“Rabbinin yoluna hikmetle ve iyiliği öğütleyerek çağır. Onlarla en güzel şekilde mücadele et. Rabbin kendi yolundan sapanları bilir. O, doğru yolda olanları da bilir.” (Nahl, 16/125)
Bitlis'te bir otel, rezervasyon yapan İsrail vatandaşının konaklamasına izin vermedi.
"İsrail pasaportuna sahip olduğun için paranla bile otelimde kalamazsın." 👏🏻
🔴 İsrail hapishanelerinden kurtulan Filistinli çocuk, maruz kaldığı işkenceyi anlattı.
“Elbiselerimi çıkardılar, demir levhalarla işkence ettiler. Uykudan mahrum bıraktılar.”
Siyonist İsrail rejimi tarafından satın alınan medya figürleri, dört ana başlık üzerinden algı çalışması yürütüyorlar.
1- Araplar kötüdür ve düşmanımızdır
2-) Yahudiler iyidir ve dostumuzdur.
3-) HAMAS bir terör örgütüdür ve Gazze direnişini savunmak IŞİD ve PKK'yı savunmakla aynı şeydir.
4-) Türkiye, İsrail ile baş edecek güçte bir ülke değildir.
15 Yaş Sınırı Yetmez: Şimdi Algoritmaları Konuşmalıyız
Dr. Muhammed Ersin Toy/ Medya Stratejisti
Uberkuloz kullanıcı adıyla tanınan içerik üreticisi Berk Keklik’in bugün Instagram’da paylaştığı Reels, bana kalırsa algoritmalar meselesini son dönemde en güzel özetleyen ve en anlaşılır biçimde anlatan içeriklerden biri oldu.
Video basit bir cümleyle başlıyor:
“Bir tane Manifest videosu beğenince algoritmam…”
Sonra Manifest geliyor. Bir daha geliyor. Grup üyeleri, danslar, kıyafetler, makyajlar, hayran videoları, espriler, taklitler…
Bir süre sonra sanki yalnız Instagram değil, hayatın tamamı Manifest’ten oluşuyor.
Elbette bu bir mizah. Fakat mizahın altında dijital çağın en büyük meselelerinden biri yatıyor:
Siz platforma kendinizle ilgili küçücük bir veri veriyorsunuz; sistem size bütün içerikleri o verinin rengine boyayarak geri veriyor.
Algoritmalar meselesini anlamamız gereken yer tam olarak burası.
Bugünün sosyal medya algoritmaları, kullanıcıyı yalnızca “tanımaya” çalışan basit sistemler değil. Makine öğrenmesi ve yapay zekâ destekli öneri sistemleri, kullanıcının davranışlarını sürekli sinyallere dönüştürüyor:
Bir videoyu ne kadar izledi?
Neyi geçti?
Nerede durdu?
Neye geri döndü?
Neyi beğendi?
Ne aradı?
Kimin hesabına girdi?
Hangi bildirimi açtı?
Bütün bunlar platform açısından veridir.
Yani algoritma sizi annenizin, babanızın veya arkadaşınızın tanıdığı anlamda tanımıyor.
Sizi sayısal bir temsile, davranışsal bir profile indirgiyor.
Ardından milyonlarca içerik arasından size uygun olduğunu düşündüğü bir içerik havuzu oluşturuyor.
Süreç kabaca şöyle işliyor:
Maruziyet → etkileşim → veri → profil → tahmin → öneri → yeni maruziyet.
Sonra tekrar.
Ve tekrar.
Haziran 2026’da 14-19 yaşındaki gençlerin TikTok ve Instagram akışlarını inceleyen hakemli bir araştırma, algoritmaların gençlerin hangi içerikle, ne sıklıkta ve hangi duygusal yoğunlukta karşılaştığını düzenlediğini gösterdi. Araştırmada algoritmik pekiştirme, duygusal geri besleme döngüleri ve gençlerin sistemin farkında olmalarına rağmen sınırlı kontrol hissetmeleri öne çıktı.
Uberkuloz’un videosu tam olarak bunu görünür kılıyor.
Algoritma yalnız,
“Sen neyi seviyorsun?”
sorusuna cevap aramıyor.
Bir süre sonra,
“Sen bundan sonra ne göreceksin?”
sorusunun cevabına da ortak oluyor.
Akışkan ekranın örümcek ağı
Üstelik algoritma tek başına çalışmıyor.
Sonsuz akış var. Aşağı kaydırıyorsunuz; son yok.
Otomatik oynatma var. Bir video bitiyor, siz yeniden karar vermeden diğeri başlıyor.
Bildirimler var. Platformdan çıkıyorsunuz, sistem sizi tekrar çağırıyor.
Kişiselleştirilmiş öneriler var. İlginiz azalıyor, başka bir içerik dikkatinizi yeniden yakalıyor.
Bütün bunlar sürekli akan bir akışkan ekran içerisinde gerçekleşiyor.
Gazetenin son sayfası vardı. Program biterdi. Filmin jeneriği başlardı.
Sosyal medya ise sonu ortadan kaldırdı.
Akışın kendisi ürüne dönüştü.
Ben buna bir örümcek ağı diyorum.
Algoritma bir iplik. Sonsuz akış bir iplik. Bildirimler bir iplik. Otomatik oynatma başka bir iplik. Davranışsal profilleme başka biri.
Birleştiğinde kullanıcıyı sürekli geri çağıran ve içeride tutan bir dikkat mimarisi ortaya çıkıyor.
Avrupa Komisyonu da 2026’da TikTok, ardından Instagram ve Facebook hakkında tam bu nedenle “bağımlılık oluşturucu tasarım” kavramını kullandı. Sonsuz kaydırma, otomatik oynatma, anlık bildirimler ve yüksek derecede kişiselleştirilmiş öneri sistemleri artık hukuki incelemenin konusu.
Dolayısıyla soru yalnız,
“Çocuk telefonu neden bırakamıyor?”
değil.
Asıl soru şu:
“Platform, çocuğun telefonu bırakmasını zorlaştıracak biçimde mi tasarlanıyor?”
Benim zihinsel bağımlılık, zihinsel iğdiş ve beyin tahribatı derken kastettiğim tam olarak burada başlıyor.
Bu, her sosyal medya kullanıcısında biyolojik bir beyin hasarı oluştuğu iddiası değildir. Dikkatin parçalanması, düşünsel alanın daralması, sürekli tekrarın muhakeme ve gerçeklik algısının üzerine yerleşmesi meselesidir.
Eleştirel literatür de genel sosyal medya kullanımından çok problemli ve kompulsif kullanımın olumsuz sonuçlarla daha tutarlı biçimde ilişkili olduğunu gösteriyor.
15 yaş sınırı yetmez
Türkiye’nin 7578 sayılı Kanun’la 15 yaşını doldurmamış çocuklara sosyal ağ hizmeti sunulamayacağını hükme bağlaması bu nedenle önemli bir adımdır. İlgili hükümler 1 Kasım 2026’da yürürlüğe girecek.
Fakat bu yetmez.
Çünkü yaş sınırı yalnızca,
“Kim kapıdan içeri girebilir?”
sorusuna cevap verir.
Şimdi,
“İçeri giren çocuğun karşısına nasıl bir dünya çıkarılabilir?”
sorusuna gelmeliyiz.
Çocukların davranışları hangi ölçüde profillenebilir? Sonsuz akış devam edecek mi? Otomatik oynatma açık mı olacak? Gece bildirimleri gönderilecek mi? Kronolojik veya kişiselleştirilmemiş akış seçeneği sunulacak mı? Algoritmalar bağımsız denetime açılacak mı?
Türkiye’nin bundan sonraki dosyasının adı algoritmik çocuk güvenliği olmalıdır.
Çünkü Birleşmiş Milletler de 2026’da çok açık bir çizgi çizdi:
Çevrim içi güvenliğin yükünü yalnız çocukların ve ebeveynlerin üzerine bırakmayın; platform tasarımına müdahale edin.
Manifest ve kültürel hegemonya
Buradan Manifest’e dönelim.
Manifest burada suçlanan taraf değil. Ama algoritmik kültürün nasıl çalıştığını görmek açısından son derece öğretici bir örnek.
Bir şarkı artık yalnız şarkı olarak dolaşmıyor.
Üye dolaşıyor.
Dans dolaşıyor.
Saç dolaşıyor.
Makyaj dolaşıyor.
Kıyafet dolaşıyor.
Mizah dolaşıyor.
Hayran da yalnız tüketici olmaktan çıkıp üretici ve dağıtıcıya dönüşüyor.
Böylece bir kültürel ürünün etrafında büyük bir içerik evreni oluşuyor.
Algoritma bu evreni yaratmıyor.
Ama dolaşımını, tekrarını, görünürlüğünü ve kişiye özel yoğunluğunu şekillendiriyor.
Manifest’in gerçekten popüler olmasıyla, belirli bir gencin ekranında hayatın tamamıymış gibi görünmesi aynı şey değildir.
Aradaki farklardan biri algoritmik yoğunluktur.
Burada kültür endüstrisinin iki yönlü bir nesneleştirme ürettiğini de görmek gerekiyor. Sahnedeki genç, yapım, pazarlama ve görünürlük düzeninin kültürel ürününe; ekranın karşısındaki genç ise davranışları ölçülen, profillenen ve dikkati ekonomik değere dönüştürülen kullanıcıya dönüşebiliyor.
Arada algoritma çalışıyor.
Üretim sistemi kültürel ürünü kuruyor; algoritmik sistem o ürünün kişiye özel dolaşım rejimini kuruyor.
Bu nedenle mesele yalnız,
“Hangi sanatçı üretiliyor?”
sorusu değildir.
En az onun kadar önemli soru,
“Hangi sanatçı kimin ekranında ne kadar görünür hâle getiriliyor?”
sorusudur.
İşte kültürel hegemonya burada kişiselleşiyor.
Hangi beden güzel?
Hangi kıyafet çağdaş?
Hangi hayat tarzı normal?
“Herkes” ne dinliyor?
“Herkes” ne konuşuyor?
Genç artık bunların cevabını yalnız ailesinden, okulundan veya arkadaşlarından almıyor.
Cebindeki ekran da sürekli cevap üretiyor.
Tekrarla.
Sıralamayla.
Görünürlükle.
Kişiselleştirmeyle.
Bu nedenle algoritmalar doğrudan hayatın kendisine müdahale ediyor.
Siz ona bir veri verdiğinizde, o bütün içerikleri o verinin rengine boyayarak size geri veriyor.
Bir süre sonra kullanıcı algoritmanın dünyasında nesneleşerek tüketiciye dönüşüyor; dikkati ekonomik olarak, kültürel ve ideolojik olarak ise bir hegemonya alanı içerisinde işlenebiliyor.
Burada “algoritma herkesi aynı düşünceye dönüştürür” demek doğru değildir.
Ama algoritmalar maruz kaldığımız dünyanın mimarisine müdahale edebilir.
Biz algoritmanın içerisinde içerik seçtiğimizi düşünürken, algoritma da önümüzde görünür hâle gelen seçenekler dünyasını şekillendiriyor.
Mesele tam olarak budur:
Zihinsel özerklik.
Çocuk ölçeğinde bunun adı zihinsel özerklikse, toplum ölçeğinde adı bilişsel güvenliktir.
Türkiye 15 yaş sınırıyla örümcek ağının girişine müdahale ediyor.
Şimdi ağın kendisini konuşmalıyız.
Yaş sınırından algoritma sınırına, zararlı içerikten zararlı tasarıma, ekran süresinden zihinsel özerkliğe, çocuk güvenliğinden algoritmik çocuk güvenliğine geçmeliyiz.
Çünkü asıl mesele yalnızca çocuğun elinden telefonu almak değildir.
Asıl mesele, çocuğu sürekli ekranın içinde tutmak isteyen sistemi değiştirmektir.
🇹🇷 Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı’nın deniz parkları ve Mavi Vatan hakkındaki görüşleri bugün Fransa’nın en önemli gazetelerinden Le Monde’da yayımlandı.
Yaycı, Türkiye’nin uluslararası hukuk bakımından haklılığını ve Yunanistan’ın kendisini bir takımada devleti gibi kabul ettirmeye yönelik hukuksuz taleplerini ortaya koydu.
Anadolu kıyıları önündeki Yunanistan’a ait adaların, Türkiye’nin ana karasından doğan deniz yetki alanlarını kesen bir duvar gibi kullanılamayacağını vurgulayan Yaycı, Türkiye’nin 462 bin kilometrekarelik Mavi Vatan haritasının uluslararası hukuka tamamen uygun olduğunu ifade etti.
Yaycı ayrıca Türkiye’nin deniz parkları ilanının, Yunanistan’ın tek taraflı ve hukuka aykırı girişimlerine karşı atılmış hukuki ve meşru bir adım olduğunu belirtti. 🇹🇷
#mavivatan #türkdegs @TC_Disisleri@iletisim@TCTarim@lemondefr
🔴Son dakika
📍An itibariyle Gazze çok şiddetli bombardıman altında…
Gazze yanıyor, çocuklar korkuyor, anneler çaresiz🥀
Biz ise uzaktan izliyor, kahroluyoruz.
Asıl kahredici olan ise bombalardan çok, dünyanın suskunluğu!
Liderler kameralar karşısında kınıyor; Gazze’de ise ateş dinmiyor.
Söz çok, cesaret yok.
Kınama çok, vicdan yok.
Ey ateşkes ile ümmete yalan atanlar! Tarihin önünde bu sessizliğin hesabını vereceksiniz.
🇵🇸 Gazze’yi unutma. Unutturma.
Bağcılar'da sahibiyle baklavacıya gelen Doberman cinsi köpek, mahallelinin beslediği Bambi isimli kediye saldırdı; ağır yaralanan kedi hayatını kaybetti.
🗣 Kediyi güçlükle kurtaran iş yeri sahibi Muhittin Çavdar
Bugün kedi, yarın sizin çocuğunuz. Köpek suçlu değil, sahibi suçlu.
Gerçekten çıldırmamak elde değil!
Göz göre göre yıllardır yasaklı zehirleri ülkemize sokuyorlar, ürünlerimize koyuyorlar, bir de utanmadan ihraç ediyorlar! Yurtiçinde bir tane bile haber çıkmazken, biz yine haberleri AB sınırlarından alıyoruz!
Bir tane sorumlu yok mu?
@TCTarim
Elin gavurları ile sözde Türkler ele ele verip tek ve aynı fiyat uygulamasına geçmişler.
Durumu fark eden Rekabet Kurulu, aşağıda adı bulunan lastikçilere 3,6 milyar TL yani 75 milyon ceza kesmiş. Her biri için ortalama 10,7 milyon dolar ceza mıdır ki kestin mi 100'er 200'er milyon doları kitleyeceksin ki caydırıcı olsun. Ama bu işi memurlara bırakınca bu cezaları büyük bir şey sanıyor. Kuş yakalayan adama kesilen ceza bunun yanında pek ağır.
Market ya da alışveriş yaparken para vererek aldığımız poşetlerin üzerinden market ya da firma isimleri kaldırılsın! Parasını ödeyerek aldığım poşetle kimsenin reklamını yapmak zorunda değilim. Ya poşetleri ücretsiz verin ya da üzerindeki reklamları kaldırın!
Eski bakanlara ömür boyu araç tahsisi yapılıyormuş. Yakıt ve bakım giderleri de dahil.
Bakanlık verilerek yeterince onure edilen birine, görevi bırakınca araç tahsis etmek nedir ya hu.
Sayıştayda bunun yasal olmadığını söylüyor.
Bu uygulamaya derhal son verilmelidir.
@TBMMresmi@Akparti@MHP_Bilgi
🚨 YA DUYARSA...
SAYIN DIŞ İŞLERİ BAKANIM @HakanFidan
Gazzeliler şöyle diyor: Her gün kuzey Gazze'de korku içinde yaşıyoruz. İşgal güçleri çadırlara rasgele ateş ediyor. Bazen kurşunlardan kaçınmaya çalışmak için yere yatarak yatmaya mecbur kalıyoruz ,,
Her gün insanlar bu yüzden ��ldürülüyor ve yaralanıyor — Bizi eğlenmek ve korkutmak için bize ateş ediyorlar !!!
Kamuoyunda "Kıyak Emeklilik" diye bilinen,
26 Ekim 1990 tarihinde çıkarılan 3671 sayılı yasa.
2 yıl milletvekilli yapan, şartları oluştuğunda kıyak emekli oluyor.
Ölümünden sonrada eş ve çocukları yararlanıyor.
Yeni anayasa yapılırken bu kanun kaldırılmalıdır.
“SURİYE’DE ENTEGRASYON” DENİLİYOR: PKK/YPG HANGİ SİLAHI TESLİM ETTİ?
🇹🇷 Cihat Yaycı:
“Suriye merkezi hükümetinin ordusu ağır silahlardan, hava ve deniz gücünden, hava savunma sistemlerinden mahrum bırakıldı.
Peki bu şartlarda Suriye ordusu kime teslim ediliyor?
Sahada ağır silahları bulunan kim?
PKK/YPG!
Sürekli ‘Suriye ordusuna entegrasyon’ deniliyor. Peki kardeşim, hangi entegrasyon?
PKK/YPG bugüne kadar hangi ağır silahını Suriye merkezi hükümetine teslim etti?
Hangi terörist merkezi yönetime teslim edildi?
Komuta zinciri dağıtıldı mı?
Sözde özerk silahlı yapı feshedildi mi?
İşgal ettiği topraklar, petrol sahaları ve sınır kapıları Suriye devletine devredildi mi?
Hayır! Bunların hiçbiri yapılmadı.
Silahını, kadrosunu, komuta yapısını ve kontrol ettiği alanları koruyan bir terör örgütünün Suriye ordusuna ‘entegre olduğu’ söylenemez. Bunun adı entegrasyon değil, terör örgütüne Suriye devleti içinde silahlı ve siyasi statü kazandırmaktır!
Dikkat edin: İsrail bugüne kadar PKK/YPG’ye yönelik en ufak bir saldırı gerçekleştirmedi.
Şimdi PKK/YPG’den birisi çıkıp, ‘Biz Suriye ordusuna katılırız, gerekirse İsrail’e karşı savaşırız.’ diyor.
Böyle saçma bir iddiaya kim inanır?
Kim inanır?
Bugüne kadar kendisine bir taş dahi atmayan, varlığına dokunmayan İsrail’e karşı savaşacağını söylüyor!
Bu söylem, PKK/YPG’yi Suriye ordusunun içine yerleştirmek ve terör örgütüne meşruiyet kazandırmak için üretilmiş bir aldatmacadır.
Gerçek entegrasyonun ölçüsü söz değil; silahların eksiksiz teslimi, terör örgütünün komuta yapısının dağıtılması, yabancı teröristlerin ülkeden çıkarılması ve bütün toprakların kayıtsız şartsız Suriye merkezi hükümetine devredilmesidir.”
📹 Yayının tamamı:
https://t.co/IdRk3NKjAn
Cihat Yaycı:
"Tekrar söylüyorum Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne çok dikkat. Burada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni içeriden kaynatarak buna bir meşruiyet kazandırabilirler. Sivil itaatsizlik eylemleri hani Türkiye bizi işgal ediyor diyen kadın (Selma Eylem) vardı ya eski sendikacı gitmiş Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri geldiğinde STK'larla toplantı yapıyor. Bak STK'larla toplantı yapıyor. Çağırılan STK'lar da genelde nasılsa o kim çağırdıysa Cumhurbaşkanlığı çağırmış galiba Guteres'le görüşmeye. STK'ları hep böyle abidik gubidik STK'lar. Onların içerisinden bir tanesi bir sendika başkanı kadın eski sendika başkanıymış. Kadın diyor ki meal biz diyor Türkiye tarafından işgal altındayız diyor. Burada asimile edilmeye çalışılıyoruz diyor. Bizi kurtarın diyor. Bu sendikanın parasını da Türkiye veriyor biliyor musun? Türkiye'ye veriyor. Hala düzeltmediler. Şu maaşlardan otomatik sendikalara para kesilmesini bitirin. Sayın Cumhurbaşkanlığımıza sesleniyorum. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız bu işle ilgileniyor. Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımıza buradan arz ediyorum. Ne olur şu paraları maaşlardan otomatik olarak sendika aidatlarının kesilmesi uygulamasına son verin. Son verin. Bunlar biraz kendilerine gelsin. Gitsin onlar KKTC vatandaşları gitsin. Maaşı yaptıktan sonra sendika aidatını kendisi versin. Yarı yarıya düşer. Emin olun."
🔴 İnsanlık tarihindeki en vahşi sahnelerden biri ortaya çıktı.
Bir k@til İsrail uçağından çekilen görüntüler:
Açlıktan kırılan binlerce Gazzelinin bir yardım kamyonuna doğru koştuğunu, ardından kamyonun bombalanarak hepsini öldürdüğünü gösteriyor...
#GazaGenocide