Al karşına konuş, daha çocuk o vs. Kendine muhalif diyen sanatçı, yazar (küçük burjuva entelijansiya) bile siyasal mücadele ufkundan tamamen uzaklaştı. Yapılan haksızlığa verdikleri tepki, bırakın haksızlığa karşı siyasallaşabilecek bir tepki olmayı, tam aksine egemenin mutlak gücünü ve otoritesini yeniden üreten bir retoriğe sıkıştı. Ülkeyi yöneten adamı ülkenin babası olarak görüyor, ona karşı yapılan her şeyi feodal ahlakın sınırları içinden zaten saygısızlık olarak görüyor, yapılanın suç olup olmadığıyla değil, zaten suç olana verilecek cezanın nevi ile ilgileniyorlar. Küçük burjuva entelijansiya artık Türkiye’de (ve dünyada da) gericiliğin kaleleri haline gelmiştir.
“Belli bir hayat tecrübesine sahip bir insan olağanüstü huzurlu bir ruh halindeyse, yaşamının bir alçaklıklar dizisi olarak geçtiğine hükmedebiliriz.”
Adorno / Minima Moralia
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Danla Bilic, marka işbirliklerini paylaşmak zorunda kaldığını açıkladı.
"Pıhtı atsa öleceğim bir süreçte ameliyata alınırken bile sadece işleri erteleyemeyeceğimizi düşünecek kadar kendimden uzaklaştım.
Çoğu kişiye kırgınım, 'Danla dinlensin' demelerini beklerdim."
Deniz Göktaş'ın yaptığı şey sadece bir "komedi şovu" değil.
Celal Şengör ve türevlerini aydın sanan ve aydının ne olduğunu unutan topluma bir aydının nasıl olabileceğini hatırlatıyor.
Ekonomik olarak tamamıyla ve istisnasız biçimde burjuvazinin çıkarları doğrultusunda işleyen hukuk ve tüm devlet mekanizmaları, arada sırada siyasal ve kültürel alanda göstermelik olarak “hukuk önünde eşit yurttaşlık” şovları sergilemeli ki, halk ideolojik hegemonyanın da zokasını yutabilsin.
Avukatları silah ruhsat harcından muaf tutun, savcı ve hakimlere yaptığınız silah indirim kampanyasını avukatlara da yapın, başka da bir şey yapmanıza gerek yok bakan bey. Böyle samimiyetsiz açıklamalar yapmak zorunda da kalmazsınız. Bizim insanımız her avukatın belinde silah olduğunu bilirse her şey çözülür zaten.
Cips fabrikasındaki işçi 110 bin maaş alıyor, beyaz yakalı 4 yıl üniversite okuyup 40 binle işe başlıyor.
Türkiye’de sendika, diplomadan daha değerli bir varlık haline geldi.
Sistem çalışanın değil, örgütlü olanın yanında.
Adalet Bakanı’nın, vatandaşları arzuhalcilere, yapay zekâya veya internet forumlarına güvenerek dava açmamaları konusunda uyaracağı yere, avukatların saf dışı bırakmanın taşlarını döşüyor.
Şu uyarıyı biz yapalım: Yapay zekâ sistemlerinin hatalı veya uydurma hukuki veriler üretmesinden doğan riskler bir yana, avukatların tabi olduğu sır saklama yükümlülüğünün bu şirketler bakımından karşılığı yoktur. Dava açarken ya da başka bir sebeple bu platformlara girilen bilgiler, ileride aleyhe delil olarak kullanılmak istendiğinde, ilgili şirketler tarafından yetkili mercilerle derhal paylaşılır.
Buna ek olarak, bu şirketlerle ilgili hukuki durum henüz yeterli ölçüde ve bütüncül biçimde düzenlenmiş olmadığı için özellikle hukuki uyuşmazlıklara ilişkin verilerin, fiilen devletin teşvikiyle yabancı şirketlere aktarılması, egemenlik yetkisi bakımından ciddi bir güvenlik sorunu doğuruyor. Belli ki bakan bunu da dert etmiyor ama biz ediyoruz.
Yaklaşımı, yerindelik açısından da sorunlu. Amaç adalete erişimi güçlendirmekse, yapılması gereken adli yardım mekanizmalarını geliştirmek olmalı. Böyle tuhaf yollara girilmemeli. Zira bu mantıkla hareket edilecek olursa yarın Sağlık Bakanı’nın da da vatandaşlara hekim olmadan yapay zekâ aracılığıyla kendi kendini tedavi etme yollarını önermesi gerekir.
Bunun sonu yok. Neresinden bakılsa tuhaf ve tutarsız.
Ana şunu merak ediyorum: Kendi partisinin seçmeni olan avukatlar acaba buna ne diyor?
Dinledikçe sinirleniyorum. Adli yardımdan gelen dosyaların çoğu durumu olmayan vatandaşın yanlış açtığı davalar. Savcıdan adalet bakanı yaparsan bunları bilmez, avukatların nelerle uğraştığı bilmeden projeler yapar
Edirne’de üniversite öğrencilerine konuşan Adalet Bakanı Akın Gürlek, yapa zeka destekli avukatlık hizmeti projesini anlattı:
“Bir vatandaş platformu kurmayı düşünüyoruz. Vatandaş girdiği zaman; 'benim problemim kira davası, işte nafaka davası, alacak davası' diye yazdığı zaman, hemen kendisine örnek bir şablon çıkacak.
Yani avukat olmadan bir dava dilekçesi çıkacak. Bu konuda vatandaşın atması gereken adımlar...
Şimdi biliyorsun illa adliyeye gidip dava açmasına gerek yok. Şu an online olarak da vatandaş dava açabiliyor.
Burada tek tek, adım adım yapay zekayı da kullanarak vatandaşa ne kadar kolay bir şekilde dava açması gerektiğini, açmış olduğu davada ne tür kararlar çıkabileceğini, cevap dilekçesi ya da delilleri hangilerini sunması gerektiğini söyleyecek. Bu konulara çalışıyoruz. Bu konuda yapay zeka ile ilgili bir çalışmamız var.”