BÜYÜK TAARRUZ’UN 104. YIL DÖNÜMÜ KUTLU OLSUN!
26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’den başlayan Büyük Taarruz; yalnızca işgal ordularını topraklarımızdan söküp atan askeri bir hamle eğil, emperyalizme boyun eğmeyen, tam bağımsız, laik ve çağdaş bir ulus yaratma iradesidir.
Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve mücadele arkadaşlarının Kocatepe’den başlattığı bağımsızlık yürüyüşü; aklın ve bilimin rehberliğinde yükselecek Cumhuriyetimizin temellerini atmıştır.
Dün Büyük Taarruz’un başlatılmasına karşı gelenlerin ve bağımsızlık ateşini söndürmek isteyenlerin bugünkü mirasçıları; çağın gerisinde kalmış bir imparatorluktan bağımsız ve çağdaş bir Cumhuriyet yaratılmasını hala hazmedememekte, dün olduğu gibi bugün de emperyalist planların taşıyıcılığını yapmaktadırlar.
Eğitim-İş olarak, Cumhuriyet devrimlerini hedef alan zihniyete karşı en büyük kalkanımızın laik, bilimsel ve kamusal eğitim olduğunun bilincindeyiz. Bu bilinç ve sorumlulukla, büyük zaferimizi yaşatmak ve aydınlık yarınlara taşımak için “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller yetiştirme mücadelemize devam ediyoruz.
Büyük Taarruz’un 104. yıl dönümünde, başta Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahramanlarımızı saygı ve minnetle anıyoruz.
Yaşasın Tam Bağımsız, Laik ve Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti!
MERKEZ YÖNETİM KURULU
#büyüktaarruz #Atatürk #Türkiye #26Temmuz1922
Halkımıza çağrımızdır: Bu kavga, hepimizin kavgası!
10 gündür Enerji Bakanlığı’nın önündeyiz. Hakkımızı, yaşadığımızı, bize yapılanı anlatıyoruz. Şimdi siz de hem bize yapılanı hem kendinize yapılanı anlatın.
İşçilere, öğrencilere, sanatçılara, tiyatroculara, müzisyenlere, mühendislere, doktorlara, avukatlara, çiftçilere, emeklilere sesleniyoruz.
Madenciden taraf olduğunuzu dosta düşmana göstermenin vaktidir. Sesimize ses katın, dayanışmayı büyütün.
Direnmektir bize kalan!
#MadenciMutlakaKazanacak
‘MİLLİ DAYANIŞMA’ HALKA RAĞMEN TERÖRE AF ÇIKARMAK DEĞİL
VATANA FEDAKARLIK YAPANLAR İÇİN SEFERBER OLMAKTIR!
Ankara’nın kalbinde, Güvenpark’ta tam 38 gündür eşit özlük hakları talebiyle seslerini duyurmaya çalışan er şehit yakınları ve er gazilerimiz, bugün sabah saatlerinde polisin sert müdahalesiyle karşı karşıya kalmıştır. Eylemciler alandan zorla çıkarılarak Bilkent Gazi Uyum Evi’ne götürülmüş, Güvenpark ise polis bariyerleriyle ablukaya alınarak kapatılmıştır. Şehit ve gazi yakınlarının asfalta oturup gözyaşı döktüğü anlar, tüm kamuoyunda derin bir öfke ve hayal kırıklığı yaratmıştır.
https://t.co/q1hiLe0xsd
Eğitim-İş olarak, hukuku genelgelerle aşmaya, öğretmenin mesleki özerkliğini idari talimatlarla daraltmaya ve öğretmeni itibarsızlaştırmaya yönelik hiçbir girişime sessiz kalmayacağız.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/Kd7g7k1oSI
Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan 2026/70 sayılı “2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılına İlişkin İş ve İşlemler” Genelgesi, eğitimin kronikleşmiş sorunlarına çözüm üretmek yerine öğretmeni daha fazla denetleyen, eğitim süreçlerini merkezî talimatlarla kuşatan ve yönetmeliklerle düzenlenmiş alanlarda dahi genelge yoluyla yeni yükümlülükler yaratmaya çalışan bir anlayışın ürünüdür.
Genelge, eğitimde farklılıkları ve özgünlüğü esas almak yerine öğretmeni ve öğrenciyi dar kalıplara sıkıştıran, tek tip öğretmen ve tek tip öğrenci anlayışını dayatan; eğitim sisteminin yapısal sorunlarından doğan sorumluluğu ise Bakanlığın üzerinden alarak öğretmenin ve öğrencinin omuzlarına yükleyen bir yaklaşımı yansıtmaktadır.
Bakanlık, öğretmenin yoksullaşmasını, okulların personel açığını, kalabalık sınıfları, öğretmen açığını, ücretli öğretmenlik ayıbını, eğitimde eşitsizliği ve giderek ağırlaşan çalışma koşullarını çözmek yerine, öğretmenin önlüğünden telefonuna, veliyle görüşmesinden kullanacağı dijital platforma, görev yapacağı okuldan görev yapacağı alana kadar uzanan bir müdahale ve denetim düzeni kurmaya çalışmaktadır.
Genelgenin bütününe hakim olan “tavizsiz”, “zorunlu”, “istisnasız”, “kesinlikle”, “ivedilikle”, “hiçbir şekilde” gibi ifadeler de Bakanlığın eğitim çalışanlarıyla birlikte yönetme anlayışından giderek uzaklaştığını göstermektedir.
Eğitim, emir-komuta zinciri içerisinde yürütülecek mekanik bir faaliyet değildir. Öğretmen de Bakanlığın her yeni politikasını sorgulamadan uygulamakla yükümlü bir talimat memuru değildir.
Eğitim-İş olarak, hukuku genelgelerle aşmaya, öğretmenin mesleki özerkliğini idari talimatlarla daraltmaya ve öğretmeni itibarsızlaştırmaya, okulları güncel siyasi politikaların uygulama alanına dönüştürmeye yönelik hiçbir girişime sessiz kalmayacağız.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/iyyVCbhZXJ
2026 YKS yerleştirme sonuçları, milyonlarca gencin geleceğini tek bir sınava bağlayan eğitim sisteminin eşitsizliklerini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
2026 YKS’de TYT’ye başvuran 2 milyon 425 bin 627 adayın 2 milyon 255 bin 76’sı sınava fiilen katılmıştır. Sınava giren adayların 2 milyon 187 bin 747’si için yerleştirme puanı hesaplanabilirken 67 bin 329 aday için yerleştirme puanı hesaplanamamıştır. Buna göre sınava giren adayların yaklaşık yüzde 3’ü daha tercih aşamasına ulaşamadan yerleştirme sürecinin dışında kalmıştır.
ÖSYM, yerleştirme puanı hesaplanamayan adayların durumunu nedenlerine göre ayrıca açıklamamıştır. Ancak 2026 YKS Kılavuzu’na göre TYT puanının hesaplanabilmesi için adayların Türkçe veya Temel Matematik testlerinin en az birinden 0,5 veya daha fazla ham puan alması gerekmektedir. TYT puanı hesaplanmayan adayların AYT veya YDT’ye girmiş olsalar bile sayısal, sözel, eşit ağırlık ve dil puanları da hesaplanmamaktadır.
Yerleştirme puanı hesaplanan 2 milyon 187 bin 747 adayın 1 milyon 279 bin 439’u tercihte bulunmuş, yalnızca 730 bin 854’ü herhangi bir yükseköğretim programına yerleşebilmiştir. Tercihte bulunan 548 bin 585 aday, başka bir ifadeyle tercih yapanların yaklaşık yüzde 43’ü hiçbir programa yerleşememiştir.
Tercih yapmayan adaylar da dâhil olmak üzere sınava fiilen katılan bütün adaylar dikkate alındığında ise yerleşme oranı yalnızca yüzde 32,4’tür. Başka bir ifadeyle 2026 YKS’ye giren her üç adaydan yalnızca biri herhangi bir yükseköğretim programına yerleşebilmiştir.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/bNnuNzBQpJ
#YKS #yks2026
Hamileydi ve 3 yaşında kızı vardı.
Bitlis'in Erikli köyünde öğretmendi.
Gece kapısı çalındı. Doktor sandı.
Kapıyı açtı, oracıkta şehit edildi.
Kızı elinde ekmeğiyle şehit oldu
Doğmamış bebeğin başı
karnından fırladı. Babası bunları gördükten sonra şehit edildi.
TBMM gündemine getirilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, yalnızca bir kanun teklifi olarak değerlendirilemez. Türkiye’nin geleceğini doğrudan ilgilendiren böylesine önemli bir süreçte asıl tartışılması gereken; yürütülen sürecin yöntemi, demokratik meşruiyeti ve ülkemizin geleceği bakımından doğurabileceği sonuçlardır.
Terörün sona ermesi, silahların susması ve insanlarımızın yaşamını yitirmemesi hepimizin ortak arzusudur. Ancak bu ortak arzu, yürütülen sürecin yöntemini, hukuki niteliğini ve siyasi sonuçlarını sorgulamaya engel değildir.
Kapalı kapılar ardında yürütülen, şeffaflıktan uzak ve toplumla gerçek anlamda paylaşılmayan hiçbir süreçten ne milli dayanışma çıkar ne de toplumsal uzlaşı doğar. Daha teklif TBMM gündemine gelir gelmez milletvekillerinden kısa süre içinde eksiksiz imza istenmesi, Meclis’in millet adına tartışan, denetleyen ve karar veren anayasal konumunun nasıl aşındırıldığını göstermektedir.
Milletvekilleri talimatla hareket etmek için değil; Anayasa’ya, Cumhuriyet’e ve ettikleri yemine bağlı kalarak millet adına vicdani kanaatleriyle karar vermek için seçilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, yürütmenin önceden belirlediği kararları onaylayan bir makam değil; millet egemenliğinin tecelli ettiği anayasal yasama organıdır.
Hiçbir demokratik hukuk devletinde bir terör örgütünün başı meşru bir siyasal aktör haline getirilemez. Terörle mücadele hukuk devleti ilkeleri içinde yürütülür. Toplumu ilgilendiren siyasal meselelerin meşru çözüm zemini ise demokratik siyaset ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Cumhuriyetimizin temel nitelikleri, üniter yapısı ve Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışı hiçbir siyasi pazarlığın, hiçbir müzakerenin ve hiçbir sürecin konusu yapılamaz.
Açıklamanın tamamını okumak için tıklayınız:
https://t.co/EOUSuznlRH
Kapalı kapılar ardında yürütülen, şeffaflıktan uzak ve toplumla paylaşılmayan bir süreçten ne milli dayanışma çıkar ne de toplumsal uzlaşı doğar. Daha yasa teklifi TBMM’nin önüne gelir gelmez milletvekillerinden kısa süre içinde eksiksiz imza istenmesi, Meclis’in millet adına tartışan ve karar veren bir kurum olmaktan ne kadar uzaklaştırıldığını göstermektedir. Milletvekilleri talimatla imza atmak için değil; Anayasa’ya, Cumhuriyet’e ve ettikleri yemine bağlı kalarak millet adına vicdani kanaatleriyle karar vermek için seçilir.
Terörün sona ermesi, silahların susması ve insanlarımızın yaşamını yitirmemesi elbette hepimizin ortak arzusudur. Ancak bu ortak arzu, yürütülen sürecin yöntemini, hukuki niteliğini ve siyasi sonuçlarını sorgulamaya engel değildir. Hiçbir demokratik hukuk devletinde bir terör örgütünün elebaşı, meşru bir siyasal aktör haline getirilemez. Terörün karşılığı hukuk devletidir; toplumu ilgilendiren siyasal sorunların meşru çözüm zemini ise demokratik siyasettir.
Hukukun kişi, örgüt ya da sürece göre şekillendirilmesi hukuk devleti ilkesi ve Anayasa’nın eşitlik ilkesiyle bağdaşmaz. Bu nedenle bu düzenlemenin nedenini, hangi ihtiyacın ürünü olduğunu, neyi amaçladığını ve Türkiye’yi nasıl bir siyasal istikamete taşıyabileceğini sorgulamak en doğal demokratik haktır.
Asıl dikkat edilmesi gereken, bu sürecin hangi siyasal istikamete yöneldiğidir. Bugün atılan adımların, Cumhuriyetimizin kuruluş ilkelerini, laik demokratik hukuk devletini, millet egemenliğini ve yurttaşlık anlayışını tartışmalı hale getirecek yeni bir siyasal yönelimin parçası olup olmadığı dikkatle sorgulanmalıdır. Bu nedenle tavrımız nettir: Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin temel nitelikleri bizim için tartışmanın değil, bağlılığın konusudur.
Adına “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” deniliyorsa, bu sürecin gerçekten toplumda bir karşılığı olduğuna inanıyorsanız, toplumun değerlendirmesinden de kaçınmamanız gerekir. Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren böylesine önemli bir konuda toplumsal uzlaşı, birkaç siyasi aktörün mutabakatıyla değil, halkın özgür iradesiyle ortaya konulmalıdır.
Dün olduğu gibi bugün de Atatürk’ün emaneti Cumhuriyete, laik demokratik hukuk devletine, yurttaşlık anlayışına ve millet egemenliğine bağlılığımızı kararlılıkla sürdüreceğiz.
ÖZEL OKUL ÖĞRETMENLERİNİN SORUNLARI İÇİN BAKANLIKTAYDIK
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında düzenlenen, özel okul öğretmenlerinin çalışma yaşamında karşılaştıkları sorunlar ve çözüm önerilerinin ele alındığı toplantıya, Kamu-İş Konfederasyonu adına Genel Sekreterimiz Şükrü Balun ve Eğitim-İş Sendikamız Genel Başkanı Kadem Özbay katılım sağladı.
Toplantıda, uzun süredir hakları için mücadele eden özel okul öğretmenlerinin çalışma koşulları, özlük hakları ve çalışma yaşamında yaşadıkları sorunlar değerlendirildi. Konfederasyonumuz toplantıda sadece sorunları dile getiren değil çözüm önerileri de sunan taraf oldu.
Kamu-İş olarak, toplantıda dile getirdiğimiz başlıca talepler şunlardır:
- Taban ücret sistemi yeniden kurulmalı, özel okul öğretmenlerinin ücretleri aynı kıdemdeki kamu öğretmenlerinin maaşının altında olmamalıdır.
- Derece ve kademe sistemi uygulanmalı, ücret artışları hizmet yılı, derece ve kademeye bağlı olarak güvence altına alınmalıdır.
- Uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik hakları özel okul öğretmenleri için de mali haklarıyla birlikte uygulanmalıdır.
- Haftalık çalışma süreleri yeniden düzenlenmeli, nöbet, etüt, veli toplantısı, sınav görevi ve tanıtım çalışmaları çalışma süresinden sayılmalıdır.
- Fazla çalışma ücretleri eksiksiz ödenmeli, ücretsiz fazla mesai uygulamasına son verilmelidir.
- Yaz aylarında ücret ve SGK güvencesi devam etmeli, öğretmenler 12 ay ücret ve sosyal güvenceye sahip olmalıdır.
- Belirsiz süreli iş sözleşmesi esas alınmalı, sürekli çalışan öğretmenler için iş güvencesi güçlendirilmelidir.
- Sendikal hak ve özgürlükler güvence altına alınmalı, sendikal faaliyetler nedeniyle hiçbir öğretmenin iş sözleşmesi sona erdirilmemelidir.
- İzin hakları kamu öğretmenleriyle eşitlenmeli, yıllık izin, mazeret izni, doğum ve babalık izni gibi haklar genişletilmelidir.
- Sosyal haklar geliştirilmeli, aile ve çocuk yardımı, eğitim-öğretim hazırlık ödeneği, yemek, ulaşım ve kira desteği sağlanmalıdır.
- Öğretmenlik Meslek Kanunu kapsamındaki haklar, özel okul öğretmenlerini de kapsayacak şekilde düzenlenmelidir.
Toplantıda da altını çizdiğimiz üzere; Kamu-İş Konfederasyonu olarak, özel okul öğretmenlerimizin haklı taleplerini destekliyor; güvenceli çalışma, adil ücret ve eşit özlük hakları mücadelesinde öğretmenlerimizin yanında olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.
Her "esmiyor" dediğinizde aklınıza bu fotoğraf gelsin.
Burası altın madeni için 300 binden fazla ağacın kesildiği Kaz Dağları.
Teşekkürler ,
Erkan Akcay
Sakarya’da 5 imamın daha diploması sahte çıkınca;
Kooskoca eski DİB Ali Erbaş’ın duayı avcundan okuduğu; arkadaki görevlinin de kendini tutamayıp gülmesi aklıma geldi.
İmam-Cemaat meselesi… 🤣