depremden üç yıl sonra kahramanmaraş ulu camiinin tamiratı bitti ve cami, kadir gecesinde açıldı. fakat 1930'larda yok edilen hazire ile ilgili bir çalışma bu tamirat esnasında da yapılmadı. ulu cami, maraş'ın en önemli tarihî yapısıdır ve mezarlığı yok edilmiş hâlde.
kahramanmaraş'ın ulucamisi istiklâl harbi'nde çok önemli bir yere sahiptir, bilhassa bayrak hadisesi'nde. depremde minaresi ciddi anlamda zarar gördü. fotoğraflardaki mezar taşı, tek parti devrinde yok edilen cami haziresinin kurtulabilen tek mezar taşı.
tayyip erdoğan hakkında #DevrimiDevirenAdam diye başlık açılmış. bunun bir hakikati yok. erdoğan, aslında "devrimi" devirmedi, onu takviye ve tahkim etti. zannedildiği gibi kemalist modernleşmenin getirdiklerini ortadan kaldırmak gibi niyeti de yoktu zaten.
ecevit: "geriye dönüş umutsuzluk, yeniyi denemek umuttur"
hilmi yavuz: "kemal tahir, marksist tarih görüşüne azımsanması mümkün olmayan katkılarda bulunmuş ilk türk düşünürüdür."
özgür insan dergisi, 1 temmuz 1977, 45. sayı
Sömürge toplumlarda insanlarla millî dilleri arasına duvar örülürken Türkiye’de bu iş doğrudan dilin sömürgeleştirilmesi suretiyle yapıldı. 20. asrın başındaki Türkçe büyük idi ve o büyüklüğüyle çok büyük işler yapmak mümkündü.
Biyo-kültürel varlığımızın kavuştağıdır dil. Bilinç ile varlığı temas ettiren arayüzdür. Cismi ve canı olmaksızın cisimliliğin ve canlılığın arasında durur.
@umuttgunerr Foto, M. Kemal'in Şubat 1923'te Konya Dârü’l-Hilâfe Medresesi ziyaretine aittir.
Burada Hadis, Fıkıh, Coğrafya ve Fransızca derslerini dinlemiş, çok memnun olmuş, programı övmüştür. Müderris ve talebelerle sohbet etmiş, ayrılırken memnuniyetinin eseri 3.000 lira bağışlamıştır.
YETECEK KADAR TÜRKÇE
Alfabe devrimi ve öztürkçeleştirme politikası Türkçenin önce imlâ sonra anlam birliğini yıktı. Türkçe tam da kemal bulduğu çağda yıkıldı. Bunu tarihin doğal seyriyle açıklamak imkânsızdır.
https://t.co/l5omBmz5OV
teşkilât-ı mahsusa üzerine çalışan mehmet bilgin, teşkilat üyelerinin motivasyonunu anlamak için ömer seyfeddin'i okumayı teklif ediyor. zaten "piç" gibi bazı hikâyeler doğrudan teşkilat üyelerinin yaşadıklarından alınmış.
"İsrail ABD bloğu planını tıkır tıkır işletiyor. Middle East Eye’da yayınlandı. Suriye’de Esad rejimi devrildikten sonra İsrail Suriye’de 10 yeni üs inşa etmiş. Birisi Şam’a 20 km yakında."
Geçen hafta Suriye’de iki heyet bir araya geldi. Heyetin bir tarafında ABD vardı. Heyete başkanlık eden Türkiye ABD Büyükelçisi, emlakçı Tom Barrack’tı.
Biliyorsunuz TomBarrack aynı zamanda Irak ve Suriye temsilcisi. Amerikan heyetinin karşısında Suriye ve Irak’taki Kürt liderler oturuyordu. Kimlerdi derseniz; birisini kamuoyu daha yakından tanıyor, Kuzey Irak’taki Kürt Yönetiminin Başkanı Neçirvan Barzani.
Diğeri ise Suriye’de ABD tarafından eğitilip donatılan PKK-YPG elebaşı, Mazlum Abdi. Herkes kravatlı, takım elbiseli.
ABD Büyükelçisi, almış karşısına İsrail ile yetiştirdikleri adamları, Kürt coğrafyasını nasıl derleyip toparlayacaklarını ve daha geniş bir Kürdistan'ın nasıl oluşturacaklarını anlatıyor.
Bu arada tabi konuşuyorlardır; Türkiye de Apo önderliğinde “barış ve kardeşlik” ambalajıyla bir süreç başlattı. Apo ve DEM parti demokratik Türkiye adı altında anadilde eğitim, özerk yapı, Öcalan’a özgürlük vs konuşuyor. Yeni Anayasa ile Türkiye de özerk yapıya geçecek falan filan. Bunu rahat konuşurlar çünkü Tom Barrack, ABD büyükelçisi açıkça bunu söylüyor bizim Dışişleri veya Cumhurbaşkanlığından hiç ses çıkmıyor.
Yani 1990’larda Çekiç Güç ile embriyosunu oluşturdukları ve daha sonra Irak’ı bölerek kurdukları Barzanistan gibi Suriye’de de ikinci bir Barzanistan kuruyorlar. Başında bu Mazlum Kobani var.
Yani Mazlum Abdi’yi Barzanileştiriyorlar. Adam seçilmiş. Ona bir alan bırakıldı. Suriye Demokratik Güçleri Başkomutanı ve fiili federal devlet başkanı olarak bundan sonra Ahmed Elşara ve ordusu o bölgeye yani SDG bölgesine giremez.
İlham Ahmet o bölgenin dışişleri bakanı olarak görevine devam ediyor.
O bölgenin Genelkurmayı var, ordusu var. Bizim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan “efendim biz ona Suriye ordusuna katılacaksınız” dedik vs diyor. Kimsenin umursadığı bile yok.
Bakın bu durumu berraklaştıran diğer görüşmeler neler; bu toplantıdan hemen sonra Mazlum Abdi yani PKK-YPG elebaşı Avrupa turuna başladı. İtalya’da en üst düzey İtalyan Savunma ve Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle görüşmüş. Zaten geçenlerde Georgia Meloni ile Brüksel'de buluştu Mazlum Abdi’yle. Böyle bir sarılışları var. Ey eysanki 1000 yıllık asker arkadaşı gibi yani.
Mazlum Abdi ve İlham Ahmet ardından Fransa’ya geçiyorlar ve Fransa’da Fransız devleti tarafından resmi ve unvanı olan konukların karşılandığı Ana Giriş kapısında karşılanıp uğurlanıyorlar. Ve Fransa’da, Fransız Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ile görüşüyor.
Bugün Suriyeli diplomatik kaynaklar; Mazlum Abdi’nin çeşitli Avrupa ülkelerinde yaptığı ziyaretlerin Dışişleri Bakanlığı ile ilgili bir herhangi bir koordinasyon veya ön onay olmadan gerçekleştirildiğini, bazı Avrupa ülkelerince bu kişilerin kabul edilmesinin diplomatik teamüllere aykırı olduğu ve Suriye'nin içlerine müdahale anlamına geldiğini ifade etmiş.
Fotoğraf net. ABD Mazlum Abdi’yi ikinci Barzani yapıyor ve El Şara yönetimi devre dışı.
Peki Türkiye bu planı bozmak için ne yapıyor? Umudu Önder Apo’ya bağlamış. Oysa Öcalan silah bırakın açıklaması yaptığında, Mazlum Abdi hemen “çağrı bizi bağlamaz” dedi.
İsrail ABD bloğu planını tıkır tıkır işletiyor. Bakın başka bir bilgi vereyim. Middle East Eye’da yayınlandı. Suriye’de Esad rejimi devrildikten sonra İsrail Suriye’de 10 yeni üs inşa etmiş. Birisi Şam’a 20 km yakında. Fotoğrafları var.
E hani Esad gidecek, Türkiye kazanacaktı.
Esad gitti ama biz değil İsrail ve PKK kazandı görünüyor. Hatta şunu da belirtelim, muhtemelen, işte bu proje için 4 milyona yakın Suriyeli Türkiye’ye geldi. Hani Esad gidince onlar da evlerine dönecekti.
Geçenlerde Murat Karayılan diyor ki biz diyor zaten silah bırakacağımızı söylemedik ki.
Biz diyor silahlı mücadeleyi bırakacağımızı söyledik. Nerede hani büyük önder kurucu önderin açıklaması var. Silah bırakın demişti. E hani mangalda kalaşnikof partisi yapmışlardı.
Bir plan gidiyor. Ve biz sadece dışarıdan seyrediyoruz.
antep'te sahaflar çarşısı açılmıştı. dayanamamışlar orayı da kebap, baklava ile doldurmuşlar. "yakında entebin hemamları diye başlarlar" diyorduk. sıra gecesi yapacaklarmış.
antep ve antepliler aleyhine konuşmak için bir sebebimiz daha oldu.
en başta şunu diyeyim: harcadığınız selüloza yâzık, yazar kıtlığı çektiğiniz için böyle abuk subuk işler yapıyorsunuz ey antepliler!
Tanpınar kendince tutarlı biri. Sorun onun olduğundan farklı sunuluşunda. Poetika ve politika arasındaki mesafe hiçbir zaman kapanmaz. Bunu unutmadıktan sonra kimi okursanız okuyun, manipüle edilmezsiniz.
ben de tripoliçe katliamını öğretmekte zorlanıyorum. bir kere ders kitaplarında yok. "balkan faciası" unutulmuş tamamen. ömer seyfeddin'in hikayeleri bilinmiyor. "intikam taşı"nı duyan yok.
Bulgar milliyetçiler düzenli olarak bu köye gidip anma tõreni düzenliyorlar ve Delçev için bir anıt dikilmesini talep ediyorlar. IMRO Osmanlıya karşı başlattığı silah mücadele esnasında sivil halkı hedef alan terör eylemlerinde yüzlerce Türk ve Rumu öldürmüştü.
Bulgar milliyetçileri Yunanistan Serez'deki terk edilmiş Banitsa köyü yıkık kilisesine Gotse Delçev anısına izinsiz plaket takmışlar. Delçev İç Makedonya örgütü (IMRO) lideriydi. 4 Mayıs 1903'de buradaki çatıșmada Osmanlı takip müfrezesi tarafından öldürüldü.
"karne almaya gelirken öğrencilerimizin atık kitapları getirmesi zorunlu olup..."
millî eğitim bakanlığı "atık" üretiyor. yayınevi, okul, kâğıt toplayıcısı... herkes kazanıyor.
bu çarkın içindeki gençler kütüphaneye niye değer versin? kitabı niye saklasın, ciltlesin, korusun?