Fonlarda parayı nasıl hortumluyorlarsa, İzmir’i de öyle alıyorlar. Birinde yatırım araçlarını, diğerinde dönekleri kullanıyorlar. Birinde başkasının parasını, diğerinde başkasının oyunu kendilerine taşıyorlar. Birinde denetimsizlikten, diğerinde dağınıklığımızdan yararlanıyorlar.
Cemil Tugay’ın AKP’ye geçmesi, Özgür Özel’le siyasi hesaplaşmaya girmek isteyen biri için bulunmaz bir fırsattır. Üstelik benim söyleyecek sözüm de az değildir. Ancak ben bu fırsatı kullanmayacağım. Çünkü siyasette haklı çıkmaktan, bir başkasını köşeye sıkıştırmaktan, hatasından faydalanmaktan daha önemli şeyler vardır.
İzmir AKP’ye geçmişken, muhalefet darmadağın olmuşken, yurttaşımız “Bunlardan da bir şey olmaz” duygusuna sürüklenirken siyaseten “gol atma” hırsıyla hareket edilmez.
Özgür Özel öncelikle İzmir’e hesap vermelidir.
AKP’ye karşı seçim kazanan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı bugün bağımsız.
AKP’ye karşı seçim kazanan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı bugün AKP’li.
Tunç Soyer kardeşim hukuksuzca tutuklu.
Ve iktidar İstanbul’a çökmenin hesabını yapıyor.
Bu tabloda Özgür Özel’in sorumluluğu var mı? Var.
2024 yerel seçimlerinde MYK ve PM’de görev alan arkadaşların sorumluluğu var mı var? Onların da var.
Bunun sorumluluğundan hiç kimse kendisini muaf tutamaz.
İktidar çevreleri Cumhuriyet Halk Partisi’nin bölünmesi için ellerini ovuştururken uyarmıştım. “Bölünmüyoruz, dağılıyoruz. Bunun adı, Özgür Özel’in söylediği gibi, ‘karpuz ile karpuz sapının ayrışması’ değildir. Kaygım odur ki ortada kabuğu çatlayan bir nar vardır” demiştim. Bugün bu dağınıklığın sonuçlarını yaşıyoruz.
Mesele siyasetçilerin kişisel hırslarından büyüktür. Mesele, milyonlarca insanın hâlâ sandıkla bir şeylerin değişebileceğine inanıp inanmayacağıdır.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılıp başka bir muhalefet partisine değil, AKP’ye geçti. Konumuz Cemil Tugay’ın karakteri de değil. Cemil Tugay önemsiz birisi. O, omurgasız ve ihbarcı bir belediyeciden ibaret.
Ama nasıl oluyor da kendisine oy veren insanları rahatlıkla aldatabiliyor? Nasıl oluyor da koskoca makamlara seçilmiş belediye başkanları AKP’ye açık verebiliyorlar? Önemli olan soru bu. Başarılı olmak istiyorsak; bu gerçekle yüzleşmek, başımıza geleni tüm çıplaklığıyla kabul etmek ve bu sorunu çözmek zorundayız.
AKP yönetimine sesleniyorum…
Üsküdar’da sandıktan alamadığınız yetkiyi, belediye meclis üyelerini vaatlerle ayartarak elde ettiniz.
Her şey halkın gözünün önünde oldu, her şey.
Bugün Üsküdar’ı kazanamadınız; Üsküdar’ın iradesini dolandırdınız.
Üsküdar sizin yönetiminizden memnun olsaydı sizi seçerdi.
Bizim kurallarımıza göre, seçim kazanılır veya kaybedilir.
Kaybeden dersini çıkarır, halkın karşısına yeniden çıkar.
Sizin kurallarınıza göre ise seçim kaybedilse dahi arka kapıdan kazanma yolu açıktır.
Bu yöntemlerle her “kazandık” dediğinizde aslında bir kez daha kaybediyorsunuz.
Üsküdarlı görmüyor mu sanıyorsunuz?
İstanbullu görmüyor mu sanıyorsunuz?
Türkiye görmüyor mu sanıyorsunuz?
Kazandığınızı sandığınız şey tek bir koltuktur.
Kaybettiğiniz ise halkın güvenidir.
Belediyenin kapısını açacak sayıyı bulabilirsiniz.
Halkın güvenini kazanmanın arka kapısı yoktur.
Halkla inatlaşamazsınız.
Öyle de gideceksiniz, böyle de gideceksiniz.
Hacı Bektaş Veli’yi; sevgiyi, birliği, kardeşliği ve insan onurunu asırlar ötesine taşıyan düşüncesiyle, vefatının 755. yıl dönümünde sevgi, saygı ve rahmetle anıyorum.
Hacı Bektaş Veli’nin yüzyıllar öncesinden bizlere bıraktığı en büyük miras; ayrıştırmak değil birleştirmek, ötekileştirmek değil kucaklamak, kin değil sevgiyi büyütmektir.
“Bir olalım, iri olalım, diri olalım” anlayışı bugün de yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.
Hacı Bektaş Veli’nin hoşgörü, kardeşlik, adalet ve insanı merkeze alan felsefesiyle; farklılıklarımızı zenginlik bilerek, aynı sofrada, aynı gönülde buluşacağımız aydınlık yarınları hep birlikte kuracağız.
Hacı Bektaş Veli’yi sevgi, saygı ve rahmetle anıyor; Hacıbektaş’tan yükselen barış ve kardeşlik çağrısını yüreğimizde taşıyoruz.
Cumhurbaşkanı adayımızı üç sene önceden belirlemenin, o arkadaşımıza iyilik değil kötülük olabileceğini ifade ederek Ekrem İmamoğlu’na imza vermedim.
2024 yerel seçimlerinden hemen sonra cumhurbaşkanı adaylığı tartışmasını açmak Partimizi yanlış bir hatta sürükledi. Yerel seçimlerde elde edilen başarının ardından siyasal imkânları zamansız ve yanlış bir gündeme hapsetti.
Stratejik hesap hatalarını anlayabilirim. İyi niyetle yapılmış yanlışları da anlayabilirim. Ama insanın aklında başka bir soru kalıyor. Cumhuriyet Halk Partisi’ni sisli bir tünele doğru, sonuçları öngörüle öngörüle, bir plan dahilinde yönlendirenler de var mıydı? Bu soru içimde ukdedir.
Olan olmuştur.
Ekrem İmamoğlu’na Cumhuriyet Halk Partisi’ne verdiği emekler için teşekkür ediyorum. Hakkındaki bütün hukuki süreçlerde masumiyet karinesi esastır.
Ama bugün bir şeyi daha açık söylemek gerekir:
Cumhuriyet Halk Partisi şahıslardan büyüktür.
Irak, yıllarca başka başkentlerin hesaplarıyla yönlendirilmeye çalışıldı ve bunun bedelini savaştan sonra doğan o gencecik Irak halkı ödedi.
Bugün Kerkük’ü bir Türkmen yönetiyor. Uçaklarımız; Bağdat, Erbil ve Süleymaniye’ye iniyor. Kalkınma Yolu 2050’leri öngörüyor. Türkiye Petrolleri, Kerkük sahasına ortak oluyor.
Bu politikaların arkasında Ortadoğu’da egemen olan mezhepçiliği reddeden, rasyonel bir vizyon olmak zorundadır.
Seküler ve kapsayıcı bir dış politika, güçlü Türkiye için hayatidir.
Sırrı Süreyya Önder'in Mansur Yavaş ve İmamoğlu yorumları:
“MHP'nin kapı önüne bıraktığı adayı, Ankara'ya aday edecek;
ömründe solla hiç müktesebatı olmayan,
inşaat yapmakla övüneni İstanbul'a aday yapacak...
Bunun bedelini halka ağır öderler.”
Değerli yol arkadaşlarım;
Türkiye’nin gözleri Cumhuriyet Halk Partisi’nin üzerindedir. Böylesi kritik bir dönemde; bölünme, parçalanma veya en ufak bir zafiyet gösterme lüksümüz yoktur.
Coğrafyamızda haritaların ve dengelerin yeniden şekillendiği gerçeği net bir şekilde görülmelidir. Vatandaşımız çok şiddetli bir geçim sıkıntısıyla boğuşmakta, açlıkla imtihan edilmektedir. Tüm bu sorunların çözüm adresinin Cumhuriyet Halk Partisi olduğu gün gibi ortadadır.
AKP, kendi başarısızlıklarını unutturmak için partimizi tartıştırma çabasındadır. Her bir yol arkadaşımız bu gerçeğin farkında ve uyanık olmalıdır.
Bu doğrultuda, partimizin bütünlüğünü koruması yönünde dün yaptığım çağrının altını bir kez daha çiziyorum: Partimizi iç kavgalarla tüketmek ve bölmek isteyenlerin tuzaklarına asla düşülmemelidir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin istikametini yalnızca örgütünün öz ve hür iradesi belirler.
Zor bir dönemden geçtiğimiz aşikârdır; ancak Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihinde, imkânsız denilen zorlukları aştığımız onlarca örnek vardır. Bugün; ayrışma ya da suçlama günü değil; sükûnet, kucaklaşma ve kenetlenme günüdür. Partimiz, ortak aklı ve dayanışmayı büyüterek yoluna devam etmek zorundadır.
Benim nazarımda hiçbir şey; Cumhuriyet Halk Partisi’nin birliğinden, bütünlüğünden ve siyasi mücadelesinden daha kıymetli değildir. Mücadelemiz, doğrudan AKP iktidarına karşıdır. Bu mücadele gücünü; örgütünden, temiz siyaset anlayışından ve Türkiye’nin Cumhuriyet Halk Partisi’ne olan tarihi ihtiyacından alır.
Birlik ve beraberliğimizi pekiştirmek adına; umudun, mücadelenin ve kurtuluşun partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi üyelerinin bir demokrasi bayramı olarak gördüğü Kurultayımızın mümkün olan en kısa sürede toplanması elzemdir.
Büyük mücadeleler, herkesin aynı düşünmesiyle değil, ortak hedefte buluşabilmesiyle kazanılır.
Ancak üzülerek görüyorum ki içine sürüklendiğimiz tartışma bölünmeye zemin hazırlamaktadır.
Unutanlar için bölünmenin, sert iç kavgaların nelere mâl olduğunu bir kez daha hatırlayalım… 1994 yılıydı. İstanbul’da üniversite öğrencisiyken yerel seçim kampanyasındaydım, dün gibi hafızamdadır. SHP %20, DSP %12, CHP %1,4 oy almış, sosyal demokratlar bölünmüştü. Partimizin bugünkü milletvekilli İlhan Kesici Bey de ANAP’ın adayı olarak %22 almıştı. Ve o sandıktan, Recep Tayyip Erdoğan %25 oranla sıyrılmıştı. Ankara’yı Melih Gökçek aynı şekilde kazanmıştı. O parçalanmışlık, ülkemize 32 yıldır çok ağır bedeller ödetiyor.
Üstelik bugünün Türkiye’sinde seçim barajı yüzde 50’dir. Bütün demokrasi güçleriyle bir araya gelmemiz gerekirken sürüklendiğimiz bu parçalanmanın izahı yoktur. Tek başına yükselen ağaç dikkat çeker ama fırtınaya direnen ormandır.
Yangına benzin bidonuyla koşan herkese soruyorum: AKP, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iyiliğini ister mi? Zinhar. AKP’nin tek isteği fitne ateşine odun taşınmasıdır. Evimizin içinde kavga seslerinin yükselmesidir.
İçeride düşman aramanın siyasi mücadelemize hiçbir faydası yoktur. Herkes kendine gelmeli ve Partimizin bölünmesi hayaliyle ellerini ovuşturanları görmelidir.
Genel Merkezimizin stratejik hataları ve ağır savrulmaları karşısında üç düşünüp bir konuşmamız yanlışları onayladığımız ya da kör olduğumuz anlamına gelmemektedir.
Makamının ağırlığını kaldıramayan, siyasi ve ahlaki zafiyetleri olan insanlar her siyasi partide karşınıza çıkabilir. Önemli olan bölünmeden, bu unsurlarla aranıza mesafe koyarak yolumuza devam etmemizdir.
12 Dev Adam Finalde! 🏀🇹🇷👏
2025 Avrupa Basketbol Şampiyonası yarı finalinde rakibi Yunanistan'ı 94-68'lik skorla yenerek finale çıkmaya hak kazanan A Milli Basketbol Takımımızı yürekten kutluyorum.
İnanıyorum ki sahip olduğunuz inanç ve mücadele ruhuyla parkede fırtına gibi esecek, ülkemize şampiyonluk mutluluğunu yaşatacaksınız.
Haydi çocuklar, kupa sizi bekliyor!