Bu gazetecilik değil tetikçilik….
Muhalefetin bir meseleye bu kadar sığ, dar ve hakikatinden uzak yaklaşması bir yana, onun güdümündeki medyanın adeta hakareti ve küfrü teşvik eden zihniyeti bir yana…
Öcalan tüm hukuki haklardan yıllardır mahrum bırakılmış iken bir çift söz söylemeyenler; çözüm tartışmaları, savaşın durması ve barış için yürütülen çalışmaya ‘ev tartışması’ çerçevesinden bakmayı tercih eden siyaset neyi çözebilir?
Demirtaş’ın düşüncesini bilmeden onun özgürlüğünün de aslında Kürt sorunun çözümünden bağımsız olmadığını kavramadan siyaset nasıl yapılır?
Halk TV’ye gelince; kullandığı bu gayri ahlaki dili hangi gazetecilik ölçüsü ve etiğiyle değerlendirmeliyiz!
YAZIK…
Türkiye'de son günlerde giderek artan gözaltı ve tutuklama uygulamaları kabul edilemez.
Siyasetçilerin, hak savunucularının gözaltına alınması, insanların farklı yaşam biçimleri ve cinsiyet kimliği nedeniyle hedef haline getirilmesi; basın ve muhalif sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirilmesi ifade, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü yok saymaktadır. Bu uygulamalar toplumsal gerilimi artırmaktan başka bir sonuç doğurmuyor.
Bu sabah da bileşen partimiz SYKP'nin Eş Başkanı Mertcan Titiz başta olmak üzere, bileşen partili arkadaşlarımızın da içinde olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Türkiye, her sabah muhalif bir kesime yönelik yeni gözaltı ve tutuklama haberleriyle uyanıyor.
Bu uygulamalar, iki yıldır büyük bir emek ve özveriyle yürüttüğümüz Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne de zarar veriyor. Sürecin toplumsallaşmasını güçlendirmek yerine, sürecin karşısında duranların elini güçlendiriyor.
Barışın zemini korku değil güvendir. Bir taraftan toplumsal çözümden söz edip diğer taraftan siyaset, basın, örgütlenme ve ifade alanını daraltamazsınız. İnsanların susturulduğu bir ortamda barışı nasıl toplumsallaştıracağız?
Türkiye'nin ikinci yüzyılını farklı kimlikleri, görüşleri ve siyaset alanlarını daraltarak, yok sayarak inşa edemeyiz.
Buradan iktidara ve yetkililere açıkça çağrı yapıyoruz: Sürece zarar veren, toplumsal güveni zedeleyen ve süreç karşıtlarının elini güçlendiren bu uygulamalardan vazgeçilmelidir.
Siyasetin, ifade özgürlüğünün ve demokratik örgütlenmenin önü açılmalıdır.
Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla baskı değil; daha fazla demokrasi, diyalog ve toplumsal güvendir. Yüz yıldır bu ülke insanları çok yoruldu. Artık Türkiye'nin huzura, barışa ve demokrasiye kavuşma zamanıdır.
Yılmaz Güney, sinemayı bu topraklarda ezilenlerin diliyle konuşturdu. Adana'nın yoksul sokaklarından çıktı, hapishaneden filmler çekti, sürgünde yaşamını yitirdi. Ama kamerasını hiç halktan yana tutmaktan vazgeçmedi.
Yılmaz Güney'i saygıyla ve özlemle anıyorum.
dem parti eş genel başkanı tuncer bakırhan sürece ilişkin tartışma ve kaygılara alevi bektaşi federasyonu’nun 11. olağan genel kurulu’ndaki konuşmasında yanıt veriyor:
“aleviler’in eşit yurttaşlık hakkının tartışılmadığı, masada olmadığı; aleviler’in özgür olmadığı bir barış süreci olur mu? böyle bir süreçle toplumsal barışımızı sağlayabilir miyiz?
bazıları bu süreçte sadece kürtler’in kimlik ve demokratik hakları konuşuluyor ama emekçilerin hakları konuşulmuyor, aleviler’in eşit yurttaşlık hakları konuşulmuyor, yok sayılan, katledilen kadınların özgürlüğü konuşulmuyor gibi yalan yanlış algılarda bulunarak bu süreci sabote etmeye çalışıyor.
değerli arkadaşlar demokrasi olacaksa 86 milyona… dolayısıyla o masada sadece kürtler yok; aleviler, halklar, inançlar, emekçiler, ezilenler, hakkı hukuku yok sayılan herkes vardır. bu konuda kaygılanmak yerine bu işi yürütenlerin, bu işin esası olanların söylediklerine kulak vermek gerekiyor.
barış alevisiz olur mu? alevi katliamlarıyla yüzleşilmeden toplumsal barışımızı sağlayabilir miyiz?
bu süreç hepimizin hakları için yürüyor, bu sürecin başarıya ulaşması halinde de her birimiz demokratik haklarımızla karşılaşacağız. alevi’nin kimliği tanınacak, anayasal güvence sağlanacak. demokratik, laik, özgürlükçü bir ülkede hep birlikte yaşayacağız.”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın, Samandağ Hz. Hızır Türbesi önünde Samandağlı Alevi kanaat önderleriyle birlikte yaptığı konuşma.Arap Alevileri başta olmak üzere ırkçılığın hedefi olan, ezilen her kimlik ve inancın yanında olmaya devam edeceğiz.
🔴 ‘Alevi Aydınlar Bildirgesi’ne yönelik tepki çeken sözlerine Bakırhan'dan açıklama:
📌 Maksadımı tam karşılamayan bir ifade kullandım, “sokaktan getirmek” siyasette alan açmak anlamındaydı
https://t.co/npWGsVGWE6
“Tarihi cımbızlamanın hafifliği”
DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat yazdı: Tarihi cımbızlamanın hafifliği.
📄 Bu bildirgenin ortaya çıkışı, üzülerek söylemek gerekir ki talihsiz bir örnek olmuştur.
⚖️ Kürt özgürlük hareketi, yarım asrı aşkın tarihi boyunca aynı zamanda bir Alevi hareketi olmuştur.
🤝 Kürt halkının demokratik haklarının tanınması Alevilerin kaybı değildir.
https://t.co/eeeuo9AK3m
Çarpıtma ve manipülasyonla gerçeği eğip bükmeye çalışanları bir kenara bırakalım.
Tuncer Bakırhan’ın Alevilere ilişkin ne söylediği açık, net ve tartışmaya yer bırakmayacak kadar sarihtir. Söylenen söz ortadadır; bağlamından kopararak başka bir anlam yüklemeye çalışmayın.
Çarpıtma ve manipülasyonla gerçeği eğip bükmeye çalışanları bir kenara bırakalım.
Tuncer Bakırhan’ın Alevilere ilişkin ne söylediği açık, net ve tartışmaya yer bırakmayacak kadar sarihtir. Söylenen söz ortadadır; bağlamından kopararak başka bir anlam yüklemeye çalışmayın.
Yeni adli yılın; hukukun üstünlüğünün, bağımsız ve tarafsız yargının, adalete eşit erişimin güçlendiği bir döneme vesile olmasını diliyorum.
Hukukun siyasetin gölgesinden çıktığı, yargının hiçbir kimliğe, düşünceye ya da toplumsal kesime göre ayrım yapmadığı bir ülke mümkündür. Cezaevlerinden meydanlara, yerel iradeden ifade özgürlüğüne kadar adaletin eksik kaldığı her yerde sözü büyütmeye devam edeceğiz.
Yeni adli yılın, hukukun herkes için aynı şekilde işlediği bir düzenin inşasına hizmet etmesini diliyorum. Adli yılın açılışında, herkesin eşit haklara sahip olduğu bir hukuk düzenini yeniden hatırlatmak isterim.
Adalet, ayrımsız uygulandığında adalettir. Başta infaz düzenlemesi olmak üzere; hukuk devletini, demokrasiyi ve barışı güçlendirecek adımların atılması, 86 milyonun tamamının yararına olacaktır.

Eş Genel Başkanlarımız Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan'ın, Girne açıklarında meydana gelen yolcu gemisi kazası nedeniyle KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman'a gönderdiği mektup:
https://t.co/Y26pVKPJqI
Acıları yarıştırmadan, yaslara saygı göstererek ve birbirimizi anlayarak Barışı büyütmeliyiz…
Kürt’ün de Türk’ün de annesinin gözyaşı aynıdır.
Hiçbir annenin acısı diğerinden daha değerli ya da değersiz değildir.!
Bu topraklarda hem Kürtler hem Türkler ağır bedeller ödedi; anneler evlatlarını kaybetti, aileler tarifsiz acılar yaşadı. Cenazeye, yasa ve insanların kaybettiklerine duyduğu acıya saygı göstermek insani bir sorumluluktur.
İnsanların yas tutma hakkını siyasi hesaplaşmanın konusu hâline getiren, yasları aşağılayan ya da kriminalize eden söylemler toplumsal yaraları iyileştirmez; aksine daha da derinleştirir.
Bu topraklar yeterince ölüm gördü, yeterince anne evladını toprağa verdi.
Artık mesele kimin daha fazla acı çektiği değil, bundan sonra hiç kimsenin aynı acıları yaşamamasıdır.
Geçmişin kutuplaştırıcı dilinden çıkmak zorundayız. Birbirimizin acısını küçültmeden, birbirimizi anlamaya çalışarak; gençlerin ölmediği, annelerin ağlamadığı, Kürtlerin ve Türklerin eşit ve özgür biçimde birlikte yaşayacağı ortak bir geleceği hep birlikte kurmalıyız.
Bugünün sorumluluğu acıları yarıştırmak değil; yeni acıların yaşanmayacağı bir Barış iradesini büyütmektir.
Barış Annelerinin de Cumartesi Annelerinin de Şehit ve Gazi ailelerinin acılarını da paylaşıyoruz. Trabzon’un acısı da Siirt’in acısı da Urfa’nın acısı da eşittir, birdir. Acının şehri, kimliği, tarafı olamaz.