eğitim sistemini laiklikten uzaklaştırma yönünde sistematik bir nitelik taşımaktadır. Ramazan ayı bahanesiyle okullara dayatılan gerici etkinlikler, eğitimin inanç temelli bir alan haline getirilmesi anlayışının son hamlesidir. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in bu politikaları, Cumhuriyet’in eğitim anlayışıyla doğrudan bir hesaplaşmadır. Okulların ibadet alanına, öğrencilerin ise gerici ideolojik yönlendirme nesnesine dönüştürülmesine asla izin vermeyeceğiz. Eğitimin, siyasal İslam’ın propaganda sahası olmaması için kavgamızı sürdüreceğiz.
Bugün, Cumhuriyet’in yalnızca adı korunurken özünün giderek daha da aşındırıldığı bir süreç yaşanmaktadır. Kamusal alanın dinselleştirilmesi, eğitimin piyasalaştırılması ve bilimsel içeriğin geriletilmesi; Cumhuriyet’in aydınlanmacı birikimini tasfiye etmiştir. Bu nedenle 3 Mart’ı anmak, yalnızca tarihsel bir hatırlama değil; devrimi savunma ve ilerletme sorumluluğudur.
Bugün eğitim kurumlarımız yalnızca ideolojik kuşatma altında değil, aynı zamanda ciddi bir güvenlik kriziyle de karşı karşıyadır. İstanbul Çekmeköy’de bir meslek lisesinde öğrencisi tarafından bıçaklanan öğretmen Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, okulların nasıl sahipsiz bırakıldığının acı bir göstergesidir. Öğretmenlerin can güvenliğinin sağlanamadığı, şiddetin sıradanlaştığı bir eğitim ortamı kabul edilemez. Okulların güvenliği kamusal bir sorumluluktur ve bu sorumluluğun yerine getirilmemesi, eğitim emekçilerini korumasız bırakmak anlamına gelmektedir. Bilimsel, laik ve kamusal eğitimi savunmak kadar; öğretmenlerin ve öğrencilerin güvenliğini sağlamak da devletin asli görevidir.
Bugün laikliği ve bilimsel eğitimi savunmak, gericiliğe karşı durmak; devrim yasalarına sahip çıkmaktır. Çünkü 3 Mart, Cumhuriyet’in yalnızca geçmişte kazanılmış bir mevzisi değil; bugünün ve yarının mücadelesinin de dayanak noktasıdır.
Bu bilinçle bir kez daha vurguluyoruz:
Laiklikten, bilimsel ve kamucu eğitimden vazgeçmeyeceğiz!
Cumhuriyet’in aydınlanmacı birikimini ileriye taşımak için mücadele edeceğiz!
Kahrolsun Saltanat
Yaşasın Cumhuriyet!
THTM - Öğretmen İnisiyatifleri
KÜBA İÇİN DAYANIŞMAYA DAVET
“KÜBA İÇİN DAYANIŞMA SERGİSİ”
AMAÇ VE KAPSAM
Yıllardır süren ve halkları cezalandırmayı amaçlayan ekonomik, ticari ve finansal abluka; yalnızca bir ülkeyi değil, insanlığın ortak vicdanını hedef almaktadır. Küba’ya yönelik Amerika Birleşik Devletleri ablukası; sağlık, eğitim, kültür ve gündelik yaşam alanlarında ağır sonuçlar doğurmaya devam etmektedir.
Bu kuşatma, ilaçtan gıdaya, sanatsal üretim araçlarından kültürel dolaşıma kadar yaşamın her alanını kısıtlamakta; halkların eşitlik ve bağımsızlık hakkını hedef almaktadır. Ancak tarih göstermiştir ki dayanışma, ablukalardan daha güçlüdür.
Sanat; sınırları aşan, halkları buluşturan, hakikati görünür kılan evrensel bir dildir. Bizler, sanatın dönüştürücü ve birleştirici gücüne inanarak, Küba halkıyla dayanışmayı büyütmek amacıyla bir sergi düzenliyoruz.
Bu sergi:
Emperyalist kuşatmaya karşı halkların kardeşliğini savunmak,
Küba halkının direncini ve onurunu selamlamak,
Sanatın politik ve insani sorumluluğunu görünür kılmak,
Uluslararası dayanışma ağlarını güçlendirmek amacıyla hayata geçirilecektir.
Bugün susmak, ablukayı normalleştirmektir.
Bugün üretmek ve yan yana gelmek ise halkların iradesini büyütmektir.
Sanatçılara, kolektiflere ve kültür emekçilerine çağrımızdır:
Fırçanızı, objektifinizi, kaleminizi ve sözünüzü dayanışmadan yana kullanın.
Küba yalnız değildir. Sanat susmaz.
Dayanışma kazanacak.
BAŞVURU KOŞULLARI
Eserlerin “abluka, dayanışma, bağımsızlık, halkların kardeşliği ve özgürlük” temalarıyla ilişkili olması beklenmektedir.
Sergi Küba’ya destek olmak isteyen resim, grafik, karikatür, fotoğraf ve dijital görsel sanatlar alanından tüm sanatçılara açıktır.
Eserler Küba için dayanışmaya destek olmak üzere bağışlanacaktır.
SERGİ YERİ: İstanbul ve Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi
SERGİ TARİHİ: 1-21 Nisan 2026
SON BAŞVURU TARİHİ: 15 Mart 2026
TÜRKİYE HALK TEMSİLCİLERİ MECLİSİ (THTM) GÖRSEL SANATLAR İNİSİYATİFİ
KÜBA DOSTLUK DERNEĞİ
@kubadostluk
Şartname Linki: https://t.co/Xha4xQ24zW
Başvuru Linki: https://t.co/sV3m6jzVAg
Bilgi ve Sorular için ilgili E-Posta: [email protected]
Cumhuriyetin en önemli kazanımı laikliktir
AKP, kuruluşundan bu yana din sömürüsünü hem iktidara tutunma aracı olarak hem de laik Cumhuriyete saldırı aracı olarak kullandı. Din-devlet ayırımını ortadan kaldırmakla yani kurumsal yapıları dine alet etmekle yetinmedi, kendi din anlayışını tüm topluma, toplumsal yaşamın bütün alanlarına dayatmaya da yöneldi.
Şeriat devletine karşı çıkmak Anayasaya temelden aykırı olarak suçlamalar/keyfi gözaltılar konusu yapılabilirken, anayasal hükümlere dayalı laikliği savunmak adeta fiili bir suç kategorisine dönüştürülmek istenmekte.
Şimdi de Ramazan ortamı fırsat bilinerek ilk ve orta öğretime, hatta ders saatlerinin ibadet saatlerine uydurulması talep edilerek yüksek öğretime yeni din ayarları verilmeye çalışılmakta.
Saldırılarının odağındaki eğitim kurumları, eğitim sistemi, eğitim emekçileri ve öğrenciler her zaman ana hedefler oldu. Mevcut milli eğitim bakanı, bürokrat olduğu dönemden itibaren bu saldırıların koçbaşı olarak görev yaptı.
Bu şeriatçı özlemlere dur demeye, iktidarı anayasal laiklik sınırları içine çekmeye çalışanlar, Eğitim-İş Sendikası yöneticileri, “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” metninin imzacıları ve tüm diğer laiklik savunucuları ise hedef tahtasına konulmakta, Cumhurbaşkanınca “azgın bir güruh” olarak yaftalanmakta, milli eğitim bakanı tarafından haklarında soruşturma açmakla tehdit edilmektedir.
THTM, kuruluş amacının birinci ilkesini oluşturan laiklik konusundaki ödünsüz mücadelesini ve bu mücadeleye katkı veren, sesini yükselten her çevre ile dayanışmasını kararlılıkla sürdürecektir.
THTM Yürütmr Kurulu
THTM 7.Genel Kurulunun ikinci oturumunda görüşülen ikinci önerge, cumhuriyetçilerin ilkesel bir zeminde birliğini güçlendirmek amacıyla 2025’te ilki düzenlenen Cumhuriyetçiler Kurultayı'nın 2026 hazırlıklarında THTM'nin görevleriyle ilgiliydi.
Geçen yılki Kurultay’ın cumhuriyetçi kesimler arasında büyük yankı uyandırdığı ve “Cumhuriyetçilerin Birliği” perspektifini ileri taşıdığı belirtilirken, oluşturulan Koordinasyon ve Danışma kurullarıyla sürecin kurumsallaştırıldığı aktarıldı. THTM'nin Kurultay’ı yalnızca entelektüel bir faaliyet olarak değil, emekçi kesimlere dayanan devrimci bir cumhuriyet programının inşası olarak tanımladığı hatırlatılarak Meclis'in "emekçi cumhuriyet programını oluşturan tüm başlıklarda, Türkiye’nin dört bir yanında farklı ölçek ve içeriklerde gerçekleştirilecek toplantılara öncülük edeceği" karar altına alındı.
THTM'nin 2025’te Ankara’da toplanan 6. Genel Kurulu’nda aldığı “Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde Cumhuriyetçiler Temsil Edilmelidir” kararı, üçüncü önergede yineleyerek yaklaşan seçim sürecinde cumhuriyetçi aydın ve emekçi kesimlerin temsiliyetsiz bırakılmaması için inisiyatif alma çağrısı yapıldı.
Artan yoksullaşma, iş cinayetleri, kadın ölümleri ve dış politikadaki yönelimler üzerinden mevcut iktidar ve muhalefetin bunların sorumluluğunu taşıdığı belirtilen önergede, düzen siyasetinin halkı “ehveni şer” seçeneklerine mahkûm ettiğinin altı çizildi.
THTM'nin cumhuriyetçilerin ilkeli birliğini kitlelere taşıyacak bir odak olması gerektiği belirterek, Cumhurbaşkanlığı seçiminde 100 bin seçmenin aday gösterme beyanını toplama iradesini örgütlemenin mümkün ve gerekli olduğu vurgulandı. Seçim takvimi netleşmeden cumhuriyetçi saflarda tartışma ve hazırlık sürecinin başlatılacağı duyuruldu.
🔴Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi 7. Genel Kurulu toplandı: 'Bu bir meydan okumadır!'
THTM, 2026 yılı yol haritasını belirledi 👇
📌Laikliğe yönelik saldırılara karşı 'direnme mevzii' vurgusunun öne çıktığı toplantıda Ankara’daki NATO zirvesine karşı kitlesel protestolar örgütlenmesi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde cumhuriyetçileri temsil edecek bir aday için 100 bin imzanın toplanmasına öncülük edilmesi kararlaştırıldı
https://t.co/xz7VKg36is
Son önergede, Temmuz ayında Ankara’da yapılması planlanan NATO Zirvesi’ne karşı etkili bir protesto örgütleme kararı alındı.
NATO’nun kuruluşundan itibaren “karşı devrimci” ve emperyalist bir askeri güç olarak nitelendirildiği önergede, Türkiye’nin 1952’de ittifaka katılımının ülkenin ABD’ye bağımlılığını derinleştirdiği ve ülkeyi çürüttüğü hatırlatıldı. NATO'nun saldırganlığının arttığı bir dönemde Zirve’nin Ankara’da düzenlenmesinin ülkenin yurtseverleri açısından kabul edilemez olduğu belirtilerek, Türkiye’nin olası bir savaşın parçası haline getirilme riskine dikkat çekildi. Önergede, THTM'nin diğer kitle örgütleri ve siyasi partilerle birlikte Zirve’ye karşı en güçlü protestoyu örgütleme görevini yürütücü kurullarına verdiği açıklandı.
Mersin’de Eğitim-İş üyesi iki öğretmene verilen disiplin cezaları, yalnızca iki eğitim emekçisini değil, laik ve bilimsel eğitimi hedef alan bir saldırıdır.
Söz konusu öğretmenler, okullarında velilerin izni olmadığından ÇEDES adlı projeyi uygulamadıkları için cezalandırılmışlardır.
ÇEDES, eğitim alanını dini referanslarla yeniden şekillendirmeyi amaçlayan, pedagojik değil ideolojik bir projedir.
ÇEDES adı altında dayatılan, laikliğe aykırı gerici bu projenin derhal sonlandırılması gerekiyor!
Öğretmen İnisiyatifleri olarak; okulları bilimsel bilginin üretildiği kamusal alanlar olmaktan çıkarıp, gerici kuşatmanın parçası haline getirmeye çalışan bu anlayışı kabul etmiyoruz.
Laik eğitim, bu ülkenin en temel kazanımlarından biridir. Laiklik; yalnızca bir anayasa ilkesi değil, çocukların özgür düşünmesinin, bilimle buluşmasının ve eşit yurttaşlar olarak yetişmesinin güvencesidir. Bu ilkeye karşı geliştirilen her girişim, doğrudan toplumun geleceğine yönelmiş bir tehdittir.
Tarikatların ve cemaatlerin eğitimde yeri yoktur.
Okullar; inanç gruplarının değil, halkın ortak değeridir.
Kamusal eğitim, hiçbir dini yapının etkisine terk edilemez.
Mesleki sorumluluklarını yerine getiren öğretmenlerin cezalandırılması, açık bir gözdağıdır. Ama bilinmelidir ki; öğretmenlerimiz yalnız değildir.
Eğitim-İş tarafından Mersin 2. İdaresinde açılan davanın duruşması 17 Şubat Salı Günü saat 9.30’da görülecektir.
Bu dava yalnızca verilen bir disiplin cezasının iptali davası değildir aynı zamanda bilimsel, kamucu, laik eğitimi savunma ısrarıdır. Salı günü yapılacak duruşma, yalnızca bir yargı süreci değil; laik eğitim mücadelesinin önemli bir eşiklerinden biridir.
📢 Başta öğretmenler olmak üzere; velileri, öğrencileri, eğitim emekçilerini ve eğitimin tüm paydaşlarını bu duruşmaya sahip çıkmaya çağırıyoruz.
Laik, bilimsel ve kamucu eğitimi savunan herkesi dayanışmayı büyütmeye davet ediyoruz.
Unutulmamalıdır:
Laiklikten vazgeçmeyeceğiz.
Bilimsel eğitimden vazgeçmeyeceğiz.
Çocuklarımızın geleceğini gericiliğe teslim etmeyeceğiz.
Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi-Öğretmen İnisiyatifleri
İşbirlikçilerin suçlarını yurtsever aydınlara saldırarak örtme çabalarına izin vermeyiz!
Babala TV Mevzular Açık Mikrofon programının kısa tanıtım videosunda, İYİP Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi Yürütme Kurulu üyemiz, gazeteci Ercan Deniz Küçük’e yönelik tutumu sosyal medya üzerinden kamuoyuna yansımıştır.
Sözü geçen programda İYİ Parti’nin kendisini “antiemperyalist” olarak tanımlamasına karşın emperyalist odaklar ile kurduğu akçeli ilişkilere dair yöneltilen soru, meşru ve yerinde bir sorudur. Buna rağmen söz konusu soruya verilen yanıt, kişiselleştirilmiş ve saldırgan bir üslup taşımaktadır.
Emperyalistlerle kurulan ilişkilerin açığa çıkmasından duyulan rahatsızlık, yalnızca program sırasında sergilenen tavırla sınırlı kalmamış; program sonrasında da sosyal medya üzerinden yürütme kurulu üyemizi hedef alan karalama girişimlerine dönüşmüştür. Gazeteciliği itibarsızlaştırma çabaları, gerçekte siyasal çelişkileri görünür kılan sorulardan duyulan rahatsızlığın ifadesidir.
THTM kuruluş ilkelerinin başına emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesini yazmıştır. Aynı zamanda yetkin ve çalışkan bir gazeteci olan Yürütme Kurulu üyemiz Ercan Küçük de mesleğini yaparken bu ilkelere bağlı kalacak biçimde davranmıştır.
Emperyalizmle kurulan ilişkileri sorgulamak, antiemperyalist mücadelenin asli bir parçasıdır. İkiyüzlü siyasal söylemlere karşı, ülkenin gerçek antiemperyalistleri olarak hem gazeteciliği hem de bu ülkenin bağımsızlık mücadelesini savunmaya devam edeceğiz.
THTM Yürütme Kurulu
@ercandenizkucuk
Cumhuriyet, halkın örgütlü iradesiyle güçlenir.
Devrimci Cumhuriyet’in olanaklarını ve ihtiyaçlarını konuşuyor,
Urla Halk Temsilcileri Meclisi’nde yeni dönemi birlikte kuruyoruz.
Konuşmacı: Emel Diril
🗓 14 Şubat Cumartesi – 18.00
@THalkMeclisi
Memlekete, cumhuriyete sahip çıkmak için, emeğin cumhuriyeti için buradayız!
ODTÜ öğrencileri adına konuşma yapan Mert Efe Kurtuluş: “AKP bu ülkede planlı ve çok güçlü bir operasyonu yürüttü. Cumhuriyetin tasfiyesine son noktayı koydular, bu iş burada bitti dediler. Oysa 102 yıl önce Anadolu’da işgale boyun eğmeyenlerin çocukları bugün buradalar ve hâlâ boyun eğmiyorlar.” #29ekim
Emeğin Cumhuriyetini Birlikte Kuracağız
Cumhuriyet 103. yılına ağır saldırılar altında giriyor. Çeyrek yüzyıla yakın dinci gerici iktidarın yarattığı tahribat son dönemde şiddetlenmiş bulunuyor. Cumhuriyet’in temel niteliklerinin ve Türkiye’ye özgü kazanımlarımızın fiilen tahrip edilmesinin ötesine geçilerek resmen ortadan kaldırılması gündemde. Böyle bir gerileme, tarihsel kazanım ve ilkelerin Cumhuriyetin yaklaşık ilk yirmi yılının ardından sürekli aşındırıldığı gerçeğinden hareketle zaten mevcut olan durumun ilan edilmesi olarak görülmemeli, bu anlamda hafife alınmamalıdır.
Şu an durmuş görünse de eğitimin süresinin kısaltılması gündemi bir kez açılmış bulunuyor; bu gündemin kamusal ve zorunlu eğitimin sorgulanmasına varabileceği açıktır. Emekçi çocuklarına layık görülen, alabildiğine dinselleştirilmiş bir beyin yıkama operasyonundan ibarettir. Bunun Cumhuriyet’le alakası yoktur.
Konu, diğer yandan sınırsız bir piyasacılıkla, sermayenin emek gücünü ucuzlatmaktaki iştahıyla bağlantılıdır. Cumhuriyet yurttaşlığı, içinde yaşadığımız görülmemiş yoksulluk düzeyiyle birlikte var olamaz.
Ekonomik krizin özü öğrencilerden emeklilere bütün kesimleriyle emekçi halkın yoksullaştırılmasıdır. Ülkemizin iş cinayetlerinde rekora koşmasının açıklaması da buradadır. Yağmacı sermaye emekçilerin yaşam hakkına kaynak ayırmaktan kaçınmakta ve kârlar artık kanla şişkinleşmektedir.
Uzlaşmacı sendikalar bu sürece izleyerek destek oluyorlar. Son olarak sendikaların asgari ücret masasına oturmama kararı kitlelere çaresizliğin dayatılmasından başka anlam taşımıyor.
Oysa yağma düzeni doğanın geri dönüşsüz biçimde tahrip edilmesine neden olmakta, kentleri yaşanmaz hale getirmekte, halk sağlığını tehdit etmektedir. Bütün bunlar çok boyutlu bir mücadeleyi gerektirmektedir ve hayatın hiç bir alanında yurttaşlar boyunlarını eğip teslim olmamaktadırlar.
Yurttaşlığın içerdiği eşitlik anlayışının temelleri sınıfsal bir uçurumun dibine yuvarlandı. Ancak bununla da yetinilmemekte, Cumhuriyet yurttaşlığının toplumun genelinde bir erdem olarak kavranmasına da son verilmek istenmektedir. Öyle ki, yine henüz arkası gelmemekteyse de, ülkemizin idari yapısına ilişkin olarak dinsel cemaat ve etnik topluluk kotaları telaffuz edilebilmiştir. 19.yüzyıla uzanan modernleşme süreci ve Cumhuriyetle doruğa yükselen Aydınlanma devrimi bir bütün olarak yok sayılmak istenmektedir.
Ortadoğu’daki gelişmeler karşısında ülkenin iç konsolidasyonu adına başlatılan, barış ve demokrasi kavramlarıyla eşleştirilen “süreç”, tam tersine Türkiye’nin zaten sarsıntı geçiren toplumsal dokusunu dağıtma riskini gerçek bir olasılık haline getirmektedir. Emperyalizm bölgemizde geçen yüzyılda mücadelelerle oluşmuş bağımsız devletlerin işlerliğini yitirdiği bir düzene koşmaktadır. Türkiye’nin varlığı masaya yatırılmıştır.
Siyonist İsrail’in koçbaşı rolünü üstlendiği süreç bölgede emperyalizmle uyumsuz bütün faktörleri devre dışı bırakmaktadır. Türkiye’nin bu gelişmelere direnmesi zorunluyken, egemen düzen teslimiyetten öte aktif rol üstlenmeye, ABD’ye yaranma yarışına girmiş bulunmaktadır. Bu yönelime iktidarın ve özellikle MHP’nin koyduğu şerhler göz boyamaya bile yaramıyor. Ana muhalefet partisi, iktidarın söz konusu emperyalizme yaranma yarışının hakkını veremeyeceği tezini politikasının temeli haline getirmiştir. Kürt milliyetçi hareketleri emperyalizme tamamen angaje olmuş durumdadır. Emperyalist sistemden ve onun kurumlarından kopuşu aklına bile getirmeyen sağcı milliyetçi muhalefetin itirazlarıysa demagojiden ibarettir.
Gazze’de varılan ateşkesin Filistinlilerin maruz kaldığı soykırımı durdurma taahhüdüne karşılık İsrail’in katliamlarına engel olamayacağı yolun başında görülmüştür. AKP iktidarı barışa değil suça ortaklığa imza atmıştır.
Kuşkusuz Cumhuriyet’in bir diğer temel değeri yurtta ve dünyada barış politikasıdır. Osmanlıya dönüş hayallerinin körüklenmesiyle Türkiye yayılmacı, saldırgan bir dış politikaya sahip hale gelmiş, yakın ve uzak komşularının içişlerine müdahale sıradanlaştırılmıştır. Yayılmacılığın halkımızı değil, sınırların ötesine gözünü diken büyük sermayeyi güçlendirdiği bilinmelidir.
Bu gerici huruç harekâtının tepki yaratmaması mümkün değildir. İktidarın, toprağın ayaklarının altından kaymasını önlemek için seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldırmayı bile gündemine aldığı görülmektedir. Bir tarafta bu meczup saldırı, onun karşısında da kitlelerin direnci devam edecektir.
Toplumun görülmemiş bir cendereye alınması kadın katliamında da su yüzüne çıkıyor. Cumhuriyet’in kadınları taşıdığı yurttaşlık konumu, düzen tarafından öldüre öldüre geri alınmak, kadınlar toplumsal yaşamdan tasfiye edilmek istenmektedir. Kadınların tarihsel kazanımlarından püskürtülebileceği düşüncesi gericiliğin fantezisinden öteye geçemeyecektir.
Türkiye, Cumhuriyetin 103. yılına tasfiye edilişinin yaydığı mutsuzluk içinde girmektedir. Karanlığın içinde iki direnç ışığı parıldamaktadır.
Birincisi halkımızın büyük çoğunluğunun Cumhuriyet’e sahip çıkışıdır. Cumhuriyet toplumun dokularına yerleşmiştir ve siyasal alanda yaşanan tasfiye halkımızın onayını kesinlikle alamamıştır. Türkiye’nin örgütsüz kitleleri sözünü ettiğimiz sorunları algılamakta ve çıkış yolu aramaktadırlar. Artık her tür hak arayışının simgesinin, Kurtuluş Savaşı’nın komutanı ve Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olması rastlantı değildir.
İkincisi ise düzenin bütün kurum ve siyasi hatlarının terk ettiği Cumhuriyetçi birikimin adım adım büyümesidir. Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi bu birikimi örgütlü bir halk hareketine dönüştürmek, bu doğrultuda Cumhuriyetçilerin Birliği’ni kurmak için mücadelesini yükseltmektedir.
Cumhuriyet’in 103. yılına karanlıkta önümüzü göremez halde değil, umutla giriyoruz. Sürdürülmesi mümkün olmaktan çıkan bu saldırıyı mutlaka durduracağız. Yıldönümü günlerinde, ülkenin bir dizi kentinde THTM’nin imza attığı yürüyüşler, toplantılar ve etkinlikler bu umudumuzu geniş kitlelere taşımaktadır.
Cumhuriyeti bir daha yıkılmamak üzere çok daha sağlam temellerin üstüne yerleştireceğiz.
Cumhuriyet düşmanlığına geçit vermeyeceğiz.
Emeğin cumhuriyetini birlikte kuracağız!