Aile evinde bunalım cidden zor. İşim yok kiram artıyor. Karnıma ağrılar giriyor,midem bulanıyor, ağladım ağlayacağım. Ananem beni taş köprü sarımsak aldırmaya gönderiyor. Satan adam hareket halinde sabah sabah pesinden koştuğum şey hayallerim değil sarımsak oldu.
Geçen sene bir flörtüm vardı. Bağlanıp alışacağımı, sonra üzüleceğimi biliyordum. -Bizden olmaz- dedikleri. Güzeldi, keyifliydi ama sahici değildi, manasızdı. Ciddiyet beklediğimde gideceğini biliyordum. Gitsin diye sevgili olalım demiştim. Gitmişti. O günlerde bana bir güncelleme geldi. Bunu hayatın geneline yordum. Fark ettim ki bazı şeyler sadece ben elimde tuttuğum için devam ediyormuş. Bazı dostluklar bazı arkadaşlıklar bazı hayat uğraşları. Adına ne derseniz artık. Onlara göre olmasını sevdiğim için. Biri gelip dert anlatır, dinlerim. Bir şey rica eder yaparım. Bir şeye ihtiyacı vardır gidermeye çalışırım. Ama aynıları benim için ne kadar geçerli? Benim isteklerim, beklentilerim?
Varsayın bir halat avucunuzla sarmışsınız. O halatı bıraktığımda fark ettim ki sahici sandığım bir çok şey sahteymiş. Ben değer veriyorum, çabalıyorum, oldurmaya çalışıyorum diye oradaymış. Bırakınca birçok şey yerli yerinden oldu. Şimdi bakıyorum göreceli daha yalnızım. Daha az insanlar dostluk ediyorum. Ama sahte kalabalıklar yerine sahici yalnızlıklar yaşıyorum. Herkese tavsiye ederim. Bazen insan bir şeyleri seviyor mu yoksa sadece o şeyin bağımlısı mı ya da alışkanlığımı bakması gerekiyor. Bir şeyler sunmak yerine talepkar olun. Değerinizi orada idrak ediyor ve verenlerle devam ediyorsunuz.
Alaçatı'da ev sattım.Oğlum beni aradığında sesi titriyordu.“Baba… iyi misin?” dedi.
Alaçatı’dan İzmir’e giden yolda olduğumu duyunca uyandı herhâlde.Çok nadir arar beni.
Gülümsedim.
“İyiyim oğlum,” dedim. “Birazdan çay içeceğim.”
Adım Hasan.
Yetmiş üç yaşındayım.
Ve üç ay önce hayatımda yaptığım en doğru ama en “ayıp” sayılan şeyi yaptım.
Alaçatı’daki taş evimi sattım.
Hani şu herkesin fotoğraf çektirdiği, kapısına yasemin saran, “ne şanslı adam” dedikleri ev…
Oğlum ben gidince butik otel yapacaktı o evi.Erken gittim belki ama uzağa degil İzmir'e.
Eşim Emine’yi iki yıl önce kaybettikten sonra o ev büyüdükçe büyüdü.
Duvarlar genişledi, odalar uzadı.
Sessizlik yayıldı.
Sabah kalkıyordum.
Çay demliyordum.
Karşıma kimse oturmuyordu.
Televizyon açıktı ama konuşan bana bakmıyordu.
Akşam oluyordu, kapı hiç çalmıyordu.
Telefon çalıyordu heyecanlanıyordum.internet taahut diyordu ya da benzerleri.
Biz buna “huzur” deriz ya…
Değilmiş.
Mezar sessizliğiymiş.
Bir gün aynaya baktım.
“Hasan,” dedim,
“Sen böyle ölmeye başlamışsın.”
Ve Evi sattım.
Komşular konuştu.
Akrabalar sustu.
Çocuklarım “baba delirdi” dedi.
“Bu yaşta ne yapıyorsun?” dediler.
“Millet Alaçatı’da ev almak için canını verirken sen satıyorsun.”
Ben bir oda kiraladım.
İzmir’de, eski bir apartmanda.
Üç artı bir ev.
Üç genç yaşıyor.
İlan şöyleydi:
“Oda kiralık. Kira günü aksamasın. Gürültü makul olsun.”
Kapıyı çaldığımda çocuklar bana baktı.
Sanki icradan gelmişim gibi.
Biri dedi ki:
“Amca… yanlış geldin galiba?”
_Doğalgaz gecikti biliyoruz.Ama ödeyeceğiz.
“Yok,” dedim.
“Ben Hasan. Yeni ev arkadaşınız.”
İlk hafta şoktu.
Bulaşıklar birikmiş.
Ayakkabılar kapının önünde değil, her yerde.
Gece biri geliyor, sabah diğeri çıkıyor.
Bir akşam salonda otururken çocuklardan biri sordu:
“Hasan amca… bizi ev sahibine şikâyet etmezsin değil mi?”
Güldüm.
“Evladım,” dedim,
“Ben bu ülkede 80’leri gördüm.
Elektrik kesintisinde mumla ders çalıştım.
Sizden korkmam.
Ama çayı iyi demlerim bitirirseniz, yeni çayı siz koyarsınız.”
Zamanla alıştık.
Ben sabah erken kalkıyorum.
Onlar uyanamıyor.
Ben yemek yapıyorum.
Onlar dışarıdan söylüyor ama yetmiyor.
Bir akşam çocuklardan biri eve geldi.
Yüzü bembeyaz.
İki işte çalışıyor.
Okula gidiyor.
Kirası, yol parası, kitap…
Tencereyi koymuştum.
Kuru fasulye.
Pilav.
Yanına turşu.
“Gel,” dedim.
Sessizce yedi.
Sonra durdu.
“Ben bunu en son babaannemde yemiştim,” dedi.
O gün bana “Hasan Amca” demeyi bıraktılar.
“Abi” dediler.
Ben onları sabah sınavlarına kaldırıyorum.
Biriyle konuşmaları gerektiğinde “sen de haklısın” demeyi öğretiyorum.
Faturayı nasıl kontrol edeceklerini anlatıyorum.
Onlar da bana telefon öğretiyor.
Kartla ödeme.
Uygulamalar.
Müzik.
“Abi bu şarkı sana gider,” diyorlar.
Bir akşam dediler ki:
“Hazırlan. Çıkıyoruz.”
Alaçatı değil.
Lüks değil.
Bir mekan.
Ucuz.
Samimi.
Masaya oturduk.
Biri saz aldı.
“Abi bir türkü söyle.”
Uzun zamandır sesimi çıkarmamışım.
Ama söyledim.
Masadaki herkes sustu.
Gençler… yaşlılar…
Herkes.
O an şunu anladım:
İnsan yaşlanınca yalnızlaşmıyor.
Yalnız bırakılıyor.
Ben artık büyük bir evde yalnız değilim.
Küçük bir evde hayatın içindeyim.
Oğlum hâlâ soruyor:
“Baba geri dönmeyecek misin?”
“Yok,” diyorum.
“Ben geçmişte yaşamaktan çıktım.”
Bu evde ses var.
Dağınıklık var.
Gelecek var.
Eğer bu satırları büyük bir evde, sessizlikle okuyorsan…
Bil ki sorun ev değil.
Sorun sessizlik.
Bazen insanın ihtiyacı olan şey
bir oda,
bir tencere,
ve biriyle aynı masada gülmektir.
Yaş kaç olursa olsun.
Alıntıdır..
Ankara Ulus’taki ucuz otellerin hepsi yaşlı emeklilerle dolu. Odaların günlüğü 200 ila 400 lira arasında. Aylık 6 bin lira ödeyen de var, 12 bin lira ödeyen de... 6 bin lira ödeyenlerin odalarında tuvalet ve banyo yok! Bir otel köşesinde yalnız başlarına yaşıyorlar. Çoğunun maaşı en düşüğünden 16 bin 881 lira, başka çareleri yok. Ne evleri var, ne çoluk çocukları... En az 25 yıl çalışıp çabalamışlar ve karşılığı bu olmuş, bir otel köşesi...
Mine Şenocaklı'nın haberi bugün Oksijen’de.
https://t.co/UynYXwi3Qg
Saçlarının neşeli kıvrımlarında gizlenen acıların yüreğimi burkuyor. Çekip almak istiyorum acılarını ama neşeni de almaktan korkuyorum. Olmaz mıydı tarasam saçlarını da uçsa gitse acıların?
Allah alkolün de hayırlısını versin. Şu saatte vücudumda alkolle eve dönüyorum ama bqna sacma seyler yaptiracak kıvamda olmadığı için sadece eve gidiyorum.
Romantiklik/ romantizm her bünyede yok bence. Misal az önce kanal kenarında ördeklere bakan bir çift gördüm. Çok tatlılar ve sırtları bana dönük. Arkalarından yaklaşıp "VAK!" dememek için kendimi çok zor tuttum.
Sıçayım böyle işe
Niye ikisine de ayni anda vermiyor ki
İlla birinin duygusunu kontrol etmeye çalışması mı gerek? Ver ikisine de aynı anda mutlu olsunlar. Sevmiyorum böyle showlari