M.ü. kim.mat çift anadal mezunu.B.d,b.eğitim özel okulu öğretmeni.flsefe sosyoloji psikoloji okuru ve Spinoza,ulus baker,jung, Frankfurt okulu,durkheim hayranı.
Çoluk çocuk demeden Filistinde yüzbinlerce insanı öldüren Netanyahu da mı sosyalist..
Çoluk çocuk demeden Irakta bir milyon insan öldüren Bush ta mı sosyalist..
Afrika yı sömürgeleştirip binlerce katliam yapan Avrupalı krallar da mı sosyalist..
Epstein de mi sosyalist
71 yaşında hala ve üstelik inşaatta çalışmaya mecbur bırakılanlar, emeği ve canı ucuz işçiler coğrafyasında sıradan bir gün,küçük bir enstantane, basit bir istatistik!!
Sorun salt sermaye iktidarı değil;sorun aynı zamanda düzen muhalefeti..Kürsü muhalefeti.
İşçisin sen işçi öl.
Her gün miting yapıp, aynı şeyleri düşünen ve konuşan insanlara, aynı cümlelerle vaaz vermekten bin kat daha etkilidir şu emekçilerin yanında olmak.
Yankı odasından çıkıp, yeraltında ölmezlerse eğer yerüstünde ölecek işçilerle beraber hem de hergün haykır artık yahu..
Denizi, nevşini, İsmail küçükkayası vs.. Bu arkadaşlar salt politik doğruculuk adına zaman zaman muhalifimsi görünüyorlar ama ilk fırsatta trollerin yedeğine düşüyorlar.Subliminal msj şu:biz arada bir eleştirip kritik zamanlarda destek çıkarak trollerden daha efektif oluruz. GÖR!
18 ya da 15 yaş altı çocukların “kazara” vibratör kelimesini ve vibratör kullamayı duymaları onlara zarar vermez. Çocuklar cinsellik ile ilgili bilgilere hayatın içinde rastlarlar, bu acayip bir şey değil, yaşa uygun açıklama yapılır, ebeveynliğin görev tanımı içinde cinsellik ve pek çok başka yetişkinlik konusu ile ilgili çocuğa bilgilendirme yapmak da var. Asıl konu insanlara olur olmaz sebeplerden soruşturma açılan bir ülkede yaşıyor olmanın zararlı olup olmadığı. Ve evet bu zararlı. Bu arada ben mesela çocuğuma hırsızlık ya da savaşı açıklamayı, ya da sokakta mendil satan çocukların olmasının sebebini açıklamayı cinsellikle ilgili konuları açıklamaktan çok daha zor buluyorum, Sosyal medyada, internette çocukların kazara görmesinden endişelenmemiz gereken gerçekten kötü şeyler var. Gerede’nin videosu bunlardan biri değil.
Görevini layıkı ile yapmış ve sağlıklı bir doğum gerçekleş(tir)miş olmasının mutluluğunu ve huzurunu yaşayan ebeye yani hemcinsine: kaşar..
Bebeğini sağlıkla kucağına almanın mutluluğunu ve huzurunu yaşayıp ufak bir jest yapan babaya:erkeğin orospusu..
Bu paylaşıma da:cilve
Yuh! https://t.co/rmEOU2T6wZ
🔵 34 yıl sonra evlat sahibi olan 71 yaşındaki Abuzer amca ile 59 yaşındaki Zeynep teyzenin kızlarına sürpriz yapılarak odaları yenilendi:
"Çok güzel, hayallerimdeki gibi bir oda."
Müstehcen bir anlatıyı soruşturma, yargılama konusu yap ama somut delillere rağmen nitelikli cinsel saldırıyı cezasız bırak ve next sapığa gel gel yap.
Kadın okumasın, çalışmasın, üretmesin çünkü kadın bedenini kuluçka makinesi ve mutfak robotu olarak gören zihin bunu istiyor..
📍 Bir nitelikli cinsel saldırı davasında daha cezasızlık
Hacettepe Üniversitesi öğrencisi D.K., uğradığı cinsel saldırının ardından somut delillere rağmen sanığın beraat ettirilmesine tepki gösterdi
🔍 Ahmed Ziya Aydın’ın haberi
🔗 https://t.co/x9yNNwShPO
Eser Yenenler: "Bu ay kredi kartımın asgarisini ödeyeceğim hayali kurup onu ödeyebiliyorsan, bu bile bir başarıdır.
En ufak kurduğun hayalde, bir şeyler deneyerek hedefe ulaşıyorsan bu başarıdır. Başarı kavramını kafada çok büyütmemek lazım."
Duygu hanım, KK nın dikkate alınma eşiği ve kredisi çoktan geçilip, bitmedi mi? Diyelimki bu ikisi yarın yok; CHP yi tabela partisine dönüştürmüş, tabansız, atanmış kifayetsiz bir muhterisin neyini dikkate alacaksınız ve verilen misyonun dışında hangi siyaseti üretecekler?
Kılıçdaroğlu’nu , Gürsel Tekin ve Barış Yarkadaş’ın olmadığı bir tablo da dikkate alabilirim belki. Chp deki arkadaşlar ivedilikle şu duruma müdahale etmeliler . Siyaset üretecekseniz bu tipleri uzaklaştırın kendinizden .
Birazdan ortama satacam bunu çünkü tam yerinde tesadüf etti:)) Çok yükleniyorlar; katısın, duygusuzsun diye.. Siz bir olup bana yürürseniz ben de oba başımı devreye sokarım:))
-Nolan reis yine yapmış yapacağını
-Salt onun sinematografisine değil; sinema tarihine altın harflerle yazılacak bir fim olmuş
-Epik bir hikaye ve görsel şovdan daha fazlası. Felsefi derinliği de var çünkü felsefenin değdiği yer altın olur
-Truvanın şanlı komutanı ve eve dönüş..
Çok sağlam bir KK analizi ve projeksiyon.
Ama KK metodolojisine en saf CHP li bile hakim artık.Üstelik bu metodoloji; KK nın salt yetersiz, beceriksiz vibe verdiği zamanlar için efektifti. Şimdi olayın çok başka olduğunu bilmeyen,klişe ifadeyle büyük resmi görmeyen kalmadı.
Bu “foot in the door” ikna taktiği - yani “kapının arasına ayağını koyma”
Kılıçdaroğlu’nun tivitine bakalım:
1. Bir kere her şeyden önce konu iktidar olunca “aileyiz” kelimesi tehlikeli bir kelimedir. Osmanlı hanedanı da aileydi. Kurumsal hayat ve insan kaynakları tecrübem de “aileyiz” lafına zaten temkinli olun der… Kurumlar aile değildir.
2. CHP’deki herkes omuz omuza yürüyen evlatlar değil, bir kısmı partiye polis zoruyla giren iktidar kayyumu. Bu unutulmaz.
3. Rakip değiliz demiş, rakip bittabi. Rakip olmasa bugün işler buraya gelmezdi zaten. 2023’de onursal başkan olmayı seçerdi.
4. Yarın grup toplantısında meşruiyet kazanmak için 11 Haziran’da kurultay süreci başlatacağım diyor…
Amacı yarın grup toplantısını az olaylı geçirmek… Bu “ayağını kapı arasına koymak”, Özel ile aynı oda içinde anlaşıyormuş gibi görüntü vermek istiyor ki Özel’in kabulü ile meşruiyet devşirebilsin.
5. Kılıçdaroğlu’nun en belirgin özelliği şu: Sabırlı olması ve küçük adımlarla, adım adım kuşatarak ilerlemesi. Acele etmez, ortalığı germez. Hep o “uzlaşmacı, sakin, mağdur dede” maskesinin arkasından usul usul zemin kazanır.
“Foot in the door” zaten tam olarak budur. Bugün “aileyiz” dersin, yarınki grubu az hasarla atlatırsın, 11 Haziran’da kurultay sürecini başlatacağım dersin oyalarsın, arkada bir sürü farklı görüşme yaparsın. Her adım tek başına küçük ve makul görünür. Ama arka arkaya dizildiğinde işgal olur.
6. Kılıçdaroğlu’nun amacı öfkeyi dindirmek ve adım adım ilerlemek. Zaman onun lehine işliyor.
7. İmamoğlu’nun milletvekilleri ile görüşmesi yasaklandı, Özel ve İmamoğlu yalnızlaştırılmaya çalışılıyor.
Bu bir psikolojik savaş. İtirazı diri tutan, öfkesini bilgece kullanan seçilmiş meşru CHP kazanırsa halk kazanacak. Kılıçdaroğlu CHP değil.
Ceylan hanım, biraz demogoji yapmış sanki. Konser bileti almak;konser süresi boyunca ses, sahne ve performansı satın almaktır.Yani tam bir alışveriş söz https://t.co/XzSxnmCqcv bir hayalkırıklığı olduğunda hakeret etmeden eleştirebilirler.Yoksa evinde oturup mis gibi dinler.
“Bir konser bileti satın almak, bir sanatçının yaş alma hakkını, hata yapma hakkını ya da biyolojik süreçlerini satın almak anlamına gelmez. Sanatçı ile seyirci arasındaki bağ bir alışveriş kontratı değil, hissi bir ortaklıktır.”
"Politik Feminizm" nedir hakikaten yahu..Kapitalist iş insanı gibi bir şey!! Paylaşımı zenginleştirmek, etkinleştirmek için dikotomi, oksimoron vs falan kullanın. Bu olsa olsa kavram kargaşası ve/veya anlatım bozukluğu olur. Neyse ki Elif hanım aydınlatmış.
birileri bu atanamayan dijital babaya "politik feminizm" diye bir şey olmadığını, feminizmin doğası gereği politik olduğunu söyleyebilir mi? ben kendisini bloklayacağım; "psikolog" titrinin arkasından erbilmişlik yapan ukala adamların önüme düşmesine tahammülüm yok teşekkürler.
Emekli Tümamiral Cihat Yaycı: (Yunanistan'a tatile giden Türk vatandaşları hk.)
“Türk vatandaşlarına çağrım şudur: Tatil planı yaparken sadece denizi, oteli ve fiyatı değil; ülkemizin çıkarlarını, ekonomik gücünü ve milli hassasiyetlerini de düşününüz.”
Elon artık mavi tiki olmayanlara zulüm etmeye başladı. Paylaşımları mı tamamlayamıyorum. İki satır yazdırmıyor vahşi kapitalist. Zaten arada derede giriyoruz yaprağımm.
Eski eşi dahil etmesinin sebebi sanırım: şahit göstermeden, referans vermeden, backraundu hatırlatmadan söylemlerinin salt politik doğruculuk olarak algılanma riski.OG ile iletişimi ve ilişkisinin görünürlüğü ve çıkan olaylar bu riski satın aldırdı. Söylemle eylem arasında++
Ozan Güven ile ilgili daha önce Armağan Çağlayan röportajı üzerine radikal şefkat prensibiyle yazmıştım. Merak ediyorsanız burada:
https://t.co/0kMRhtXaPa
(Not olarak, Armağan Bey’in kibar ve anlayışlı bir mesaj attığını da eklemek isterim.)
Son yaşanan olay üzerine bu kez Mehmet Aslantuğ’un açıklamasını okudum ve bunun üzerine bir şey söylemek isterim:
Yakın bir arkadaşımız ya da akrabamız fail olsa ne yapardık? Bu sorunun kolay bir cevabı yok. İnsanın her durumda kalabileceğine inanan biri olarak, doğru olanın hem suçu ve etkilerini kabul etmek hem de kendi ilişkindeki insanı yalnız bırakmamak olduğunu düşünüyorum. Arkadaşınızın zor durumunu yalnız bırakmamak fikrimce iyi niyetli ve kolay olmayan bir tutum.
Nitekim Aslantuğ da bunu şu sözüyle ifade etmiş:
“Bazı arkadaşlıklarda; hangi boşluğu / travmayı yalnız bırakmamam gerektiğini; payımıza düşen sorgulamayı / iyileştirmeyi başkalarının öfkesinden öğrenerek esirgeyecek de değilim.”
Ama kamusal alanda olmanın bir bedeli var.
Güven hukuki olarak cezasını çekiyor olabilir. Ne var ki ondan bir özür, bir yüzleşme görmedik. Ünlü birinin kendi davranışının sorumluluğunu almaması, cezasızlık rejimi dediğimiz şeyi besler. Çünkü tanınan bir failin kamusal alanda serbestçe hareket etmeye devam edebilmesi herkes için şiddeti normalleştirir. Türkiye’deki kadına şiddet ve kadın cinayetleri düşünülünce bu çok ciddi, asla normalleşmemesi gereken bir konudur.
Bir faili dostları yanında olarak “rehabilite” ediyorsa (ki tüm iyi niyetimle bunun doğru bir şey olduğuna katılıyorum) bunun yeri özel alandır. Önce bir yüzleşme, bir özür olur. Kamusal alana çıkmayı, hele ki “birlikte” çıkmayı yeniden hak etmeniz gerekir. O ana kadar kamusal alanda yan yana görünmek iyileştirici bir adım değil, meşruiyet kazandıran bir kolaylaştırıcılık ki insanların itirazı da buna. Güven’in haklarından var evet ama mağdur kadın ve olası şiddet mağduru tüm kadınların sembolik hakkı korunması daha önceliklidir.
Bir de şunu sormak isterim: neden eski eş Arzum Onan bu anlatıya ortak ediliyor? Erkekler neden bir konuyu “benim de annem, eşim, kızım var” argümanına başvurmadan, araya bir kadını sürüklemeden konuşamıyor? Üstelik bunu Arzum Onan’ın kırılganlığının altını çizerek (“elimi tut dedi”) yapıyorsun. Bir kadının kırılganlığı üzerinden yine bir erkeğin iktidar alanı tanımlanıyor.
Aslantuğ’un Onan’ı bu işe katmadan da yeterince insani bir argümanı zaten var: bir iyileşmeye kendi anlayışına göre katkıda bulunmak. Ama işte, erkekler için kadınlar ikiye ayrılıyor: “benim annem, kızım, ablam, elimi tut diyen boşandığım eşim” ve “öteki kadınlar.” Bunun derin psikolojik ve toplumsal açıklamaları var elbette.
"şiddet olayı varsa bile" cümlesi hem bi sonraki cümle ile(yargılandı cezasını aldı) uyumsuz hem de kadına şiddet konusundaki hassasiyet ve duyar açısından sorunlu bir ifade gibi geldi bana..
Protesto, ozan güveni zorbalayarak çıkarmak yerine, mekanı kendilerinin terk etmesi şeklinde olsaydı:daha zarif ve anlamlı olurdu belki evet..
Avk. Hanımın başka şiddet failleri ilgili tutarsızlığı da haklı olarak deşifre edilsin eyw.
Ve fakat Sibel hanımın
Bana da gereksiz bir zorbalık olarak göründü bu olay. Şiddet olayı varsa bile adam yargılandı, cezasını aldı. Yılmaz Güney'e söz söyletmeyenlerin bunu yapması tenakuzdur. Ben de olsam kalkmaz, zorbalık yapanlardan şikayetçi olurdum.