Deniz Göktaş neden tutuklu yargılanıyor?
Kaçacak mı? Kendi geldi.
Delil mi karartacak? Delil YouTube'da yüklü zaten.
İlle yargılayacaksanız dışarıda yargılayın. @idgoktas'ı rahat bırakın. Deniz Göktaş'ı serbest bırakın.
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın#DenizGöktaş
“Denizin içindeyiz!”
“Artık saz zamanıdır, şimdi söz zamanıdır!
Havalar çok çok acayip,
Havalar çok çok şizoid…
Havalar çok çok çok acayip, havaları çok çok acayip kılan günün çok acayip haberleriyse şöyle;”
“Deniz Göktaş tutuklandı!”
Gülmekten korkan iktidarlar olmuştur; gülmekten vazgeçen toplumlar ise hiç olmamıştır.
İfade özgürlüğü suç değildir.
Deniz Göktaş’ın yanındayız!
Arkadaşımız Deniz Göktaş hakkında verilen tutuklama kararı, yalnızca bir komedyeni değil; mizahın ifade alanını da daraltan bir karardır.
Bir komedyenin yeri cezaevi değil, sahnedir.
Deniz bizim arkadaşımız. Yıllardır aynı sahneyi, aynı heyecanı ve aynı kahkahayı paylaşıyoruz. Bugün de yanında olmaya devam edeceğiz.
İnsanlar birlikte güldükleri insanları da, neye güldüklerini de kolay kolay unutmaz.
Çünkü mizahın hafızası vardır.
O hafızaya kelepçe vurulamaz.
Deniz’in yanındayız.
@PiyasaTturkiye Hayattan kopuk, ticaretten bı habersiniz. Nebati zamanında peşin para ile mal satın alamiyorduk çünkü fiyatlama yapilamiyordu. Kerterizi kaybetmistik. Şimdi önceye göre çok çok iyiyiz bu açıdan. Var olan durumu savundugum yok. Rakamlar bu yazdığımı söylemez.
Olay yerindeki kan ve fren izleri itfaiye araçları, konuyla ilgili haberler de internetten temizlendiği için; bilmeyen arkadaşlar için özetleyelim:
- Ses sanatçısı Sevim Tanürek, 1998 yılında dönemin İBB Başkanı Erdoğan'ın oğlu Burak Erdoğan'ın otomobiliyle kendisine çarpması sonucu hayatını kaybetti.
- Bilirkişi raporuna göre Burak Erdoğan kusursuzdu, tüm kusur (8/8 oranında) yaya geçidini kullanan Sevim Tanürek'teydi. Bu raporla Burak Erdoğan beraat etti.
- Peki bu bilirkişi raporunda imzası olan Eyüp Çakmak ne oldu? Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürü yapıldı. Adli Tıp’tan sıcak denizlere açıldı.
Geçenlerde Penguen kitabevlerinden birinde, ilkokul çağı bir çocuğa hediye etmek üzere dünya kürelerine bakıyoruz. Siyasi haritalı küreler, coğrafi haritalı küreler, ışıklı küreler…
Küreler kitap raflarının en üstüne dizili olduğu için görevli merdivenle tek tek küreleri indiriyor; biz de yakından inceleyip karar vermeye çalışıyoruz.
Tabi bu esnada ister istemez gürültü çıkartıyoruz. Bulunduğumuz bölümde çalışma masalarına laptoplarını açmış çalışanlar, kitap okuyanlar var.
Ben gürültü yaptığımız için biraz mahçup oluyor, en yakındaki orta yaşlı adamdan özür diliyorum. Hiç sorun değil, diyor, ancak müsaadeniz olursa ben de fikrimi söylemek isterim. Buyurun tabi, memnun olurum, diyorum. Bence siyasi haritalı küre almayın, diyor. İnsanlık tarihinin en uzun barış döneminin sonlarındayız. Hediye aldığınız çocuk büyüdüğünde bu küredeki ülkelerin çoğu tarihe karışmış olacak. Oysa fiziki harita değişmez, dağlar, nehirler milyonlarca yıl daha aynı yerlerinde olacak.
Haklısınız, diyorum, ben de aynı fikirdeyim. Ben ortaokula giderken bana da bir küre hediye edilmişti. O kürede SSCB, Yugoslavya, Çekoslavakya, Doğu ve Batı Almanya vardı. Bugün böyle bir küreye sahip olmak istemez miydiniz?
Bir şey demedi, sadece gülümsedi.
Bir siyasi haritalı küre alıp çıktık. Hediye aldığımız çocuk 20’li yaşlarına geldiğinde, vay be dünyada ne ülkeler varmış diyerek şaşkınlıkla baksın diye.
Bu zamana dek hiçbir tutuklama beni Emel Memiş'in hapse atılması kadar üzmedi.
Emel hocanın TKP/ML üyeliğinden hapse atılabildiği bir yargı düzeninde herhangi birimizin dışarıda olması tesadüf eseridir.
2003’te Grigori Perelman matematiğin en büyük problemlerinden biri olan Poincaré varsayımını çözdü. Ancak 2006’daki Fields Madalyası (Mat. Nobeli) ile 2010’daki 1 milyon dolarlık Millennium Ödülü’nü, akademideki etik sorunlar, ödül sistemi ve yapay şöhrete tepki olarak reddetti.
Selahattin Demirtaş’tan Deniz Göktaş’a mektup:
“Avukatlarım dediler ki "Deniz Göktaş diye genç bir adam var, siyasi mizah yapmak suretiyle çaktırmadan senin koltuğuna göz dikmiş, haberin olsun!"
Dedim "şu andaki koltuğuma mı?", "evet" dediler "öyle görünüyor ki bugün yarın tutuklanır.".
"Hadi inşaallah, hayırlısı" dedim. O hapse girerse ben bu defa kesin çıkarım, nitekim hapishaneler aynı anda iki adet böyle mahpusu kaldıramaz. Az kaldı!
Böylesi genç yetenekleri teşvik ve tahrik etmek de boynumuzun borcudur. Bak, güzel kardeşim; kesinlikle doğru yoldasın, aynen devamke. Bu arada bana bazen "Selo" diyenler oluyor, ben de sana kısaca "Denyo", diyebilir miyim? Gerçi bu olmadı, senin ismini kısaltamıyoruz. Hatta assalar da, kesseler de olmuyor; Deniz her zaman Deniz olarak kalıyor. Neyse, ben sana mecburen kısaca Deniz diyeceğim.
Bak, Deniz kardeş; koltuğuma göz dikmeni takdirle karşıladım hatta tatlı bir telaş, fazlaca umut da var. On yıldır bu günü bekliyorum; Yılmaz, Cem falan benim yerime gelirler diye düşünmüştüm de denyolar beni hayal kırıklığına uğrattılar. Fakat sen öyle değilsin canım kardeşim, sende o ışık var, başaracaksın illaki. Çaban, mücadelen, gayretin mutlaka sonuç verecek, vazgeçme lütfen.
Baktın sabahın köründe kapına dayanmıyorlar, ki en kötüsü bu şekilde beklemektir, durma sen git. Taksim'e git mesela, avukatlarımın sana ileteceği iki tane sağlam sloganı sol yumruk havada, hançereni yırtarcasına meydanın ortasında haykır, akşamına koltuğum senindir inşaallah.
Sana bir de Abi tavsiyesi; "Yurt dışına kaçmadım ki, iki şort, iki tişörtle yurt dışına mı kaçılır", şeklindeki argümanın pek sağlam olmamış. Sanırsın kıyafet yeryüzünde bir tek Türkiye'de satılıyor, dünyanın geri kalanı halen incir yaprağıyla geziyor! Öyle olmaz, yemezler bunlar. Misal şöyle inandırıcı bir şeyler uydur "ya yeminle altın fiyatları dip yapınca daha dün bi çeyrek aldım, haftaya yine tavan yapınca satcam. Çeyreği Türkiye'de bırakıp kaçar mıyım ya!".
Takdir yine de senindir Deniz kardeş, bu halk her halükarda Deniz'leri sever. Üstelik tuhaftır ki dönmeyen Deniz'leri daha çok severler. Olan bana olacak ya neyse, yapacak bir şey yok.
Son olarak yetkililere de seslenmek isterim; bu genç arkadaşımız tam olarak neler söylemiş bilemiyorum ama bırakın da gençler korkmadan, özgürce düşünüp, konuşsun, gülsünler bari. Toplumsal gelişme, ilerleme için özgürlükler şarttır, olmazsa olmazdır, gençleri engellemeyin lütfen.
Not: Eğer ki gösterisinde bana da giydirmişse tutuklayın tabi, o ayrı.”
Bir hastanın ameliyatı müşebbek yüzünden iptal olur mu? Evet, olur. Geçen hafta bir hastanın katarakt ameliyatını yaptım. Hastam, hem göremiyor hem müşebbek aşığı bir şeker hastası. Bir oturuşta bir kilo müşebbek yiyormuş.Ameliyat masasımdan müşebbek yüzünden beş kere kalkmış. Şekeri 500'lerde geziyor. Sonra bana geldi, başvurduğu Allah bilir kaçıncı göz doktoruyum . Sıkı bir metabolik kontrol için dahiliye ile görüştük, diyetisyenle planlama yaptık, sekreterim her saat arayıp müşebbek yiyip yemediğini sordu. Sonunda şekerleri kontrol altına aldık ve ameliyatını yapabildik %100 görmeye başladı. Eve gitmiş yine yarım kilo müşebbek yemiş ve şeker fırlayınca bu sefer hastaneye yatırılmış. Kendimi tutamadım oğlum dedi 😄 Bu da tarihe vaka-i müşebbekiye olayı olarak geçti
Yeşilçam’ın büyük ustası Kadir İnanır’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Halktan, emekten yana duruşuyla, sanatına kattığı değerle gönüllerimizde silinmeyecek bir iz bıraktı.
Kendisine Allah’tan rahmet; ailesine, sevenlerine, sanat camiamıza ve tüm ülkemize başsağlığı diliyorum.
Bugün TTB 78. Kongresi’ne katıldım. TTB ile bağdaştıramadığım ama herhalde herkese eşitiz demek için konuşmacı olarak çağrılmış olan Ahmet Davutoğlu sahnede zırvalarken sevgili hocam Onur Hamzaoğlu sırtını döndü. Omurga dik durmamızı sağlayan önemli bir organımızdır ve herkeste bulunmaz. Onur hocamın omurgalı hareketini alkışlayalım.