Atatürk, bir çınar dalını kurtarmak için köşkü 4.8 metre kaydırmıştı. Biz de bu mirastan ilham alarak Yalova Makine İhtisas OSB’yi inşa ederken doğadan tek bir adım bile ödün vermiyoruz.
Yeşil Sanayi anlayışımızla modern üretim tesislerimizi doğayla iç içe, sürdürülebilir bir yapıyla yükseltiyoruz.
Yeni dünya düzeninde ve Ortadoğu’daki yeni dengede Türkiye, denge kuran merkez ülke konumuna yükseliyor. Körfez İşbirliği Konseyi ile derin entegrasyon sağlayan bir Türkiye, bölgenin hem savunma gücü hem de üretim üssü haline gelir. Bu rolüyle, Avrupa Birliği’nin kuruluş dönemindeki Almanya’ya benzer şekilde, ekonomik ve stratejik bir lokomotif işlevi üstleniyor gibi geliyor bana.
Yeni dönemin temelini uzlaşma, üretim ve paylaşım oluştururken; yayılmacı politikaların karşılık bulması giderek zorlaşacaktır ve yayılmacı komplo teorileri hükümsüz kalacaktır. Bölgesel ve küresel iklim, daha dengeli ve iş birliğine dayalı bir yapıyı zorunlu kılıyor. Bu perspektiften bakarsak Türkiye’nin Karadeniz’den Akdeniz’e uzanan sanayi koridoru vizyonu da sadece ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir denge unsuru olarak yeniden anlam kazanıyor. Ayrıca Türk devletinin tüm coğrafyayı ve tüm halkları kucaklayıcı tavır ve tarzını da buradan okumak gerekir bence.
Barışa uyandık. Bu sabah bir umuda yeniden “merhaba” dedik.
Gerçi sosyal medyada hâlâ “kim yendi, kim yenildi” tartışmaları dönüyor; meseleyi bir futbol maçı gibi okuyanlar var, ne yazık ki. Oysa çoğu insan, insanlık olarak nasıl bir tehlikenin eşiğinden döndüğümüzün farkında bile değil malesef. Neyse;
Gerçekte kazanan taraf belli: yeni kurulmakta olan düzenin kendisi. Bu sürecin hızlanması için yaşanan ve yaşatılan bir savaşın içinden geçtik; şimdi ise bunun gerçekten geride kaldığını ummak istiyoruz.
Eğer birilerinin mutlaka “taraftar” gibi hissetmesi gerekiyorsa, “siz kazandınız, tebrikler” der geçeriz. Ama asıl mesele, olup biteni bütünsel bir bakışla kavrayabilmekte.
Umarım bu iki haftalık ara sadece bir soluklanma olmaz; aynı zamanda daha sağduyulu ve dengeli bir geçişin başlangıcı olur. 14 Mayıs’ta Çin’de yapılacak zirveye kadar bu sürecin devam etmesini ve orada somut adımlarla taçlanmasını temenni ediyorum.
Ve ardından, kurulacak bu yeni dengeler üzerinden, hep birlikte hayatlarımızı yeniden, daha sağlam bir zeminde inşa etmeye başlarız inşallah.
Mevlana Celaleddin Rumi’nin Mesnevisi gerçekten bir rehber gibi… Bugün belki de her zamankinden daha fazla onun hoşgörüsüne, herkesi kucaklayan o derin sevgi diline ihtiyacımız var. Çünkü ötekileştirmenin, sertliğin ve şiddeti körükleyen söylemlerin ne yazık ki sıradanlaştığı bir zamandan geçiyoruz.
İşte tam da bu yüzden, dün akşam Azeri dostlarımızla üzerine uzun uzun sohbetler ettiğimiz "Mesnevi’den Ders Aldım” eserini, Can Azerbaycan’dan, Bakü’den paylaşmak istedim. Sohbetin içinde insan fark ediyor; bazen bir söz, kalpte sessizce bir kapıyı aralıyor.
Ben de ruhlarımıza şifa olması dileğiyle paylaşıyorum.
İyi pazarlar, iyi dinlemeler.
@secondvirus Barışa atılmış her adımı zafiyet olarak gören bir tarafgir vasatizmin ablukası altında, uzlaşma ve barıştan yana bir ses duymak iyi geldi.
Yalova Makine İhtisas OSB olarak, sanayicimiz için en değerli hazinenin zaman ve maliyet olduğunun bilincindeyiz. Tek Durak Hizmet: Bölge içerisindeki Kamu Kampüsümüzde yer alan Sanayi ve Teknoloji İl Müdürlüğü, KOSGEB, MARKA ve İŞKUR temsilcilikleri ile tüm bürokratik süreçleri hızlandırıyor, işleri kolaylaştırıyoruz.
Bir aylık savaşın dünya ekonomisine maliyeti şimdilik bu kadar. Ancak bunun tetikleyeceği ikinci enflasyon dalgası henüz son tüketiciye yansımış değil.
Ne var ki televizyonlarda, gazetelerde ve sosyal medyada bu boyutu neredeyse hiç konuşulmuyor. Halklar, meselenin vahameti yerine adeta bir maç skoru gibi “kim kimi ne kadar vurdu” üzerinden bilgilendiriliyor. Bu dil değişmediği sürece oluşan iklimin değişmesi de mümkün görünmüyor.
Oysa bugün herkese—dünya basınına ve sosyal medya yorumcularına—büyük bir sorumluluk düşüyor. Tarafgirlik ve tezahüratçılık yerine; uzlaşmayı, barışı ve diplomasiyi yücelten bir dile her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Hem de hemen, acilen.
Sayın Dixon'un "finansal endüstriyel kompleks ve askeri endüstriyel kompleks çatışma terorisi"ni severim. Tezinin sonunu "herkes herşeyini kaybedecek ama mutlu olacak" başlıklı komplo teorisine kadar götürmesi ürkütücü olsa da, yaşanan olayların analizini " bu iş finansal olarak kime yarar" diyalektiği üzerinden arayan bir finansçı. Türkiye'nin geleceğine ilişkin bu analizine de yüzde yüz katılıyorum. Saydığı bölgedeki iki ülkeden çok daha fazlasının da bu şemsiyenin altına gireceği öngörümü de eklemiş olayım üstadın sözlerine.
Sayın Dixon'ın söylediği iki ülkeden daha fazlası olacak demiştim az önce. Birkaç dakika sonra Sayın Özer'in bu haberi düştü önüme. Tesadüf müdür, tevafuk mudur bilemedim.
Yapay zekaya tek bir soru sordum, Mevlana Hazretleri tüm bu olan bitene tanıklık ediyor olsaydı sence ne derdi dedim cevabı tasavvufi bir ders niteliğinde ;
Mevlana Celaleddin-i Rumi bugünü görseydi, meseleleri harita üzerinden değil, kalp üzerinden okurdu… ve belki şöyle fısıldardı:
“Ey insan…
Sen yeryüzünü bölmeden önce kalbini böldün.
Kendi içinde parçalanan, dışarıda da parçalar.
Aynı kıbleye dönenlerin, birbirine silah doğrultması…
Aynı göğe bakanların, birbirine ateş yağdırması…
Bu savaş toprakların değil, kalplerin kararmasıdır.
Bilmez misin?
Kin, ateşten daha hızlı yayılır;
Ama merhamet, bir damla su gibi bile olsa o ateşi söndürmeye yeter.
Sen düşmanı uzaklarda arıyorsun…
Oysa düşman, kalbine yerleşmiş kibirdir.
Sen onu besledikçe, o da seni savaşa sürükler
Ey gönül…
Bir insanı öldürmekle bir âlemi yakarsın,
Bir kalbi onarmakla bir cihanı kurtarırsın.
Gel…
Ne İran ol, ne İsrail, ne başka bir taraf…
Sadece insan ol.
Çünkü hakikat, taraf olmakta değil;
Yarayı sarmakta gizlidir.”
🌱 Bu kez sözü gençlere bıraktık! 🎤
Etkinliğimizin en güzel anlarını, en içten haliyle gençlerimiz anlatıyor 😊🎥
Enerjileri, heyecanları ve doğaya olan sevgileri bu videoda! 💚
İnsan gerçekten üzülüyor… Çünkü ortada büyük laflar var, ama o lafların arkasını dolduran bir vicdan yok.
Amerika’nın köprüleri vurması elbette kabul edilebilir değil… Ama insan dönüp bakınca daha da can yakıcı bir tablo görüyor. İran, İsrail’in köprülerini değil, Amerikan donanmasını değil… gidip körfezdeki Müslüman ülkelerin köprülerini hedef gösteriyor.
Ve en ağır olanı şu: “Siyonizm ve emperyalizmle mücadele” diyerek yola çıkıp, attığı füze ve dronların büyük kısmını komşu Müslüman ülkelerin sivil alanlarına yöneltmek… Havaalanlarına, insanların günlük hayatına…
Bu sadece bir strateji meselesi değil artık… Bu, kalpte bir kırılma. Çünkü insan şunu sorguluyor: Aynı inancı, aynı coğrafyayı paylaştığın insanlara bu kadar kolay zarar verebiliyorsan, o büyük sözlerin ne anlamı kalıyor?
Bir sanayi bölgesinden çok daha fazlası... Yalova Makine OSB’de lojistikten altyapıya, üretimden doğaya her şey birbirine uyumlu bir çarkın parçası gibi işliyor.
Doğayı koruyarak üretmenin, yüksek teknolojiyle lojistiği birleştirmenin mümkün olduğunu kanıtlıyoruz. Yeşil enerjimiz, modern tesislerimiz ve stratejik konumumuzla Türkiye’nin en güçlü sanayi ekosistemini inşa ettik.
Burası sadece bir iş yeri değil; geleceğin yeşil sanayi devrimi!
İŞKUR destekleriyle firmalarımızı buluşturuyor, istihdama doğrudan katkı sağlıyoruz! 🚀
OSB'miz bünyesindeki firmalardan gelen talepler doğrultusunda işe alım garantili CNC ve Makine Bakım Operatörlüğü kursumuzu açıyoruz.
Kurs müfredatı için onay sürecini de başlattık.
Sanayimize nitelikli insan kaynağı, gençlerimize güçlü bir kariyer kapısı açıyoruz! 💪
Gerek OSB'miz üyesi olan ve gerekse komşu OSB'lerde faaliyet gösteren firmalarımızın güçlü taleplerini bekliyoruz.
Bugün Devlet Başkanımızın konuşmasından kendi adıma çıkardığım en önemli sonuçlardan biri, Türkiye’nin dünyanın önde gelen “soft power” aktörlerinden biri olma yönündeki iddiası ve bu konudaki kararlılığıdır. Bu yaklaşım, günümüz dünyasında en kıymetli ve sürdürülebilir duruşlardan biri olarak öne çıkıyor.
Elbette, “Altaylardan Tuna’ya” şarkısında da vurgulandığı gibi bu gücün gerektiğinde sert yüzü, yani fırtınası ve borası da vardır. Ancak asıl mesele, bu gücü sürekli kullanmak değil; gerektiğinde kullanılabilecek kapasiteye sahip olmak, fakat esas olarak etkiyi ikna, kültür ve diplomasi üzerinden kurmaktır.
Nitekim “soft power” dediğimiz bu pozisyon; yalnızca kültürel etkiyle sınırlı değildir. Aynı zamanda:
askerî caydırıcılığı,
stratejik derinliği,
çok boyutlu diplomasi gücünü
de içinde barındırır. Bu nedenle, sert güce başvurmadan etkili olabilen, fakat gerektiğinde bunu destekleyebilecek altyapıya sahip olan bu denge, Türkiye açısından en güçlü ve akıllı pozisyonlardan biridir.
Gerek iş, gerekse kişisel bağlantılarımız sayesinde son bir aydır dünyanın farklı ülkelerindeki dostlarımızla küresel tabloyu değerlendiriyoruz.
Almanya’da resesyon kendini hissettirmeye başlamış durumda. İngiltere, artan vergi yükü nedeniyle yatırımcı çekmekte zorlanıyor. Körfez ülkelerindeki dostlarımız güvenlik endişeleri sebebiyle bekleme pozisyonuna geçmiş durumda. Asya’da enerji darboğazı ciddi şekilde hissediliyor. Avrupa ve Amerika’da ise hammadde tedarik zincirindeki kırılmalar şimdiden yakıcı bir sorun haline gelmiş görünüyor.
Elbette bizde de her şey mükemmel değil. Ancak dünya ile temas ettikçe, küresel krizin derinliğini daha net görüyor insan. Bu tablo içinde, bu ülkenin bir ferdi olmak hem bir gurur hem de bir şükür vesilesi oluyor.
Siyasetten ari bir şekilde ifade etmek gerekirse; güçlü devlet, yeni yüzyılda ayakta kalmanın en temel şartıdır. Bu gücü artırmaya yönelik her adım ise takdire ve minnete değerdir.
Modern sanayicilik anlayışımızda sadece üretime değil, çalışanlarımızın ve gençlerimizin sosyal yaşamına da yer var. Kampüsümüz içindeki spor alanlarımızla, yoğun iş temposuna enerjik bir mola veriyoruz. Sanayinin kalbinde spora, harekete ve motivasyona her zaman yer ayırıyoruz.
Burada üretim, yaşamla iç içe!
Konvansiyonel ve sosyal medyada yazan, çizen herkese bugün her zamankinden daha fazla sorumluluk düşüyor. Çünkü görünen o ki, birileri yaklaşan kaos ve krizler için sadece pozisyon almakla kalmıyor, bunun için aktif biçimde çalışıyor.
Olan bitenden habersiz kitlelerin giderek savaş çığırtkanlığına yöneldiği, nefret dilinin yayıldığı ve meselelerin adeta ikinci sınıf bir holiganlıkla ele alındığı bu ortamda; her platformda barışın, aklın ve uzlaşmanın sesi olmak zorundayız.
Aksi halde bedelini yalnızca belli bölgeler değil, tüm dünya halkları ağır şekilde ödeyecek. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi, bu gidişle coğrafyaların bile bir anlamı kalmayacak. Bu yıkımdan, dünyanın neresinde olursa olsun, kimse kaçamayacak.
🌱 Orman Haftası kapsamında geleneksel “Üreten Eller, Yeşeren Fidanlar” etkinliğimizle doğaya yine iz bıraktık!
Üniversiteli ve liseli gençlerimizin katılımıyla; yeni fidanları toprakla buluştururken, mevcut yeşil alanlarımızda bakım çalışmalarını da gerçekleştirdik.
Sanayi ile doğanın uyum içinde büyüdüğü daha yeşil bir gelecek için çalışmaya devam ediyoruz! 💚🌍
Yalova ’da Sınai Mülkiyet Ekosistemi Güçleniyor 🚀🇹🇷
@TURKPATENT’in kuruluşundan bu yana Yalova ’dan:
📌 4496 marka,
📌 203 patent,
📌 123 faydalı model,
📌 630 tasarım başvurusu yapıldı.
Bugüne kadar Yalova 'nın 3.384 sınai mülkiyet hakkı tescil edildi.
🌿 Yalova’da 4 tescilli coğrafi işaret bulunuyor.
2025 yılında;
📌 411 marka
📌 18 patent
📌 10 faydalı model
📌 66 tasarım başvurusu yapıldı.
2025 yılında 354 sınai mülkiyet hakkı tescil edildi.
Yalova , inovasyon ve markalaşma potansiyeliyle sınai mülkiyet ekosistemine katkısını güçlendiriyor.
@TCSanayi@TURKPATENT@mfatihkacir@mzekidurak@yalovateknopark