uzun zaman olmuş buraya gelmeyeli. ben büyüdüm,değiştim,yanıldım,öğrendim. hala da büyüyor,değişiyor,yanılıyor,öğreniyorum.
insan olmamla barışmaya çalışıyorum
eksik parçamın hiç tamamlanmayacağı gerçeğini kabullenmeye çalışıyorum.
heyecanlanmayı özlediğimi fark ediyorum sonra da beni heyecanlandırabilecek bir olayda tüm ihtimalleri düşünüp ya da en kötüsü onla kıyaslayıp kafamdaki onla olabileceğimiz versiyon olmayacak diye yeni herkese uzak bakıyorum.hiçbiri onun bir cümlesi kadar mutlu etmiyor
insan eksik yönlerini geliştirmeye uğraşmak yerine en iyi yönlerini parlatmalı zira herkes birbirinden farklı harika yönlerle dünyaya gelmiş gibi bir yazı okumuştum. yarış içinde olmaktan kendim gibi olmayanlarla vakit geçirmekten hep kaçındığımı bana eziyet olduğunu düşünürdüm
Önünde seni beklediğini düşündüğün seneler, sonsuz imkânlara açılan çayırlar değil, tepeler, heyelanlar, hendekler gibi görünüyordur. Yanındakiyle de hemfikirsindir bu sezgilerinde, sabaha varan sohbetler, kaçan uykular, rüyalar, bak şu ne yazmış, bu ne öngörmüş sağanakları,
çocukluktan saçılan sırlar, belki de şöyleydi belki de böyleydi ama annem ama babam, tıpkı ben, handiyse sen sersemlikleri çağındasındır. Çağlar nasıl açılır nasıl kapanır? Savaşlar mı, durgunluk mı? Dünyaya sorsan, dünyaya sorsak, el cevap: Yok öyle bir şey ne çağı ayol
Kapı ardından kapanıyor. Akşam yeniden açılıncaya dek, evine dönebilmek için hayatta kalmak zorundasın. Dışarı adımını attığın an kaybetmeye başlıyorsun. Tam olarak neyi kaybettiğin belli değil. Her şeyden biraz. Açılan ve kapanan kapılar arasında koca koca günlerin ölüyor.