Kadın doğum uzmanını sezaryen doğum sonrası tutuklanması uygulamanın hukuktan ne kadar koptuğunu gösteriyor..
Vefat eden hastanın ölümünde bir tıbbi müdahale hatası var mı o bile belli değil.Hekimler bir yandan şiddete maruz kalıyor diğer yandan haksız tutuklamalara.
Hekimlerimizin yurtdışına göçünün bir nedeni de budur.
SORUN SADECE KOMPLİKASYON - MALPRAKTİS AYRIMI MI?
Mevcut hukukun Tıbbi işlemleri ve süreci sadece hukuki mantıkla yorumlamaya çalışması ve sadece hekimin üzerinden "suç"(!) tanımları yapması en önemli sorunların başında geliyor.
Olumsuz sonuçlanan her tıbbi işlem için her seferinde komplikasyon mu malpraktis mi? sorusu da doğru değil.
Tıbben gereken herşeyin yapılması hastaya yapılan her işlemin %100 olumlu sonuç vereceği anlamına gelmiyor.
Hastasını iyileştirmek niyetiyle risk alan, elini taşın altına sokan hekim hukuken potansiyel bir "suçlu" muamelesi görmemeli
Hukukun mantığı ile tıbbın mantığı uyum sağlamadıkça tartışmalar kaçınılmaz.
Şanlıurfa’da binlerce doğumda canla başla hizmet etmiş bir Kadın Doğum Uzmanı meslektaşımızın yüksek riskli bir vakadaki komplikasyon nedeniyle peşin hükümle gözaltına alınması kabul edilemez. Tıbbın doğasındaki komplikasyonları suç, hekimleri de suçlu gibi gören bu cezalandırıcı yaklaşım ne devlette ne de özelde, riskli hastalara dokunacak hekim bırakmaz. Hekimi korumayan bir sistem, hastayı da koruyamaz. Yılların emeği, bir dosya incelemesi bile yapılmadan parmaklıklar ardına atılamaz. Sağlık Bakanlığı ve adalet mekanizması hekimleri risk almaktan, hastayı ise şifadan uzaklaştıran bu korku iklimini
tetikleyen uygulamalara karşı sessiz kalmamalıdır.
#HekimlikKriminalDeğildir
#HekimlikSuçDeğildir
@saglikbakanligi@drmemisoglu@adalet_bakanlik@urfatabip@ttborgtr@TJOD_org@tjodistanbul
Sayın @abakingurlek
Sayın Hakimler ve Savcılar Kurulu Başkanlığı,
Sağlık Bakanlığı Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğünün kamuoyuna yaptığı açıklamada; sağlık profesyonellerinin mesleklerini icra ederken gerçekleştirdikleri tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yürütülecek ceza soruşturmalarında, Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından soruşturma izni verilmeden adli sürecin başlatılamayacağı ve koruma tedbirlerine karar verilemeyeceği açıkça belirtilmektedir.
Bu durumda kamuoyunun cevap beklediği sorular şunlardır:
📌 Şanlıurfa'da görev yapan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı meslektaşımız hangi hukuki gerekçeyle tutuklanmıştır?
📌 Mesleki Sorumluluk Kurulundan soruşturma izni alınmış mıdır?
📌 Kanunda öngörülen muhakeme şartı yerine getirilmeden mi adli süreç işletilmiş ve tutuklama tedbirine başvurulmuştur?
Sağlık Bakanlığının kamuoyuna açıkladığı hukuki çerçeve ile yaşanan olayın nasıl bağdaştığı, kamu vicdanını ve sağlık camiasını yakından ilgilendirmektedir.
Bu nedenle, söz konusu sürecin Adalet Bakanlığımız ve Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından titizlikle incelenmesi, kamuoyunda oluşan soru işaretlerinin giderilmesi ve gerekli açıklamanın yapılmasının hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğu kanaatindeyiz.
Hekimin hukuki güvencesi, toplumun sağlık güvencesidir.
Taksir ile adam yaralama, taksirle adam öldürme hekimler için aşağılayıcı ve yanlış bir ifadedir. Hastayı iyileştirmek amacıyla yapılan tıbbi işlemi kriminalize etmektedir.
Tıbbi yargılamaların mantığı değişmelidir.
Yargının hekimlere bu öfkesi neden? Ölçüsüz kararlarınız yalnız hekimleri değil, toplumu da cezalandırıyor. Nitelikli hekim ya sistemi terk ediyor ya da defansif tıbba yöneliyor. Kendi bindiğiniz dalı kestiğinizi göremeyecek kadar ne ara körleştiniz? Hekimlerden elinizi çekin.
Hekimlerin tıbbi işlemlerindeki başarısız sonuçlar uzun süreden beri kriminalize ediliyordu zaten. Bu anlayışa göre; hekim hastaya bir tıbbi işlem uyguladıysa mutlaka olumlu sonuç alınmalıdır. Eğer olumlu sonuç alınmadıysa nedeni %100 hekim hatasıdır. Medya da bir kaç duyarlı gazeteci haricinde meseleyi hep hekim üzerinden açıklamaya çalıştı.
Oysa Tıp böyle bir şey değil. Hastaya tıbben gerekeni yapmak her zaman beklenen sonucu vermez. 2+2 her zaman 4 değildir. Hastane reklamlarındaki gibi "ameliyathane önlüğü giymiş, tedavisi başarıyla sonuçlanmış tebessüm eden hasta" fotoğrafı her zaman realiteyi yansıtmaz. Modern tıbbın aklınıza gelebilecek her türlü işleminin bile ciddi, öngörülemeyen riskleri vardır.
Bu realite kabul edilmediği müddetçe hekim hukuken potansiyel suçlu görülmeye devam edecek maalesef.
Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı, daha adli tıp ve bilirkişi incelemesi yapılmadan, kadın doğum uzmanı meslektaşımızı “taksirle ölüme sebebiyet verme” suçundan tutuklamış.
Hayatını kaybeden annemize Allah’tan rahmet dilerim. Adli soruşturma tabi ki yapılmalı.
Ancak bir hekimin bilirkişi raporu alınmadan, illiyet bağı kurulmadan peşinen tutuklanması kabul edilemez.
Hekimlik, Demokles’in kılıcının gölgesinde yapılacak bir meslek değildir.
Bu yanlıştan en kısa zamanda geri dönülmesini umuyorum.
Benim ilgili bilirkişileri hekim kamuoyuna hesap vermeye çağırmamın bir nedeni de şu hocam;
Bir hekimin evine/sağlığına/mesleğine olan inancına/sevgisine kastedebilecek milyonluk bir malpraktis davasında hekimin hatasının(?) ne olduğu kimseden gizli kalmamalı. Diğer meslektaşlarımız da bilsinler ki aynı hatayı(!) yapmasınlar, milyonluk tazminat davası ödemek zorunda kalmasınlar.
Bir hekimi tıbbi bir kararından dolayı suçlamak kesin kriterler, somut, şüpheye mahal bırakmayacak kanıtlar ister. Ben 16 yıldır attığım bir imzanın/kararın hesabını veriyorsam yukarıdaki isimler ve farklı branştan olan 2016 öncesi Adli Tıp bilirkişileri de neye dayanarak bu kararı aldıklarını, benzer vakalarda neden farklı kararlar verebildiklerini kamuoyuyla paylaşmalılar.
@gelibolu2015 Çok geçmiş olsun hocam. Hekim düşmanı hekim bilirkişiler oldukça bu durumlarla karşılaşmak artık hepimiz için ihtimal dahilinde. Beşer zulmeder, kader adalet eder. Elbet sizin için de Allah bir kapı açar
Adli Tıp'ta dosyaları ilgili, ilgisiz birbirinden çok farklı branşlardan hekimlerin değerlendirmesi uygulaması Modern tıbbın gereklerine uymamaktadır. Bundan yıllar önce bir cerrah cerrahinin her dalında (çocuk cerrahi de dahil), dahiliye dahili branşların her dalında fikir beyan edebiliyordu. Ancak artık Modern Tıp neredeyse her dalında branşlaşmıştır. Dolayısıyla bu durumun tıbbi hukuka da yansıması gerekir. İhtisas daireleri hep aynı kişilerden oluşmamalı. Dava konusu dosya Adli Tıp uzmanlarıyla birlikte ilgili branşın/branşların hekimleri tarafından değerlendirilmelidir. Bazen aynı konuda bile farklı tıbbi yaklaşımlar olabiliyor.
(2016 öncesi Adli Tıp'ta benim davada Ortopedi hocası Prof. Dr. "Ben ROP diye bir hastalık bilmiyorum. Çocuk dr bana imzala dedi imzaladım. Herkes kendine yakın olan branşların dosyasını alıyor, biz de ona göre imzalıyoruz, başka türlü dosyalar yetişmez" demişti. Milyonluk tazminatların konuşulduğu bir dava sürecinde böyle saçmalık olabilir mi?
Bunları neden yazıyorum? Hekim tabii ki her yaptığı tıbbi işlemin/değerlendirmenin hesabını vermeli. Bunun tartışması olmaz. Ancak modern Tıbbı standart hukukun mantığıyla değerlendirmek hekimi inisiyatif/risk almaktan çekinir hale getiriyor. Mevcut hukuk tıbbı tedavinin başarısız ya da başarılı olması ikilemine indiriyor. Hekimi mevcut koşullarda yaptığı tıbbi değerlendirmesinden dolayı "potansiyel suçlu" olarak değerlendiriyor. Dava süreci hekimi psikolojik, sosyal ve mesleki olarak yıpratıyor. Bu durumun hekime ve hastalara faydası yok.
Saddam, Kürtleri kimyasal silahla katleden bir diktatördü ve sonu hak ettiği gibi oldu.
ABD ise Irak işgali sırasında Felluce’de kimyasal silah kullandı, Irak işgali biteli yıllar oldu ama Felluce’de çocuklar hala engelli doğuyor, Bush’un ya da herhangi bir ABD başkanının sonu hak ettiği gibi oldu mu?
Dünyada atom bombası patlatan tek ülke ABD, bunları Ortadoğu’daki şiddet kadar konuşmuyoruz.
Yanarak ölen bu çocuklar, aslında Batılı ırkçılığın da bir göstergesi, öldürdükleri, tecavüz ettikleri çocukların çoğu beyaz ve Batılı değil, bu yamyamlığı ancak Batılı olmayanların insan olmadığına inandığınızda yaparsınız. Siyahları da aynı nefretle köle, cariye yaptılar.
Ben çalıştığım akademik alanlarda ve X’te genellikle İslam ve insanlık vahşeti arasında bağlantı kurulduğunu görüyorum, Batı ise demokrasi üzerinden güzelleniyor. Bu adaletsiz nefret diline de eyvallah denilmez artık.
Kötü tıbbi uygulama davalarında hekimin ve hastanın mağdur olmadığı bir tazminat sistemi oluşturulmalı. Sigorta sistemi geliştirilmeli ve hasta ile hekim karşı karşıya getirilmemelidir.
Aksi takdirde ne bu tazminatlar ödenebilir ne de tahsil edilebilir.
@hayalvehatira kısa bir zamanda teellümatla karışık evlat sevmesine ve okşamasına bedel safi, elemsiz, milyonlar sene ebedî evlat sevmesini ve okşamasını kazanmak, ehl-i imanın en büyük bir medar-ı saadeti olduğunu şu âyet-i kerîme وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ cümlesiyle işaret ediyor