Melih Gökçek’e ne oldu?
Binali Yıldırım’a ne oldu?
Ruhsar Pekcan’a ne oldu?
Zehra Taşkesenlioğlu’na ne oldu?
128 Milyar Dolar’a ne oldu?
Kerem Kınık’a ne oldu?
Ki
Fatma Betül Sayan Kaya’ya ne olacak!
Yeni gündem lütfen❗️
#SerhatKılıç’ın kanser tedavisi gördüğü, boyun fıtığı nedeniyle sağlık raporu bulunduğu ve doktorunun aksiyon sahnelerinde çalışmasını uygun görmediği halde çalışmaya zorlandığı; sağlık raporunun kabul edilmediği ve sonrasında iş ilişkisinin sona erdirildiği yönünde iddialar gündeme getirilmiştir.
Söz konusu iddiaların doğruluğunun ve Serhat Kılıç’ın ölümüyle herhangi bir bağlantısının bulunup bulunmadığının ortaya çıkarılması, şüphesiz devam eden adli sürecin görev ve yetki alanına girmektedir. Ancak bu durum, çalışma koşullarının ve işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinin idari yönden incelenmesine engel değildir.
Özellikle sağlık raporu bulunan bir çalışanın, raporda belirtilen çalışma kısıtlamalarına rağmen çalıştırılıp çalıştırılmadığı; çalışanın sağlık durumunun işin niteliği bakımından değerlendirilip değerlendirilmediği; set ortamında fiziksel risk taşıyan sahneler bakımından gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alınıp alınmadığı ve çalışma ilişkisinin sağlık durumu ile bağlantılı biçimde sona erdirilip erdirilmediği hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bu konuda hazırladığımız soru önergemizi TBMM Başkanlığına sunduk.
İnstagram’da birçoğunuzun keşfetine düşen bu paylaştığım videoyu hatırlarsınız…Sözde bir kadın evin garajını atölyeye çevirmiş, orada sanat icra ederek insanların sevdiği film karakterlerini gece lambasına dönüştürüyor.
Ama işin gerçeği şu ki ortada ne böyle bir kadın var ne de bir sanat. Bu içerik, insanları dolandırmak ve kandırmak için yapay zekayla hazırlanmış son derece gerçekçi bir AI videosudur.
Bu dolandırıcı arkadaşlar, AliExpress’ten 1.500 TL’ye aldıkları seri üretim ürünleri sanki kendileri el emeğiyle yapıyormuş gibi AI videoları hazırlayarak bu sayede günde en az 80-100 sipariş alıyorlar.
Asıl kurnazlık ise fiyatta…Normalde 1.500 TL olan ürünü önce "orijinal el yapımı" diyerek 7.000 TL’ye listeliyor, ardından "gün içi özel indirim" yalanıyla 5.000 TL’ye düşürüyorlar.
Son zamanlarda gördüğüm en korkunç dolandırıcılık yöntemlerinden biri.
İlk gördüğümde ben bile gerçek sanıp inanmıştım. Lütfen bu tarz yapay zeka tuzaklarına düşmeyin. Dolandırılmayın.
@Hadiyorumla Off sussak gönül razı değil, söylesek tesiri yok. 1994 yılından beri tanıyorum Serhat'ı. Yurtta aynı odada kaldım. O böyle bir adamdı. Zordu bütün dahiler gibi. Ben de hasta olsam kimseyi istemem çevremde. Kim giderse gitsin o kapı açılmazdı. Bırakın artık huzurla uyusun.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
🤣@BirGun_Gazetesi ’ne “Suç duyurusunda bulunacağım” yazmış. Tam cevap yazıyordum baktım cevap gitmiyor. Hesabına girdim engellemiş🤭 Ben de “Allah aşkına suç duyurusunda bulun da gerçekler resmi evraka girsin. Siz butlancılar ne olursa rezil olduk dersiniz merak ediyorum.” yazmıştım. Çok üzüldüm 💃
Ertuğrul Özkök’ün Kemal Kılıçdaroğlu analizine hayran kaldım...
1986 yılından bu yana profesyonel gazeteci olarak siyaseti izliyorum.
Hayatım boyunca bu kadar sinsi bir siyasi konuşma görmedim.
Bir yıldan fazladır, tartışmalı iddianamelerle içerde yatan yüzlerce partili arkadaşını böyle üç cümlede müebbete mahkûm eden bir egoizme tanık olmadım.
Milyonlarca vatandaşa böyle geri zekâlı muamelesi yapan bir siyasetçi de görmedim.
Ona 13 seçimde oy veren vatandaşlarına, onu genel başkanlıkta bu kadar uzun süre tutan partili arkadaşlarına bu kadar geri zekâlı muamelesi yapmış bir genel başkan çıkmadı.
Ne CHP’de ne de başka bir partide, ihtirası yüzünden kendini, kendi iradesi ile bu kadar aşağılara indiren bir siyasi figüre rastladım.
İnsanlar iki türlü yaşlanırlarmış. Ya bilgeleşerek ya da habisleşerek...
Hayatım boyunca ikisini de gördüm de; bu kadar hezimetten sonra, hâlâ, bu kadar habisleşen bir siyaset emeklisini hiç görmedim...
Sinsi; ama, niyetini saklayamayan bir konuşma...
Konuşmayı kim hazırladıysa, dünya sinsilik ve habislik tarihine bir baş eser k sarkıyor, sırıtıyor, akıyor…
Güya; CHP’li seçmene sesleniyor.
Yuttuk mu o bakışları ve belâgati?
Taammüden hazırlanmış bir tuzak ve onun üzerinde sarkan elbise gibi duran demode bir belâgat…
Nasıl da kendinden emin!…Nasıl da dürüstmüş gibi bir eda, bir hâl, bir tavır…
Ama; hiçbiri sahici değil, hepsi miş gibi…
Lime lime sarkıyor…
Güya; CHP’ye oy veren insanlara sesleniyor…
Dürüstlük, temizlik, arınma…
Ne hoş kelimeler değil mi?
Ama; bir dakika!…
Sayın 13 seçim kaybetmiş eski genel başkan; siz bizi geri zekâlı zannedebilirsiniz, ama; biz sizin zannettiğiniz kadar saf ve aptal değiliz.
Üstelik 13 kere hüsrana uğratılmış insanlarız biz!…
2017 referandumunda, daha sandıklar kapanmadan, sizin suskunluğunuzla değiştirilmiş bir rejimde yaşayan vatandaşlarız…
Artık yutmuyoruz o şehvetli belâgati.
Siyasetin s harfinden nasibini almış biri; asıl adresin kimler olduğunu anlar.
Çünkü sırıtıyor...
O nedenle; siyasetin s harfinden nasibini almış herhangi bir vatandaş, bu sinsi ve beceriksiz konuşmanın asıl muhatabının kendileri olmadığını anında anlamıştır…
Üstelik; asıl adresin neresi, kimler olduğu öyle besbelli öyle sırıtıyor ki!…
Biri; CHP’nin seçilmiş belediye başkanlarına dava açmış Silivri savcı ve hakimleri, öteki de CHP’ye kurultay davası açan savcı ve hakimler.
Ne diyor o iki adrese?
Silivri savcı ve hakimlerine, •İmamoğlu ve arkadaşlarını içeri atmakta haklısınız.
Ortada adaletsiz bir durum yok!
Sonuna kadar gidin!
diyor…
Ya kurultay savcı ve hakimlerine?
•Siz çıkarın mutlak butlan kararını, ben partinin başına geçmeye hazırım…
Aynen böyle diyor, halkın yüzde 50’sine hayatının en büyük düş kırıklığını yaşatmış emekli siyasetçi...
Karşımızda inanılmaz bir karakter var...
13 kere seçim kaybetmiş…
14. kere de kaybetmeye azmetmiş...
Üstelik; toplumun yüzde 50’sine, belki de hayatlarının en büyük siyasi hayal kırıklığını yaşatmış bir siyasetçi…
Sokağa bile çıkamıyor ama; bir YouTuber olarak, ofisinin bir köşesinden düğmeye basıyor.
Belli ki; kendi kendine sefer görev emri çıkarmış.
CHP’yi bölecek ve bir seçim daha kaybettirecek.
Henüz savunmasını bile yapmamış partili arkadaşlarına suç etiketi yapıştırıyor.
Gözünü öyle ihtirası bürümüş ki; hukukun en basit ilkesi olan masumiyet karinesini bile unutmuş!...
İhtirası o kadar büyük ki; partisinin seçilmiş başkanlarına yapılanları meşrulaştırmak için, neredeyse, bir siyasi itirafçıdan bile ağır ruh haline girmiş.
Partili arkadaşları hakkında, henüz Silivri hakimleri bile kararını vermeden, o kararını vermiş, cezasını kesmiş, infaza gidiyor.
Kemal Bey; destekçilerinizle birlikte, o koltuğu gasp edebilirsiniz.
Hatta partiyi de bölebilirsiniz.
Ama; bilin ki, CHP’ye oy veren insanları bölemeyeceksiniz…
Özgür Özel; önce kurultayda sizi yendi, sonra sandıkta iktidarı yendi
O koltukta artık, sizin 13 hezimetinizden sonra, partiye ilk seçim zaferini kazandıran genç bir siyasetçi oturuyor.
Yılmak, durmak, dinlenmek bilmiyor…
Önce kurultay sandığında sizi yendi.
Sonra seçim sandığından birinci çıktı.
Şimdi; halkın da desteği ile, siyasi dalavere meydanında, sizi bir kere daha yenecektir ve siz de muhteris bir ihtiyar olarak evinize döneceksiniz...
2023’te, Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim sandığında, sizi yenmişti.
Bu defa; hüsrana uğrattığınız size oy vermiş insanlar sizi yenecekler ve hayatınızın sonuna kadar sizi bir yapayalnızlık evine gönderecekler.
Bu son barutunuzdu.
Attınız ve 14. defa kaybettiniz.
ERTUĞRUL ÖZKÖK
— Bir takipçimizin bisiklet sürüşüne uygun tayt giydiği için görevden alınan Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli için yaptığı yorum: “Arkadaşlar, aslen Ardahanlıyım; size yaşananların asıl sebebini anlatayım. Kılıçdaroğlu ekibinden CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, ‘taytınan bisiklet sürüyor’ diyerek çok sinsi ve köylü kurnazlığıyla bir laf ortaya attı.
Bunun tek bir amacı vardı: 6 ay gibi kısa bir sürede Yalnızçam Kayak Tesislerini Türkiye’ye tanıtan, bisiklet festivalleri düzenleyen; Çıldır Gölü’nde kayak, kürek ve kano eğitimlerini başlatan Valimizin, Ardahan’ın turizm potansiyelini ortaya çıkarmasının Kars turizmini olumsuz etkileyeceği kaygısıydı. Bu nedenle, halkın çok sevdiği çalışkan Valimizin yürüttüğü süreci baltaladı.
Ne yazık ki Cumhurbaşkanı da bu oyuna gelerek Valimizi görevden aldı. O gece Türkiye’de görevden alınan tek vali kendisiydi ve ortada olağan bir görev değişimi söz konusu değildi. Sonuç olarak; fakir Ardahan, fakir kalmaya mahkûm bırakıldı.
Neden böyle söylüyorum? Çünkü 11 Temmuz’da düzenlenen bisiklet festivaline 71 vilayetten 1000’in üzerinde bisikletçi geldi. Her bir kişinin yanında 3 kişi daha geldiğini düşünürseniz, bu sayı 3000 kişiye ulaşır.
Ardahan, savaş dönemleri dışında tek bir günde 3000 turisti veya yabancıyı hiç ağırlamamıştı. İşte tüm olayın perde arkası budur.”
Küba'dan bir çığlık yükseliyor !
DÜNYAYA AÇIK BİR MEKTUP: Küba'dan bir kadın, kimsenin görmek istemediği suçu ifşa ediyor.
--- Tüm insanlığa, dünya annelerine, Sınır Tanımayan Doktorlar'a, dürüst gazetecilere ve hâlâ adalete inanan hükümetlere sesleniyorum:
İsmim, milyonlarca diğer insanınkiyle aynı. Ünlü bir soyadım ya da yüksek bir makamım yok. Ben sıradan bir Kübalı kadınım. Bir evlat, bir kız kardeş, bir vatanseverim. Ve bunları paramparça olmuş bir ruhla, titreyen ellerle yazıyorum; çünkü halkımın bugün yaşadığı şey bir kriz değil. Bu, Washington tarafından soğukkanlılıkla gerçekleştirilen, yavaş ve hesaplanmış bir cinayet.
Ve dünya başka yöne bakıyor.
👵 BÜYÜKANNEM VE BÜYÜKBABAM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yaşlı insanların vaktinden önce ölmesini ifşa ediyorum; çünkü abluka, kalp rahatsızlıkları, yüksek tansiyon ve diyabet ilaçlarının ülkeye girişini engelliyor. Mesele kaynak yetersizliği değil. Bu, kasıtlı bir yasak. Küba'ya satış yapmak isteyen şirketler para cezasına çarptırılıyor, baskı görüyor ve tehdit ediliyor. Kendi hükümetleri ise sessiz kalıyor. Ve bu sırada, Kübalı bir büyükbaba göğsünü tutarak bekliyor. Ölüm uyarı yapmaz; ama abluka yapar.
---
👶 ÇOCUKLARIM İÇİN SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Küba'da yakıt yetersizliği nedeniyle kuvözlerin kapatılmak zorunda kalmasını ifşa ediyorum. Amerika Birleşik Devletleri hükümeti hangi ülkelerin bize petrol satıp hangilerinin satamayacağına karar verirken, yenidoğan bebeklerin hayatta kalma mücadelesi vermesini... Washington'daki bir ofiste imzalanan bir emrin, kıyılarından sadece 90 mil ötedeki bir çocuğun feryadından daha önemli görülmesi yüzünden çocuklarının hayatının tehlikeye girdiğini gören Kübalı annelerin varlığını...
Uluslararası toplum nerede? Çocuk haklarını bu denli hararetle savunan örgütler nerede? Yoksa Kübalı çocuklar yaşamayı hak etmiyor mu?
🍽️ KASITLI AÇLIĞA KARŞI SESİMİ YÜKSELTİYORUM:
Ablukanın, kurgulanmış bir açlık yaratma girişimi olduğunu ifşa ediyorum. Gıda, sebepsiz yere ortadan kaybolmuş değil. Gerçek şu ki, onu satın almamız engelleniyor. Gıda taşıyan gemiler taciz ediliyor. Banka işlemleri engelleniyor. Bize tahıl, tavuk ve süt satan şirketlere yaptırım uygulanıyor.
Küba'daki açlık bir tesadüf değil. Bu, ABD hükümetinin bir devlet politikasıdır; 60 yıl boyunca geliştirilmiş, her yönetim tarafından güncellenmiş, Donald Trump tarafından şiddetlendirilmiş ve Marco Rubio tarafından acımasızca uygulanmıştır.
Buna "ekonomik baskı" diyorlar. Bense buna açlığa mahkûm etme terörü diyorum.
ÜLKEMİN DOKTORLARI İÇİN BİR ÇAĞRI:
Tüm dünya çökerken pandemi sırasında hayat kurtaran doktorlarımızın bugün şırınga, anestezi ve röntgen ekipmanından yoksun bırakılmasını kınıyorum. Bunları nasıl üreteceğimizi bilmediğimiz için değil; yetenekten yoksun olduğumuz için de değil. Aksine, abluka yüzünden malzeme, yedek parça ve teknolojiye erişimimiz engellendiği için.
Bilim insanlarımız beş COVID-19 aşısı geliştirdi. Beş tane. Kimsenin yardımı olmadan. Tüm zorluklara rağmen. Ablukaya ve yalanlara rağmen. Yine de imparatorluk, bunu başardığımız için bizi cezalandırıyor.
🌍 DÜNYAYA SESLENİYORUM:
Küba sadaka dilenmiyor.
Küba asker istemiyor.
Küba sevginizi istemiyor.
Küba adalet istiyor. Ne fazlasını, ne de azını.
Halkımın çektiği acıları normalleştirmeyi bırakmanızı istiyorum.
Ablukayı gerçek adıyla, yani İNSANLIĞA KARŞI BİR SUÇ olarak adlandırmanızı istiyorum.
Biz boğulurken "diyalog" ve "demokrasi" masallarıyla kandırılmamanızı istiyorum.
Hayırseverlik istemiyoruz. Sadece yaşamamıza izin verilmesini istiyoruz.
Sessiz kalarak buna ortak olan hükümetlere:
Tarih sizden hesap soracak.
Yalan söyleyen medyaya:
Gerçek her zaman bir yolunu bulup ortaya çıkar.
Yaptırımlara imza atan cellatlara:
Küba halkı unutmaz ve affetmez.
Kalbinde hâlâ insanlık taşıyanlara:
Küba'ya bakın. Ona neler yapıldığına bakın. Ve kendinize sorun: Tarihin hangi tarafında yer almak istiyorum?
---
Bu küçük adadan, devasa bir halkın içinden; pes etmeyi reddeden sıradan bir Kübalı kadından...
Ikay Romay
Eğer bu yazı içinizde derin bir his uyandırdıysa, paylaşın.
İster 10 arkadaşınız olsun ister 10.000 takipçiniz; fark etmez.
Profilinizin herkese açık ya da gizli olması; fark etmez.
Normalde hiç paylaşım yapmıyor olmanız; fark etmez.
Ama bu farklı.
Bu, bir gün batımı fotoğrafı değil.
Bu, bir dedikodu değil.
Bu, sadece bir fikir beyanı değil.
Bu bir HAYKIRIŞ. Ve haykırışlar kendine saklanmaz. Onlar DUYULUR. Onlar TEKRARLANIR. Onlar KOCAMAN BİR KALABALIĞA DÖNÜŞÜR.
Bugün sizden bir "beğeni" istemiyorum.
Sizden, başparmaklarınızı sadece ekranda gezinmekten çok daha büyük bir amaç için kullanmanızı istiyorum.
PAYLAŞIN.
Ki dünya, Küba'da yaşananların sadece bir kriz olmadığını bilsin.
Bu bir SUÇ.
Ki başka ülkelerdeki anneler bilsin; burada çocuklar, abluka yüzünden elektriği kesilen kuvözlerde hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Ki başka diyarlardaki büyükanneler ve büyükbabalar bilsin; burada yaşlılar, Washington'ın ülkeye girişine izin vermediği ilaçları beklerken can veriyor.
Ki bu duruma ortak olan hükümetler utanç duysun.
Ki yalan haber yayan medya organlarının saklanacak yeri kalmasın.
Ki sorumlular, SESSİZ KALMAYACAĞIMIZI bilsin.
Bu mesajı paylaşan tek bir kişi dünyayı değiştirmez.
Ama binlercesi, milyonlarcası—işte onlar değiştirir.
NASUH MAHRUKİ'YE ÖZGÜRLÜK
Kendisini suçlayan, linç eden ve özgürlüğünü ellerinden alanlarla kıyas dahi kabul edilemeyecek kadar yüksek değerlerin insanı, bu toprakların yetiştirdiği tertemiz vatanseverlerden biridir @nasuhmahruki ...
15 Temmuz gibi, "hâlâ izaha muhtaç pek çok soru işareti" taşıyan bir konuda yaptığı paylaşımı beğenip beğenmemek herkesin hakkıdır. Ama rejimin, bu konunun (nedense?) "tartışılmasına bile tahammülü" olmadığı gerçeği üzerinden gözaltına alıp tutukladılar.
Düşünce ve düşünceyi ifade özgürlüğünü düzenleyen Anayasa'nın 26'ncı maddesi ayaklar altına alınmıştır. Ne kin, ne düşmanlık ne tahrik ne başka bir şey. Tamamen uydurma bir gerekçe ile hapse attınız Nasuh'u.
Nasuh Mahruki ve tüm siyasi tutsaklara özgürlük.
#NasuhMahrukiyeOzgurluk