Karunlaşma !
Kavramsal çerçeve çok önemlidir. Çünkü düşüncelerimizin sınırlarını ve istikametini kullandığımız kavramlar belirler.
Bugün zenginlik ve refah meselesini anlatırken kullandığımız “sermaye”, “servet” veya “kapital” gibi kavramlar büyük ölçüde Batı düşüncesinden tercüme edilmiş ve ödünç alınmış kavramlardır.
Oysa Kur’an-ı Kerim bu kavramları kullanmaz. Bunun yerine çok daha derin anlamlar taşıyan kavramsal çerçeve oluşturur.
Bu bağlamda Kur’an, zenginliğin iki uç örneğini, yani iki farklı istikametini Hz. Süleyman ve Karun üzerinden anlatır.
Hz. Süleyman’ın zenginliği “mülk” (مُلْك) kavramıyla ifade edilir (Bakara:102, Sad:35).
Mülk; sadece para veya eşya değil, hükümranlık, yönetim, organizasyon, üretim gücü, nakliyat ve medeniyet kurma kapasitesi anlamlarına gelir. Süleyman’a ilim (عِلْم) verilmiş (Neml:15-16), rüzgâr emrine verilmiş (Sebe:12), bakır madeni akıtılmış (عَيْنَ الْقِطْرِ) ve büyük yapılar inşa edilmiştir (Sebe:13). Bütün bunlar onun zenginliğinin biriktirilmiş bir servetten değil, bilim ve teknolojiye dayalı işleyen bir sistemden oluştuğunu gösterir.
Bu nedenle Hz. Süleyman’ın zenginliği; üreten, yöneten ve toplumsal fayda sağlayan fonksiyonel bir zenginliktir. Kendisi de bütün bu imkânları “Rabbimin lütfu” (فَضْلُ رَبِّي) olarak görmüştür (Neml:40).
Karun’un zenginliği ise “kenz” (كَنْز) ve “künûz” (كُنُوز), yani hazineler kavramıyla anlatılır (Kasas:76). Bu kavram aynı zamanda fiil olarak da kullanılır! Kur’an, Karun’a öyle hazineler verildiğini söyler ki, bu hazinelerin anahtarlarını (مَفَاتِح) güçlü kuvvetli bir topluluk (الْعُصْبَةُ أُولِي الْقُوَّةِ) bile zor taşımaktadır.
Bu ifade yalnızca servetin büyüklüğünü değil, aynı zamanda o servete erişimi sağlayan karmaşık yapıyı da düşündürmektedir.
Günümüz açısından bakıldığında bu durum, küresel finans kapital sistemine benzetilebilir. Büyük fonlar, yatırım ağları, bankalar, borsalar ve finansal kurumlar; adeta Karun’un hazinelerinin anahtarlarını taşıyan güçlü topluluklar gibidir. Devasa ekonomik güçler vardır. Fakat bunlara erişim ve yönetim son derece karmaşık mekanizmalar üzerinden gerçekleşmektedir.
Zorluklar söz konusudur.
Karun’un problemi zengin olması değildir.
Onun problemi, zenginliği kendinden bilmesidir. Nitekim “Bu bana bendeki bilgi sayesinde verildi” demiştir (Kasas:78). Böylece nimet bilinci ve şükür yerini kibre bırakmıştır. Servet gösterişe dönüşmüş, insanlar ona imrenmiş, fakat sonunda sistemiyle birlikte yok olmuştur.
Aslında bu yok oluş, sahip olduğu zenginlik sisteminin ne kadar kırılgan olduğunu da göstermektedir. Buradan günümüze yönelik önemli ve stratejik dersler çıkarılabilir! Tefekküre değer bir konudur.
Neticede Kur’an iki farklı ekonomik istikamet göstermektedir.
Birincisi Hz. Süleyman’ın mülk sistemidir.
İkincisi ise Karun’un kenz sistemidir.
Süleyman sistemi; ilim (عِلْم), mülk (مُلْك), lütuf (فَضْل), şükür (شُكْر), üretim ve toplumsal fayda üzerine kuruludur.
Karun sistemi ise kenz (كَنْز), servet yoğunlaşması, gösteriş ve güç temerküzü üzerine kuruludur.
Kur’an’ın verdiği mesaj açıktır:
Asıl mesele zengin olmak değil, zenginliğin hangi amaca hizmet ettiğidir. Üretime, adalete ve insanlığın faydasına çalışan mal, mülkün bir parçasıdır ve bir güç unsurudur. Gerçek zenginliktir.
Buna karşılık toplumsal dolaşımdan çekilmiş, yalnızca birikmek için biriken servet kenzleşme eğilimi taşır. Sahibini Karunlaştırır.
İslam’ın zekât, infak ve servetin dolaşımını sağlayan hükümleri, servetin kenzleşmesini engelleyen mekanizmalardır. Bu mekanizmalar sayesinde, toplumsal fayda üretmeyen kenz zamanla küçülmeye ve etkisini kaybetmeye mahkûmdur.
Buna karşılık faiz merkezli yapılarda servetin kendi üzerine katlanarak büyümesi ve sürekli merkezileşmesi eğilimi ortaya çıkar. Bu durum ekonomik gücün giderek dar bir çevrede toplanmasına yol açar. Para (mal) bir avuç adamın arasında dolaşan devlet haline gelir (Haşr: 7).
Kur’an’ın verdiği tarihî örnek bize şunu söyler.
Süleyman’ın mülkü üretmiş, inşa etmiş ve medeniyet kurmuştur.
Karun’un kenzi ise sahibini ve onunla birlikte olan sistemi çöküşe sürüklemiştir.
Bu nedenle idarenin önündeki en temel mesele,
sistemin istikametini doğru belirlemektir.
Çünkü
Kur’an’ın anlattığı üzere,
kenz üzerine kurulu bir düzen yalnızca servet sahiplerini değil, o düzeni ayakta tutan bütün yapıları da çöküşe sürükler (Ankebût: 39-40).
Karunlaşma, kenz üzerinden olur.
Faiz ve sistemi buna hizmet eder.
Helak olma sebebidir.
Alman istihbaratı tarafından yakalanan ve alman devleti tarafından 11 ay hapiste tutulan Türk devlet yetkilisinin ilginç öyküsü:
https://t.co/2heehUiSrk
Elon Musk,
benim otuz yıldan fazladır para ve ekonominin temellerine ilişkin
anlattıklarımı ve yazdıklarımı adeta özetlemiş.
Bunlar da şu sırada viral olmuş. Sosyal platformlarda dolaşıyor.
Özetle, ne diyor Elon bey?
Kısıtlı kaynaklara dayalı mevcut ekonomi anlatısının yanlış olduğu anlaşıldı.
ABD borcu çok yüksek, bunun altından kalkamaz.
Borcun sadece faizleri bile savunma bütçesini geçti.
Uzun vadede ne mevcut para sistemi ne de mevcut ekonomi anlayışı kalacak...
Burada çok çok özet geçtiğim tespitlerde @elonmusk haklı.
Ama Elon'un çözüm olarak öne sürdüğü Yapay Zeka müdahalesi, yanlış bir yönü işaret ediyor. O, kızgın tavadan ateşe atlamayı öneriyor.
Yağmurdan kaçarken doluya tutulacaklar!
Onlar ne diyor;
Yapay zekâ ve robotlar ulusal borç sorunumuzu çözemezse mahvolacağız.
Evet, mahvolacaksınız. Çünkü FAİZ MAHVEDER! (2:276)
Biz ne diyoruz?
Mevcut ekonomi anlayışının temel varsayımları yanlıştır.
İktisat ve Ekonomi farklıdır.
Para, bir ölçü aracıdır.
Borca Dayalı Para Sistemi lağvedilmelidir.
Faizle iştigal etmek zulümdür.
Faiz, mahveder...
Detaylar için şu çalışmalarıma bakabilirsiniz...