Hakkımda başlatılan soruşturma kapsamında Çağlayan Adliyesi’nde ifade verdim. Haftada 3 gün imza ve yurtdışı çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbirleri uygulandı.
Halkın dediği olur!
Tuzla halkı iradesine ve onuruna sahip çıkıyor.
Ceberrut iktidara boyun eğmeyenler adalet, demokrasi ve cumhuriyet için yürüyor.
🗓️5 Ağustos Çarşamba
🕗19.00
📍Tuzla Askerlik Şubesi Önü
@noconteks1234 Videodaki kişi Ramazan Akgöz. Burcu hanım kendisinin yanında avukatlık stajını yaptı.
Ne acı ki bugün karşı mahalleden Ramazan Akgöz'e saldırıyor.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
süreç şöyle işliyor:
bir kişi yemek paralarını cebe indiriyor. belediye açığa alıyor, beşikçioğlu suç duyurusunda bulunuyor.
sonra bu kişi etkin pişmanlıktan yararlanıp beşikçioğlu aleyhine ifadeler veriyor.
üstelik ikinci ifadesi beşikçioğlu gözaltına alındıktan 1 gün sonra.
Tuzla emsal transferiyle ilgili gerçekleri anlattık, tarihe not düşelim istedik:
Kimse kanunsuz işlem yapıp, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin hukuksuzluğa imza atmasını beklemesin.
BELGELİ SKANDAL!
OGM, 270 adet yangın söndürme aracı için 2020'de ihaleye çıkılıyor.
Ancak MAN markasının ürettiği araçların tarif edildiği ihale iptal ettiriliyor.
Yeni ihalede teknik şartlar BMC'ye göre düzenleniyor. BMC 2020'de ihaleyi alıyor.
Şimdi sıkı durun!
BMC 2026 itibariyle araçlar teslim edilmiş değil!
Dahası, aldığı ihalede yangın söndürme araçlarının son teslim tarihi 15.12.2021 olmasına rağmen BMC araçları teslim etmediği için ne para cezasını ödüyor ne de ihale iptal ediliyor…
https://t.co/izU86vI5J6
Belgesel'e emeği geçen herkese; Can Atalay'ın arkadaşlarına, onların adına yapımcılığı üstlenen ve
yurtiçinde ve yurtdışıda 48 gösterime belgeseli bizzat ulaştıran Av.Kemal Aytaç abime, yönetmen Zeynep Erpamir ve Volkan Evcim'e, belgesele sesini katan sevgili yoldaşım Barış Atay'a, gösterimi için emek harcayan, zaman ayırıp izleyen,
destek veren katkı sunan tüm dostlara teşekkür ederim.
Filmi aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.
https://t.co/Plu5kwz41V
tuzla'daki durum acayip.
normal şartlarda bir kez kullanılabilecek bir imar hakkı tam 185 kez farklı parsellere aktarılmış.
milyarlık ranttan bahsediyoruz.
şimdi de o müteahhitler ve akp'ye geçen belediye başkanı eren ali bingöl "bunu affedin" diyor.
Tuzla'daki milyar dolarlık imar vurgununun belgesi!
* Müfettişlerin hazırladığı ekteki tablo, 'imar hakkı transferi' adı altında büyük bir vurgun yapıldığının kanıtı.
* Tablonun anlamı kabaca şu: Kamuda kalacak olan bir parsele başka bir yerde inşaat yapılacak bir parsel verilmesi gerekirken, aynı parsel onlarca kez 'takas' edilmiş.
* 'Alıcı parsel' yazan bölümdeki sayılar, parsellerin kaç kere takas edildiğini gösteriyor. Mesela; 18 Nisan 2017 günü belediye kararı ile bir parsel tam 148 kez takas edildi.
* Bir dairenin 148 kişiye satılması gibi..
* Bu şekilde müteahhitler yüzlerce 'kaçak konut' inşa etti. Vatandaşa sattı. Lüks villalar, iş yerleri vs. sayesinde birileri fena zengin oldu.
Erdal Beşikçioğlu da tutuklandı.
Ankara’ya yeni Cumhuriyet Başsavcısı atandı; bir ay sonra Çankaya’ya, 45 gün sonra Etimesgut’a operasyon yapıldı.
Eski başsavcının göremediği kuvvetli şüpheyi, yeni başsavcı bir ay içinde görmüş, delilleri toplamış.
Anlattık 👇🏽
Peşi sıra gelen operasyonlar, seçilmiş belediye başkanlarını değil; sandığı, demokrasiyi ve millet iradesini hedef almaktadır.
Sandıkta kazanamadıklarını yargı eliyle değiştirmeye çalışan anlayış, bu kez de Erdal Beşikçioğlu'nu hedef aldı.
Milletin iradesi yargı operasyonlarıyla teslim alınamaz.
Erdal Başkanımızın yanındayız.
Erdoğan’ın ilan ettiği “yeni nesil teşkilatlanma!”
Ruhunu satın alarak, bedeni ile zafer ilan etmek…
Hapisle, tutsaklıkla tehdit etmek…
Seçilmişi diz çöktürmek, boyun eğdirmek, el öptürmek!
Sonra da bu fotoğrafı kapalı salonlarda alkışlatmak!
Böylesi dönemi milletimiz hiç yaşamadı. Haysiyet, onur, namus hisleri hiç bu kadar aşağılanmadı. Milli iradeye hiç bir zaman bu kadar büyük zarar verilmedi.
Türk milletine, bile isteye, iktidarını korumak adına, sandıkta kazanamadığında, yargı kollarıyla devletin gücünü kullanarak, kazandım naraları atmak…
Bir iktidarın, saray rejiminin sonudur, bitişidir.
Bu eylemin bir parçası olmuş, yüzü gözü birbirine girmiş zavallıları ise nedamet gözyaşları da kurtaramayacak.
Bu millet onları hiç affetmeyecek!
Çünkü söz de makamlar da milletindir!
Senin olmayanı kime satıyorsun!
Eren Ali Bingöl’ün kimyası bozulduysa psikiyatrist, psikolog desteği alsaydı o zaman.
Ramazan Gülten’in bebeği yok mu, Fatoş Pınar Türker’in çocukları yok mu, Mehmet Murat Çalık evlat, annesi anne değil mi? Herkes her ateşi kaldıramaz, doğrudur, o zaman istifa edersin. Ben bu şartlar altında artık bu kamu görevini yerine getiremiyorum dersin. Herkesin psikolojik dirençliliği her şeye yetmez, istifa edene neden direncin yetmedi diyemeyiz, bazen baskı ağır gelir, hepimiz insanız. Ama şu şartlar altında AKP’ye geçenden vatana, millete hayır beklenmez.
Psikolojik tükenmişlik, stres ayrı, ahlaki seçimler ayrı.