Benim gerçek dertlerim ve altı dolu kaygılarım var.
Düzelmeyecek bu kendi kendiliğinden,
Düzelteceğiz bir ters kelepçe sonrası
ve yine
Düzelteceğiz bir şakanın hemen üstüne.
Komediyi komedi yapan bir özgürlüğü, bu dili, bu tırmalaması,
Burdan kolay tabii sana dik dur dememiz Deniz,
Ne şekilde olursa olsun dik durmanı sağlayacağız Deniz.
Hazal Kaya, çocuklarına niye kendi adlarını koyduklarını anlattı:
🔹 “Biz doğurduk açıkçası.”
🔹 “Böyle aptal bir şey yani.”
🔹 “‘Ali ya…’ dedim.”
🔹 “‘Aşkım, Fikret Ali olsun ya’ dedim.”
🔹 “Ali bana ‘Ne alaka ya?’ dedi.”
🔹 “‘Niye Ali koyalım, ben öyle biri miyim?’ yaptı.”
🔹 “Ben de ‘Ama ben öyle biriyim’ dedim.”
🔹 “‘Ali koyabilir miyiz?’ dedim.”
🔹 “‘Çok seviyorum.’”
🔹 “‘Çok aşığım’ dedim.”
obsession'ı çok korkunç bulanların korktuğu bazı şeyler:
tutmasaydım düşüyodun kanka
mustafa karadeniz otobüse binen kafasız adam şakası
dabbe bir cin vakası tuzağa düştük zafer sahnesi
şu ana kadar hayat:
1: birkaç tane iyi arkadaşım oldu. bunların ilki arsen, en önemlisi ise dün "ankara'nın bağları" yazısını paylaştığım onur'du. genç bir yaşta güya bizi "kapıştır"acaklar diye tanıştırıldık. bu ters tepti çünkü onur bana nişanyanlara özgü olan, kendini başkalarını ezebildiğin kadar sevebilme anlayışının ne kadar rezalet bir şey olduğunu, dünyada daha başka ne zarif oluşların olduğunu gösterdi. iki tane daha var: her sene en az bi defa birbirimizi hastanelik ettiğimiz ama onun fikri olmadan hayatın tuzsuz yemek gibi olduğu tatul, ve kriptoda bana emanet ettiği emeklilik ikramiyesini batırdığım için artık kendisiyle konuşacak yüzümün olmadığı, ankara üniversitesinden tansu hoca. bu üçünden öğrendiğim şey hafızanın önemidir. çok az insan uzun bi konuşma boyunca bütün detayları hatırlayıp, ağzını açtığında halihazırda serilmiş aksiyomları hesaba katarak YENİ bir şey söylemeyi becerebiliyor.
2: bir defa çok fena aşık oldum. bikaç yılın sonunda haklı sebeplerle terk edildim ama o aşkı hiçbir zaman üstümden silkeleyemedim. birlikte çok yerde, yıllarca çok keyifle kudurduk, bu yüzden nereye gitsem orası hala ona ait, onun hayaleti hala orada, diğer kadınların yüzünde bile. sanırım hala yaptığım her şeyi yarın öbür gün tekrar onun karşısına çıkarsam ona layık biri olabilmek için yapıyorum. everything else is just sex
3: çok iyi bi liseye gittim. 8. sınıfa kadar selçuktaki en berbat devlet okulunda okudum. 5-8 arası 4 yıl üst üste okul başkanı seçildim. bizim otele gelen müşterilerin kalitesinin illüzyonuna kapılıp türkiye'den nefret ettim ve yurtdışında yaşıtlarımla geceleri sevgililerimize çetrefilli aşk mektupları yazıp, marincola'nın herodot çevirisi ile taşak geçeceğimizin hayallerini kurdum. aileme haber vermeden yurtdışında gitmeye değer her liseye email attım çünkü babam robert'e gitmemi istiyordu, annem ise yurtdışında okumama paramızın yetmeyeceğini söylüyordu. bir tanesi giriş sınavını izmir amerikan'a postalamayı kabul etti, o gün annemden kipa'da sinemaya gitmek için 50 lira rica edip izmir'e gittim ve sınava girdim, full bursla dingilitere'nin en iyi okullarından birine kabul aldım. ilk birkaç yılım korkunç bir hayal kırıklığıydı, apaçi nefretimi ve türkiye'den başka hiçbir ülkenin yaşamaya değer olmadığını bu yıllarda fark ettim. bu konuda edindiğim görüşler asla değişmedi. yine de elit dingilizlerin kolonyal alışkanlıklarından yadigar olan evrene hükmediş kibri ve ciddiyeti bana espiriyi, çalışmayı ve berrak olmayı öğretti.
4: birkaç tane çok iyi kitap okudum. bunları defalarca tekrar okudum. kısaca yolculuk: flaubert->kafka->dostoyevski ama bir tanesi var ki her şeyi altüst etti: paul fussell, class. kendimi iyi bir insan sarrafı sanardım, ta ki bu kitabı okudum ve bundan evvel okuduğum BÜTÜN kitaplar bu kitabın bir subchapterinin bir footnote'si oldu. bi virüs bu kitap.
5: kriptodan iki defa zengin oldum. ilki 2013'te 13 yaşımda aldıklarımla başlayıp 2017'de babamın hapisten kaçmasıyla bitti. ikincisinin başlangıcı 2019'da NYU'ya param yetmediği için zengin çocuklarına SAT kursu vermekten kazandığım paraylaydı. 2 bin ile başlayıp 800 bin dolara yakın para kazandım. 3 yılda hepsini kaybettim. hayatımda başıma gelmiş en bela şey budur: kolay paradan zengin olmakla birlikte hayatımda ne geleneğin önemi kaldı, ne yetişkinliğin, ne de bizi hayatta bir şeye dönüşmenin mümkün olduğuna ikna etmiş rollerin, öğretmenlik veyahut polislik gibi. parayı kaybettikten sonra bu inançlar geri gelmedi.
🔴 Sevan Nişanyan, Alin Ozinian’a anlatıyor
Canlı Yayın: 22 Haziran 21:00 https://t.co/M963uhxkPV
📌Aile kavgası mı, yılların mal mülk hesaplaşması mı?
📌 Baba-oğul savaşı neden patladı?
📌 Şirince'de Emek: Mesele para mı, sadakat mi?
📌 Bu defter gerçekten kapandı mı?
@NisanyanHimself@AlinOzinian
calisma var diye mecidiyekoy caglayan arasi survivor cumali gibi isten evine yurumeye calisiyo millet bi de tum hatti listeden silmis ne mal dusunceleriniz var sizin aq
Deniz Göktaş'ı sevemiyorum.
Kötü olduğunu düşünmüyorum, bana göre fazla cool kaçıyormuş gibi geliyor.
Sanki anlattıklarıyla bağ kurabilmem için Stanley termosum olması lazımmış gibi, o önyargıyı aşamıyorum.
'Solcu stand-up' zaten kafamı kaşındırıyor hiç çekemiyorum