Herkesi evinize almayın, herkesin yemeğini yemeyin, ibadetlere sebaat, bol bol gece gündüz kendini ve eşini okumaca, Allah'a sığınmaca, istemeseniz bile bir süre dışarı hayata kapanış, sırrı ifşa etmemek ve en önemlisi her nimetin hasetcisi vardır, hasetcinizi bulun mesafe koyun.
Cafer bin Muhammed şöyle der:
"Dört şeyle imtihan edilenin dört şeyden gaflet ettiğine hayret ederim:
Gam ve kederle karşılaşan kimsenin
‘La ilâhe illâ ente sübhaneke innî küntü minezzâlimîn (Enbiya: 87) demeyişine hayret ederim.
Çünkü Allah Teâlâ: "Biz de onun duasın kabul ederek kendisini sıkıntıdan kurtardık." buyuruyor.
Kötülükten korkan kimsenin de:
'…Hasbiyellahü ve ni’mel vekîl'
(Âl-i İmran: 173) dememesine hayret ederim.
Çünkü Yüce Allah: 'Sonra da kendilerine hiçbir kötülük dokunmaksızın Allah'tan bir nimet ile döndüler (Âl-i İmran: 174) buyurur.
Yine insanların tuzaklanından korkan kimsenin: 'Ben işimi Allah'a ısmarlıyorum muhakkak ki, Allah kullarının bütün yaptıklarını görendir.’ (Mü’min:44)
dememesinden hayret ediyorum.
Çünkü Allah Teâlâ: ‘Allah onların kurdukları hilelerin kötülüklerinden onu korudu.’ (Mü’min:45) buyurur.
Cenneti arzu eden kişinin: ‘Maşâallâhü la kuvvete illâ billâh’ (Kehf: 39) dememesine hayret ediyorum.
Çünkü Allah Teâlâ: ‘Olur ki, Rabbim bana, senin bağından daha hayırlısını verir.’ (Kehf:40) buyuruyor.
Rûhu’l Beyân Tefsiri
5.cilt/(Enbiya Suresi 88.ayet-i kerime tefsirinde geçiyor.)
"Hastalık korkusuyla hastalığa,
fakirlik korkusuyla fakirliğe,
büyü ve nazar korkusuyla sıkıntıya,
musibet beklentisiyle ondan daha büyük bir musibete düşersin…
Bazen kalp hastalığı, korkmaktan gelir."
Beklentilerini iyileştir.
bu olay bana bir kadının eşi için olup olabileceği en tepe nokta gibi geliyor. evlisin, çocukların var, çocuklarından küçük yaşta ölen var, kocan durup durup bi dağın tepesine çıkıyor. günlerce gelmiyor. öyle ki sen eline yemeğini alıp dağın tepesine çıkıyorsun ve yaşın 50’nin üstünde. üstelik bunu bir kez değil, defalarca yapıyorsun. dağa çıkan yol hem tehlikeli hem de zor. şimdiki gibi bi çıkma da değil bu.
eve döndüğünde bekliyorsun, ha geldi ha gelecek. yemeğim hazır olsun, çocuklar iyi olsun, geldiğinde her şey güzel olsun. nasıl bi adam ki diyorum, bir kadını böyle kuşatabilmiş sevgisiyle?
ve bir gece gerçekten de geliyor. fakat yüreğinde kocaman bir korla. “üstümü ört” diyor. sorgulamadan örtüyorsun. yatıştırıyorsun. olanları anlatıyor. diyorsun ki “Allah seni zâyi etmez.” nasıl bi kadın ki diyorum, bir erkeği böyle kuşatabilmiş sevgisiyle?
kızma yok, inanmama yok, şüphe yok, eminlik var. eminlik ve güven.
sonrası zaten daha da karmaşık ama haticenin dinginliğiyle her şey daha imkan dahilinde.
o aleyhisselâm mükemmel bir adamdı; peygamberken de değilken de. hatice annem de kadın gibi kadındı. Allah ondan razı olsun.
cennette onunla konuşacak çok konu var. heyecanlıyım bunun için. ✨
kültürel farklılıklar hakaret değil anlayış gerektirir. umreye gidip oradaki Allah’ın misafirlerine vahşi yamyam mal diyebiliyosan sorun onlarda degil senin bakış açında
Eğer Allah kulu için perdeyi kaldırsa ve onun işlerini nasıl çekip çevirdiğini, kulun menfaatini kulun kendisinden bile daha çok gözettiğini ona gösterseydi; kulun kalbi Allah sevgisinden erir ve O'na şükretmekten parça parça olurdu.
İbnu'l-Kayyim, el-Fevâid, s.118
Resûlullah (s.a.v.)’in kabri önünde bir bedevinin şöyle dua ettiği rivayet edilir:
“… Yâ Rabbi!
Bu senin Habibin,
ben de kulunum.
Şeytan da düşmanın.
Eğer beni bağışlarsan habibin sevinir, kulun kazanır, düşmanın üzülür.
Beni bağışlamazsan habibin üzülür, düşmanın sevinir, kulun helak olur.
Yâ Rabbi! Sen habibini üzmekten, düşmanını sevindirmekten, kulunu helak etmekten daha cömertsin.
Yâ Rabbi! Araplar arasında asil insanlar vefat ettiklerinde kabri başında kölesini azat etme geleneği vardır. İşte Alemlerin Efendisi vefat etti. Kabri başında Beni cehennemden âzât et…”
(İbn Hacer el-Mekki, el-Cevheru’l-münazzam, 96)