Visegrad24 has released a new video on the Muslim Brotherhood and its efforts to infiltrate and subvert Western countries.
Last year, France's Interior Ministry released a report in which France's intelligence services described the methods the Muslim Brotherhood uses to embed itself deeply in France's migrant communities.
Likewise, worrying news are coming out of America where the Brotherhood has become increasingly active.
Finally, the UK is also exposed to this threat. A man who supported Ayatollah Khomenei's fatwa against Salman Rushdie has been made an advisor for the UK government on how to tackle extremism in the country.
The IRGC was recently terror-listed by the EU and the UK but European countries are still blind to the threat from the Muslim Brotherhood.
Countries such as Egypt, Saudi Arabia and the UAE have banned the Muslim Brotherhood, but the West is still hesitant for some reason. In the meanwhile, the Brotherhood has built up its main global HQs in Turkey, Qatar and the UK.
Wir fordern eine internationale Untersuchung
Schwere Vorwürfe müssen unabhängig untersucht werden
Nach Angaben der Kurdistan Freedom Party (PAK) könnte bei einem iranischen Drohnenangriff weißer Phosphor eingesetzt worden sein. Augenzeugenberichte, medizinische Befunde und großflächige Brände stützen diesen Verdacht.
Sollte sich dieser Verdacht bestätigen, könnte dies einen schweren Verstoß gegen das humanitäre Völkerrecht und ein Kriegsverbrechen darstellen.
Wir fordern:
- eine unabhängige internationale Untersuchung der Angriffe,
- vollständige Aufklärung aller Vorwürfe,
- und die strafrechtliche Verfolgung der Verantwortlichen.
Kriegsverbrechen dürfen niemals unbeantwortet bleiben.
#HumanRights #Iran #Kurdistan #Justice
Bu çalışmayı yaparken karşılaştığım zorluklar üzerine:
• Normalde bu tür kültürel çalışmaları devlet kurumları, kültür bakanlığı yapıyor. Türkiye ve İran devletinin bu şekilde çalışmaları var. Ancak bizim böyle bir imkanımız olmadığı için bireysel çalışıyorum. Kurumumuz, bakanlığımız olsaydı çok daha farklı olurdu.
• Kategorize etmenin zorluğu üzerine. Türkiye herhangi bir Ermeni, Süryani, Yunan mirasını "Türkiye Mirası" olarak kabul ediyor ya da İran bir Lur, Gilak mirasını "İran Mirası" olarak kabul ediyor. Kürdistan'da hayli banisi Kürt olmayan eserler var ama bunları ortak bir değerde toplayamıyoruz.
• Bu da bizi şuna itiyor "banisi Kürt olan eserler". Yani burada paylaştığım eserlerde şu kriteri öne sürdüm "yaptıran kişi kesinlikle Kürt olacak". Eyyubilerin içindeki Arap, Türkmen vs. emirlerin, valilerin eserlerini "Eyyubi tarzı" eser vermelerine rağmen eklemedim. Ya da Zendler dönemimde Zend Hanedanı'na mensup olmayan gayri Kürt emirlerin eserlerini eklemedim.
• Bunun getirdiği zorluklar da şunlar oldu: Yapının kitabesini ve tarihi kaynaklarda kayıtlarını detaylıca incelemek zorunda kaldık. Her yapının detaylıca kim tarafından yapıldığından emin olmadan paylaşmadım. Bazı eserlerin Eyyubiler dönemimde yapıldığı çok bariz ama kitabesi yok, ya da modern sanat tarihçileri inceleyip onay vermemiş o zaman eklemedim.
• Bir başka sorun, Türkiye arşivlerinde Mardin, Diyarbekir, Urfa civarında yapılan her eser için hiçbir kaynak olmamasına rağmen "Artuklu eseri" diyip geçiliyor; ya da Van, Bitlis gibi yerlerdeki her esere kaynaksızca "Selçuklu dönemi olduğu düşünülüyor" deniliyor. Haliyle böyle bir ortamda ekstra bir araştırma ile meseleyi "düşünülüyor"dan çekip gerçekliğe kazandırtmak için ekstra uğraş gerek. Aynı düşünce İran'da da var. Safevi, Kaçar dönemlerinde yerel Kürt beylerinin yaptığı eserlere "Safevi mimarisi, Kaçar dönem eseri" dedikleri için onları ayıklamak için çok uğraştım.
80 Şehir 300 Eser.
Bir süredir üzerinde çalıştığım "Kürt Kültür Envanteri"* isimli sitemde şu an Kürtler ve ataları tarafından 80 şehirde yapılan 300 eseri kaydettim.
Aşağıdaki linkten ulaşıp inceleyebilirsiniz:
https://t.co/c8B6c4c3rH
'Kurdish people, denied their own state, have experienced genocide. The West doesn’t care because their oppressors aren’t Israeli.'
@DavidHarrisNY argues there's a 'striking asymmetry' in how The West consider both the Kurdish and Palestinian causes ⤵️
https://t.co/nG5nfriIwZ
Yaklaşık on yıldır Kürtler, Kürtçenin Duolingo’ya eklenmesi için talepte bulunuyor. Ne yazık ki bu talep hâlâ karşılanmadı; oysa Star Trek’teki kurgusal bir dil olan Klingonca bile platformda yer buldu.
Ancak Kürtler, kendi inisiyatifleriyle Bimus gibi bağımsız bir dil öğrenme uygulaması geliştirdi. Bimus, yalnızca Kurmancî değil, aynı zamanda Soranî ve Zazakî lehçelerini de kapsıyor. Bu durum, Bimus’u sıradan bir uygulamanın ötesine taşıyor: bu, kültürel kimliğin dijital alandaki yansımasıdır.
Her halkın kendi diline adanmış bağımsız bir uygulaması yoktur. Bu nedenle Bimus, Kürtler için yalnızca bir eğitim aracı değil, aynı zamanda bir gurur kaynağıdır.
Kalbim her bir YPJ'li ile ancak yıllardır bir taraflarını yırtan onlarca insana rağmen Kürtler ve özellikle Rojava Apoculuk illetinden kurtulamadı. Apoculuk Kürtlere rezalet ve hayal kırıklığından başka hiç bir şey kazandırmadı, kazandırmaz da. Allah sizin de Aponuzun da ...
Hem imza hem direniş!
🔶 Şam-SDG arasında imzalanan 14 maddelik orduya entegrasyon anlaşmasının ardından, Şam’ın YPJ için "Kadından asker olmaz, lağvedilsin" dayatması karşı bugün Qamışlo’da binlerce kadın sokaklara döküldü: "YPJ teslim olmayacak!"
Simel Sever stammt aus einer politisch geprägten kurdischen Familie aus Dersim und lebt heute in Stuttgart. Früh lernt sie, politische Fragen nicht als abstrakt zu begreifen, sondern als Teil ihres eigenen Lebens. Als stellvertretende Vorsitzende der Kurdischen Gemeinde Baden-Württemberg und Präsidiumsmitglied der Kurdischen Gemeinde Deutschland setzt sie sich für Sichtbarkeit, Rechte und Schutz von Simel Sever ein.
Ihre Geschichte beginnt mit Flucht. Als Vierjährige verlässt sie Ende der 1980er mit ihrer Mutter die Türkei. Über Österreich, wohin damals noch ohne Visum eingereist werden konnte, geht es weiter Richtung Deutschland und das zu Fuß, über die Grenze, bei Schnee und Eiseskälte. Eine Erfahrung, die sie als Kind noch, wie eine Abenteuergeschichte erlebt hat.
Ihr weiteres Aufwachsen ist von Erfahrungen geprägt, die viele Kinder nicht tragen müssen. Unsicherheit und das Fehlen eines festen Zuhauses hinterlassen früh Spuren. In den ersten zwei Jahren in Deutschland lebt sie mit ihrer Mutter ohne gesicherten Aufenthaltsstatus, ohne Stabilität, abhängig von anderen und ohne eigenen geschützten Raum.
Nach zwei Jahren beantragen sie Asyl und lebt sich schnell ein. Sie ist Klassenbeste, liebt das Lernen und findet früh ihre Stimme. Sie spricht aus, was viele nicht benennen, widerspricht, wenn ihre kurdische Herkunft und Geschichte infrage gestellt wird und bleibt standhaft. Diese Erfahrungen prägen ihren weiteren Weg. Aus dem frühen Bestehen auf Selbstbehauptung entsteht eine klare politische Haltung.
Heute setzt sie sich für die Rechte von Kurd:innen ein und arbeitet für Mercedes-Benz. Ein besonderes Anliegen ist ihr dabei der Schutz von Frauen vor Unterdrückung und Gewalt. Sie handelt aus der Überzeugung heraus, dass Schweigen bestehende Verhältnisse stabilisiert und dass es Widerspruch braucht, um sie zu verändern.
Simel Severs Geschichte macht sichtbar, wie sich politische Haltung aus Erfahrung formt. Sichtbarkeit ist für sie eine Voraussetzung dafür, dass Menschen geschützt sind und ihre Rechte einfordern können.
Unser Projekt WERTE setzt genau hier an: Wir machen Stimmen hörbar, die in öffentlichen Debatten oft mitgemeint, aber selten sichtbar sind.
Özgürlük ve bağımsızlık gibi büyük ve kutsal bir amaca ancak aklı, ruhu, vicdani özgür olan, doğruya doğru, yanlışa yanlış, ihanete ihanet, teslimiyete teslimiyet diyebilen insanlar erişebilir.
Ağa kapısında kahya, şeyh kapısında mürit, sahibinin attığı her taşı ağzıyla yakalayan kişiliksiz, uyduruk, ahlaktan ve erdemden yoksun insan müsveddelerinin özgürlük diye bir amacı olamaz.
Onlar ancak kirli yaşamlarını bir gün daha devam ettirmenin hesabını yaparlar.
Onların teslimiyetten ve ihanetten geri dönme imkanları yoktur.
Onları tanıyın.
Onlar suçludur.
Onların düşmana yalvarma ve yaltaklanma dışında bir çabası olamaz.
Kürt halkı ile düşman karşı karşıya geldiğinde onların Kürt halkına değil, düşmana sığınacağı kesindir.
Onlar uzatmaları oynuyor.
Sonlarının geldiğini biliyorlar.
Yollarınızı ayırın.
Tarihi ihanetin ortağı olmayın.
Bu arada, cahil ama partizan kardeşime anlatayım, bir harekete önderinin adını genelde düşmanları/muhalifleri verir (bkz. "eksonim"). Bir düşünceye şahıs ismi etiketi yapıştırmak, o düşünceyi "evrensel bir hakikat" olmaktan çıkarıp "kişisel bir saplantı" haline getirme operasyonudur. Bütün bir Dinler tarihinde bu semantik savaşın izleri var. Misal '"Vehhabilik'" terimini bu akımın mensupları asla kabul etmez, kendilerine 'Muvahhidun' (Tevhid ehli) derler; 'Vehhabi' ismi, onları "Abdülvahhab adlı bedevinin peşinden giden bidatçılar'' şeklinde kodlamak isteyen hasımları tarafından onlara verilmişti. Keza İsevilik/Musevilik örneği de ilkin bu mantıkla ortaya çıkmıştı. Bu dinlere İnananlar kendilerine ilk başlarda "doğru yolun yolcuları"' diyordu ama, müşrikler onları "Îsacı" veya 'Mûsacı' diye yaftalamıştı. İslam'a da "Muhammedilik" denmez. Dersen, bu dinin tüm evrensel iddialarını birer "eponim" (şahıs adı) parantezine almış, İlahi Kelam"ı reddetmiş ve kutsal bir dini sadece 7. yüzyılda yaşamış Muhammed isimli bir önderin kişisel vizyonuna indirgemiş olursun. Olur da dinler tarihini pek bilmezsen sosyalist literatüre bak, orda da durum aynı. "Stalinci" tabirini Stalinin kendisi veya partisi değil, onun hareketini bir "şahıs kültü'" olarak damgalamak isteyen Troçki gibi muhalifler kullanmıştır; çünkü o harekete '"bilimsel sosyalizm'" deselerdi, meşruiyet zeminini sarsamazlardı ama '"Stalincilik'" diyerek onu tek bir adamın hırsına hapsetmeye çalıştılar. Marksizm'in "bilimsel determinizm" iddiası da hasımları tarafından "Marksçılık" olarak adlandırılmıştı. Çünkü onu evrensel bir ekonomi kanunu olarak değil, sakallı ve yaşlı bir Alman sarhoşun birası bitince uydurduğu şahsi kuruntusu diye göstermeye çalışıyorlardı. Burada yapılan şey, "metonimik" bir saldırıdır, bütünü (hakikati), parçaya (şahsa) kurban etmektir. Anlambilimsel açıdan geniş bir kavram kümesinin (genus), daha dar ve tartışmalı bir alt kümeye (species) hapsedilmesi işlemidir; Yani, birine '"falancı/filancı" dediğin an, onun davasını küçültmüş, onu bir sistemin öznesi değil, bir şahsın babasının çiftliği haline getirmiş olursun.
Dolayısıyla, hala uyuyan güzel kardeşim, partinizin yeni ismi gurur duyulacak bir bir tanımlama değil, bu tür isimlendirmeler aynı zamanda politik bir güç mücadelesi ve itibarsızlaştırma aparatıdır. Ki zaten size de "Apocu" ismini ilk önce türk devletinin savcıları vermişti. (Sonra bu ismi bundan yüz milyon yıl sonra da anlaşılamayacak bir nedenle hunharca benimsediniz!) İşte bunlar hep düşmanın kelimeler vasıtasıyla, bir fikri yok etmek için kullandığı zarif suikast yöntemleridir, bilin bunları artık!
Ha bu arada, bu eksonim kuralının tek istisnası skolastik karanlığın en derin dibi olan tarikatlardır. Mesela "Mevlevîlik", "Bektaşilik", "Nakşibendilik" gibi isimler tarikatın kurucusunun isminden gelir ve tarikatın kendi üyeleri tarafından kendilerine verilmiştir. Bu da 50 yılın sonunda vardığınız nokta açısından düşünüldüğünde ilginç bir rastlantı tabi... Hasılı kelam, bu isimlendirme mantığının arkasındaki temel semantik süreç indirgemeciliktir. Siz, her saniye, her noktada indirgeniyorsunuz. Elbette ulusal bağımsızlığa iman etmiş, ilahlar ve peygamber değil, krallar ve komutanlar arayan mazlum Kürtler sizin kendinizi tanımlama biçiminizi dert edecek değil, ama sizinle beraber bir milletin ulusal davası da indirgeniyor, her Kürde dert olması gereken, ancak bu olabilir.
Siz, lafa gelince 50 milyon yıllık hareketiz demeyi ve hepimize "değerler" edebiyatı yapmayı biliyorsunuz, değerleri kendi ellerinizle imha ederken birbirinizi eleştirmiyorsunuz ama. İçinizden tüm bu akıl tutulmalarına dur diyecek biri çıkacak mı, bakalım tarih ne gösterecek.
Kürtler (özellikle Eyyubi ailesi, Rewadiye kabilesinden) Suriye'de Zengi Devleti'nde (Nurüddin Zengi'nin hizmetinde) askerî elit olarak görev yapıyordu. 1167-1169'da Nurüddin, amca Şirkuh'u Fatımî Mısır'ını ve Haçlıları yenmek için gönderdi. Şirkuh Mısır'ı fethetti, vezir oldu; öldükten sonra yeğeni Selahaddin Eyyubi (Yusuf el-Kurdi) yerine geçti ve 1171'de Fatımîleri devirip Eyyubi Devleti'ni kurdu. Başkent Kahire oldu.
Türkler ise Eyyubi ordusuna katılan Türkmen kabileleri ve Türk kökenli memlük (köle asker) birlikleriyle geldi; ordu genelde Kürt-Türk karışımıydı, yönetimde Kürt ağırlıklıydı.
They won’t go back to their “free Syria”.
But they’ll attack Kurds in the name of the “free Syria”. They say they won’t go back to poverty but expect Kurds to do so, when they’d prefer to self govern. Funny bunch of people. They know themselves, Syria is a terrorist haven.
Simple questions:
Why do 5 million Palestinians have the "right" to a state, but not ~60 million freedom-seeking #Kurds?
Why are there endless marches & protests for Palestinians, but not for Kurds?
Why is the UN obsessed with Palestinians, but doesn't give a damn about Kurds?
Rojavalı genç, Kürtleri “şeref ve namus günü” diyerek QSD’ye çağırıyordu.
Newroz’da çetelerin bayrağını indirdiği için aynı QSD tarafından gözaltına alınıp çetelere teslim edildi.
2023’te Harun’u tokatlayıp teslim eden koruculardan ne farkınız var?
İki farklı yer aynı zihniyet
Perwer Armed: Washington, Mahabad’ı neden yalnız bıraktı?
🔶“Sabah erkenden bizi, muhtemelen Sovyetler tarafından Mahabad'ın filizlenen ordusu için bir karargâh olarak kullanılmış bir binaya götürdüler. Duvarları Sovyet propagandası ve Sovyet liderlerinin resimleriyle kaplıydı. Qazî Mihemed'in ofisine alındığımızda; onu masasının arkasında, büyük bir Kürdistan haritasının yanında otururken bulduk.
https://t.co/gANqZpbRav