Muhalefet milletvekilleri çarşıya pazara çıkıp TL’nin nasıl değer kaybettiğini, etin ve sebzenin nasıl pahalılaştığını matematiksel hesaplarla anlatıyorlar. Bunu da bir “şov” usulü yapıyorlar. Şovu bir kenara koyalım bu zaten gazetecinin işi. Vekiller artık gazetecilerin alanına girmekten vazgeçsin. Milletvekilinin işi bunu göstermekten ziyade derdin nasıl çözüleceğini anlatmaktır. Bu da “ilk seçimde gidiyorlar” söylemiyle olmamalı. Onu zaten 2015’ten beri duyuyoruz ve bu söylemi söyleyenler de hala milletvekili…
“Yurttaş ile devlet arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı, iktidarın kendisine itiraz edenle ne yapacağı barıştan ayrı düşünülemez.”
Tezcan Durna - Davete Karşı Soru: Nasıl Bir Türkiye’ye Barışıyoruz?
https://t.co/DmTEkqUkuF
Yoksul Anadolu halkının emperyalizme ve işgalcilere karşı zaferle sonuçlanan direnişini, bu direnişe ve bağımsızlık mücadelesine önderlik eden Mustafa Kemal Atatürk ve mücadele arkadaşları ile Meclis iradesini saygıyla selamlıyoruz. 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun!
Saray zihniyetine, işgalcilere ve onların işbirlikçilerine karşı mücadelemiz yine zaferle sonuçlanacak!
Genel Başkanımız Erkan Baş, sendikal hakları için direnen Birleşik Metal-İş'te örgütlü Panelsan işçilerini bu sabah Ankara Polatlı'daki direniş alanında ziyaret etti:
"Burada Panelsan işçisinin kazanması, tüm Türkiye işçilerinin kazanması anlamına gelecek. Biz de bu konuda elimizden gelen ne varsa, gücümüz neye yetiyorsa sonuna kadar sizinle birlikte olacağız."
Genel Başkanımız Erkan Baş, direnen madencilerle birlikte Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın önüne yürüdü:
"Gökay Başkan ve Başaran Aksu halkı tahrik ediyormuş. Asıl halkı siz tahrik ediyorsunuz! İnsanları aç bırakarak tahrik ediyorsunuz! Sanıyorlar ki iki arkadaşımızı aldıklarında biz korkacağız, susacağız, sineceğiz, boyun eğeceğiz.
Siz bizi kendiniz gibi mi sanıyorsunuz? Zoru görünce arkadaşlarını satan hainlerden miyiz biz?"
Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu'nun tutuklanması, Saray'ın madenciyle patron arasında kimin safını tuttuğunu bir kez daha gösterdi. Yandaş yargının bu kararına şaşırmadık ama burada biter zanneden patronu ve iktidarı şaşırtacağız.
Direnen sendikacılar derhal serbest bırakılsın!
İl örgütümüz, yayın standımızı İzmit çarşıda açarak partimizin teorik yayın organı Komünist’i ve TİP’li Emeklilerin yayın organı Emekli Postası’nı yurttaşlarla buluşturdu.
Tüm yayınlarımızı il ve ilçe örgütlerimizden edinebilirsiniz.
Memleketin kaosu içinde sevgili Emrah (@EmrahKaracaytip ) ve yoldaşlarımızın gerçekleştirdiği Samandağ (@samandagbel ) mucizesini yeterince paylaşamıyoruz ama memleketin bir ucunda büyük imkansızlıklar içinde ilmek ilmek binbir emekle yeniden kurulan bir yaşam olduğunu bilmenizi isterim.
Yoğun bir mesai sürecini dün akşam tamamladık. Yaptığımız tartışmaların olumlu sonuçlarını yakında tüm Türkiye görecek ama hislerimi o zamana kadar gizleyemeyeceğim için, biraz rutin dışına çıkıp burada içimden geldiği gibi yazmak istedim.
Son 4 günde iki ayrı kampta, yüzlerce parti yöneticimiz ve kadromuzla bir aradaydık. Önce genç kadrolarımızla; ardından Genel Merkez yöneticilerimiz, il başkanlarımız, sendikalarda, kitle örgütlerinde ve farklı mücadele örgütlerinde sorumluluk üstlenen yoldaşlarımızla aralıksız bir mesai yürüttük.
Her gün 14-15 saati bulan yoğun toplantılarda dünyaya, ülkemize, partimize ve güncel mücadele başlıklarına dair değerlendirmeler yaptık. Sunumlar dinledik, notlar aldık, gerçek tartışmalar yaptık. Görev ve sorumluluklarımızı netleştirdik, hedeflerimizi somutlaştırdık. Sadece iddialarımızı değil; eksiklerimizi ve hatalarımızı da cesurca ortaya koyduk.
Zaten öyle düşünüyordum ama artık eminim: Bu memleketi patronların, tarikatların ve Saray’ın insafına teslim etmeyecek muazzam bir insan kaynağımız var. Aklıyla, yüreğiyle, bileğiyle gözünü kırpmadan, en küçük bir kişisel hesap gütmeden bu kavgaya giren binlerce yoldaşlarımız var. Şansımız mı demeliyim, en büyük zenginliğimiz mi bilmiyorum.
TİP denince pek çoğumuzun aklına üç-beş kişinin yüzü geliyor olabilir. Bunun Türkiye’de siyaseti yalnızca tek yönlü bir temsil ilişkisine indirgeyen düzenle de kuşkusuz alakası var. Ancak şunu gururla söylüyorum: Adını ve yüzünü bilmediğiniz on binlerin yarattığı Türkiye İşçi Partisi, kuruluşunun 10. yıl dönümüne yaklaşırken memleketin tarihinde yerini alacak bir büyük “İsimsizler Hareketi” haline geliyor.
Sabahın kör ayazında direksiyon sallayan şoförler; market reyonlarında gençliğini bırakan, gece yarısı sağanağın altında sipariş yetiştiren motokuryeler; hastane koridorlarında nefes nefese koşturan hemşireler, hekimler, hasta bakıcılar; çocukların gözlerine umutla bakan öğretmenler; yerin yedi kat dibinde kömür kazıyan, sokaklarda tesisat çukurlarında ter akıtan işçiler; banka gişelerinde, çağrı merkezlerinde hayatı öğütülen büro emekçileri; fabrikalarda vardiyadan vardiyaya koşturanlar…
İsimlerini bilmeseniz de hayatın her anında yanı başımızda olan yoldaşlarımız, bu hareketin isimsiz kahramanları, partimizin mihenk taşı, geleceğimizin kurucularıdır.
Bugünlerin pek çok insanın canını sıktığını, moralini bozduğunu; halkımızın hayat pahalılığı, güvencesizlik ve geleceksizlik cenderesinde neler yaşadığını çok iyi biliyoruz. Muhalefetin içinde bulunduğu sıkışma hali ve nefes darlığı nedeniyle de kendini çaresiz, umutsuz hisseden milyonlarca yurttaşımızı görüyoruz. Ama gelin biz umuda bakalım: Direnenlere, teslim olmayanlara, yenilgiyi tatsa da yılgınlığın kapısının önünden bile geçmeyenlere!
Türkiye siyasetinde hepi topu 9-10 yıllık bir geçmişe acıyı, sevinci, hataları ve başarıları sığdırdık. Ama kendimize sermayenin, karanlık odakların, yılgınlığın lekesini bile sürdürmedik. Bize güvenip yola çıkanları kimi zaman üzdük ama asla yarı yolda bırakmadık, utandırmadık, başını öne eğdirmedik. Yol yürüdükçe öğreniliyor; hata ettiğimiz, yanlış yaptığımız olmuştur ama ihanet ve teslimiyet bizim sokağımızdan bile geçmemiştir.
Bugün bu kararlı yürüyüşü sürdürürken daha fazla isimsize ihtiyacımız var. Çünkü her sabaha Türkiye’de emekçilerin iktidarını kurma hedefiyle uyananların, sınıfının muazzam kuvvetini siyasi bir iradeye dönüştürmek için daha da kalabalıklaşması gerekiyor. Daha fazla imkana, kadroya, o kadroları mümkün kılacak siyasete…
Halkımız devrimcilere güvensin; çünkü biz tertemiz duygularla memleketin eşitlik ve özgürlük kavgasına baş koyduk. Dünden daha büyük bir özgüvenle şu çağrıyı yapıyorum: Karşı-devrime direnmek, bu ablukayı dağıtmak ve halkın kendi kaderini kendi ellerine alacağı yolu açmak için bu kavgaya omuz verin.
Biz hazırız, kararlıyız; inadımız da irademiz de her zamankinden daha güçlü…
Başladığımız işi bitireceğiz! 🚩
https://t.co/BIeBYe3TSo
Zonguldak ve Düzce'de Kürt mevsimlik işçilere yapılan faşist saldırıları lanetliyoruz. Hakkını vermek istemediği işçilerin etnik kökenini saldırı malzemesi haline getirenler, bu ülkenin barış içerisinde ve kardeşçe bir arada yaşama iradesine kastetmektedir.
Alçak faşist saldırıların failleri ve azmettiricileri derhal yakalanmalı ve cezalandırılmalıdır!
Genel Başkanımız Erkan Baş ve Bağımsız Maden İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, madencilerin direniş alanında SÖZCÜ TV ekranlarının canlı yayın konuğu olarak son durumu değerlendirdi:
"Madenciler bu memleketteki tüm yoksulların, tüm işçilerin, tüm emekçilerin onuru için direniyor. Kendi evlatları için direniyor. Herkese soruyorum: Siz evladınız açken evinize dönebilir misiniz? Siz evladınızı yarın okula gönderemeyeceğinizi bilerek evinize dönebilir misiniz? Üstelik bir tane patron, herkesin gözü önünde hakkınızı gasbetmiş."
yetmez ama evet.
kürtler biraz rahatlamak istiyor. 2015'lerde muazzam demokratik zaferi ilerletmek yerine yanlış kararlarla hendek savaşı veren silahlı hareket askeri yenilgi aldı.
("iyi de devlet de şöyle yaptı, böyle yaptı" diyen çıkmaz umarım. bu suça ortak olmayacağız bildirisini ve mahkeme beyanlarımızı okur merak eden. ne denmiş, bedellerine rağmen hangi sözün arkasında, nasıl durulmuş merak eden görür)
zaten uzun süredir türkiye sınırlarında askeri eylem kapasitesi yok denecek düzeydeydi.
ama ortadoğu'daki son gelişmelerle devlet bir riski bertaraf etmek istedi. kürt hareketi de kendine alan açmak istedi vs. çok yazıldı çizildi bunlar.
tümüyle örgütün lideri ile devlet arasında süren bir sürecin sonunda da dağdakilerin inmesini sağlayacak bir seçenek oluştu.
buna elbette evet denir, başka ne denecek.
ama "demokrasi gelecek, yepyeni cumhuriyet, barış" vs. derseniz bu bir diktanın pençesinde kıvranan geniş muhalif kitleyi irite eder, asla anlaşılmaz.
bu bir barış değil, demokrasi ile de alakası yok, mevcut koşullarda zaten olamaz da, kürt sorununun çözümüne girişin girişi olsa olsa.
neticede savaşan taraflar arasında bir uzlaşı. burda bize düşen pek bişey yok.
ha, ötesi olsun, demokrasi ve barış da gelsin diyorsanız -geniş muhalif kitle bu yasayı bunları getirmiyor diye eleştiriyor, dem'liler ise bunu fırsat bilip demokrasiyi genişletelim diyor. yani bir yerde iki tarafta aynı noktada- o halde akp-mhp vekilleri önünde tartışmayacaksınız, sosyal medyada birbirinizi yemeyeceksiniz, saray'ın bin kere kurduğu iki büyük muhalif öbeği birbirine düşürme tuzağına düşmeyeceksiniz samimi iseniz.
bu yasa geçer sonra demokrasi ve barış için mücadele yollarına bakılır ortak.
çok ağır bedeller ödemiş kürtlerin bir adım olarak gördüğü şeye hayır derseniz ortak muhalefet zeminini kurmanız daha da zor olur.
ondan ötesine bakılır. iddia edildiği gibi saray'ın anayasasına evet diyen, dümen suyunda giden bir dem görürsek de buna göre pozisyonlar alınır zaten. böyle bir yönelimin olacağı da, olursa dem tabanında kabul göreceği de şüpheli.
her neyse. şimdiki kör dövüşü iki tarafa da mazeret sağlıyor sadece.
sen kürdün yanında durmadın / sen sarayla anlaştın
sen demirtaş'ı çıkartamıyorsun / sen demirtaş'ı hapise gönderttin
sen barış istemiyorsun / sen demokrasi istemiyorsun
muhalifler ırkçı, kürt düşmanı / kürtler emperyalizmin, saray'ın ajanı
vs. vs...
bu dalaş bitmez.
hem türkçü hem de giderek güçlenen kürt milliyetçisi lumpenliğin de fışfıklamasıyla hele hiç bitmez.
büyük resme bakmak gerek. rejim karşısında anti-faşist bloku laf dalaşlarıyla parçalayalım mı, yoksa bir cerrah gibi titiz, ötekini anlayarak o bütünlüğü kurmaya mı çalışalım. en azından çalışalım.
şunu kabul edelim türklerin ve kürtlerin ölçeği ve zamanı farklı.
kürtler yüklü bir geçmiş ve şimdi yeni gelişmelerle belki yeni bir gelecek içinde yaşıyor. türkler içinse sadece şimdi var. kıvrandıkları diktadan canhıraş bir kurtulma çabası.
türkler türkiye içinden, sınırlarından bakıyor. kürtlerse fiili bir kürdistan'da yaşıyor, hissediyor. ırak, iran, suriye hatta batıdaki diaspora. jeo-stratejik başka bir ölçekten konuşuyor ve eyliyorlar. bu iki uyumsuz ölçeğin ve zamansallığın bir ulus devlet sınırı içine sıkışamama hali yaşadığımız. çok zorlu paradokslar var. tam da bu yüzden özen istiyor, incelik istiyor. ne yapalım tarih bunu dayattı bize. keşke dayatmasaydı ama dayattı.
geldiğimiz noktada pkk, kürt hareketi, dem dünyevileşecek. kürdün mazlumluğu bu siyasi öznelere eleştiriye engel olmayacak. siyasi eleştiriler kürt karşıtlığı filan sayılmayacak.
öte yandan geniş muhalif kitle de bu toprakların en politik topluluğu olan kürtlere akıl verme işine girişmeyecek.
birbirini tahrik etmek yerine anlamak doğru olan. anlamak kabul etmek değil. ama neyi neden yaptığını anlamak.
bu işlerin gerçek müsebbipleri saray pencerelerinden bizi izliyor unutmayalım.
gülümsemeyle mi izlesinler, endişeyle mi?
22 Haziran 2026 tarihinde gözaltına alınıp tutuklandıktan kısa bir süre sonra Silivri Cezaevi’nde sağlık durumu kötüleşen ve hayatını kaybeden Özcan Aksu’nun infaz koruma görevlileri tarafından işkence gördüğü iddiaları kamuoyunun gündemine gelmiştir.
İstanbul Milletvekilimiz Ahmet Şık, konuya ilişkin olarak Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından yanıtlanmak üzere TBMM’ye soru önergesi verdi.
Yargı sopasıyla halkı sindiremeyeceksiniz!
Ülkedeki adaletsizliklerle ilgilenmek yerine Parti Sözcümüz Sera Kadıgil hakkında pazar akşamı soruşturma başlatan ve bunu da sosyal medyadan duyuran yargı mekanizması, sosyal medyada “cadı avı” yapmak yerine sorumluluklarını yerine getirmelidir.
Birbirimizden güç aldığımız, fikri de mücadeleyi de birlikte büyüttüğümüz Tip’li Kadınlar Yaz Kampımızı tamamladık.
Tartıştık, eğlendik, öğrendik ve güçlendik. Şimdi kampüslerden mahallelere, sokaklardan iş yerlerine yola çıkma zamanı. Sözümüz net: Kadınların mücadelesi bu ülkeyi değiştirecek. Dayanışmayla, omuz omuza…!