Her bir şeyin
göründüğü gibi var-olduğunu düşünmek
safdillik,
gördüğümüz gibi var-olduğunu düşünmekse
kibirdir.
Şeyler tabakalı, eylemler derecelidir.
İkisi arasındaki nisbete dikkat, tayakkuzdur;
yani yakaza hâlinde olmak.
Her dâim 'bilinç-içre' yaşamak hiç de kolay değil...
Kırılan ümitlerin kasveti ruhunu esir etmesin. Ömrün geçen kısmı bir rüya misali uçup gitmiş olsa da, mütebaki her anı yeni bir şevk ile ilmik ilmik dokumak hâlâ senin elindedir.
birini sevmeye başlamanın ilk emarelerinden biri onu merak etmektir.
amansız, telaşlı bir merak.
zeytini nasıl sever, göğe nasıl bakar, o kitabı neden bu kadar çok seviyor, suyu kaç yudumda içer. böyle üzerinde durulmayan her küçük detaya kocaman bir merak.
Cenâb-ı Hakk'ın esmâ ve sıfatları karşılıklıdır: Meselâ "Muhyî" ismi hayat verir, "Mümît" ismi öldürür. İlâhî isimlerin zuhuru da tezatlı ve karşılıklıdır. Yeryüzünün gülmesi, yâni yeşermesi gökyüzünün ağlamasına, yâni yağmur yağmasına bağlıdır.
Hepimiz bir takım yıldızı halinde sürükleniyoruz. Bu doğru çünkü biz birbirimizin bağlantıları halinde yaşıyoruz. Takım yıldızından bir kişi bile kendi ışığını iyileştirme yolunda bir adım attığında ip halinde bağlandığı kişilerde iyileşiyordu. Bizi biz yapan biz değil bizlerdik.