Rıdvan Karakoç için adalet istiyoruz!
Rıdvan Karakoç, 1995 yılında gözaltına alınarak kaybedildi. Ailesinin 110 gün süren ısrarlı arayışı sonucunda, ağır işkence izleri taşıyan bedeni Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda bulundu.
Rıdvan’ın bedeni resmi kurumlarda dolaşmış, günlerce Adli Tıp Kurumu’nda bekletilmiş, emniyette parmak izi bulunmasına rağmen “kimliği meçhul kişi” olarak defnedilmişti.
Aradan 31 yıl geçti. Ancak Rıdvan’ın nasıl kaybedildiğini, kimler tarafından öldürüldüğünü ve sorumluların neden yargılanmadığını ortaya çıkarmak için etkili bir soruşturma yürütülmedi.
Şimdi ise yargı makamları, kendi yerine getirmediği soruşturma yükümlülüğünün sonucunu zamanaşımı gerekçesiyle Rıdvan’ın dosyasını kapatarak aileye ödetmek istiyor.
Oysa zorla kaybetme, insanlığa karşı işlenmiş ağır bir suçtur ve zamanaşımına tabi tutulamaz. Devlet, etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü zamanaşımı gerekçesiyle ortadan kaldıramaz.
Zamanaşımı kararına itirazımızı ve adalet talebimizi kamuoyuyla paylaşmak için Anadolu Adliyesi önünde buluşuyoruz.
Sizi de hakikat ve adalet talebimize eşlik etmeye çağırıyoruz.
📍 Anadolu Adliyesi önü
🗓️ 18 Eylül 2026, Cuma
⏰ 13.00
Cumartesi Anneleri
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi
Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon
Özgür Basın’ın içinde olmanın her türlü onur verdiği bir yolda, bir de “ödül” almak elbette çok değerli 🙏🏻
Baskı, talan, hak ihlali, sömürü, katliam haberleri yapmak zorunda kalmadığımız günlerimiz olsun…
Saat 8 gibi bir silah sesi duyduk, dediler ki ‘Cemile düşmüş.’ Koşup baktım, bayıldı sandım. Sonra bana son kez bakıp ‘Ay anne’ dedi ve gözlerini bir daha açmadı”
Cemile vurulduğunda ben onu içeriye taşıdım. Onun kimlikteki adı Cemile idi ama biz ona Cizîr diyorduk.
Ben 3 kez Cizîr diye seslendim. İlk ikisinde bana yanıt vermedi. Üçüncü seslenişimde ‘ay anne’ deyip yaşamını yitirdi. Parça göğsüne isabet etmişti zaten. Ben yaşadığım sürece o ‘ay’ deyişi içimden de kulağımdan da gitmeyecek.
“Kucağıma alıp eve getirdim. Çok sıcaktı bozulmasın diye önce etrafına buz koyduk. Görümcelerim onu yıkadı. Öylece sabaha kadar onu koynumda yatırdım..
"Bana evlat diye bir avuç kömür verdiler..."
Cizre bodrumlarında katledilen Azadiya Welat Sor. Yaz. Mrd. Rohat Aktaş'ın annesi Meliha Aktaş:
"Bir gün sohbet ederken Rohat, ‘anne bana bir şey olursa, nişanlarım çok, karnımda elimde bak bir sürü iz var. Tanırsın beni’ dedi+
Yaptığım en zor haberlerden biri; karşımda acısı derin, başı dik ve direnen bir kadın vardı… Her sözü bir halkın yaşamışlığının özeti ve bugünlerde her eve, her köye, her sokağa düşen acının son bulması için; benim yüreğim yandı başkasının yanmasın, diyecek kadar da barış için cesur ve onurlu!
“Şehirlere bombalar yağdı, evler patlatıldı, cenazeler sokak ortasında kaldı. Bir anne yıkıntılar arasında günlerdir ıslığına tutunduğu oğlunu arkasında bırakıp şehri terk etti. Maviydi gözleri, hem de masmavi. ‘Söyle teslim olsun’ dediler, o ise kılını bile kıpırdatmadı. Üzülmediğinden değildi bu, bu bir halkın onurunu yaşamından daha değerli gördüğünü bildiğindendi. Biliyordu, Şîno ölse de teslim olmayacaktı. Nitekim öyle de oldu…”
🔴Van depreminden iki gün sonra, 25 Ekim 2011’de yolunu kesen “Gelecektin, niye gelmedin ?” diyen çocuklarla Bekir Kaya’nın diyalogu ve Banu Güven’in objektifinden o günün hafızası
@banuguven
https://t.co/pgpy3mh7fF
Yaşı büyütülerek ceza verilen Rojavalı Huseyin Muhammed onlarca kişiden sadece biri;
* Fotoğrafçılık yaparak geçimini sağlıyordu
*Avrupa’ya geçmek isterken ÖSO tarafından yakalanıp Türkiye’ye teslim edildi
* İşkence altında alınan ifade ile ağırlaştırılmış hapis cezası verildi
* Dilini bilmediği bir ülkede ve elindeki tüm belgelere rağmen suçsuz olduğu kabul edilmedi.
Erdal Eren’i var bu ülkenin yaşını büyütüp idam ettikleri bir devrimci, duydun mu diye sordum.
Duymuş cezaevinde, anlatmışlar, “ona yapılan şimdi bana yapıldı” diyor…
Huseyin dosyasında adalet sağlanmazsa işlemediği bir suçtan 80 cezaevinde kalacak!
Ve üstelik ailesini bile görmeden.
Gülistan Doku'nun ablası Aygül Doku: "Vali biliyor kızınıza ne olduğunu. İl emniyet müdürü biliyor kızınıza ne olduğunu. Doktoru biliyor kızınıza ne olduğunu. Valinin koruması biliyor kızınıza ne olduğunu
Sadece siz o köprüde çaresizce katillerinize, kızınızı gömen ellere sarılıyorsunuz, diyorsunuz ki, 'Benim kızıma ne oldu?'
Ben en çok emniyet müdürüne, dönemin jandarma komutanına öfkeliyim. Diyorlar ki, 'Biz bilmiyorduk.' Bu kadar silahla, bu kadar taşkınlık yapan bir adam Tunceli'nin bu sokaklarında gezerken, il emniyet müdürü 'Ben bunu görmüyorum' diyor
Peki sormazlar mı adama, sen bunları görmüyorsan senin görevin neydi? Sen benim kızımı, sana emanet ettiğim kızımı neden koruyamadın?"
Bu toprakların en onurlu sosyalist dayanışmasıydı onların ki; Lazdılar, Kürttüler, Çerkezdiler, Türktüler… tek amaçları dünyanın en barbar çetelerine karşı çocuklara umut olmaktı!
O gün Türkiye ve Kürdistan’ın birçok kentine cenazeler gitti, onların katledilmesi bir karanlığın da işaret fişeği oldu… Binlerce insan katledildi, tutsak edildi, sürgün oldu, evsiz kaldı, evlerinden göç etti.
Ama hiçbiri ama hiçbirimiz onlara verilen sözü unutmadık;
HİÇBİR DÜŞ YARIM KALMAYACAK!
Varınca bitecekti, özlemler… Kimse varmakla son bulmayacağını söylemedi yolun. Varmak, ancak kendine varınca bitirmekmiş yolu. Meğer yol da değilmiş ya dert…
Siyasi gündemin içinde geleceksiz bırakılan çocukların coğrafyası;
* 7 milyon 860 bin yoksul
* 3 buçuk milyon işçi
* 13 yılda en az 862 iş cinayeti
* 10 yılda suç oranlarında yüzde 37 artış
* Türkiye’de en az yüzde 13,3 , Kürdistan’da en az yüzde 20 aç çocuk
* Erken yaşta evlilik, fırsat eşitsizliğinde eğitim yarışı, anadilinden mahrum bırakılan milyonlar, okullar kapanmadan gidilen tarım işçiliği, MESEM adı altında sömürülen emekler….
Veriler bu ülkede çocuk olmanın “bedeli”!
Birçoğu gelecek hayali kuramayan, çetelerin elinde suça sürüklenen, istismar edilen, ucuz iş gücü görülen, aç yatan ve yaşlarından büyük dertleri olan bu çocuklar, bizim çocuklarımız…
32 yıldır tutsak olan ve tahliyeleri hapishanenin idari ve gözlem kurulu tarafından defalarca engellenen Dilek Öz ve Süreyya Bulut bugün Bakırköy Cezaevi’nden “Jin, Jiyan, Azadî” sloganları eşliğinde çıktı.
Çıplak arama, kişiyi çocukları ile tehdit etme o kadar eski ve yaygın bir yöntem ki. Bir hatırlatma yapmak istiyorum. 1996 Aralık ayıydı. Fatma Tokmak 2,5 yaşındaki bebeği Azad ile gözaltına alındı. Yasal süre dışında 21 gün gözaltında kaldı. Kendisi ve küçük Azad
🔴 Ünlü oyuncu Lale Mansur'dan Hurafe Tepkisi!
➡️ Diyarbakır'a dışardan gelen insanların dört ayaklı minare etrafında 7 defa dönerek kısmetlerinin açıldığına inanması doğru değil.
➡️ Sevgili Tahir Elçi'nin burada katledildiğini unutturmak istiyorlar, açıklamalarında bulundu.
➡️ Peki siz ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında?
Kobanê Davası; İktidarın intikam davasına dönüştürdüğü yargılamlarda yüzlerce yıl hapis cezası verilen iki dosya. Bu dosyalar çökerse dava da çöker o yüzden delil olmamasına rağmen Mazlum ve Hasan 12 yıldır tutsak ediliyor…
Bugün topraklarımıza, suyumuza, dağımıza, taşımıza “kalkınma” adı altında göz koyanların amaçlarını yüz yıllardır yaşadıklarımız ve yaşattıklarından tecrübe ettik yeterince. Olacaksa onurlu olacak, olacaksa her canlının, her taşın, her kuşun hakkını gören ve kabul eden bir barış olacak… Gerisi ise her seferinde küllerinden yeniden doğan bir halkın toprağına dönmesinin hikayesi olacak! Yaralarımızı sarmak mümkün elbette: bizden aldıkları her fidanımızın yerine yeni bir ağaç dikerek…
Gezi direnişi sadece “bir ağaç meselesi” değildi elbette, ilk defa Batı yakası “Doğu”yakasında yıllardır neler yaşandığını da hissetti.
Acılar ortaklaştı, direniş büyüdü. O gün o barikatlarda direnen onlarca genç, Rojava’da omuz omuza halkların umudu için dünyanın en barbar güçleri ile savaştı…
Gezi bu toprakların en anlamlı direnişlerinden biri. Bize kaybettiklerimizin yaslarını değil, onların birlikte direnme ve kazanma inancını bıraktı!