1 tarikat lideri, 6 yaşındaki çocuğu evlendiriyor.
Başka 1 tarikat lideri ceza almamaları için siyasilerle görüşüyor.
19 yıl alan istismar sanığı birden tahliye ediliyor.
Cemaatler emeği geçenlere teşekkür ediyor.
Bilmesen Afganistan haberi dersin. Kapkara bir Türkiye haberi!
İBB davası 4. tutukluluk incelemesinde savcı mütalaasını sundu.
Savcının tahliyesini talep ettiği isimler:
- Elif Atayman
- Yunus Göçer
- Hasan Yalaz
- Alper Aydın
- Erdinç Çolak
Heyet, duruşmaya ara verdi. Aranın ardından karar açıklanacak.
Dosya kapsamında 68 tutuklu var.
Cemil Tugay istifa kararını askıya aldı...
Anladığım Tugay bu kararı kendisi aldı. Özgür Özel'in istifadan haberi yoktu... Görüşmelerin sonunda "İstifanın zamanı değil, ihraç edecekse Genel Merkez etsin" ortak görüşünün şimdilik kabul gördüğü belirtiliyor...
Buğra Gökçe’nin savunmasına ara verildi. 2018’e ait bir ihaleye fesat karıştırma iddiasını, iş yapılmamasına rağmen para alındığını ancak alt firmaların sorumlu tutulmadığına dair savcılık yazısını mahkemeye sunan Gökçe, bu iddiaların hiç biri bizde yok ama “Ak Partiliyseniz bakan olursunuz. CHP’den aday olursanız Silivri’den bakan, sevgilisine uzaktan bakan olursunuz” dedi. İmamoğlu da duruşma salonundan “mücadeleye devam” mesajıyla ayrıldı.
BİLİRKİŞİ RAPORUNU YAZAN KİŞİ SAYIŞTAYA ATANDI
Buğra Gökce: Deli gömleğini çıkaracağız diye uğraşıyoruz. Attığım imzadan ihaleye fesat karıştırma; atmadığım imzadan dolandırıcılıktan suçlanıyorum.
Muhammen bedel ve şartnameyi hazırlayanlar nerede? İddianamede adları yok, şüpheli değiller...
Kişileri hedef göstermek için söylemiyorum. Hepsi masumdur, tutuksuz yargılansınlar.
Ama iddianame bizi hedef gösteriyor.
Bu raporları hazırlayanlarda, bilirkişi raporlarını yazan kişi terfi etmiş, Sayıştay üyesi olmuş. Tesadüf gelmiyor bana.
#ibbdavası
Buğra Gökce, 19 Mart 2025’teki operasyonunda ve Vatan Emniyet’te yaşadıklarını anlattı. Gökce, “Bugün kıymetli eşim olan nişanlım Filiz Hanım’ın evine sabah saat 06.00 civarında yapılan aramayla başladı. Filiz Hanım o sırada evde değildi. Ben de evde değildim. Buna rağmen eve çilingir marifetiyle girildi. Esasında açık bir hak ihlali yaşandığını düşünüyorum. Filiz Hanım’ın evinde ne bulundu, polis neyi tutanak altına aldı, neye el konuldu; bunların hiçbirini bilmiyoruz” dedi.
Vatan Emniyet’e gidip kendi isteğiyle teslim olduğunu ifade eden Gökce, polisin kendisine “yakalama görüntüsüne ihtiyacı olduğunu” söylediklerini belirtti.
Gökce, şunları anlattı:
“Arandığımı öğrenmem üzerine ben kendi irademle Vatan Emniyet’e giderek teslim oldum.
Bakınız, bu fotoğraf benim Vatan Emniyet’e kendi ayağımla gittiğim sırada çekilmiş bir fotoğraftır.
Arkadaşlar tarafından, benim bilgim dışında çekilmiş bir fotoğraf.
Akabinde sağlık kontrolüne sevk edildim.
Ancak emniyete girişim, diğer kişilerde olduğu gibi polis eşliğinde görüntülenmediği için olsa gerek, arkadaşlar bir 'yakalama görüntüsüne' ihtiyaç duyduklarını söylediler.
Ben de buna itiraz etmeyeceğimi söyledim.
Bunun üzerine emniyete girişimin yeniden görüntülenmesine karar verildi.
Şimdi gördüğünüz bu fotoğrafın bir hikâyesi var.
Bunu özellikle anlatmak istiyorum.
Çünkü ben emniyete normal şekilde girdim.
Polis eşliğinde ya da zor kullanılarak getirilmiş biri değildim.
Kendi ayağımla gittim.
Ancak bana, “Bir fotoğraf çekeceğiz, tekrar dışarı çıkacağız” denildi.
Peki dedim.
Dışarı çıktık.
Daha sonra bu fotoğraf çekildi.
Ardından tekrar yukarı çıkarıldım ve yeniden nezarethaneye konuldum.
Bir süre sonra tekrar dışarı çıkarıldım.
Bu kez bana, 'İlk fotoğraf olmamış. Dikey çekmişiz, yatay çekmemiz gerekiyor. Bir kez daha çekim yapacağız' denildi.
Bunun üzerine üçüncü kez dışarı çıkarıldım ve yeniden emniyete giriş yaptırıldım.
Sonuç olarak, bu görüntülerin elde edilebilmesi için ben üç kez polis eşliğinde emniyete sokuldum.”
“SORUMLULUĞU YOK” DENİLEREK VALİLİK SORUŞTURMA İZNİ VERMEDİ AMA İDDİANAMADE SORUMLU TUTULDU.
Mahkeme başkanına “İsterseniz Valiyi tanık olarak çağırın” dedi ve valinin imzasının yer aldığı bir kararı mahkeme heyetine sundu. Encümene sevk ve encümen kararlarında imzası olduğu için 16 aydır tutuklu yatan İPA Başkanı Buğra Gökçe, “Valilik tek başına sonuç doğurmayan işlem nedeniyle soruşturma izni vermiyor benim hakkımda. Bakın valinin imzası var… Soruşturma makamı valilikten soruşturma izni istemiş olsa valilik izin vermeyecekti. Valiyi tanık olarak çağırın. Ben bu nedenle 16 aydır hapisteyim.” Dedi.
“KENDİM TESLİM OLDUM AMA 3 KEZ BENİ EMNİYETE SOKTULAR FOTOĞRAF ÇEKMEK İÇİN. MALUM MEDYA ‘YAKALANDI’ DİYE HABER YAPTI O FOTOĞRAFLARLA”
Buğra Gökçe: Şu an eşim olan Filiz Hanımın, o zaman evli değiliz, evine çilingir yardımıyla saat 6’da girildi. Bu hak ihlali… Arandığımı öğrendiğim üzere kendim gittim vatan emniyete… Bu fotoğraf, benim bilgim dışında çekilmiş. (Kendi girerken) Beni teslim alma görüntüsüne ihtiyaç duyduklarını söyledi arkadaşlar. ‘Peki’ dedim, bakın bu emniyete tekrar giriş fotoğrafın bir hikayesi var. Dediler ki, bir fotoğraf çekeceğiz, ‘tamam’ dedim. Sonra ‘bir kez daha’ dediler.. ‘dikey olmuş bu yatay lazım’ dediler. 3. Kez ben emniyete sokuldum. Oysa ben emniyete kendi ayaklarımla gitmiştim.
İmamoğlu: ŞOV YANİ…
Gökçe: Sonra bakın iktidar medyasında çıkan haberler… “Buğra Gökçe böyle yakalandı.”
Ben bunun için olduğunu bilmiyordum, bu fotoğraf çekme işini, prosedür bu demek ki, dedim.
(İMAMOĞLU ÇOK SİNİRLİ, YÜKSEK SESLE SÖYLENİYOR AMA ANLAŞILMIYOR OTURDUĞUMUZ YERDEN)
Göreve geldiklerinde kıyıların ticari işletmeler tarafından işgal edildiğini söyleyen Buğra Gökce, bu mekanları işgalden arındırdıklarını belirtti. Gökce, "Bizlere kamusal mekanları işgal edenler silah çekti, geri çekilmedik. Kıyıları talan edenler yumruk salladı vazgeçmedik. Bu kamu yararını savunan kıymetli arkadaşlarım burada benimle kamuyu dolandırmakla suçlanıyor" dedi.
19 Mart 2025’deki operasyon sonrası siyasi spekülasyon ile tutuklanma gerekçesi olarak bir kısım medya tarafından mesnetsiz iddialar ileri sürülüp itibar suikastine kurban edilmek istendiğini söyleyen Gökce, "İddianamede, İPA Başkanı olarak yürüttüm bu görevimle ilgili tek bir suçlama dahi bulunmamaktadır" diye belirtti.
Gökce, şöyle devam etti:
“İstanbul’u talan etmekte son derece mahir olan bazı çevrelere karşı yoğun bir mücadele verilmiştir. Elbette bunlar yalnızca burada bulunan teknik kadroların iradesiyle gerçekleştirilebilecek işler değildir.
Birçoğuyla daha önce tanışıklığım olan bu teknik arkadaşlarımızın hiçbirimizin tek başına gerçekleştiremeyeceği işleri hayata geçirebilmesinin nedeni, bu çalışmaların arkasında güçlü bir siyasi iradenin bulunmasıdır.
Bu nasıl mümkün olmuştur? Bu, Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmasıyla mümkün olmuştur. Çünkü Ekrem İmamoğlu, kamusal alanların işgalden kurtarılması, ayrıcalıklı kişi, vakıf ve derneklere tahsis edilen alanların kamuya geri kazandırılması konusunda teknik kadroların arkasında durmuş ve siyasi irade göstermiştir.
Sayın İmamoğlu ranttan değil, halktan yana durduğu için bu projeler hayata geçirilebilmiştir. Ülkemizde belediyeler ne yazık ki çoğu zaman rant tartışmalarının merkezinde yer alırken, İstanbul’da bunun tersini yapmaya çalışan bir anlayış ortaya konulmuştur.”
"Sayın hakim bu iddianame bana suç bulaştıramaz!"
#İBBDavası'nda 51. Gün
İstanbul Planlama Ajansı Başkanı ve Şehir Plancısı #BuğraGökce beyanda bulunuyor
"Ankara'da adını anmayacağım bir muhteremin bazı rant projelerine karşı çıktığım için Mezarlıklar dairesine sürüldüm.
Yazılar yazdım.
Rantla mücadele ettim.
30 yılımı çöpe atmak isteyen bu iddianame sayın hakimler, bana suç buluştıramaz.
Rantın parçası olmadım.
Bu suçlamalar bana yapılmış ağır bir hakarettir.
İstanbul'da görev yaptığım bu 17 aylık süreç, iddianamede neredeyse attığım her imzaya suç isnat edilen, 16 ay varan bir tutukluk dönemi olarak bu süreç.
Ve 17 ay süreçte görev yaptığım neredeyse attığım görev yaptığım süre kadar da suçla isnat edilmiş.
Yani attığım her imza neredeyse suç isnadı konusu olmuş.
Ben daha önce Ankara Büyükşehir Belediyesi'nde 13,
Çankaya'da 5,
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde 8 yıl kamu hizmeti yaptım.
Bunun yanında ben Yıldız Teknik Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi'nde de mimarlık fakültelerinde şehir ve bölge planlaması üzerine 2004 ve 2014 yılları arasında öğretim görevlisi olarak çalıştım.
Derslere davet edildim.
Mezun olduğum okullarda hocalık yapmamışlık da bana bahşedildi.
Yüzlerce öğrencinin yetişmesine katkıda bulundum.
Bugün birçok kamu kurumunda önemli pozisyonda vazife yapan şehir mühendisleri, gördükleriniimzayla ve yazdıklarında hocam diye hitap etmesi, tüm toplumsal görevleri içinde belki de en önemli ve en önemli pozisyonu olarak yüce bir iştir."
HİLMİ ÖZKÖK BANA DEVLET ÜSTÜN HİZMET ÖDÜLÜ VERDİ
Buğra Gökçe: 30 yılı Sayıştay denetiminde geçmiş, dört farklı kurumda görev yapmış, yüzlerce teftiş ve savunma süreci yaşamış birisi olarak; daha önce karakol yüzü görmemişken, yasal koşulları oluşmadan tutuklanmak ve 15 ay haksız yere hapsedilmiş olmak nedeniyle bugün mahkemenizin huzurunda bulunuyorum.
Uğradığım haksızlığın ve yaşadığım üzüntünün yükünü taşıyorum. Ancak kaderde bu sandalyeye oturmak da varmış. Onur ve itibar dışında sahip olduğum hiçbir şey yoktur. Buradaki birçok arkadaşımız gibi ben de içimde derin bir kırgınlık taşıyorum.
2002 yılının Kasım ayında askerlik görevimi yaptım. Kısa dönem statüsünde, 8 ay süreyle askerlik yaptım.
Marmara Ereğlisi’ndeki birlikte, askerlik dönemimde projelerin içinde yer alarak deprem ve afet hazırlıkları konusunda takım komutanı olarak görev yaptım.
O dönem 1. Ordu Komutanı olan, daha sonra Genelkurmay Başkanı olarak görev yapan Orgeneral Hilmi Özkök tarafından bu hizmetlerim nedeniyle DEVLET ÜSTÜN HİZMET BELGELERİYLE ödüllendirildim.
Askerlik dönüşünde tekrar İmar Dairesi’ndeki görevime devam ettim. Bunun yanında çok sayıda ulusal ve uluslararası kentsel tasarım ve planlama yarışmasına katıldım.
Bu yarışmalar meslek alanımız açısından son derece önemlidir. Bu alanda çok sayıda birincilik, ikincilik, üçüncülük ve mansiyon derecelerim bulunmaktadır.
Aynı zamanda Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne bağlı Şehir Plancıları Odası’nda;
* 2002-2004 yılları arasında Ankara Şubesi Yönetim Kurulu üyeliği,
* 2004-2006 yılları arasında Genel Merkez İkinci Başkanlığı,
* 2006-2007 yıllarında ise, 33 yaşında oda tarihinin en genç Genel Başkanlığı görevlerini yürüttüm.
Bu benim için önemli bir dönüm noktasıdır.
2007 yılında Japon Hükümeti’nin, Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) aracılığıyla açtığı bir burs programına Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına başvuranlardan biri oldum.
Türkiye’de yapılan sınavları başarıyla geçerek, ülkemizi temsil etmek üzere Japonya’da lisansüstü düzeyde bir çalışma yapma hakkı kazandım.
Bu kapsamda Japon kentlerinin planlanması ve afetlere hazırlık sistemlerini incelemek üzere Japonya’ya davet edildim. Bir dönem boyunca Japon şehirlerini yerinde inceleme, üniversitelerde verilen derslere katılma ve deneyim paylaşımında bulunma imkânı elde ettim.
Esasında bu çalışma, ülkemizin deprem ve afet gerçeğini daha iyi anlamaya yönelik çok önemli bir akademik ve mesleki deneyim oldu.
#ibbdavası @gokcebugra
Japonlar Dünya Kupası tezahüratı için meydanı dolduruyor. Kırmızı ışık yeşile dönünce herkes bir anda meydanı boşaltıyor ve trafik normal akışına devam ediyor.
Japonya bazen gerçek değilmiş gibi geliyor 🇯🇵
Gazeteci İsmail Arı, tutuklanmasının ardındaki gerçek nedeni anlattı:
"Ayhan Bora Kaplan dosyasına gelen bir ek iddianame ve ek klasörleri, telefon evrakları falan var...
Bayram arifesinde ben bu ek iddianameyi ve ek klasörleri okudum.
Bayram tatiline, ziyaretine gitmiş olmama rağmen bu işi büyük bir aşkla, tutkuyla yaptığım için orada haberler yapmaya devam ettim.
Dosyanın birden fazla unsuru olduğu için 3-4 gün peş peşe haberler yayınladım.
Gerçek nedenin bu olduğunu düşünüyorum çünkü bu mesele nedeniyle daha sonra yaşananlar da malum.
MHP içerisinde bazı gruplar tasfiye edildi, MHP'nin çok önemli isimlerinin bu dosyada adı geçiyor ve çok kısa süre sonra tasfiye edildiler veya görev bıraktılar.
Böyle düşünmemin asıl nedeni şu: Ben 65 gün önce gazetemin YouTube kanalında Erdoğan ailesinin vakıflarını anlatmışım. Dosyaya hem gözaltındayken baktık hem cezaevi sürecinde...
Kimse şikayetçi değil, Erdoğan ailesi şikayetçi değil, damadı şikayetçi değil. Kimse beni CİMER'e şikayet etmemiş, videoyu Emniyet'e ihbar etmemiş.
Bu dosyada şöyle absürt bir durum çıkıyor: Ankara Adliyesinin en kıdemli savcılarından biri, tüm gazetecilerin tanıdığı bir isim, sosyal medyada gezerken 'Aa bu neymiş' demiş, videoyu 65 gün sonra görmüş. 'Ben dur şu videodan bayramın ikinci günü İsmail'i bir gözaltına aldırayım, tutuklattırayım' demiş.
Bu akla mantığa uygun değil, absürt ve komik. Haliyle bu senaryoya ben inanmıyorum.
65 gün sonra bir ihbarcı yok, şikayetçi yok, paldır küldür bayramın ikinci günü, adliye bomboşken... Beni gözaltına alan polisleri görevden çağırmışlar, jandarmayı teyakkuza geçirmişler, bayram izinlerini iptal ettirmişler alelacele.
İş günü olan pazartesi bile beklenmemiş.
Bunu yaparak da bence şu mesaj verildi: Bu dosyayla kimse uğraşmasın, kimse bu dosyanın üzerine gitmesin.
Bu dosyayla uğraşanı alalım, içeride burnu sürtsün, dışarıdakilere de gözdağı olsun ki kimse cesaret edemesin mesajı verildi."
(BirGün TV)
📍Adalet arayan bu annemizin sesini duyurmak insanlık borcudur!
Ankara’da evladı için adalet arayan bu annemiz alnından, kolundan ve bir çok yerinden yaralandı!
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e feryat etti:
“— Ben kızlarımın hakkını almak için gelmiştim. Müdahaleye uğradım. Ellerim, kollarım, alnım şey oldu!
— Kızlarımın haklarını vermiyorlar. Yusuf Tekin duysun artık, yeter!”
Tek bir sorum var: Bu annemiz Öcalan’a özgürlük isteseydi yine bu muameleye maruz kalır mıydı?
İsmail Arı, cezaevine kendisini ziyarete gelen Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili anısını paylaştı:
"Normalde her gelen benden önce oturmuş oluyordu, bu sefer ben bekledim.
Bakıyorum uzağa kim gelecek diye, köşeyi döndü geldi Kemal Kılıçdaroğlu ve çok şaşırdım.
Çünkü benim Kemal Kılıçdaroğlu'yla daha önce bir sohbetim olmadı.
İlk yarım saat zaten benim dosyama, tutukluluk sürecime, cezaevi koşullarına dairdi.
Mutlak butlan meselesini sordum.
'Bence mutlak butlan kararı %50 %50. Ben samimi olarak bunu düşünüyorum.
Avukatımı mahkemeye yollamıyorum zaten, çok dedikodu çıkıyor falan diye ama ben mutlak butlanı kabul edeceğim' dedi.
'Nasıl, ne olacak peki?' dedim.
'Özgür Bey'le de oturur konuşuruz. Onunla konuşurum, bunu yapmamız lazım, kabul edeceğim, CHP genel başkanı olacağım.' dedi.
'Peki hani bu süreçte çok tepki olacak, itiraz olacak.' dedim.
Ondan sonra kendi partisindeki isimlere dair çok sert sözler söyledi. Çok sert ithamlarda bulundu.
Hatta tam unutmayayım diye o görüşten sonra koğuşa böyle koşa koşa döndüm, gardiyan da şaşırdı. Not alayım cümlelerini aynen, kağıt kalem yoktu o zaman yanımızda.
Kurultayın parayla satın alındığını düşünüyor. Defalarca milletvekilliği yaptırdığı, belediye başkanlığı yaptırdığı isimleri hırsızlıkla suçluyor.
Ve hatta tam kendi ifadesi: 'Kurultayı parayla satın alan hırsızlar bu partiyi de ülkeyi de yönetemez. Bu yüzden ben kabul edeceğim.' diyor.
Sonra örnekler verdi, işte ahlaksızlıkla suçladı yine birçok ismi.
Çeşitli örnekler verdi, 'Uşak mevzusunu biliyorsun' dedi,
'Şu rezaleti de burada görüyorsundur... Bursa ayrı bir şey.' dedi. Böyle çeşitli belediye operasyonlarından örnekler verdi, sordu yani.
'Peki 2 yıldır çok sert eleştiriyorsunuz, siyasi hayatınızda görmediğiniz kadar yaşamadığınız kadar bir eleştiri içerisindesiniz.' dedim.
Orada da böyle güldü, hatta o gülmede biraz kahkaha da vardı.
'Ben bakmıyorum ki, umurumda değil' dedi.
'Nasıl yani?' dedim. 'Ya sosyal medya falan ben okumuyorum' dedi.
'Bu haberleri de okumuyorum. İnan hiç bakmıyorum iki yıldır.
Bunlara bakmadığım için de görmüyorum, görmediğim için de bilmiyorum' dedi."
(BirGün TV)
İsmail Arı: Dediler ki ‘sizi nezarethaneye indireceğiz’… Sonra karşımdaki polis beni süzdü. ‘Pantolonunu indir 2-3 defa eğil-kalk’ dedi. ‘Nasıl yani’ dedim… ‘Sen çıplak arama yapıyorsun, bu yaptığın kanunsuz ben bunu yapmam’ dedim…”
Gazeteci İsmail Arı, Cezaevindeyken CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmeyi anlattı:
“Bir gün ‘Bakanlık görüşü’ denilerek çağrıldım. Görüş yerinde beklerken köşeyi dönüp gelen kişinin Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu görünce şaşırdım. Kendisiyle daha önce derin bir diyaloğumuz olmamıştı.
Yaklaşık bir saat konuştuk; ilk yarım saat dosyam ve cezaevi koşulları hakkındaydı. Sonra ona cezaevinde de olsam gazeteci olduğumu belirterek sorularım olduğunu söyledim. Memnuniyetle kabul etti.
Önce ‘Mutlak Butlan’ meselesini ve ne yapacağını sordum. ‘Karar %50-%50, ama kabul edeceğim. Özgür Bey'le konuşuruz, bunu yapmamız lazım, CHP Genel Başkanı olacağım’ dedi. Süreçte tepki gösterileceğini söylediğimde, kendi partisindeki isimlere yönelik çok sert ithamlarda bulundu.
Görüşme sonrası unutmamak için hemen not aldığım sözlerinde, kurultayın parayla satın alındığını düşünüyor ve geçmişte milletvekili, belediye başkanı yaptığı isimleri suçluyordu.
Aynen, ‘Kurultayı parayla satın alan hırsızlar bu partiyi de ülkeyi de yönetemez. Bu yüzden kabul edeceğim’ dedi.
Kurultayı kaybetmesini sindiremediğini ve bir intikam duygusuyla hareket ettiğini hissettim. Birçok ismi ahlaksızlıkla suçlayarak Uşak ve Bursa gibi yerlerdeki belediye operasyonlarından ‘rezalet’ diyerek örnekler verdi.
Son iki yıldır uğradığı yoğun eleştirileri hatırlattığımda ise kahkaha atarak, ‘Sosyal medyayı ve haberleri okumuyorum, umurumda değil. İki yıldır hiç bakmadığım için görmüyorum ve bilmiyorum’ yanıtını verdi.”
Boyları kadar kitaplar...Soru çöz çöz çöz...Aslında tepki tabiki kitaba teste diil, sistemin kendisine... Geçen yıl 700 birincinin çıktığı ( nası çıktığı hala muamma ) @tcmeb LGS sınavının, sanırım bu yıl dietini bizim çoçuklar ödüo...En iii hocaların bir matematik sorusunu çözme süresi 15 dakika...