GEMİDE
1998 yapımı Gemide isimli filmde başrol Erkan Can, yani geminin kaptanı, başlar anlatmaya…
“Bir memleket gibidir gemi” der. “Her şey düzenli ve kontrol altında olmalıdır. Kaidelere uyulmalıdır. Kanunlara, nizamlara….” diye devam eder.
İdris Kaptan, gemide kaptan olmanın ne denli önemli olduğunun da altını çizer. “Ben de bu memleketin başbakanı gibiyim mesela. Her şey benden sorulur. Denize çıktın mıydı, bu küçücük gemi bir memleket oluverir.”
*
Yazıya “Gemide” filmindeki bu replikle başlamamın sebebi ABD’nin bu hafta USS Abraham Lincoln uçak gemisinde patlak veren skandallar.
265 günden fazla süredir denizlerde olan ve 200 günden beri hiçbir limana dahi uğramayan Lincoln’da denizciler isyan noktasına gelmiş.
Tuvaletlerin çalışmadığı, sıcak suyun bulunmadığı, verilen yemeklerin de pişmeden bayat servis edildiği gibi hikayeler çıkmaya başladı.
Öyle ki… Gemiden atlayan denizci bile olmuş.
Denizcilerin aileleri gemideki “içler acısı” durumu ifşa etmeye bile başladılar.
*
Bakın bir denizci neler anlatıyor Aaron Parnas isimli gazeteciye:
-Yakınımızda çalışan tuvalet yok, tuvaleti kullanmak için geminin en önüne kadar gitmemiz gerekiyor.
-Su sebili yok.
-Yemekler berbat. Sürekli az pişmiş tavuk, az pişmiş fasulye.
-Duş jeli yok milletten deodorant istemek zorunda kaldım.
-Kantinden de bir şey alamıyorum çünkü ellerinde kalmadı.
*
Gazeteci Jim Acosta’ya denizcilerden birinin annesinden gelen başka bir mesaj:
-Oğlum sadece 4 ayda 15 kilo verdi.
-Kesinlikle susturuluyorlar. Gemi veya komuta kademesi hakkında olumsuz konuşmalarına izin verilmiyor.
-Oğlum gemideki biriyle konuşmak ve intihardan vazgeçirmek zorunda kaldı.
*
Hatırlarsanız bu hikayeler çok tanıdık gelecektir. Savaş öncesi USS Gerald R. Ford uçak gemisinde de benzer sorunlar ayyuka çıkmıştı.
Amerika’nın uçak gemilerindeki “dram” bir türlü bitmiyor anlayacağınız.
*
Erkan Can, Gemide filmindeki o repliğin devamında şöyle der: “Bu gemide güvenlik de, eğitim de, sağlık da, eğlence de benden sorulur. Kamil de başbakanın en kıyak yardımcısı.”
Peki bu geminin kaptanı, yani Başkan Trump ve “Kamil” yani Savaş Bakanı Hegseth ne dedi?
Trump bu haberleri her zamanki gibi “yalan” olarak bir kenara atarken Hegseth de aktarılanların tamamen yanlış olduğu konusunda ısrar ediyor.
*
Hemen sonrasında ise çok yakın zamanda USS George Washington’ın görevi devralacağı duyuruldu.
Belli ki o “süresiz devam edecek” Hürmüz ablukasını bu denizcilerin devam ettiremeyeceği de kabul edilmiş oldu.
*
Başa dönelim… Ne demişti İdris Kaptan? “Her şey düzenli ve kontrol altında olmalıdır.”
İran savaşı da, abluka da, operasyonlar da ne düzenli ne kontrollü ne de nizami havası veriyor.
Sorumlu da her zaman kaptandır. Kaptanın ise sorumluluk alma gibi bir niyeti yok gibi görünüyor.
Bakmayın… 2 aydan fazla süredir Trump’ın “zararına satış” mantığıyla nükleer meselesini bile bir kenara atıp “barış” yapıp çıkmaya çalıştığını anlatıyorum.
“Kaptan” görevi bitirmek istiyor ama artık bu görevin ne zaman biteceğine daha önce de söylediğim gibi İran’daki radikaller karar verecek.
BUNDAN SONRA
NE ZAMAN BİTECEĞİNE
İRAN KARAR VERİR
Mutabakat Zaptı’nın imzalandığı günden bu yana İran’ın içindeki çatışmaları yazmamdaki amaç, size bundan bir değil birkaç adım sonrasına ışık tutabilmekti.
İran’ın sistemi içindeki taht kavgasının zaptı bozacağını bu yazılardan kestiren kestirdi.
Peki bundan sonra ne olacak?
En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Bundan sonra bu işin ne zaman biteceğine İran karar verir.
*
Neredeyse yaklaşık iki haftadır ABD’nin her gece İran’ı vurması, belki seviyesi aynı olmasa da savaşa tekrar döndüğümüzün apaçık bir ispatı.
Fakat ABD’nin bu saldırılarının hem monotonlaşması hem de hiçbir amaca hizmet etmemesi Washington’da şu an bir sonraki planın tartışılmasınana sebep oluyor.
Trump’ın önüne iki seçenek kondu:
-Körfez’in “10 gün mola verelim, Hürmüz’ü açalım” teklifi
-İsrail ile birlikte tam kapsamlı savaş.
*
Hürmüz‘ün açılması meselesinin İran için farklı, dünyanın geri kalanı için farklı anlamlara geldiğini acı bir tecrübeyle hepimiz öğrendik.
Şimdi bir de diğer seçeneğe bakalım…
Tıpkı Irak’ta olduğu gibi yüz binlerce askerin işgal operasyonuna katılması, tüm ülkede kontrol sağlanması ve rejimin bu surette indirilmesi haricinde havadan bombalamaya dönülmesinin hiçbir sonuç getireceğini sanmıyorum.
Bakın İran’da mutabakatçıların kaybetmesi ve “bölgesel güç olalım” kanadının kazanması ile İran her gece tüm komşularını vuruyor.
Suriye-Irak petrol boru hattı imzaladığı gün Suriye ve Irak’ı vuruyor. Hürmüz’de yine sözüne uymayan sivil gemileri vuruyor.
*
Burada olan şey şu: İran, kuyruğundan yakaladığını düşündüğü Trump’ın mantıksız savaşını bir bölgesel hakimiyet savaşına çevirdi.
ABD, Hürmüz’de pes diyene, Körfez de “İran’a yan baktık pişmanız” diyene kadar İran’ın duracağı yokmuş gibi.
Farklı bir rotaya, farklı bir davaya girişmiş bir Tahran görüyorum.
Tekrarlayayım… Artık bu iş olumlu ya da olumsuz İran bitti dediğinde biter.