The forest was shrinking, but the trees kept choosing the axe; the axe was clever and convinced the trees that because his handle was wood, he was one of them.
⚠️ “DEM Parti, terörle mücadele kapsamında öldürülen her bir kişi başına devletten 2.300.000 TL istiyor!”
💥 Yılmaz Özdil’den flaş iddialar:
• Elimizi verdik, kolumuzu kaptırdık. Üstüne para istiyorlar ya.
• Hapisteki PKK'lıların serbest bırakılmasını öngören yasayı Meclis’ten geçirdik. Öyle değil mi?
• Abdullah Öcalan'a İmralı'da bahçeli dubleks ev de yapıldı. Yetmedi abi. Üstüne para istiyorlar. DEM Parti resmen yeni teklif sundu.
• Son 40 yılda terörle mücadele kapsamındaki zorunlu göç nedeniyle ölenlere veya öldürülenlere devletin tazminat ödemesini talep ediyorlar.
• Kişi başına 2.300.000 TL istiyorlar.
• Ayrıca terörle mücadele kapsamında boşaltılan köylere geri dönüş için o boşaltılan köylerin yollarının yapılmasını, içme suyu, kanalizasyon, elektrik ve haberleşme şebekelerinin yapılmasını, okul ve sağlık ocağı yapılmasını, ulaşım imkânının sağlanmasını talep ediyorlar.
• Ayrıca tazminat komisyonu ile birlikte hakikat komisyonu kurulmasını talep ediyorlar.
• Bu hakikat komisyonunu da Abdullah Öcalan istemişti.
• Terörle mücadeleyi ‘kirli savaş’ olarak nitelendiriyor.
ATATÜRK DİYOR Kİ,
" TÜRK ÇOCUĞU ARTIK ARAP ÇÖLLERİ İÇİN KANINI DÖKMEYECEKTİR"
Bir tek Mehmetçiğin bile kanı, bu çağda hala krallık sefası süren ABD-İsrail işbirlikçisi Suud ailesi için akıtılmamalı
Onca Arap ülkesi var, Suud ailesi için onlar niye savaşmıyor da Türk askeri?
Türk askeri Arabistan'a gitsin diyenlere;
Şanlı Türk Askeri hiç bir ülkenin veya prensin Özel Güvenlik Şirketi değildir! Bölücüler ile kaynaşıp terör örgütü liderine selam gönderenlerin,teröriste operasyon yapmayıp TSK'yı başka ülkeler için savaşmaya göndermesi kabul edilemez!
Iran, Husiler adına Yemen’e gelip “ivedilikle savunma” desteği vermezken Türkiye niye Suudi Arabistan’a gelip sapık bir katıl olan Prens MBS’e “savunma” desteği versin?
Bu katil kendi topraklarımızda Cemal Kaşıkçı’yı öldürtüp, asit ile buharlaştırma talimatını veren , yıllarca bize boykot uygulayan ve Kabe’nin örtüsünün bir parçasını yakın dostu olan Epstein’e hediye ettiğini unutmamamız gerekiyor.
2018'de önce brunson krizi, sonra da başkanlık sistemine geçişten beri türkiye (başka bir cumhuriyette) bambaşka bir ülkeye dönüştü. ve ekonomisi öyle kırılgan ki, an itibarıyla kendisine ne denirse onu yapacak bir durumda
bu yüzden rejimi ve burjuvazisiyle, batı'nın orta doğu'daki en kullanışlı aparatı olmayı çoktan kabul etti bu ülke
"kürtlerle sizin ne işiniz var? onların boyu, sizin buradaki planlarınızı uygulamaya yetmez; ne yapacaksanız bizimle yapın" diyerek, muhataplarını da ikna etti
pyd'nin (iki sene bağırıp çağırdıktan sonra) kaşla göz arasında suriye güçlerine geçmeyi kabul etmesi gösteriyor ki, onlar da tr'ye biçilen rolü (ve onun altında kendilerininkini) kabul etmiş durumda
rusya savaşı ile üst koridor, iran savaşı ile aşağı koridor kapandı; trump ise orta (zengezur) koridorun kontrolunu 100 yıllığına kendisine bağladı. o koridor tr üzerinden batı'ya ulaşıyor
hicaz demiryolu ile hürmüz'ün by-pass edilmesi (yine tr üzerinden batı'ya bir başka hat) ve sonrasında iran'ın parçalanması
mekke ordusu ve israil'in güvenliği
bunların hepsini tr'ye yaptıracaklar, karşılığında da (kendileri için küçük ama şu hale düşürdükleri tr için devasa bir) para verecekler. rte iktidarını koruyacak, avenesi daha da zenginleşecek, halk da kendisine bahşedilen kırıntılarla refahının arttığını zannedecek
tıpkı balyoz/ergenekon sürecinde devleti kozmik odasına kadar cia/fetö'ye teslim ederken ve orduyu iğdiş ederken olduğu gibi. 2007'de dolar/tl 1,42 idi
bugün "akp'nin ilk yılları ne güzeldi; ab'ye girme kararlılığı ve hukukun üstünlüğü nedeniyle tr'ye para yağıyordu" diyen (sözde liberal) yavşaklar, o paraların aslında ne karşılığı geldiğini hâlâ anlatmıyor
aynı şekilde 2008 küresel krizinin bize "teğet geçmesi" de, 2011'den itibaren suriye'nin parçalanmasına yapılan gönüllü taşeronluğun karşılığıydı. 2013'te yıllık enflasyon %8,62 idi
şimdi üçüncü para yardımı gelecek ama trump, rte için "önce bizim için bir şey yapacak" demişti. birkaç şey yaptı da (hamas gibi) ama yetmiyor demek ki. daha fazlası gerekiyor
onların ne olduğunu yaşayarak tecrübe edeceğiz, olayların akışına en ufak bir etkimiz olmadan
"İsrail ve Türkiye, düşman olduklarını ima eden düşmanca söylemleriyle kendi halklarını yanıltma girişimlerine rağmen, Yemen'de fiilen bir askeri ittifaka giriyor."
Neymiş devlet aklı dedikleri israilmiş
BOP dirençle karşılaştığında, Türksüz anayasa değişikliği için referanduma gitmek zorunda kalırsa,Türklerin egemenlik haklarını yasal kılıfla sonlandırmak için bunların oyuna başvuracak.
Baştan söyleyelim: Türk'ün egemenlik hakkı referandum ile de değiştirilemez!
Türk kimliğine yönelik saldırılar iyice arttı. Akademi, vikipedi, sosyal medya ve şimdi de bunlara ek olarak yapay zekayı kullanıyorlar. Hepsi bir bütün.
Önce Türk karşıtı bir anlatı oluşturuluyor. İftiralarla dolu bu anlatının gerçekliğini hiç kimse sorgulamıyor. Türk karşıtı olması kabul görmesi için yetiyor. Sonra hep bir ağızdan bu anlatıyı tekrar etmeye başlıyorlar.
İddialar sosyal medyada dile getirilmeye başlanıyor. Özellikle yunan, ermeni, almanyalı ve çeşitli milletler bu iddiaları sürekli tekrarlıyor.
Türk değilsiniz, devşirme, dna testi yaptırın, Türk yemekleri yok mutfağınız çalıntı, katliamlar soykırımlar yaptınız vs. gibi iddialar bunların ortak söylemi. Bugün sosyal medyada oluşturulan algı bu yönde ve hepsi el birliğiyle bu söylemi yaymakta.
Kaynak soranlara vikipedi ve çeşitli internet siteleri gösteriliyor. Komik olan kısım vikipedi'ye veri girenlerle sosyal medyadaki iddiaları dile getirenler aynı kişiler. Aynı Türk karşıtlığı uğruna bir araya gelen çeşitli Türk düşmanları.
Yani hepsi birbirini besliyor. Vikipedi bilgisi sosyal medyadaki bir iddiayı, sosyal medyadaki bir iddia bir başka internet sitesini, o internet sitesi bir kitabı, o kitap bir makaleyi. Hepsi dönüp duruyor birbirini destekliyor. Sonuç olarak hepsi tek bir kaynaktan çıkıyor.
Günün sonunda birbirinden farklı platformlarda, kitaplarda, makalelerde aynı iddia sayısız kez tekrarlanmış oluyor. Bu tekrarın konudan habersiz sıradan bir insanda yaratacağı güveni ve o güvenin ne kadar yanıltıcı olduğunu düşünün.
Akademide de var bunlar. Ciddi emekler harcayıp Türk karşıtlığı yaratıyorlar. Taraflı, kanıtsız, uydurma iddialarla yazılan kitaplar ve makaleler var ve bunlar yine Türk karşıtı iddialar için dayanak oluyor. Stefan Ihrig ve Hans Lukas Kieser buna güzel bir örnek. (Holokost'u Türklere yıkma çabası, Türkiye'yi soykırımcı gibi gösterme, Atatürk'ü de sözde soykırıma dahil etme çabası vs.)
Daha kötüsü artık yapay zekanın manipüle edilmesi. Yapay zeka bağımsız bir tarihçi gibi kendi araştırmasını yapmıyor neticede. Eğitilirken buna yüklenen verileri işliyor, internette bulabildiği bilgileri kullanıyor.
İşte tehlike burada. Yapay zekayı Türk karşıtı tezlerle besliyorlar. Sahte ve yanıltıcı makaleler yüklüyorlar. Bu asılsız iddialarla eğitilen ve internette çok sayıda yanıltıcı bilgiyle karşılaşan yapay zekanın mantıken Türk karşıtı sonuçlar üretmeye daha yatkın olması beklenir.
Yapay zeka bu yönde gelişirken yapay zeka kullanımı da artıyor. İnsanlar kitapları belgeleri incelemek yerine yapay zekadan sonuca hızlıca ulaşmayı daha pratik buluyor. Doğru yanlış tartışmıyorum ama olan bu. Ve bu durumda yapay zekadan genellikle Türklerin aleyhine bir sonuç çıkacağını söyleyebiliriz.
Mesela deneyin, yapay zekaya yunan çetelerin veya ermeni çetelerin Türklere yaptıkları katliamları sorun. Yapay zeka birtakım olayları anlattıktan sonra "ama unutma ki bu yaşananlar tek taraflı değildi, Türkler de şöyle yaptı böyle yaptı" diye saçmalamaya başlayacak, hem de hiç sormadığınız halde. Veya sözde ermeni soykırımına dair belgeler sunup soykırım olmadığını anlatın, kabul etmeyecek. "Bu senin görüşün, saygı duyuyorum ama olaylara tek taraflı bakamıyoruz" falan diyecek. Bize ara sıra hak vermekle beraber her daim aleyhimizde sonuçlar üretmeye ve soykırım yaptığımızı kabul etmeye daha yatkın olacak. Gidin tartışın, olabilecek en makul yaklaşımları sergileyin, belgeler kanıtlar sunun. Tavrını görün.
Tek bir konuda böyle değil, aklınıza gelebilecek her alanda Türk karşıtı tezleri benimsemiş halde. Bunlar sosyal medyadaki iftiralardan ve çeşitli internet sitelerindeki asılsız yazılardan da besleniyor.
Peki gelecekte ne olacak, yapay zekanın kullanım alanları genişledikçe, insanlar artık tamamen yapay zekaya güvenip bilgi ihtiyaçlarını buradan karşılamaya başladığında ne olacak? Türkler kötü, köksüz, tarihi ve kültürü olmayan yapay bir millet gibi gösterilecek.
Buna karşılık devletin müdahale etmesi lazım. Ciddi bir plan ve programla bu dünya genelinde yayılmak istenen Türk düşmanlığına karşı çalışmalar yürütmeli. Karşıt tezler üretmeli, bunları her yerde yaymalı.
İlk olarak sosyal medyadaki bu pis algılara katkıda bulunanlara karşı harekete geçilmeli tabii. Türklere devşirme diyen, Türkleri soykırımla suçlayan, Türk kültürüne dil uzatan her türlü paylaşım suç olmalı ve cezalandırılmalı ülkemizde. En azından içimizden birileri bu rezillikleri dile getirememiş olur.
Ayrıca resmi tezlerimiz ülke içinde iyice yayılmalı önce, biz bu tezleri tamamen benimsemedikçe dünyaya nasıl benimsetebiliriz?
Türk kimliğini tartışmalı hale getiren, Türk tarihini ve kültürünü sahip olduğu zenginlikten uzak gösterip Türkleri köksüz bırakmaya çalışan ve bu topraklardaki meşruiyetimizin sorgulanmasını isteyen bu anlayışa karşı uyanık olmak zorundayız. Düşmanın topla tüfekle yapamadığını sinsice yapmasına izin veremeyiz. Türklüğümüzden vazgeçmeye, vatanımızdan olmaya hiç niyetimiz yok. Çünkü Türk kimliğine yönelik saldırının asıl sebebi Türkleri bu topraklarda hakkı olmayan soykırımcılar gibi göstermek ve bizi buradan kovmak. Sevr dayatması hiç bitmedi.
Savaş meraklısı DB Hakan Fidan cevap versin!
Türk askerleri Yemen'de soykırımcı İsraillilerden öldürme emri mi alacak? 💥☝️
Pakistanlı subaylar, Suudi Arabistan'a gittiklerinde şok oldular ve İsrailli danışmanları CENTCOM kapsamında istihbarat toplantılarına katılırken buldular.
İran savaşı henüz sona ermeden ve ABD/İsrail etkisinin epeyce zayıflamasının bölgedeki sonuçları ortaya çıkmadan Mekke İttifakı imzalamanın ne kadar yanlış bir karar olduğu giderek daha belirgin hale geliyor.
Özellikle Suudi Arabistan ile Yemen (Ensarullah) arasındaki çatışmaların 13 temmuz tarihinde Suudi tarafının Yemen'in başkenti Sana'a havaalanını vurmasıyla yeniden ateşlendiği bir dönemde 7 Ağustos tarihinde Mekke Anlaşması'na imza koymak Türkiye'nin bölgesel çıkarlarına hizmet edecek bir girişim değildi.
Metnini henüz görmediğimiz bu anlaşmanın Suudilerle Yemen arasındaki uzlaşmazlık - ki, onlarca senelik bir geçmişi var - konularını kapsayacak şekilde imzalanması - eğer öyleyse - veya imzadan sonra bu çerçevede yorumlanması ve asker/silah/mühimmat göndermeye varacak derecede ileri adımlar atılacağının işaretlerinin verilmesi Türk dış politikası açısından çok tehlikeli bir istikamete girildiğine işaret ediyor.
Bu vesile ile Türk dış politikasındaki çelişkiler de belirgin hale geliyor. İsrail/Netanyahu le aynı çizgiye geldiğimiz daha iyi görülebiliyor.
Netanyahu'nun Suudi havaalanlarına Yemen'in yaptığı füze saldırılarını şiddetle kınaması, buna karşılık Suudilerin halen ve geçmişte Yemen'de yaptığı sivil katliamlarından hiç rahatsız olmaması - hatta memnun olması - bölgede yaşananların ne anlama geldiğini açık bir şekilde ortaya koyuyor olsa gerektir.
Kısacası İsrail/Netanyahu ile bu konuda tam tamına aynı çizgiye gelmiş durumdayız. Oysa hükümetimizin ısrarlı İsrail ilişkileri ciddi ve gerçekçi ise Yemen ile doğrudan olmasa bile dolaylı olarak müttefik gibi olmamız ve ona göre hareket etmemiz gerekmez mi?
Peki ne yapmak lazım(dı)? Unutmayalım ki, İran savaşı ile birlikte ABD'nin bölgesel ve küresel güç ve etkisinin hızla azaldığı ve azalacağı, ayrıca İsrail'in saldırgan politikalarına Amerika'dan yeterli destek alamayacağı bir dönemde bölgede böyle bir ittifak kurmak doğru olamazdı. Böyle bir ittifak olsa bile bunun Suudi Arabistan'ın Yemen ile sorunlarına silahlı müdahale şeklinde yorumlanması hiç mi hiç mantıklı değildi.
Bölgenin ihtiyacı olan şey, İsrail hariç bütün bölge ülkelerini kapsayacak şekilde bir bölgesel işbirliği ortamının oluşturulmasıydı. Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan arasında bu yönde yürütülen görüşmelere İran da eklenerek devam ettirilmeli ve güven oluşturucu girişimler/tedbirler üzerinde yoğunlaşılmalıydı.
Türkiye bu görüşmelerde hem Suudi Arabistan hem de İran ile iyi ilişkilere sahip bir ülke olarak Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki sorunların dondurularak çatışma ortamına sürüklenmemesi ve zamanla uzlaşma sağlanması için gayret sarfetmeliydi. ABD/İsrail'in gücü ve etkisi kırıldıkça Türkiye'nin bu bölgesel etkisi daha da artacaktı.
Fakat Suudi Arabistan'ın 13 temmuzda Yemen'e saldırması ve Mısır ile özellikle İran'ı dışlayan Mekke Anlaşması'nın imzalanması tam tersine bir gidişata sebep oldu.
Şimdi hala yol yakınken buradan dönmenin çarelerine bakmak daha yerinde olur. Birincisi bu anlaşmanın Suudi Arabistan'ın fiilen yanında olmak şeklinde yorumlanmasına son vermek ve herhangi bir şekilde bölgeye asker/silah/mühimmat sevkiyatı fikrinden derhal uzaklaşmak lazımdır.
Anlaşmanın henüz Meclis tarafından onaylanmamış olduğu gerçeği demokrasinin nimetlerini kullanmak açısından iyi bir gerekçe yapılabilr. Zaten yurt dışına asker/silah sevkiyatı anayasanın 92. maddesi çerçevesinde Meclis onayına tabi olduğuna göre bu konuda elimizde ciddi bir demokratk mekanizma ayrıca var.
Aynı anda anlaşma metnini alelacele Meclis'e göndererek milletvekilleri üzerinde baskı kurmak ve anlaşmayı Meclis'ten geçirmeye çalışmak yerine süreci zamana yaymak ve sonuçta milletvekillerinin özgür iradeleriyle reddetmelerini sağlamak daha iyi bir yol olablir.
Aksine hareket, göndereceğimiz birliklerin çatışmalarda, Allah muhafaza, isabet almasıyla halkımızın hiçbir şekilde destek vermeyeceği bir savaşa kara birlikleriyle müdahil olma sonucunu doğuracak ve İsrail ile adeta omuz omuza olacağımız böyle bir savaşta İran ile karşı karşıya gelme riskini artıracaktır.
Bunların hiçbiri Türkiye'nin ulusal çıkarlarına hizmet etmeyeceği gibi iktidardaki hükümetin de siyaseten faydasına olmaz.
Bu hükümetin çoktan devrini tamamladığını ve demokratik yapımızın işleyişi açısından gitmesi gerektiğini düşünen birisi olarak bu satırları yazarken önceliğimin hükümetin gitmesinden ziyade ülke çıkarları olduğunu söylemeye gerek bile yok.
https://t.co/SbNIWZq5CT
Türkiye ve Israil’in iç kamuoylarına gösterdiklerinin tersine, Suudi Arabistan ile birlikte birbirleriyle müttefik oldukları açık bir biçimde anlatılıyor. Türk milletini bari bu konuda kandırmayın!