CİNAYET MAHALLİNE İLK KATİL GELİRMİŞ.
Futbol dünyasına yönelik devam eden bahis operasyonunda Galatasaray Sportif A.Ş. Yöneticisi Maruf Güneş'in de gözaltına alınması sonrası sosyal medyanın gayrimeşru çocuklarının Galatasarayımız üzerinden alçak bir algı operasyonuna giriştiğini dikkatle gözlemliyoruz.
Hiçbir resmi açıklama olmadığı halde afaki dönemlere ilişkin afaki rakamlarla yalan bilgiler yayan bu aşağılık sürüye yalan bilgiyi alenen yaymak suçundan suç duyurularında bulunulmasını ve akabinde soruşturmalar açılmasını ivedilikle bekliyoruz.
Cinayet mahalline ilk katil gelir deyiminden hareketle ortalığa dökülen bu hafızasız operasyon çocuklarının acziyeti artık bilimsel açıdan incelenmeli.
Yıllardır tüm sportif faaliyetleri bir tarafa bırakarak UEFA'dan TESCİLLİ ŞİKELERİNİ unutturmak için debelendikleri lağımı etraflarına sıçratmaya çalışan bu sürüngenler istedikleri kadar sürünebilir çünkü Fenerbahçe TÜM DÜNYADA TESCİLLİ ŞİKECİ DİYE BİLİNİR!
Yasadışı bahis yüzünden soruşturma geçiren, uyuşturucu madde temin etme, uyuşturucu kullanımını kolaylaştırmak ve uyuşturucu kullanma suçlarından dolayı gözaltına alınan eski başkanlarının yerine, futbol maçı izlemesi bile sakıncalı ilan edilmesi gereken “ben şike yaptıysam Fenerbahçe için yaptım” diyen bir ŞİKECİYİ tekrar seçen; kaptanları bahis şikesinden aylarca cezaevinde yatan ve halen soruşturması devam eden bu meczupların haline artık acımaktan sıkıldık.
Algı manipülasyonlarıyla yönetilen gündem değil, hukukun üstünlüğü kazanacaktır. Adil ve şeffaf şekilde yürütülen süreç sonunda Maruf Güneş'in aklanmasını umuyor, aksi takdirde şahsi olarak bir yanlışı varsa bu yanlışın cezasını bağımsız yargının vereceğine inanıyoruz.
Asgari ücretle nöbet tuttan adam sabaha karşı evine geldi, uyumadan sizi izledi.
Üniversite sınavına girecek çocuk 2 saat erken uyandı, sizi izledi.
Milyonlar erkenden kalktı, sizi izledi, size dua etti.
“Tweet atıyorlar, korkuyoruz” diye naz yaptığınız, trip attığınız milyonlar, sizin 1 golünüz için saç baş yoldu.
Gönlünüz eğlensin diye ananız, babanız, halanız, teyzeniz, yakın arkadaşınız kampa getirildi, yemekler yenildi.
Keyfiniz iyi olsun diye TFF başkanı dahil herkes millete racon kesti, sizi savundu.
Altın jenerasyon, en iyi kadro diye şişirilen balonlar. Sizin topunuz, 2002 Dünya Kupası’na tarih yazanların kramponlarının ayakkabı bağcığı olamaz!
Milyon dolarlık reziller.
Evine ekmek götürmek için 15 saat çalışan emekçinin, 3 kuruş zam için hak arayan emeklinin, ucuz peynir için market market gezen vatandaşın hakkı, parası, pulu, vergisi sizlere zehir zıkkım olsun!
Hayırdır oğlum? Evde evladınızı, ana-babanızı bırakıp cepheye mi gittiniz? Hudutta nöbette misiniz? Sürekli sizin moralinizi iyi tutmak zorundayız, eleştirirken sizin istediğiniz seviyede eleştirmeliyiz, üzmemeliyiz. Bodrum’da villa, milyon lira prim alırken bize mi soruyorsunuz?
Binlerce mektup aldım
Erden Timur:
Konuşayım diye düşündüm. Öyle bazı şeyler tabii önyargısız, öyle temiz bir gönülle bakmayınca tam anlaşılamıyor. Size çok kısa bir şeyler diyeceğim. İnşallah buradaki insanlar yüzümü gözümü gördüğü için anlarlar, böyle ekranlardan izleyecekler de bizim Anadolu'da çok güzel bir laf vardır: "Kafandaki kulağınla dinleme" derler. Gönlündeki kulakla, ona da can kulağı deriz ya, o can kulağıyla dinlemelerini rica ediyorum. Bizi burada aslında buluşturan şey, arkadaşlar, ne şampiyonluklar, ne başarılar, hiçbir şey değil; bir şeyi karşılıksız sevme, bir şeye adanma hikâyesi. Ben bizim aramızdaki bu bağın tamamen bundan geçtiğini düşünüyorum. Yoksa ben aslında iki sene yöneticilik... Duyuluyor değil mi sesim? Duyulmuyor.
Mikrofon kesiliyor arada. Mikrofon? Hah, şu an duyuluyor. Evet. Yoksa ben aslında iki sene yöneticilik yaptım, baktım toplamda da 14-15 defa konuşmuşum. Yani beni duyduğunuz ancak o kadar. Peki nasıl böyle bir sevgi kurulur, hem sizden bana, benden size? Ben gönlümüzde hepsi Erden başka. Ben de onu söylemek istiyorum. İlk yöneticilik sürecime basketbolla başladığımda, eee, çok küçük bir bütçeyle, 2 milyon dolarla, çok başarılı işte, Allah öyle vermişti o zaman da. Tevafuk, basketbolda 13. devre almıştım, futbolda öyle oldu, hep birlikte o zamanki emek veren arkadaşlarımızla. Çok başarılı bir şey olunca ben şey demiştim: "Ben sene sonuna kadar hiç röportaj vermeyeceğim. Hiç röportaj vermeden de yöneticilik yapılabilir" diye düşündüğüm için...
Helal olsun. Lütfen. Bir dakika ayarlayayım. Neyse, en sonunda bir şey söylemek zorunda kaldım, çok kısa. Bana dediler ki: "Bu başarının sırrı ne?" dediler, böyle. Ben de şey demiştim: "Sevgi, sevginin giremeyeceği kalp tanımıyorum." Bugün beni başından beri mutlu eden, bu zor dönemlerde de en çok sevindiren şey samimiyet anlaşılabiliyormuş arkadaşlar. Ben en çok buna mutlu oluyorum, hakikaten. Siz de bence öyle düşünüyorsunuz. Bazı şeyler kupalardan, şampiyonluklardan çok daha önemli ki onlar değerler. Ve bizim aramızdaki samimiyet çok farklıymış. Binlerce mektup aldım. Şimdi bakıyorum orada tabii sosyal medyaya bakma imkânım yoktu, sorun. Ne kadar büyük destek olmuş. Bana gelip avukatlar iletiyordu ama görmeyince insan o kadar büyük olduğunu anlamıyor bir de. İki gündür sadece 3 saat uyuyabildim. Evime ilk gittiğimde 400-500 kişi vardı, şimdi de öyle. Hiç, herkes geliyor. Benim için inanılmaz bir şey. Yani ben bu sevgiyi, sizden gelen bu şeyi iliklerime kadar hissediyorum. Ve insanların da şunu anlaması: Bizim kararlılığımızın, gücümüzün, bu kadar dik durmamızın sebebi de bu, başka hiçbir şey değil. Sizin varlığınız. Bu süreçte sizden şunu da gördüm: Hani bir söz var ya, "Derdime derman arardım, meğer derdim bana derman imiş" diye. Bizim aslında bu dert diye gördüğümüz şey bize dermanmış. Hep birlikte çok güzel şeyler öğreniyoruz. Ben onu da aynı zamanda çok anlamlı buluyorum.
Çıkarken cezaevinden şey dedin, hani sonuçta bu 3-4 senelik bir iftira süreci, neticede her şey anlaşılacak, adalete de güvenim tam, kendime de güvenim tam. Her şey görünecek, hiçbir şey için aceleci olmaya gerek yok. Her şey anlaşılacak. Ama bunun bize çok güzel şeyler öğretti hep birlikte. Kendimce onu bambaşka şeyler öğrendim. Çok da güzel geçti.
35 Yıldır Galatasaraylıyım, “Galatasaray Türkiye’dir, Türkiye Galatasaray” cümlesi kadar bu kulübün üstüne sakil duran bir slogan daha duymadım. Kulübün gelenekleri, teamülleri, kuralları Türkiye ortalamasından ve genel şartlarından çok ötelerde, başka bir ülkeden değil adeta ayrı bir evrenden ithal gibi. Buna karşılık her Fenerbahçe kongresinde bir kez daha emin oluyorum ki Fenerbahçe Türkiye’nin spor kulübü olarak dizayn edilen bir replikası, ya da Türkiye aslında kocaman bir Fenerbahçe. Galatasaray’ın son 30 yılda kazandığı başarılar sayesinde ulaştığı taraftar sayısı belki bunu perdeliyor ama ekvatorla kutup dairesi kadar farklı kulüpler bunlar. Ne var ki taraftar sayısının artması tek başına bir kulübü bağlı olduğu ülkeyle özdeşleştirmeye yetmiyor.