Z I N D I K K E V S E R İ
Kevserî, sırf İbn Teymiye’ye zayıf râvi üzerinden saldırmak için meşhur Şamlı müezzin İbnu’l-Vanî’nin ismini silip yerine el-Levvati el-Berberi yazmış. Muallimi’nin ifşa ettiği bu olay, ilmi hıyanetin somut ve çürütülemez bir belgesidir.
Allâme Şeyh Abdurrahman b. Yahya el-Muallimî el-Yemânî'den Kevseri zındığının görüşlerine ve metodolojisine yönelik yazılmış en kapsamlı ve ağır reddiyelerden biridir. Her gün düzenli paylaşım yapacağım destekleyin beni inşaALLAH
بسم الله الرحمٰن الرحيم
اللهم لا سهل إلا ما جعلته سهلا، وأنت تجعل الحزن إِذا شئت سهلا
Kardeşler, X üzerinden paylaşımları artık bu hesaptan devam edeceğim. Rabbim bizleri hayra muvaffak kılsın.
بسم الله الرحمٰن الرحيم
اللهم لا سهل إلا ما جعلته سهلا، وأنت تجعل الحزن إِذا شئت سهلا
Kardeşler, X üzerinden paylaşımları artık bu hesaptan devam edeceğim. Rabbim bizleri hayra muvaffak kılsın.
Rasullullahın ruhaniyetinin müslümanların evinde olduğuna dair bir tane delil getirebilir misin? Peygamberimizin getirdiği tertemiz dini bozmanın bedelini ahirette çok ağır ödeyeceksiniz. Biz şahidiz ya rabbi! Bunlar gönderdiğin elçinin dinini bozdu! Sen camiye, evine girdiğinde peygamberimize salat ve selam getirdiğinde o selamını melekler alıp peygamberimize arz ediyorlar. Peygamberimizin ruhuniyeti tüm evlerde hazır olmasını gerektirmez, böyle batıl bir şey yokta zaten.
Selefin mezhebine itina edip, onu İbni Teymiyye gibi açıklayan ve bu konuda muteahhirlerden kelamcıların şüphelerini izale eden olarak İbni Teymiyye ve onun talebesi İbni Kayyım'dan daha güçlü bir şahsiyet ben rastlamadım. Adamlar kendilerini ümmetin en hayırlı neslinin itikadını savunmaya adamış. Muarızlarda Selefle alakası olmayan istilahatlar ve kelimeler ile selefin sözlerini tahrif etmeye devam etsin.
ÖNEMLİ TÂRİHÎ VE MENHECÎ NOTLAR
Kibirli bir Kelamcı "Bunu falanca alimden önce, seleften kim söyledi" diye tahakküm etme cesaretini kendisinde bulursa, ona şöyle söyleyin: "Sen selefin bütün kitaplarını okudun mu da, seleften kimsenin bunu söylemediğine kanaat getirdin? Haydi oku da öyle gel!"
Bunlar'ın bu kibirli tavrı aslında yeni değil. Biraz uzun olsa da çok mühim faydalar içeren bir örnek:
Hâfız İbn Receb [ö. 795], Hâfız Abdulğanî el-Makdisî'nin [ö. 600] mihnesi ve sorgulanması hakkında şöyle nakleder:
— «Bazı muhalifler bu meseleyi bundan farklı bir şekilde zikrederek şöyle demişlerdir:
"Şâfiîler, Hanefîler ve Mâlikîler; (Sultan) el-Muazzam Îsâ ile kalenin valisi es-Sârim Berğaş'ın huzurunda toplandılar. Bu ikisi, şikâyetleri incelemek için Dâruladl'de (Adalet Sarayı'nda) oturuyorlardı. (Muhalif kişi) Dedi ki: Hanbelîlerin inancının masaya yatırılması, Fakih Necmeddin el-Hanbelî’nin oğullarının (muhalif) topluluğa katılması (ve muvafakat etmesi) ve Fakih Abdulğanî el-Makdisî’nin ise kendi itikadından ortaya koyduğu şeylerde -ki bunlar Cihet (Allah'ın semâ yönünde olması), İstivâ ve Harf (ve Ses) meselesidir- ısrar etmesi, meşhur olan hususlardandı.
— Fakihler, onun kâfir olduğu, bid'atçi olduğu, Müslümanlar arasında bırakılmasının caiz olmadığı ve yöneticinin onun Müslümanlarla birlikte ikamet etmesine imkân tanımasının helal olmadığı yönünde fetva vermek üzere icma ettiler. (Abdulğanî) şehirden ayrılmak için kendisine üç gün mühlet verilmesini talep etti ve bu isteği kabul edildi."
— Bir başkası ise şöyle zikretmiştir: "Onlar, (Abdulğanî'nin) aleyhine delil olarak ondan bazı görüşler (kayda) aldılar. Bunlardan biri onun şu sözüdür:
— 'Ben O’nu (Allah’ı), nüzûlün (inmenin) hakikatini nefyedip (hakikatini ortadan kaldıracak) bir tenzih ile tenzih etmem.' Bir diğeri şu sözüdür:
— 'Allah vardı ve mekân yoktu; Oysa O bugün, (eskiden) olduğu hal üzere değildir.' Bir diğeri ise: Harf ve Ses (savt) meselesidir. Ona şöyle dediler:
— 'Eğer (Allah) önceden olduğu hal üzere değilse, sen O'na mekân isand etmiş olursun (!)
— Eğer O’nu, nüzûlün hakikatini ortadan kaldıracak şekilde tenzih etmiyorsan, O’nun hakkında intikali (bir yerden bir yere hareket etmeyi) caiz görmüş olursun (!)
— Harf ve Sese gelince; kendisine nispet edildiğin imamından (İmam Ahmed bin Hanbel'den) bu konuda hiçbir şey sahih olarak gelmemiştir (!) Ondan nakledilen tek şey şudur: Kur'an, Allah Azze ve Celle'nin kelâmıdır, mahluk (yaratılmış) değildir.' (Sonra) Sesler yükseldi.
— Sârimuddin ona (yani Şeyh Abdulğanî'ye): 'Yani bütün bunlar (Kelamcılar) sapıklık üzere de bir tek sen mi hak üzeresin?' dedi. O da: 'Evet' cevabını verdi."
— Sonra onların (muhaliflerin, Abdulğanî'nin) Emevî Camii'nde namaz kılmasını engellediklerini zikrederek şöyle dedi: "Abdulğanî çıkıp Ba'lebek'e gitti, ardından Mısır'a yolculuk etti. Değirmencilerin yanına yerleşti ve hadis okutmaya başladı. Bunun üzerine (Eş'arî) Mısır fakihleri onun kanının helal olduğuna dair fetva verdiler. Mısır ehli, (Sultan) el-Âdil'in veziri Safiyy bin Şukr'e: 'O insanların itikadlarını bozdu ve kalabalıkların önünde alenen tecsimden bahsediyor' diye mektup yazdılar. Vezir de Mısır valisine onun Mağrib'e sürgün edilmesi için yazılı emir gönderdi, fakat mektup (Abdulğanî'ye) ulaşmadan önce kendisi vefat etti."
(Hâfız İbn Receb, bütün bunlar hakkında tek tek şöyle der:)
Onların: "Fakihler, onun kâfir olduğu ve bir bid’at ehli olduğu yönünde fetva vermek üzere icma ettiler" sözüne gelince;
— Allah aşkına bu ne acayip bir iştir! Kendi döneminde Sünnet'i en çok ezbere bilen ve Sünnet'i en iyi bilen kişi (Abdulğanî el-Makdisî'nin bizzat kendisi) onlara muhalifken, nasıl icma gerçekleşebilir? Bağdat’ta kendisi için bir meclis kurulduğunda ve Gazzâlî onunla münazara edip, ona karşı "Senin amel ettiğin şeyin aksine icma hasıl olmuştur" diyerek delil getirdiğinde, Şâfiîlerin Şamlı Başkadısının söylediği şu söz ne kadar da güzeldir! Şamlı Kadı şöyle demişti:
— "Eğer ben bu zamanın şeyhiyken (ve en büyük alimiyken) sizin söylediğiniz şeyde size muhalif isem, icma kiminle kurulacak? Seninle ve senin arkadaşlarınla mı?!"
— Kaldı ki, (Abdulğanî'nin durumunda) kendi döneminin "İslam Fakihi" olan -ki onun hakkında 'Şam'a Evzaî'den sonra ondan daha fakih biri girmemiştir' denilirdi (İbn Kudâme el-Makdisî kastediliyor)- ve beraberinde fakihlerin, münazaracıların ve muhaddislerin imamlarından oluşan büyük bir kalabalığın muhalefeti de söz konusudur. Üstelik bu sadece Şam'daki durumdur; Bağdat, Mısır ve diğer İslam beldelerinde toplanmış olan ve bu (suçlayan) kişilere muhalif olan kitleleri bir kenara bırakın!
— Üstelik Selef'in icması da onlara muhalefet edenlerin (yani Abdulğanî ve ashabının) görüşüne muvafakat etmek üzere zaten gerçekleşmiştir.
— Hâfız'a (Abdulğanî'ye) muhalefet edenlerin içinde ise Sünnet, Hadis ve Eserler (sahabe sözleri) hususunda uzmanlığı olan hiç kimse yoktu.
— Nitekim bir defasında Şeyhulislam Ebu'l-Abbas İbn Teymiyye için bir (sorgu) meclisi kurulmuştu. Muhaliflerin büyüklerinden biri -ki kendisi Cami'nin hatibiydi- orada konuştu. Bunun üzerine Şeyh'in kardeşi Şeyh Şerefuddin Abdullah şöyle dedi: "Bizim kelamımız Ehl-i Sünnet'in (esasları) üzeredir. Sana gelince; ben sana Sahihayn'dan (Buhârî ve Muslim'den) bazı hadisler, uydurma bazı hadisler -ve zannediyorum şunu da ekledi- ve Sîret-i Anter'den bazı sözler yazıp versem, sen bunların arasını ayırt edemezsin!" -veya buna benzer bir şey söyledi-. Bunun üzerine o adam sustu.
— Onların: "el-Hanbelî’nin oğulları topluluğa muvafakat ettiler" şeklindeki sözlerine gelince; bu ya doğrudur ya da doğru değildir. Eğer doğruysa, bu onların yaptığı bir takiyye ve nifaktır. Aksi takdirde, Necmeddin el-Hanbelî'nin oğullarının ve bizzat babalarının (Allah'ın sıfatı olarak) "Ses"i (Savt) ispat ettiklerine dair pek çok sözü mevcuttur. İnşaAllah, özellikle "Sesi" ispat konusunda en-Nâsih el-Hanbelî'nin naklettiklerinden bazılarını kendi yerlerinde zikredeceğiz.
— O'nun (Abdulğanî'nin): "Ben O’nu, nüzûlün (inmenin) hakikatini ortadan kaldıracak bir tenzih ile tenzih etmem" sözüne gelince; eğer bu söz ondan sahih olarak nakledilmişse, bu haktır/doğrudur. Bu tıpkı bir kimsenin: "Ben O'nu; varlığının hakikatini, kelâmının hakikatini, ilminin hakikatini yahut işitme ve görmesinin hakikatini vb. şeyleri ortadan kaldıracak şekilde tenzih etmem" demesi gibidir.
"Mekân" meselesine gelince; bu konuda bir tartışma ve tafsilat vardır. (Lakin) Sahihayn'da (Buhârî ve Muslim'de Allah için) "Mekân" lafzı ispat edilmiştir.
"İntikal" (hareket/yer değiştirme) meselesine gelince; bunda verilecek iki cevap vardır:
— Birincisi: Biz bunun zorunlu olduğunu kabul etmiyoruz. Zira O'nun nüzûlü (inmesi), mahlukatın inmesi gibi değildir. Bu yüzdendir ki imamların bir grubundan şöyle nakledilmiştir: "O iner, fakat Arş O'ndan boş kalmaz."
— İkincisi: Bu mesele, "İhtiyarî Fiillerin" (Allah'ın dilediği zaman yaptığı fiillerin) ispatına ve bu fiillerin (Allah'ın) Zâtı ile kaim olmasına dayanmaktadır. Kendi ashabımızdan (Hanbelîlerden) ve diğerlerinden olan muteahhir (sonraki dönem) Ehl-i Hadis'in bu hususta iki görüşü vardır.
— (Muhâlif tarafından) Hâfız'ın kendisine mensup olduğu İmam'dan (Ahmed bin Hanbel'den, Allah için) "Ses" (Savt) ispatının inkâr edilmesine gelince; bu, şaşılacak şeylerin en acayibidir! Zira onun (İmam Ahmed'in) Sesi ispat eden sözleri cidden çok fazladır.
— İmam Ahmed'in oğlu Abdullah, Kitâbu's-Sunne'de şöyle demiştir: "Babama, 'Allah Musa ile konuştuğunda bir sesle konuşmadı' diyen bir topluluk hakkında sordum. Babam dedi ki: 'Hayır, O bir ses ile konuştu. Biz bu hadisleri geldiği gibi rivayet ederiz.'" Buradaki asıl maksat; Hâfız'ın hakkında yapılan haksız yüklenmelere ve taassuba işaret etmektir.
İmam Hâfız ez-Zehebî'nin kendi el yazısından -(Abdulğanî hakkında) tekfir icması nakleden kişiye reddiye olarak- şunları okudum: "Onun 'İcma ettiler' sözüne gelince; hayır, icma etmediler! Bilakis, onu tekfir eden Eş'arî imamlarından bazıları bu yönde (sadece) fetva verdiler; zaten o (Abdulğanî) da o (Eş'arî)leri tekfir etmişti. Oysa bu adamdan, Hanbelî âlimlerinden ve muhaddislerden oluşan büyük bir kitlenin söylediğinden daha fazlası sadır olmamıştır. (O âlimlerin söylediği şey şudur:)
— Sabit olan sıfatlar mecaz üzerine değil, hakikat üzerine hamledilir (gerçek anlamlarıyla kabul edilir). Yani sıfatlar, varid oldukları gibi kabul edilip (zahiri üzere) işletilir; Mu'tezile'nin veya muteahhir Eş'arîlerin yaptığı gibi başka ifadelerle tevil edilmez. Bununla birlikte, şüphesiz ki O'nun (Allah Teâlâ'nın) sıfatlarına hiçbir şey benzemez (misli değildir)."»
(İbn Receb el-Hanbelî, Zeylu Tabakâti’l-Hanâbile, 2/24 )
DERİM Kİ:
Özellikle şu kısma dikkat edin:
— «(Muhâlif tarafından) Hâfız'ın kendisine mensup olduğu İmam'dan (Ahmed bin Hanbel'den, Allah için) "Ses" (Savt) ispatının inkâr edilmesine gelince; bu, şaşılacak şeylerin en acayibidir! Zira onun (İmam Ahmed'in) Sesi ispat eden sözleri cidden çok fazladır.
— İmam Ahmed'in oğlu Abdullah, Kitâbu's-Sunne'de şöyle demiştir: "Babama, 'Allah Musa ile konuştuğunda bir sesle konuşmadı' diyen bir topluluk hakkında sordum. Babam dedi ki: 'Hayır, O bir ses ile konuştu. Biz bu hadisleri geldiği gibi rivayet ederiz.'"»
Gördüğünüz gibi İmam Ahmed hakkında yalan yanlış şeyler aktarıp, ona Allah hakkında Harf ve Ses'i ispat etmediğini ve böyle bir şey söylemediğini nispet ediyorlar. Oysa nakledilen en meşhur kitaplarda dahi, İmam Ahmed'in bunu ispat ettiği ve bunu inkar edeni Cehmî kabul ettiği naklediliyor. Lakin bu Kelamcı takımı selefin eserlerinden o kadar uzak ki, selefin bizzat ne dediğini ya bilmiyorlar, ya bilmezden geliyorlar, ya da sözlerini bilerek tahrif ediyorlar.
Ve emin olun, sadece yukarıda zikredilen konularda değil, daha birçok konuda aynı cehalet örneğini sergiliyorlar ve selef imamlarına yalan yanlış şeyler isnâd ediyorlar veya falanca konuda bir şey söylemediklerini iddia ediyorlar.
Allâhu'l-Muste'ân!
ÖNEMLİ TÂRİHÎ VE MENHECÎ NOTLAR -2
Birçok Muteahhir Kelamcı, İmam Ahmed, İmam Şafii ve İmam Malik'i sözde 'tecsim' ve 'teşbih' ithamından kurtarmak için; 5.-7. Yy.'ın senedsiz bilgilerine itimad edip, 2.-4. Yy.'ın senedli bilgilerini gözardı ediyorlar.
▪️ Mesela İbn Hacer el-Heytemî [ö. 974] İmamlar'ın sözde 'tecsim ve cihet' hakkındaki görüşlerini Karâfî'ye [ö. 684] dayandırıyor. (İbn Hacer el-Heytemî, el-Mihâcu'l-Kavîm, 1/144)
▪️ Yine aynı İbn Hacer el-Heytemî [ö. 974], İmam Ahmed'in sıfatlar hususundaki senedli nakillerini paylaşan İbnu'l-Kayyim ve İbnu Teymiyye'nin kitaplarından sakındırıyor ve bu ikisinin, kendi hevalarını ilah edinen, Allah'ın kör kıldığı, kalbini ve kulağını mühürlediği birer mülhid olduklarını söylüyor, bunları İmam Ahmed'e nispet edenlere lanet okuyor ve bu konuda İbnu'l-Cevzî gibi Hanbelîler'e itimad edilmesi gerektiğini vurguluyor. (İbn Hacer el-Heytemî, el-Fetâvâ el-Hadîsiyye, 1/144)
▪️ Aynı şeyleri Gazzâlî, Râzî, Subkî ve benzeri muteahhir isimler de yapıyor. Hepsi İmâm Ahmed'den sahih isnadlı nakillerden yüz çevirip, tamamen senedsiz sözlere itimad ediyorlar ve İmam Ahmed'in şöyle veya böyle dediğini iddia ediyorlar. Çünkü yoksa İmam Ahmed'i; Mücessim, Müşebbih ve Mülhid olarak görmek zorunda olduklarını çok iyi biliyorlar.
▪️ Oysa bu sabit ve senedli nakilleri sadece İbnu'l-Kayyim ve İbnu Teymiyye değil, bu ikisinden önce ve sonra da muvâfık, muhâlif yüzlerce, binlerce hâfız ve âlim nakletmiş, İmam Ahmed'e nispet etmişler ve bunu 5. Yy.'a kadar hiç kimse inkar etmemiştir. İşte alıntıdaki nakiller de buna bir örnek teşkil etmektedir.
▪️ Lakin Kelamcılar'ın inhirâf ve inatları, kendilerini en açık gerçekleri dahi inkar etmeye götürdüğü için, İmam Ahmed'e ait nakillere karşı kafalarını kuma gömmeleri şaşılacak bir durum değildir. Neticede tesis ettikleri akidede İmam Ahmed'in de bir yeri olsun istedikleri için, sabit olanı inkar etmişler ve senedsiz olanları ona nispet etmişlerdir.
▪️ Öyle ki bugün bazı Maturidi araştırmacılar dahi, bu nakillerin hiç şüphe götürmeyecek şekilde İmam Ahmed'e ait olduğunu tasrih edip, bunu inkar etmenin tamamen batıl olduğunu ifade etmektedirler. Benzer ifadeleri İbn Receb el-Hanbelî de kullanmaktadır alıntıdaki yazıda.
▪️ Bu nakillerin ve görüşlerin İmam Ahmed'e ait olduğunu inkar eden kişi; gerçeğe, tarihe ve sabit olan vesikalara karşı kibirlenmekten ve hevasına tabi olmaktan başka hiç bir şey yapmıyor.
▪️ İşte mahtût ve matbû olan isnadlı bütün kitaplar elimizde ve hepsi aynı gerçekleri haykırıyor ve imamların akidelerini ortaya koyuyor ve kelamcı akidenin cehmî akide ile birebir aynı olduğunu ifade ediyor. Öyle olmasa, neden Hâfız el-Mizzî, İmâm Buhârî'nin "Halku Efâli'l-İbâd'ını" okurken, oradaki nakilleri duyan Eş'âriler -Bedr el-Aynî'nin kaydettiği üzere- "bu tekfirlerle biz kastediliyoruz" deyip, Hâfız el-Mizzî'yi haspettirsinler ki?
▪️ Neden kuyruk acısı boğazına kadar dayanan el-Kevserî gibi Cehmîler Sünnet ve Eser imamlarına bu kadar ta'n etsin ki? Peki ellerinden ne geliyor elimizde bulunan senedli eser ve nakillerin taşıyıcılarına saldrımaktan başka? "İmam Ahmed böyle dememiştir", "İmam Ahmed'ın oğlu Abdullah sapmıştır", "İmam Ahmed'in öğrencileri sapıp, ona iftira atmışlardır" demekten başka bir şey yapabiliyorlar mı? Hayır! Çünkü muvâfık, muhâlif bütün hâfız ve âlimlerin eserleri bunlarla dolu. Sübûtunu inkar edemeyince, mecburen İmamlar'a saldırmak ve onları teşbih ve iftira ile suçlamak zorunda kalmışlardır.
▪️ Aslında "örnek Hanbelî" olarak gösterdikleri İbnu'l-Cevzî ve İbnu Akîl'i dahi tamamen sahiplenemiyorlar ve bunları dahi bazı konularda Müşebbih ve Mücessim olarak görüyorlar. İbnu Kudâme'yi de bazıları Mufavvid olarak öne sürüyor, lakin ardından üstadları Said Fûde çıkıp onun da Eş'arîler'e ciddi düşmanlık besleyen bir Mücessim olduğunu söylüyor.
Allâhu'l-Muste'ân!
"Bid'at, İblis'e günahtan daha sevimlidir. Çünkü günahtan tevbe edilir; fakat bid'at sahibi ise çoğu zaman tevbe etmez."
📚 Şerhu Usûli İʿtikâdi Ehli's-Sünne ve'l-Cemâa, c. 2, s. 238.
Şu zamanda hem ilim talep eden, hem de ailesinin maişetine ve eğitimine vakit harcayan ve böylece iffetini koruyan ve topluma faydalı olan her müslümana Allâh rahmet etsin.
@Abdullahlks Abi neden milleti dinden çıkarmaya meraklısın sen zahire bak la ilahe illallah diyor ben müslümanım diyor sende kabul gerisini Allaha bırak. Allah hidayet versin cümlemize
Kabirden ses çıkmış, ruhâniyet görülmüş; akîdeye 'delil' olmuş. İsrailoğullarının da altın buzağı böğürmüştü, ne yapalım şimdi?
— Allah Azze ve Celle müşriklerin sapması için elbette sebepler var eder ve şeytan da şirklerini ve bidatlerini süsler.
— Eğer yanında Kur'ân ve Sünnet'ten kesin ve açık delillerin yoksa ve ancak zann, rüyâ, ilhâm, keşif ve zuhurat cinsinden kaynağı meşkûk evhâmın varsa ve bunlar bir de Kur'ân ve Sünnet'e muhâlifse, o halde zındıklıkla suçlanmana şaşırma.
— Eğer zındıkları evhâma mebnî şirklerinde mazur görüyorsanız, muvahhidleri de nassa mebnî tekfirlerinden ötürü mazur görün.