Önder Aksakal, senin akıbetin AK Parti sıralarıdır.
DSP’de olup da yüreğinde Atatürk ve Cumhuriyet sevdası yaşayan herkes, ama herkes sana sırtını dönecektir.
Ve sen, mahcup bir şekilde o törenlerde yüzünde güller açarak yan yana durduğun kişilerle sadece fiilen değil, resmen de onların bir mensubu olarak oraya gideceksin.
Sen partini, dava arkadaşlarını ve partinin ilkelerini hiçe sayarak, hiçbir kurulda AK Parti adaylığını onaylatmadan, kendi keyfince herkese meydan okuyarak nasıl koşa koşa gidip kendini milletvekili seçtirdiysen, bunun bir karşılığı olacaktır.
Koşarak DSP’den AK Parti’ye sığınmak senin kaderin olacaktır.
Sana çok kısa süre sonra herkes sarı değil, kırmızı bir kart çıkaracaktır.
Sana tekrar meydan okuyorum:
Yüreğin yetiyorsa, cesaretin varsa beni disipline ver.
İhraç et.
1-HALKIMIZLA YENİDEN BULUŞMANIN ÖZLEMİ İLE…
Anayasamızın 67. maddesi, hepimizin seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını güvence altına almaktadır.
Bu nedenle, çok sevdiğim, değer verdiğim ve muhtemelen ileride kol kola mücadele edeceğimiz bazı sevgili arkadaşlarımın, adaylığım karşısında “kalem oynatıp disipline veririz” şeklindeki tehditlerini ve bazı arkadaşlarımın DSP Genel Başkanlığı’nı adeta kale duvarlarıyla çevrilmiş, başkalarına kapalı bir makam gibi görmesini karşısında sadece gülümsüyorum.
Allah hepimizi gaflet uykusundan uyandırsın.
Çünkü siyasetin gerçek zemini halktır.
Çok yakında halkın içine karışacak, siyaseti halkın arasında yapacak ve DSP’nin toplumla arasındaki mesafeyi yeniden ortadan kaldıracağız.
Adaylığımı açıklamamın ardından toplumun farklı kesimlerinden binlerce insanın bana ulaşması, DSP konusunda önemli bir beklentinin bulunduğunu gösteriyor.
“DSP’ye ihtiyaç var.”
“DSP yeniden kendi kimliğiyle siyaset yapmalı.”
“Bekliyoruz.”
diyen çok sayıda yurttaşla karşılaşıyorum.
Özellikle gençlerden gelen ilgiyi anlatmaya kelimeler yetmiyor.
Ben seçim dönemlerinde telefon numaramı yüz binlerce seçmenle paylaşmış bir siyasetçiyim. Bugün farklı kesimlerden insanların bana ulaşarak DSP’nin geleceği hakkındaki düşüncelerini anlatmaları, benim için son derece anlamlıdır.
Artık ok yaydan çıkmıştır.
DSP’de değişim tartışması başlamıştır.
Bu tartışmayı baskıyla, tehditle veya disiplin sopasıyla durdurmaya çalışmak yerine, demokratik bir zeminde konuşabilmeliyiz.
Bugün bana “Seni aday ettirmeyiz” diyen, adaylığımdan vazgeçmem için kalem oynatmakla ve disiplin mekanizmalarını işletmekle tehdit eden arkadaşlarıma da şunu açıkça ifade etmek isterim:
Size kırgın değilim.
Küskün hiç değilim.
Çünkü benim meselem kişilerle hesaplaşmak değildir. Göreve geldiğimde bugün beni eleştirenleri dahi görevden almam sadece bizlerin çalışma temposuna ayak uydurmalarını beklerim
1A Kamuoyu şahit olsun, tarih huzurunda ben sorumluluğumu yerine getirdim. Sıra delegelerimizde!
Değerli Delegeler,
Değerli DSP’liler,
Ecevit’in yol arkadaşları,
Cumhuriyet sevdalıları…
Bugün DSP’de bir makam talep etmek için bulunmuyorum.
Bir koltuğun peşinde değilim.
Bir milletvekilliği hesabı yapmıyorum.
Ben DSP’nin geleceği için bir sorumluluk üstlenmek üzere aday olarak karşımıza çıktım.
Çünkü inanıyorum ki:
Korku bir vehimden ibarettir.
Tarih, korkanların sessizliğiyle değil, korkmayanların iradesiyle şekillenmiştir.
İnsanlık hiçbir zaman durağanlıkla ilerlemedi.
Birileri cesaret etti.
Birileri “Artık yeter” dedi.
Birileri mevcut düzenin değişebileceğine inandı.
Ve insanlık bir merhaleden daha ileri bir merhaleye böyle ulaştı.
Bugün DSP’nin önünde de böyle bir eşik vardır.
DSP’ye yıllardır giydirilen yenilgi, küçülme ve durağanlık gömleğini artık üzerimizden çıkarmamız gerektiğine inanıyorum.
Bir milletvekilliği uğruna…
Bir makam uğruna…
Bir koltuk uğruna…
Bu durağanlığın devam etmesi, DSP’nin tarihine ve siyasal varlık sebebine uygun değildir.
Ve bir gün birisinin çıkıp bunu açıkça söylemesi gerekiyordu.
Ben çıktım bunları hiç çekinmeden söyledim.
Değerli Delegeler,
Ben siyaseti bırakmış bir insandım.
Memleket Partisi’nde yaşadığımız ağır demokrasi tecrübesinden sonra siyasete devam etmeme kararı almıştım.
Kendi mütevazı hayatımda, siyasetin dışında huzur içerisinde yaşamaya devam ediyordum.
Tam o sırada DSP yöneticileri beni ziyaret ettiler.
Partiye davet ettiler.
Kendilerine açıkça söyledim:
“Ben siyaseti bıraktım. Teşekkür ederim.”
Bir süre sonra yeniden görüşme talebi geldi.
Bu kez kendilerine çok daha açık konuştum.
DSP’nin AK Parti ile siyasi bir iş birliği içerisine girmesinin benim siyasi anlayışımla bağdaşmadığını söyledim.
Hatta şunu sordum:
“Benim AK Parti’de siyaset yapma imkânım varken, toplumdaki karşılığı çok sınırlı AK Parti ile birlikte ismi anılan bir yapıda neden siyaset yapayım?”
Bana verilen cevap çok açıktı:
“Önder Bey DSP’nin kendi yolunu çizecek. DSP’yi yeniden ayağa kaldıracak. DSP kendi özgün kimliğine dönecek.”
Bana Ecevit’e olan sevgimi bildiklerini söylediler.
Türkiye’nin DSP içerisinde benim gibi insanlara ihtiyaç duyduğunu ifade ettiler.
DSP Genel Sekreteri ile görüştüm.
Genel Başkan ile görüştüm.
Ve o görüşmelerde DSP’nin kendi özgün kodlarına döneceği konusunda bana açık taahhütlerde bulunuldu.
Ben de kendilerine bir uyarıda bulundum.
Şöyle dedim:
“Bakın, ben akla ve bilime dayalı, Atatürkçü bir siyasetin Türkiye’de hâkim olmasını isteyen bir insanım. Partiye katıldıktan sonra bu istikametten uzaklaşıldığını görürsem itiraz ederim. Başınıza dert alırsınız. Emin misiniz?”
Bana,
“DSP’yi büyütmek için sizi davet ediyoruz.”
denildi.
Ben de inandım.
Çünkü ben DSP’ye makam için gelmedim.
Ben DSP’ye Ecevit’in mirasına sahip çıkmak için geldim.
Ve hepinizin bildiği gibi…
TBMM’de düzenlenen törenle, Memleket Partisi’nden birlikte siyaset yaptığımız arkadaşlarımızla DSP’ye katıldık.
İlk günlerde bize büyük bir nezaket gösterildi.
Görev verildi.
Makam odası tahsis edildi.
Merkez Araştırma Kurulu Başkanı olarak ismim odamın kapısına asıldı.
DSP yöneticileri tarafından sevgiyle karşılandım.
Ben de gece gündüz DSP’yi anlattım.
Hedeflerimizi anlattım.
Genel Başkanımızı anlattım.
Fakat sonra ne oldu?
Hem sahada hem sosyal medyada DSP’nin AK Parti ile ilişkisi nedeniyle ciddi tepkiler oluşmaya başladı.
Ben bunu görmezden gelmedim.
Genel Başkan Sayın Önder Aksakal’a defalarca şunu söyledim:
“DSP’nin AK Parti ile siyasi bir bağı olmadığını açıkça ifade edin.”
Çünkü biz insanlara DSP’nin kendi yolunu çizeceğini söylemiştik.
Fakat zaman içerisinde yaşanan gelişmeler, özellikle AK Parti ile birlikte görülen siyasi etkinlikler, açılış törenleri bana verilen sözlerle ortaya çıkan siyasi tablo arasındaki farkı büyüttü.
Ben de açıkça söyledim:
“Bu şartlarda birlikte yol yürümemiz mümkün değildir.”
@manyakanket61 Küçülse bile çekirdek haliyle güçlü durmasını beklerdim DSP'den.
Ayrıca YENİ Parti yerine DSP'ye geçiş de belki daha büyük ses getirebilirdi, yasal problemler de büyük ölçüde azalırdı. Kimlik sorunu da yok, toplumun büyük bölümü DSP'yi az çok tanıyor.
ÖMER ÖZDOĞAN’A “SOSYAL MEDYA SİYASETÇİSİ” DEMEK, GERÇEĞİ ÇARPITMAKTIR.
Beni “sosyal medya siyasetçisi” olarak tanımlayanlara geçmişime bakmalarını öneriyorum.
Bir siyasi partinin kuruluşunda yer aldım, Genel Başkan Yardımcılığı yaptım. Türkiye’nin farklı illerinde kongrelerde Divan Başkanlığı yaptım. Örgütlenmeden seçim kampanyalarına, kongrelerden basın çalışmalarına kadar siyasetin pek çok alanında sorumluluk üstlendim.
Siyasetten önce de yıllarca sivil toplumda çalıştım; Türkiye’de ve yurtdışında binlerce faaliyetin içinde yer aldım, genel başkanlık ve çeşitli görevler üstlendim. Siyaset bilimi alanında akademik çalışmalar yaptım; resmî akademik unvanım Siyaset Bilimi Uzmanıdır.
2021’den sonra da Türkiye’yi karış karış gezdim. İl ve ilçelerde örgütlerle çalıştım, seçim kampanyaları yürüttüm, yüz binlerce yurttaşla temas ettim.
Facebook hesabım 2014’ten beri açık. Şüphe edenler oradaki yıllara yayılan binlerce saha çalışmasına bakabilir. Yetmezse benimle sahada çalışanlara sorabilir.
Eleştiri başkadır, gerçeği çarpıtmak başka.
“DSP’de yenisin” eleştirisi belli bir açıdan haklı olabilir. Ancak demokrasi, Cumhuriyet ve Atatürk merkezli yıllara yayılan siyasi ve sivil toplum mücadelemi yok sayarak beni DSP’ye yabancı göstermek vicdanla bağdaşmaz.
Ben siyaseti sosyal medyadan öğrenmedim.
Siyasetin içinde yaşayarak, çalışarak ve sorumluluk alarak bugünlere geldim.
DSP Genel Başkanı seçildiğimde de masa başında oturmayacağım.
İlleri, ilçeleri gezecek; örgütümüzü dinleyecek, halkımızla buluşacak, parti otobüsüne arkadaşlarımla birlikte binecek ve DSP’yi yeniden sahaya çıkaracağım.
Sadece konuşan değil, çalışan.
Bekleyen değil, mücadele eden.
Makamında oturan değil, sahaya çıkan bir genel başkan olacağım.
Benim için Genel Başkanlık makam değil, sorumluluktur.
Değişim başlıyor. DSP ayağa kalkıyor.
Ömer Özdoğan'ı tanımıyorum, sadece DSP camiasına şunu söylemek istiyorum, muhalefetin güçlenmesine yardımı olmayacak herhangi bir hareketin veya değişimin ciddiye alınacağını düşünmüyorum.
DSP eğer Ecevit çizgisinde veya 2022/23 Memleket Partisi çizgisinde muhalefet yapacaksa başımızın üstüne. 2023'te Cumhur İttifakı'na destek kararı DSP'yi fiili olarak bitirmişti.
Ömer Bey'e başarılar diliyorum, zira bugünün DSP'si de ANAP'ı da DYP'si de acınası durumdalar. DSP kendini bu çıkmazdan kurtarabilir mi, göreceğiz.
DSP, atlattığı tüm badirelere rağmen bugünün kararsız Atatürkçü, milliyetçi hassasiyetleri yüksek sosyal demokrat seçmenlerinden oy alabilecek kapasiteye sahip.
Günlerdir trolleriniz aracılığıyla şahsımı ve DSP’de değişim isteyenleri hedef alıyorsunuz Sayın Önder Aksakal.
Artık yeter. Sizinle her şeyi, Yüce Türk milletinin önünde konuşmaya hazırım.
Sizi, istediğiniz televizyon kanalında, istediğiniz gün ve saatte, istediğiniz formatta karşıma çıkmaya davet ediyorum. Gelin, her şeyi konuşalım.
DSP’nin geçmişini, bugününü ve geleceğini konuşalım. Siyasi geçmişlerimizi konuşalım. Mal varlıklarımızı konuşalım. Ticari ilişkilerimizi konuşalım.
Ben hayatım boyunca tek bir devlet ihalesi almadım. Devletten hak ettiğim herhangi bir hibeyi dahi almadım. Devletle hiçbir ticari ilişkim olmadı. Çünkü bana göre siyaset yapan bir insanın devletle ticari alışveriş içerisinde olması doğru değildir. Üstelik bunu yalnızca ben değil, birinci derece yakınlarım da yapmadı. Peki sizin bu konudaki tavrınız nedir? DSP Genel Başkanı olarak seçildiğiniz günden bugüne sizin ve birinci derece yakınlarınızın mal varlıklarını açıklayabilecek misiniz?
Madem yeniden aday olacaksınız, gelin DSP’yi bugün içine düşürdüğünüz durumdan nasıl çıkaracağınızı anlatın. DSP’yi yeniden nasıl ayağa kaldıracağınızı anlatın. Ben de DSP için ne yapacağımı anlatayım.
Trollerinize attırdığınız iftiraları ve ithamları da çıkın yüzüme söyleyin. Milletimizin önünde konuşalım.
Bu benim size ilk ve son çağrımdır.
Bundan sonra seviyesiz iftiralara ve mesnetsiz ithamlara cevap vermeyeceğim. Ben artık DSP’nin geleceğine ilişkin hedeflerimi, projelerimi ve programlarımı anlatacağım.
Delege ayartma, baskı kurma veya herhangi bir gayri ahlaki yönteme tevessül etmeyeceğim. Örgütlerimiz davet ederse gider, DSP’nin geleceğine ilişkin düşüncelerimi anlatırım.
Kurultay takvimi açıklandığında, gerekli delege imzalarını toplayarak adaylığımı koyacağım. 50 imza ile aday olacağım ve attığım adımdan geri dönmeyeceğim.
Seçilirsem gecemi gündüzüme katacak, DSP’yi yeniden siyasetin güçlü aktörlerinden biri yapmak için bütün gücümle çalışacağım.
Seçilmezsem de mütevazı ve onurlu yaşamıma, DSP’nin bir üyesi olarak devam edeceğim.
Ben makam peşinde değilim. Ben sorumluluk almaya talibim.
Sizi karşıma çıkmaya davet ettim. İsterim ki yüz yüze, milletimizin önünde konuşalım.
Eğer karşıma çıkarsanız, bütün bunları birlikte konuşuruz.
Çıkmazsanız da ben tek başıma çıkacağım ve DSP için ne yapacağımı anlatmaya devam edeceğim.
Çünkü benim meselem Önder Aksakal değil; benim meselem DSP’nin geleceğidir.
DSP’nin yeniden ayağa kalkması için üzerime düşen sorumluluktan kaçmayacağım.
Önder Aksakal, fırıldak arıyorsan sana yanlış adres olurum. Ama doğru adresi bulman için bir önerim var: işe önce aynaya bakmakla başlayabilirsin. Devrimci soldan ANAP’a, ANAP’tan DSP’ye pinpon topu gibi seken Sayın Önder Aksakal’ın emriyle hareket eden bazı trollerin, şahsımı 2023 yılında AK Partili olarak lanse etmeye ve Konya’da milliyetçi-muhafazakâr bir kimliğe büründüğümü iddia etmeye yönelik ahlaksızca iftiralarına kapı gibi cevaptır.
Aşağıdaki görüntü, 14 Nisan 2023 tarihinde Konya Mevlana’da Cuma namazının ardından basın huzurunda yaptığım seçim startı konuşmasıdır. Konya’da ayrı, İzmir’de ayrı, Diyarbakır’da ayrı yok. Ok gibi istikamet üzere daima net siyaset yaptık.
Siyasi fikriyatım nettir: Atatürkçü, Cumhuriyetçi, devletçi ve milliyetçiyim.
Şahsen de inançlı ve dindar bir insanım. Bu benim özel hayatım ve kişisel tercihimdir. Kimsenin inancımı sorgulamaya, bundan dolayı beni yargılamaya veya siyasi kimliğime dair iftira üretmeye hakkı yoktur.
Benim siyasi geçmişim de, durduğum yer de bellidir.
Beni başkalarının yalanlarıyla değil, yıllardır söylediğim sözlerle, yaptığım çalışmalarla ve ortaya koyduğum siyasi mücadeleyle değerlendirin.
İftira atanlara cevabım nettir: Arşiv ortada, gerçek ortada.
DSP’de değişim; kavga ile değil, akılla, cesaretle ve demokratik iradeyle gerçekleşecektir.
Şahsıma saldıran, iftiralar atan Sayın Önder Aksakal’ın trollerine karşı tavrım nettir: Ben onların seviyesine inmeyeceğim.
Çünkü Ecevit tarzı siyaset; zerafet, zekâ, olgunluk ve devlet ciddiyetidir.
Biz siyaseti trol hesaplarla, hakaretle ve iftirayla değil; fikirle, ahlakla ve milletin huzurunda açıkça hesap vererek yaparız.
ATATÜRK’E DE “DELİ” DEMİŞLERDİ
DSP Genel Başkanlığına adaylığımı açıkladığım günden beri bana “deli”, “mecnun”, “meczup” diyenler var.
Hiç alınmıyorum.
Çünkü tarihte büyük hedeflerin peşinden giden insanlar, çoğu zaman kendi sınırlarını aşamayanlar tarafından anlaşılmamıştır.
Atatürk ile ünlü psikiyatrist Mazhar Osman arasında anlatılan bir diyalog vardır.
Atatürk, Mazhar Osman’a deliliğin nasıl bir şey olduğunu sorar. Mazhar Osman da, “Az da olsa herkeste bir parça vardır” der.
Atatürk, “Bende de mi?” diye sorunca Mazhar Osman şu cevabı verir:
“Sizde herkesten bin beter var. İçeride ve dışarıda dört iklim, yedi cihana kafa tutmak, akıllı adamın yapacağı iş mi?”
Atatürk bu cevaba dakikalarca güler.
Bu sadece bir nükte değildir.
Çünkü bazen bir insanın hedefi, onu anlamayanlara “delilik” gibi görünebilir.
Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadele’nin ilk günlerinde Anadolu’da direniş örgütleyerek ülkenin kurtarılabileceğini söylediğinde, gazeteci Refii Cevat bunu “deli saçması” olarak nitelendirmiş, Mustafa Kemal için de “Bu deli değil, zır deliymiş” demiştir.
Bugün o “zır deli” denilen insanın kurduğu Cumhuriyet’te yaşıyoruz.
Şimdi soruyorum:
Atatürk, başkalarının imkânsız gördüğü şeylere inanacak kadar cesur olmasaydı, Millî Mücadele başlayabilir miydi? Cumhuriyet kurulabilir miydi?
Ecevit de Kıbrıs Harekâtı konusunda büyük uluslararası baskılara rağmen tarihî bir sorumluluk aldı. O gün alınan kararı akıl dışı bulanlar vardı. Ama tarih, kimin haklı olduğunu gösterdi.
Hz. Muhammed’e de dönemin inkârcıları tarafından “mecnun” denildi.
Demek ki bazen insanlar, anlayamadıkları büyük bir iradeyi küçültmek için “deli”, “mecnun”, “meczup” demeyi tercih ediyor.
Ben kendimi elbette Atatürk’le, Ecevit’le veya Peygamberimizle kıyaslamıyorum.
Benim söylediğim çok basit:
Büyük bir ideale inanmak delilik değildir.
DSP için benim hedefim de küçük değil.
Ben DSP’yi birkaç puan büyütmenin değil, Atatürk’ün Cumhuriyet anlayışını ve Ecevit’in halkçı siyasetini yeniden Türkiye’nin gündemine taşıyacak güçlü bir siyasi yapı haline getirmenin peşindeyim.
Bu hedef bazılarına fazla büyük gelebilir.
Bana “deli” diyebilirler.
“Mecnun” diyebilirler.
“Meczup” diyebilirler.
Ben bundan gurur duyarım.
Çünkü benim için önemli olan; hırsızlıkla, yolsuzlukla, vatana ihanetle, terörle, ahlaki ve vicdani olmayan işlerle anılmamaktır.
Bunlar yoksa, geriye sadece büyük bir ideal ve onun için verilen mücadele kalır.
Biz kimseyle kavga etmeye gelmedik.
Bizi eleştirenlere de kapımız açık.
Çünkü biz düşman biriktirmeye değil, yol arkadaşları kazanmaya geliyoruz.
Atatürk’e “zır deli” diyenler bugün tarihin neresinde?
Atatürk nerede?
Cevabı tarih vermiştir.
Bizim DSP’yi yeniden güçlü bir şekilde siyaset sahnesine çıkarma irademize; başarısızlığın dibini boylamış, teslimiyetin batağına saplanmış ve zillet çukurunda debelenenlerin “deli” demesi bizi ilgilendirmiyor.
Bize verilecek hükmü onlar değil, tarih verecektir.
Eğer bu büyük hayallerimizi gerçeğe dönüştürmeyi başarırsak, cevabımız sözle değil, DSP’nin Türk siyasetinde yeniden hak ettiği yeri almasıyla olacaktır.
Hayallerimizi küçültmeyeceğiz.
DSP’yi hep beraber ayağa kaldıracağız.
EvelAllah🇹🇷
Yeni eğitim-öğretim yılının tüm öğrencilerimize, öğretmenlerimize ve velilerimize sağlık, huzur ve başarı getirmesini diliyorum.
Başöğretmenimiz Atatürk’ün izinde, bilim ve akılla nice aydınlık nesillere…
Yeni eğitim yılı kutlu olsun.
ADAYIM!
Lafı eğip bükmeyi sevmiyorum. Günlerdir yazdım, çizdim, aynı şeyleri tekrar tekrar anlatmanın da gereği yok. Ortada bir enkaz var. Bekledim ki bu enkazı; enkazın sahipleri, cesaret edip kaldırsınlar. Maalesef bir tane Genel Merkez yöneticisi çıkıp da bu sorumluluğu üstlenmedi. Dolayısıyla bu enkazı kaldırmak bize düştü.
Evet arkadaşlar, DSP Genel Başkanlığına adayım.
Vicdanlı il ve ilçe örgütlerimizle, delegelerimizle, DSP’ye gönül vermiş herkesle birlikte bu enkazı kaldıracağız. DSP’yi yeniden ayağa kaldıracağız.
Kurultay takviminin açıklanmasının ardından gerekli delege imzalarını toplayacak ve resmî adaylığımızı da ilan edeceğiz.
Artık söz değil, sorumluluk zamanıdır.
(Kaldıracağımız enkazın kısa özeti: Binlerce ihraç edilmiş üyemiz, on binlerce küstürülmüş ve partiden uzaklaştırılmış gönüllümüz var. Oy oranı bindelik seviyelere gerilemiş, iki seçimdir seçimlere katılamayan bir parti var. Seçime girebilme yeterliliği açısından gerekli kongrelerini tamamlamış 41 ilimizin dahi bulunmadığı bir noktadayız. Kuruluş felsefesiyle bağdaşmayan bir seçim ittifakı, Parti Meclisi’nin onayı olmadan yürütülen bir süreç, çeşitli tartışmalarla milletvekilliği elde etmiş bir genel başkan ve toplum nezdinde siyasi itibarı ciddi biçimde aşınmış bir yönetim anlayışı da bu tablonun bir parçasıdır .)
Allah yar ve yardımcımız olsun.
Türk Siyasetinin Büyük Çelişkisi: İktidarın Yıpranmışlığı + Muhalefetin Çaresizliği!! Peki Bu Girdaptan Türkiye Nasıl Çıkacak?
Türk muhalefeti bugün seçmene güçlü, güven veren ve geleceğe dair somut bir siyasal alternatif sunmakta zorlanıyor. Kutuplaşma, kimlik siyaseti, parti içi mücadeleler, yolsuzluk ve ahlaksızlık iddiaları ve toplumun geniş kesimleriyle kurulamayan iletişim, muhalefetin temsil kapasitesini giderek daraltıyor. Böyle bir siyasal boşluk oluştuğunda seçmen, mevcut aktörlerin birbirini tekrar ettiği zeminden çıkıp yeni ve farklı bir seçenek aramaya başlar.
Tam da bu nedenle DSP açısından mesele yalnızca oy oranı değil, siyasette oluşan temsil boşluğunu bilimsel ve örgütlü biçimde doldurabilme kapasitesidir. Atatürkçü, Cumhuriyetçi, devlet aklını önceleyen ve toplumun farklı kesimlerini bir araya getirebilen özgün bir siyasal hat kurulabilirse, bugünkü dengeler kısa sürede değişebilir. Bu açıdan DSP’nin %60 gibi çok yüksek bir oy oranına ulaşması bugün için iddialı bir senaryo olsa da, siyasal boşluk + doğru liderlik + güçlü örgütlenme + doğru iletişim aynı anda oluştuğunda seçmen davranışının ne kadar hızlı değişebileceğini hiçbir araştırmacı göz ardı edemez.
@omerozdogan_06 Ömer Bey ; AKP eliyle Şuan Siyasete DARBE yapılıyor... Ama İnsanlar Bunları Söyleyecek Cesareti Bulamıyor...
Kim Derdiki Bebek Katilini Aklamak İçin Çaba ve Gayret Sarfedecekler...
Sesini Çıkartabilecek Bir Muhalefet yok....
DSP’nin Yeniden Ayağa Kalkma Zamanı
Son günlerde, DSP Genel Merkez Yönetimindeki görevimden neden istifa ettiğime ilişkin çok sayıda soru alıyorum. Her birine ayrı ayrı cevap vermek mümkün olmadığı için düşüncelerimi kısaca paylaşmak istedim.
Öncelikle ifade etmek isterim ki; ben DSP üyeliğinden istifa etmedim. Bülent Ecevit’in dürüst, halkçı, üretken ve Cumhuriyetçi siyaset anlayışına bugün de inanıyor, bu anlayışa Türkiye’nin her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum. Bu inançla DSP çatısı altında üye olarak mücadelemizi sürdürüyoruz.
İstifamın nedeni kişisel değildir. Genel Başkanımızla, Genel Başkan Yardımcılarımızla veya Genel Merkezde görev yapan hiçbir arkadaşımızla kişisel bir sorunum yoktur. Hepsi benim için değerli arkadaşlardır.
Ancak Türkiye’nin bugün ihtiyaç duyduğu; üreten, çözüm geliştiren, sahada karşılığı olan ve değişimi önceleyen siyaset anlayışı ile Genel Merkez Yönetiminde hâkim olan çalışma anlayışı arasında ortak bir üretim zemininin oluşmadığını gördüm. Bu nedenle, ortaya çıkabilecek olası başarısızlıkların paydaşı olmayı ne siyasi ilkelerim ne de gelecek nesilleri doğrudan ilgilendiren tarihi sorumluluklar açısından doğru buldum. Bu değerlendirmeyle, Genel Merkez Yönetimindeki görevimden ayrılma kararı aldım.
Temennim; DSP’mizin yeniden müstakil, Atatürkçü, halkımızda karşılığı olan, güçlü siyaset üreten, toplumla organik bağ kuran ve Türk siyasetinde hak ettiği etkin konuma ulaşmasını sağlayacak bir Genel Merkez yapısına kavuşmasıdır. Bu dönüşüm gerçekleşirse DSP hızla büyüyecek, muhalefetin dağınık olduğu bu siyasi ortamda iktidarla yarışabilecek bir güç hâline gelecektir. Çünkü Türkiye’nin bugün ihtiyaç duyduğu siyaset, Ecevit’in dürüst, üretken ve halkçı çizgisidir.
DSP üyesi olarak bu dönüşüme fikirlerimle katkı sunmaya devam edeceğim. Çünkü makamlar geçicidir; önemli olan Bülent Ecevit’in temsil ettiği ATATÜRKÇÜ, CUMHURİYETÇİ siyaset anlayışını geleceğe taşımaktır.
DSP’nin il, ilçe ve Genel Merkez teşkilatlarında görev yapan tüm arkadaşlarıma, bugün omuzlarında tarihi bir sorumluluk taşıdıklarını ve bunun yalnızca bugüne değil, gelecek nesillere karşı da bir sorumluluk olduğunu hatırlatmak isterim. Çünkü millet adına atılan doğru bir adım, tarihe altın harflerle yazılır.
Saygılarımla
DSP’nin yükselişi, okun yaydan fırlaması gibi an meselesidir!
CHP’de yaşanan ayrışmalar ve muhalefetin giderek parçalı bir yapıya dönüşmesi, Cumhuriyetçi seçmeni yeni bir adres arayışına yöneltiyor. Bu tablo, DSP için tarihî bir fırsattır.
Ancak bu fırsatın karşılık bulması; köklü ilkeleri korurken topluma yeni bir heyecan verecek, daha dinamik ve güçlü bir siyasi enerji ortaya koyabilmeye bağlıdır.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, ilkeleri değiştirmek değil; o ilkeleri iktidar alternatifi hâline getirecek yenilenme iradesini ortaya koymaktır. Bunu başarabilirsek DSP’nin, anketlerde iktidarla başa baş konuşulması sürpriz olmayacaktır.
KOCA CHP NE HALE DÜŞTÜ..!
Aydınlığa ulaşmak için bazen karanlık tünellerden geçmek gerekir.
Cumhuriyetçiler, neredeyse yarım asırdır muhalefette kalmanın yükünü taşırken, bugün ne yazık ki muhalefet olmayı da başaramayan dağınık bir görüntü sergiliyor. Atatürkçü ve Cumhuriyetçi seçmeni temsil ettiğini iddia edenlerin bir kısmı; ilkelere değil makama, dürüstlüğe değil çıkara, mücadeleye değil şatafata yöneldi.
Ama bu düzen böyle gitmez, gitmeyecek de.
Aylardır söylüyorum, bugün bir kez daha hatırlatıyorum: Çıkış yolu DSP’dir. Bu dağınıklığın ilacı, DSP’nin kendi öz değerlerine, kendi fikir gücüne ve kuruluş felsefesine yeniden sarılmasıdır.
Dürüstlükle, mütevazılıkla ve cesaretle yeniden ayağa kalkacağız. Çünkü Cumhuriyet’in sağlam bir sese, temiz bir siyasete ve ilkeli bir duruşa her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.
@zafersahin06 Ben Uzman Ekonomitim diyenler sayesinde, Gözlerim Işıl Işıl diyen sayesinde bu halde insanlar... Ekonomiyi,Ticareti ayaklar altına aldılar... Bize Bir Kurtuluş Daha Lazım, Akp nin Bulaşmadığı, Dini Kullananların Uzak Durduğu bir yönetim lazım...