İstanbul'da, tüm maliklerin izin vermemesi nedeniyle başvurusu alınan 162 bin binadan 79 binine deprem riskine karşı ücretsiz sunulan 'hızlı tarama ile bina testi' yapılamadı https://t.co/CZuBm2U5jI
Next level blockage from my mighty country, #Türkiye. Instead of talking on terrible economics & the geopolitical mayhem we are in atm, we have to deal with social media censorship combined with these bs. Brilliant! Once again the incapable people trying to hide their weakness.
If stopping traffic on the M25 to campaign for an end to environmental disaster is punishable with 5 years in prison, what should the sentence be for the fossil fuel barons who are fuelling environmental disaster? 50yrs? 500yrs? What? https://t.co/6yHr3H5VmT
Bu yazıyı yazarak, iklim değişikliği ve dünyanın karşı karşıya olduğu çevre krizi konusunu bağlamına yerleştirmeye gayret etmek istiyorum.
Global alanda bu konulardaki en kuvvetli ve etkili sivil toplum kuruluşlarından birinin -ClientEarth'un- global yönetim kurulundayım. Bu kapasitede mücadele verdiğim cephelerdeki muhataplarda gözlenen genel cehalet ve aymazlık, hayret verici. 2023 senesinde, hala, herkes bugünün derdinde. Bunu ancak toplumların her bir hücresi ile uyanıp şirketleri ve devletleri aksiyona mecbur etmeleri değiştirebilir.
Şirketlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve devletlerin kendi kendilerine ve yeterli toplumsal baskı olmadan zamanlı ve etkili müdahalede bulunma ihtimallerine dair umudumu daha yeni, Dubai'de, COP28'de kaybettim. Ben artık hiçbir sivil toplum kuruluşunun COP'lara katılmaması, herkesin birbirini pışpışlama seanslarına vakit ayırmaması, o seanslara haysiyet kazandırmaması ve bunun yerine direkt aktivizm seviyelerini yükseltmeleri taraftarıyım. Zira, COP28, çöp28.
Gezegenimizin 7 senelik karbon bütçesi var. Emisyonu azaltmak ve dekarbonizasyon için sert hamleler gerek. Metan ile mücadele önceliklendirilmeli. Ama biz ipe un seriyoruz, havanda su dövüyoruz, göz göre göre gezegenimizi torunlarımız için yaşanabilir olmaktan çıkartıyoruz.
Dubai'de, bugüne kadar hiç görülmemiş sayıda fosil yakıt şirketi lobicisi vardı. Dubai'de hala "o kelimeyi öyle mi yazsak böyle mi yazsak" derdi egemendi. Dubai"de şirketler hala "2030 erken, 2033'e kadar uzatma gerek", muhabbetindeydi.
Al kardeşim sen o uzatmayı. Torunlarımıza da siz anlatırsınız "dediler de biz anlamadık" diye. Sigara şirketleri zamanında sigaranın zararlarına uyanan toplumların uyanışını yavaşlatmak için hangi taktiklere başvurduysa, kimi fosil yakıt şirketleri gezegenimizin bir devrilme noktasına doğru ilerlediğini gizlemek için tıpkı taktik kitabına başvuruyor.
Insanlar hala "dünya bunca zaman döndü, şimdi bizim yaşam süremizde mi patlayacak" muhabbetinde. Dünya patlamayacak. Insanlar ve bildiğimiz türlerin en az %75'i onun üzerinde barınıp tutunamayacaklar. Bunun kaçınılmaz hale geleceği eşiği geçmemiz ise, akıllı olmazsak, bizim hayat süremize denk geliyor. Dünyamız 4,5 milyar yıl yaşında. Sırf son 500 milyon yıl içerisinde 5 defa tüm türlerin %75'inden fazlasının ölümünü içeren toplu tükenişler yaşayıp milyonlarca yıl içinde yeni süreçlerle tekrar renkli yaşam gördü. Insanlar 6 milyon yıldır dünya üzerinde. Dinozorlar 140 milyon yıl dünya üzerindeydiler. Yani, zamana, zamanın neresinde olduğumuza, hiçbir şeyin bizimle başlayıp bizimle bitmediğine, uyanmamız lazım.
Bizim insanlar olarak 4.5 milyar yıllık dünya tarihinde hiç denk gelinmemiş bazı özelliklerimiz var. Zamanı kendi geçiciliğimizi ve evreni algılayabiliyoruz. Bir gezegende daha yaşam kurabilme ve bu suretle türümüzü sürdürülebilir kılma ihtimalimiz var. Öte yandan, kendi gezegenimizin üzerindekileri silkeleme döngülerini kendi elimizle tetikleyip hızlandırma riski de sadece bizim türümüze ait. Kendi gezegenimizin döngülerini gözleme ve yoğurma kabiliyetimiz, yine, bize özgü.
Işte bu kritik dengelerin en hassas hale geldiği yaşam süreleri, 2015 ile 2035 arasındaki 20 senede dünya üzerinde etkide bulunabilecek olan insanlar.
Zaman, her şeyin ilacı. Bir gezegeni çekirge sürüsü gibi yemeye kalkışırsa, insan zararlısının da ilacı, zaman olur. O durumda 10 milyonlarca yıllık süreçler sonucunda bu gezegene yine akıllı ve bilinçli bir tür gelir mi, bilinmez. Gelirse, bizim kazıp dinozorları bulduğumuz gibi bizi bulduğunda, "imkanları da varmış, niye göz göre göre toplu tükenişe gitmişler?" sorusunu soracaklardır. Cevap, ne yazık ki, "kurdukları düzen yeterince hızlı toplu irade gösterilmesine el vermemiş" cümlesinden ibaret olacak.
Bunu değiştirmek, şu anda kendi etki alanında hamle yapabilecek her bir kişinin o iradeyi bir diğerinden bağımsız olarak ortaya koyabilmesine bağlı. Bu yazı bir ilave kişinin harekete geçmesine bile vesile olsa faydadır. Insana has umutla.
Over the course of 3 days scientists pumped 10 tons of cement into an abandoned ant hill. After weeks of digging, the colony’s intricate & impressive structure is revealed. This one
[full video, from "Ants! Natures Secret Power": https://t.co/ol5WJZU6A8]
https://t.co/G71KrCYafP
Seçim sonuçlarına dair değerlendirmelerimi sabrınıza sığınarak takdim ediyorum:
Vatandaş seçimini yaptı. Seçim sürecinin adil olup olmadığı elbette tartışılabilir, tartışılmalıdır, ama sonucun kendisine öfkelenerek hepimizin bir toplum olarak içinde bulunduğumuz şu durumu hak ettiğimiz gibi bir çıkarıma yürümek, hem toplum iradesine tepeden bakmak olur hem de ülkemiz için ekonomide, hukukta, eğitimde ve genel olarak refah düzeyi yönünden daha iyiyi hedefleme iştahını köreltir.
Ülkemiz insanının daha iyi bir seviyeyi hak ettiği kanaati, mevcut durumun potansiyelimizin karşılığı olmadığı inanışı, muhalif kanatta yer alan her insanın ana itici gücü ve hareket noktası olmuştur, olmalıdır. Bu yönden, seçim sonuçlarına bakarak geleceğe yönelik beddua eder gibi düşünceler ileri sürenlerin çiğ bir noktada anlamsız bir hışımla davrandıklarını, yılgınlığa yer olmadığını, özellikle de önümüzdeki kısa vadeli dönemde dahi Türkiye'nin karşı karşıya olacağı son derece ciddi sınavlara girerken herkesin inandıklarını küskünleşmeden cayır cayır ifade etmeye devam etmesinin son derece kritik olduğunu düşünüyorum.
Şurası kesin ki, biz bugün seçim sonuçları ne olursa olsun o sonuçlar kutlanabilecek bir seçime giremedik. Muhalif kanat kamu yönetimine ortak olabilseydi, bunun da, içinde bulunduğumuz şu hal göz önüne alındığında, kendi başına kutlanacak bir tarafı olmazdı. Yalnızca değişim ihtimali için umutlanmak daha kolay olurdu, o kadar. Ülkemizin hukukta, ekonomide ve vatandaşlarının birbiriyle olan sevgi bağı yönünden bulunduğu nokta, kutlama yapılabilecek bir nokta değildir. Hele de mevcut düzen korundu diye. Kutlana yapan yapsın, elbette, ama bir ay öncesinden daha farklı bir noktaya gelinememiş olmasının kutlanacak bir tarafı olup olmadığını belirleyecek tek faktör, bir ay önce insanların kutlama yapacak bir dinamik ve his içinde yaşamakta olup olmadıklarıdır.
Güç zaten son derece uzun bir süredir tek eldeydi. Orada kalmaya bir süre daha devam edeceği görülüyor. Bunun kendi başına kutlanacak bir yönünü bulabilecek yegane insan tipi, o güçten nemalanmakta olan yahut o güç sayesinde kendisinden hesap sorulamamasında huzur bulan insanlardır. O insanlar bugün sokaklarda korna çalanlar değildir. Onlar evlerinde derin bir nefes aldılar ve yarını planlamaya koyuldular.
Siyasi erk sahibi, bu seçimlerdeki zorlanışından bir sonuç çıkaracak kapasiteyi göstermezse, hızla kendi kampı içerisinden ülkeyi en başta ekonomide uçurumun eşiğinden alma kapasitesi olan insan unsurlarına yetki emanet etme ve bilmediği alanlardan geri çekilme adımlarına girişmezse, özellikle de gözünü bu sefer 10 ay sonraki seçimlere dikip bugün tamamlanan seçimlere girilirken yaptığı yönetim ve iletişim tercihlerinde 10 ay daha ısrar ederse, en fazla zarar görüp ezilecek olanlar bu akşam kornalarla konvoylarla kutlamalar yapanlardır.
Toplumun kutuplaştırılmasından rahatsız olanlar bu rahatsızlıklarında samimi idilerse, en baştaki görevleri, o kutuplaştırmaya kurban olan ve bu sebeple kendilerini terörist zanneden insanların da iyiliğini kendi ailelerinin iyiliğini istedikleri kadar isteyerek, inadına ortak sevgi bağını tesis etmek için çabalayarak, yanlışa yanlış deme ve daha iyisi için mücadele etme iştahlarını korumaktır.
Pek çok insana bu satırları okumanın dahi özellikle bu akşam ağır gelebileceğinin, beni saf veya romantik olmakla eleştireceklerinin yahut beni kendilerinden yabancılaştırarak öfkelerini doya doya yaşayacak alan bulma umuduyla "senin tuzun kuru elbette" yoluna sapabileceklerinin ayırdında olarak, ama hiçbirimizin tuzunun kuru olmadığı ve hepimiz için çok ağır bir iktisadi sınav yaklaşırken kaybedecek vaktimizin olmadığı bilinciyle, ülkenin çok önemli bir denge unsuru olan muhalif kanat düşünürlerinin doğru bildiklerini söyleme ödevinin bugünden itibaren her zamankinden fazla olacağı düşüncesiyle yazmak istedim. Küskünlükten kaynaklanan suskunluk, hoyrat bir tercih olur. O tercih, çocuklarımız için sonradan geri alınabilir olmayan sonuçlar yaratır.
@solcugazete Ben görevi insanların huzurunu sağlamak olan birinin yalanla dolanla kışkırtmayla tehditle parmak sallamasından açık ve net bıktım. Ne olur sus be adam!