Kayyum Kemal’in kaybettiği seçimler; sıralı tam liste. Paylaşın, paylaştırın. Butlancıların gözüne sokun ki bir seçim daha kaybettirme gafletine düşmesin!
“Çıplak arama bahsi geçince neden gülünür” diye çok üzülen sinirlenenler için bir alttaki tivitte detaylı bir açıklama var. 24. ve 32. dakikalar civarında iki kere çıplak arama skandalı Kılıçdaroğlu’na direkt soruluyor.
Mimikler, sorular, cevaplar beraber seyredilince sonuç bu. Kılıçdaroğlu çıplak arama yapıldığına inanmıyor değil, biliyor tüm yaşananların gerçek olduğunu, çıplak aramanın da başka hukuksuzlukların da gerçek olduğunu ve kendisinin de bu rezilliklerle edinilmiş bir güçle o koltuğa geri oturduğunu biliyor.
Ama umursamıyor.
Bakın gerçek derdi “arınma” olsa zaten ben butlanla gelen geçici bir çözümüm derdi, bana neden genel başkan demiyosunuz diye de kafa tutmazdı.
Düşünün mesela Ahmet Necdet Sezer diyelim ki mahkeme kararı ile geldi mecburen oturdu o koltuğa. Nasıl davranırdı? Hah, aradığınız “dürüst ama düz Ankara bürokratı” tipolojisi o. Kılıçdaroğlu değil.
Kılıçdaroğlu'nun 2.5 saatlik batışını artık konuşmayayım diyordum, ama bunu görünce yazmak farz oldu.
Sorunun cevabını dinlemeden ikinci, üçüncü soru soruldu yazmış @drmadiguzel . Öyle değil.
Kılıçdaroğlu o kadar anlamsız cevaplar verdi ki gazeteciler soruların anlaşılıp anlaşılmadığından emin olamadıkları için tekrar tekrar sormak, soruları netleştirmek zorunda kaldılar.
Kılıçdaroğlu tüm ama tüm sorulara bir safsatayla, bir savuşturmayla karşılık verdi. Döngüsel mantık, yanlış ikilem, whataboutism gibi safsataları defalarca kullandı. "Parayı veren de söylüyor, almadım diyen de kanıtlıyor" derken itirafı da inkarı da kanıt saydı. Öyle bir durum ki tura gelse Kılıçdaroğlu kazanır, yazı gelse öteki kaybeder.
Bu kadar çok safsatanın, bilişsel çarpıtmanın, yön değiştirmenin kullanıldığı bir başka konuşma ancak bir absürd komedi filminde olabilirdi, zaman zaman kendimi Sacha Baron Cohen filmi izliyor gibi hissettim.
Ve Kılıçdaroğlu neredeyse gazeteciler kadar çok soru sormuş. Transkript çıkarıp baktım, cümlelerinde 316 kez soru kalıbı var. Bazıları direkt, bazıları retorik soru. Üç gazetecinin tamamında 199 soru var. "Siz niye şunu sormuyorsunuz, siz gazeteci değil misiniz" kalıbını tam 36 kez kullanmış. Birisi saldırdıysa saldıran Kılıçdaroğlu. Sesi de sürekli yüksek perdedendi zaten.
Kılıçdaroğlu tam 19 kez iddianameleri okumadığını, bilmediğini söyledi. Yüzlerce CHP'liyi tutuklatan, milyonlarca seçmenin iradesini gasbeden bu davaların iddianamelerini, bir CHP yöneticisi olarak okumadım dedi. Bir vatandaş ve seçmen olarak yazıyorum @drmadiguzel Utanın, ne diyeyim, utanın. O da utansın siz de utanın.
Ve el insaf. 260 kez yargı, hukuk, dava, mahkeme dedi. Sürekli bunların arkasına saklanıyor. Sürekli gidip aklansınlar diyor. Başında Akın Gürlek'in olduğu bir adalet sisteminde mi aklanacak bu insanlar? El insaf.
100 küsur kez arınma, temizlik, kirlilik, ahlak gibi kelimeleri obsesif bir şekilde tekrarladı. 90 kez "söyledim, defalarca söyledim" diyerek sürekli hesabı geçmişe iade etti. Bu kadar çok obsesif bir şekilde aynı kelimeleri tekrar etmenin anlamını ben artık söylemeyeyim ne biçim psikolog derler sonra. Konuyu okuyucuların vicdanına bırakıyorum.
Sonuç şu: İki buçuk saat boyunca tek bir mantıklı söz yok. Üstüne çıplak aramaya maruz kalmış bir kadının ifadesi, Demirtaş'ın hapse yollanması gibi konulardaki utanç verici cevapları var. Özetle 2.5 saat parti içi iktidarı kaybettiği için hırsından kendini kaybetmiş ve iktidarla işbirliğine girmiş bir adamın arınma temalı obsesyon operasını izledik.
İnsanlar aptal değil. Bu ülkede çocuk yetiştirmeye çalışan bir anne olarak sizi allaha havale ediyorum, ama havaleyle de kalmam nefesim yettiğince de yapabileceğim her yerde size karşı duracağım. Biliyorum yalnız değilim.
Bugün Babalar Günü.
Yol uzun ve zor olduğunda insan en çok kendisine yolu öğretenleri düşünür.
Dönüp baktığımızda bize her zaman doğru yerde durmayı öğütleyen babamızı görürüz.
Başta şehit babaları olmak üzere tüm babaların Babalar Günü kutlu olsun.
Evlatlarına onurlu bir gelecek bırakmak için mücadele eden tüm babalarımıza selam olsun!
⚠️ “Burada aşiretler birbirini tutuyor, partililer birbirini tutuyor. Herkesin bir adamı var...”
👉🏻 Ağrı’da 28 yaşında hayatını kaybeden okul öncesi öğretmeni Irmak Ayşe Koparan’ın ölümünün ardından annesi ve ablası, NEFES’e konuştu.
• Irmak, “Burada aşiretler birbirini tutuyor, partililer birbirini tutuyor. Herkesin bir adamı var. Ama bizim burada kimsemiz yok. Bir sorun yaşadığımda başvuru yapsam da sonuç alamıyorum” diyordu.
• Benim onu dershaneye gönderme imkanım hiç olmadı. Hep kendi çabasıyla okudu. Sabah kalktığımda, akşam işten döndüğümde hep ders çalıştığını görürdüm.
• Ablaları dışarı çıkmaya çağırdığında ‘Hayatımı kurtarmam lazım. Bazı şeylerden fedakarlık etmem gerekiyor’ derdi. Yazın yapmak istediği planlardan bahsetmiş. İngilizce çalışıyormuş.
• Yurt dışında öğretmenlik yapmanın yollarını araştırıyormuş. Ama Ağrı’ya gittiğinde kendini yalnız hissetti herhalde. Bende de bunun pişmanlığı var. Keşke onun yanında kalsaydım.
• Bir anne üç işte çalışarak büyüttüğü kızını öğretmen yapabiliyor ama bu ülke o öğretmeni yaşatabiliyor mu?
• Okul Müdürü Melahat İleri ifadesinde, ‘Mehmet Özmüş beni yönlendirmedi, ben kendim rapor aldım’ diyor.
• Melahat İleri, Irmak öğretmenin kendisini darp ettiğini ileri sürerek rapor alıyor ve servis şoförünü de tanık gösteriyor.
• Irmak, servis şoförünü telefonla arıyor ve görüşmeyi kayıt altına alıyor. ‘Sen benim tokat attığımı gördün mü?’ diye soruyor.
• Şoför ‘Ben olayı görmedim’ diyor.
Nüfusu 128.000 olan Lüleburgaz’da miting meydanına 100.000 yürekli vatandaşı toplayan kişinin ismi, Özgür Özel’dir
Kendisi seçilmiş son CHP Genel Başkanıdır…
Programda Çavdır’da tarla ziyareti vardı, arkasından Yeşilova’ya geçecektik.
Çavdır merkezde kalabalığın toplandığını öğrenen ilçe başkanı ısrar etti: “Sayın Genel Başkanım, Çavdır’da halk sizi bekliyor.”
Bunun üzerine Çavdır merkeze de uğradık.
Hakikaten kendiliğinden bir kalabalık aynen Denizli’de, Amasya’da, Tokat’ta, Trabzon’da ve gittiğimiz tüm diğer illerde olduğu gibi…
Özgür Özel liderliğinde kasaba, kasaba, köy, köy iktidara yürüyoruz.
Tarih Unutmaz Arşiv Yalan Söylemez.
Saat sabahın dördü...
Kaybeden aday hışımla İlçe Seçim Kurulu’ndan içeri girdi. Kurul Başkanı hâkime döndü ve bağırdı: “Şu haline bak sarhoş adam. Şu adalete bak. Kimlere kalmış. Seni yakacağım. Hepinizi adli tıbba göndereceğim, seni süründüreceğim. Yakacağım.”
Tarih: 27 Mart 1989.
Yer: Beyoğlu İlçe Seçim Kurulu.
Hakaret eden ise Beyoğlu’nda başkanlık seçimini yüzde 21.7 oy alarak kaybeden Recep Tayyip Erdoğan. Hakaret ettiği kişi, İlçe Seçim Kurulu Başkanı 2. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi Nazmi Özcan.
Erdoğan oyların sayımında “kesin bir şey olduğunu” düşünüyordu. İtirazı reddedilince kurulu basmış ve ağzından hakaretler dökülmüştü. Bununla da kalmamış, hâkimin sarhoş olduğunu ispatlamak için onu adli tıbba götürmeye çalışmıştı.
Erdoğan yargıdan kaçtı
Nazmi Özcan, Anadolu’nun birçok yerinde görev yapmış bir hâkimdi. “Delikanlı” denilen bir duruşu vardı. Silah taşıyordu. Sinirlerine hâkim oldu. Hayatında kimseye dava açmamıştı. O gün Erdoğan’ı adalete teslim etmeye karar verdi.
Özcan’ın yanı sıra 7 sandık görevlisinin daha imzasıyla tutanak tutuldu. Erdoğan, 31 Mart 1989 tarihinde polis nezaretinde Beyoğlu Adliyesi’ne getirildi. Tutuklama talebiyle Beyoğlu 1. Asliye Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi. Avukatı Erdoğan’ın tutuklanacağını anlayınca, “Reis! Hemen gitmemiz lazım buradan” dedi. Erdoğan kaşla göz arasında kayıplara karıştı. O gün Erdoğan’a “kaç” diyen avukat sonradan AKP’de milletvekili olacak Zeyid Aslan’dı. Evet, Meclis’te gazetecilere “Bacak aranızı çektirip gazeteye bastırsam”, milletvekiline “Terbiyesiz. Senin kıçını si..erim” diyen, Meclis Komisyonu’nda Yargıç Ömer Faruk Eminağaoğlu’na uçan tekme atan kişi.
Hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarılan Erdoğan, 27 Nisan tarihinde adliyeye geldi. Kardeşi Mustafa Erdoğan aracılığıyla “birahane sahibi ve kumar işleriyle ilgilenen” Kudret Bey’e haber göndermişti. Kudret Bey, adliye binasındaki “dostları”yla görüştükten sonra Erdoğan’a “gidebilirsin” demişti. Erdoğan, tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi’ne gönderildi. Sadece 4 Mayıs 1989 tarihine kadar, yani bir hafta cezaevinde kaldı. Tekrar hâkim karşısına çıkarıldı ve 500 bin TL kefaletle serbest bırakıldı. Yargılama sonunda 6 ay hapis ve 20 bin TL para cezasına çarptırıldı. Hapis cezası TCK’nin 72. maddesi gereğince 920 bin TL para cezasına çevrilerek tecil edildi. Yani Erdoğan hapse ilk kez “şiir okuduğu” için değil, seçimlere itiraz ederken ettiği hakaret nedeniyle girdi.
BU HABERI LÜTFEN YAYIN SARAYLININ KIM OLDUĞUNU HERKES IYI BILSIN
KEMAL TAŞDEMİR..
İstanbul'da haklarını arayan öğretmenleri döve döve gözaltına alıyorlar.
Yere yatırıp boğazlarını sıkarak...
Bu çürük düzeni işbirlikçiler ve şiddetle savunabiliyorlar
Dört büyük araca sığmayan paralar, henüz piyasaya çıkmamış telefonlar, gidilmeyen tatiller... İçi bomboş kurultay davasının arkasında tek bir adres var o da saray.
Mesele parti içi rekabet değil, rejim ile milletin mücadelesi!
Kemal Kılıçdaroğlu'nun ihaneti ile alakalı en muhteşem paylaşımı Cem Seymen yapmış
*Öfkeliyiz. Çevremdeki herkes çok kızgın. Kimse Kemal Kılıçdaroğlu ismine tahammül bile edemiyor şu anda
*Televizyonlara çıkıyor mağdur edebiyatı yapıyor bir de. Kayyumluğu kabul etmeseymiş kaymakamlar mı yönetseymiş CHP'yi. Böyle diyor
*Kendi seçmenine gerizekalı muamelesi yapıyor, alemi aptal yerine koyuyor. Hiç sıkılmadan. Zerre umursamadan. İnsanların öfkesi biraz da buna
*Kemal Kılıçdaroğlu'nun son kurultay süreci ve sonrasındaki konumunu bu gözle okuyabilir miyiz?
*Bence evet. Neden mi?
Bakın, yıllarca bu ülkede 'sarayın yargısı', 'talimatla çalışan mahkemeler' diyerek adaletsizliğe karşı yürüyen, meşruiyetini bu eleştiri üzerine kuran bir lider düşünün
*Sonra bir gün bir kurultay yaşanıyor ve aynı lider, koltuğu geri almak uğruna, tam da hayatı boyunca eleştirdiği o yargı mekanizmasının sunduğu bir can simidine sarılıyor: Mutlak butlan kararı
*İşte kırılma noktası tam olarak burası. Bu durum, 'Partiyi kayyıma bırakamazdım' ya da 'Hukuki haklarımı kullandım' gibi rasyonalize edilmiş kılıflarla açıklanamaz
*Eğer iktidarın tek taraflı güç dinamiklerinin aparatı haline gelmiş bir yapıdan medet umuyorsanız, şeytanın temsilcisiyle masaya oturmuşsunuz demektir